26 Ekim 2021

Benim not tutmak gibi bir adetim olmadı, büyük eksiklik ve bu sebeple aklımda ne kalmışsa onları anlatacağım inşaallah.

CUMHURİYET DEVRİ TÜRK ŞİİRİ

Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansının basımı olan bu kitabı okurken Akif İnan ve iki  şiiriyle karşılaştım. Aklım taa 1997lere gitti. O sene Malatya Belediyesi A. Münir ERKAL“Malatya” konulu bir şiir yarışması açmıştı.

Jüri Başkanı Prof.Dr. Orhan Okay olmak üzere şair ve yazar Yavuz Bülent Bakiler, Ahmet Kabaklı, Gökhan Evliyaoğlu, Metin Önal Mengüşoğlu, Doç Dr. Nurullah Genç, M. Akif İnan, ve H. Hüseyin Karatay idi.

Eskişehir’den de Ben, Muharrem Kubat, Nedim Uçar bu yarışmaya şiir gönderdik. Bahattin Karakoç birincilik, Ali Kınık ikincilik,  Ben üçüncülük Muharrem Kubat mansiyon ödüllerine layık görüldük.

Neticede ödül törenleri için Malatya Belediyesi’nden davet aldık.

Ben1963 - 1968 yılları arasında Malatya Erhaç Hava Üssünde şark hizmeti görevimi yaptım. 1968 yılında Malatya’dan Eskişehir’e

Tayin olduktan sonra bir daha hiç Malatya’ya gitmedim. Yirmi dokuz sene sonra tekrar Malatya’yı göreceğim için oldukça sevinçliydim.

Muharrem Kubat hocamla beraber bir Pazar günü Eskişehir oto garından bir otobüsle yola çıktık. O zamanlar PKK terör örgütünün şehirlerarası yollarda yol kesme ve arama eylemlerinin çok olduğu günlerdi. Muharrem hocam sağ olsun bana hep kumandanım diye hitap eder. Ankara otogarına varınca Muharrem hocam bundan sonra bana konuşrken kumandanım deme dedim. Askeri kimlik kartımı ayakkabımın içine koydun arama yaparlarsa bulmasınlar diye.

Zannedersem gecenin üçü sularında Malatya’ya sağ salim vardık ve bir taksi ile otelimize gitik.

Sabah uyanınca Malatya belediyesine gitik belediye Kültür  Müdürünün gelen misafirleri ağırladığı salona bizi de aldılar.

Orada olan jüri üyeleri ve yarışmaya katılıp da davet edilen bazı kişilerle tanıştık. Öğlen yemeğini topluca bir restorantta yedikten sonra akşam yemeğine kadar bizlere belediyenin bir münibüsü ile Malatya’yı gezdirdiler. Akşam yemeğinden sonra ödül şöleninin yapılacağı salona  götürdüler. Salon tıklım tıklım dolu idi. Şölen başladı ve şiir yarışması birincisi olarak Bahattin Karakoç üstadı çağırdılar.

Üstad kürsüye çıkınca şöyle girdi söze “Ben şiirlerimi yazdıkça hanım bana derdi ki; “ Sen de Abdurrahim gibi yazsan ya. Bak o ne güzel yazıyor.”-“ Sonra sonra o da anladı benim yazdığım şiirlerin güzelliğini.” Diyerek serbest şiir akımını hece vezninden daha öne aldığını söylemiş oldu.

 “Aslında ben bu şiir yarışmasına ödül için değil bazı 

dostlarımın ısrarları üzerine girdim.

Biz Müslüman olmakla en güzel ödülümüzü almışız. “ Dedi ve şiirini okudu.

Ardından genç şair Ali Kınık geldi şiirini okudu ve ondan sonrada 

Ben şiirimi okuyup sahneden inerken salondaki dinleyiciler arasından “Arkadaş senin hakkını yediler” Diye bağıranlar oldu, salon dağılırken dahi böyle bağranlar oluyordu. 

Şölen bitimi otele gitmek üzere Belediye’nin tahsis ettiği aracın yanına varınca üstad Bahattin Karakoç ordaydı başkada kimse gelmemişti daha. Bunu fırsat bilip “Üstad ben sizi anlayamadım  daha önceleri  *Osmaniye Şiir Şöleni’ndeki dediklerini söyleyerek kılıcınız pek keskin bir siz misiniz şair” dedim. “Evet kılıcım keskindir” dedi ama “Bir ben şairim” demedi. Herkes gelince minibüse binerek otelimize gittik.

Ertesi sabah Muharrem Kubat hocamla kahvaltı salonuna gittik. Misafirler uzun bir masanın etrafında yerlerini almış yemeğe başlamışlardı. Biz kapıdan girince Yavuz Bülent Bakiler “ İbrahim Sağır ben ne diyorum

biliyor musunuz? diye yüksek sesle bana hitab etti. Ben “Ne diyorsunuz üstad ?”dedim. Bu arada masaya doğru yürümeye de devam edyordum. “Bahattin bey akşam bizim için ödül önemli değil dedi ya, diyorum ki o ödülü bizlere dağıtsın.” Ben de evet üstad çok iyi olur uzak yerlerden bir çok masraf edip geldik dedim.

Bu ara masada boş yerlerden birine oturdum baktım sağ yanımda Karakoç Üstad. Yemek yerken Karakoç’a abi buraya gelmeden evvel 

filan dergide çok güzel bir gazelinizi okudum mısra başları hep küçük harflerle yazılmıştı bizim imla kuralımıza göre yanlış değil mi dedim. 

“Osmanlıcada büyük küçük harf var mı? Dedi. Ama bu Osmanlıca yazılmamış ki dedim.

Ben kendisini sağlam karakterli onurunu koruyan kimseye eyvallah etmeyen bir insan olarak tanıdım. 2010 yılında Tarsus 

Karacaoğlan Şiir Akşamları programına davet edilmiştim, gittim. Otele kaydımı yaptırdım oda numaramı öğrendim, kenarda oturuyordum üstad   geldi doğru resepsiyona gitti.  Nasıl olduysa yer ayırtılmamıştı, hiç tereddütsüz ben gidiyorum dedi. Bu ara organizasyonun yetkilisi Kudret Ünal Bey geldi ne kadar ısrar ettiyse de ikna olmadı ve gitti. Hadiseler böyle böyle seyreyledi vesselam.

MALATYA 

 

Üç bin yılı aşkın tarihi yaşın,

Çağları eskitmiş toprağın, taşın,

Battalgazi ile yüceldi başın,

 

Beydağ’ına yaslanırsın Malatya,

Çağdan çağa seslenirsin Malatya.

 

Suyun içmiş nice kavimler, ırklar,

Halı, kilim örmüş tahta çıkrıklar,

Eski Malatya’ da yediler, kırklar,

 

Beydağ’ına yaslanırsın Malatya,

İçin için hislenirsin Malatya.

 

Çevrende sihirli mekânlar müze,

Taşıyor tarihi bu günümüze,

Bey deresi’nden çıkınca düze,

 

 

Beydağ’ına yaslanırsın Malatya,

Efkârlanır, uslanırsın Malatya.

 

Ezanla uyanır nurlu şafağın,                                     

 Secdeli alınlar eker toprağın,

Büyüler göreni çimin yaprağın,

 

Beydağ’ına yaslanırsın Malatya,

Güz gelende sislenirsin Malatya.

 

Erzincanî,  Mısrî, Somuncu Baba,

Bürünmüşler zaman denen nikaba,

Bilmem ki bir eşin var mı acaba,

 

Beydağ’ına yaslanırsın Malatya,

Rahmet yağar ıslanırsın Malatya.

 

Şekerparen, Hasanbeyin bal mı bal,

Yeşilyurt’ta kirazların Bol mu bol,

Kaysı bahçelerin uzanır dal dal.

 

Beydağ’ına yaslanırsın Malatya,

Yaz gelende süslenirsin Malatya.

 

Kültürümün yediveren gülüsün,

Kalkınmada önde gelen ilisin,

Tarih denen pencerenin tülüsün,

 

Beydağ’ına yaslanırsın, Malatya,

Seherleri Puslanırsın Malatya.

 

Haddim değil seni yazmak, anlatmak,

Destanından açtım şöyle bir yaprak,

Mutluluk hakkındır yürü şen şakrak,

 

Beydağ’ına yaslanırsın Malatya,

Fırat ile beslenirsin Malatya.  

 

Rumuz: Nar Çiçeği imiş.                        

 

 İbrahim Sağır

*1995 yılında Osmaniye şiir şöleninde herkes şiirini okuduktan sonra Üstad konuşma yapmak istediğini söyleyerek sahneye çıktı ve şöyle bir konuşma yaptı. “Ben burada şiir göremedim.” dedi ve size yazdım bu şiiri diye uzun bir serbest şiir okudu idi. 

 

Bu kategorideki Makalelerden