18 Mayıs 2022

Edep Ya Hû

Hz. Ömer: “Edep, ilimden önce gelir” buyurmuşlardır. Güneydoğuda bir ilimiz olan Şanlıurfa’da yüzyıllardır bir gelenek olarak süregelen sıra gecesi, tabii bir edep müessesesi, doğal bir terbiye okuluydu bir zamanlar... Kaynağı, insanî erdem ve prensipleri benimseme ve savunma esasına dayalı, insanların kişilik ve ahlâk bakımından yetişmelerini amaçlayan bir kurum olan ahiliğe dayanan sıra gecelerinin, yöre gençlerinin yetişmesinde çok önemli bir yeri vardı. Bugün yozlaşarak bozulmuş, eski asaletini kaybetmiş, sıradan arkadaş toplantılarına dönmüş olan, hele hele televizyonda ya da gazino ve gece klüplerinde aynı kıyafeti giyerek ellerinde bağlama, yanlarında davul zurna ile sahne alarak ne idüğü belirsiz türküler! söyleyen kişilerin yaptığı şovla hiç ilgisi olmayan bu kurumu, yarım yüzyıl önce yaşadıklarım ve hissettiklerimle hayal-i hatır etmekteyim.

Bir disiplindir sıra gecesi

Eli açık, kapısı açık ve sofrası açık olmak sıra gecelerinin ilk öğretileridir. Bir disiplindir sıra gecesi; kişilerin içinde yaşadıkları topluluğun genel düşünce ve davranışlarına kendiliğinden uyumlarını sağlamak amacıyla alınan önlemler bütünüdür. Bu disiplinin ilkeleri kuruluş anından itibaren yürürlüğe girer.

Kış mevsiminde haftanın belirli günü sırasıyla birinin evinde toplanarak sohbet etmeyi düşünen yakın arkadaşlar, kendi aralarında önce bir ağa kararlaştırırlar. Bu, hepsinin kabul edeceği ve hürmet gösterdikleri bir kâmil kişidir. Ona “ağamız” diye hitap ederler. Bu andan itibaren onun sözü kanun hükmündedir. Önce: “haftda bir, şu gece” diye sıranın tekrar süresi ve saati kararlaştırılır. Sonra ağa, sırada yapılacak ikramı belirler. Bu ikram zengin-fakir, sıra grubundaki herkesin ikram edebileceği bir yeme içme listesidir. Duruma göre: “İkramımız çiğköfte, çay, meyvedir” der, buna kadayıf, baklava, şıllık, daş ekmeği, katmer, küncülü akıt, şire, palıza gibi tatlı çeşitlerinden biri de eklenebilir. Bunların maharetli olan evin hanımı tarafından yapılmış olması ev sahibine itibar kazandırır. Ama her ne olursa olsun, çiğköfte ve mırra sıragecelerinin vazgeçilmezidirler. Herkes sırasında aynı ikramda bulunur. Herkesin kendi mali gücüne göre yapacağı ikramın, mali gücü zayıf olan arkadaşın üzülmesine sebep olacağı düşünülerek konulmuş bir kuraldır bu. Aynı zamanda gözü, gönlü ve kalbi tok; şefkatli, merhametli, adaletli ve faziletli olmanın işaretidir. Fakirlerle dost olmaktan, onlarla oturup kalkmaktan şeref duymak; zenginlere, zenginliğinden dolayı itibardan kaçınmak payı çıkarılır burdan. Ve görüşme sonunda: “Filan gün bizdeyiz, Allah mübarek etsin” der ve dağılırlar. Ağanın evinde yapılan ilk toplantı sonunda ağa: “Bir sonraki sıramız filan efendi gildedir” der ve evlere gitmek üzere kalkılır. Yakınlık derecesine göre, evin hanımına ya doğrudan doğruya ya da eşi aracılığıyla şükranlar arzedilir ve bu böylece bir mevsim devam eder gider.

Sıraya daha önce belirlenmiş bir saatte gelinir. Sıraya gelenleri, mut laka ev sahibi karşılar, mecburi hallerde gençlerin karşıladığı da olur. Oturma mahaline giren herkes oturanları selâmaleyküm diye selamlar. Önceden gelenler sonradan gelen için ayağa kalkar ve onu baş köşeye davet ederler. Ama her gelen tevazu içinde daima alt tarafta oturmaya çalışır. Oturulduktan sonra ev sahibi ve daha öncekiler sonradan gelene merhaba diyerek cevap verirler. Sıra gecelerinde hizmet eden biz evin gençleri, gönülleri küçüklere karşı sevgi ve şefkatle dolu bu misafirlerin bulunduğu odada, edepli ve saygılı bir şekilde sessizce alt köşede oturur ve dikkatle sohbeti dinlerdik. Görgü kurallarını, sohbet kültürünü bu meclislerde alırdık.

Sıra gecesine ancak ağanın izni alınarak misafir davet edilebilir. Bu kişi sıranın şeref konuğudur, baş köşeye oturtulur. Gece, topluluğun genel eğilimi ve hevesine göre sosyal, edebi, dini, felsefi, siyasi, mesleki ve mahalli konularda yapılan sohbetle geçerdi. Ancak sıra gezenler musıkiye meraklı ve çalıp söyleme yeteneğine sahip kimselerse, gecede sanat ve halk müzikleriyle karışık tatlı bir musıki ahengi de yer alırdı. İşte bu gecelerdi ki Urfalı gençlere doğal bir konservatuar eğitimi sunuyordu.

Urfa’ya has bir disiplin dahilinde ustalar tarafından sunulan müzik ise sıra gecesinin esasını oluşturmaz. Bu tür müzik için ayrıca musiki toplantıları yapılırdı eskiden. Burada özellikle hafızlar ve onların yakın arkadaşları zakirler gibi usta sesler ile usta saz icracılarından oluşan kişiler müzik yaparlar, onların dışındakiler ise sükunet içinde, büyük bir saygıyla bunları dinlerlerdi. Her us ta kendi arkadaşlarıyla toplanır, mecbur kalmadıkça ustalar bir araya gelmezlerdi. Mesela Tenekeci Mahmut Hafız (Mahmut Güzelgöz), Mahmut Akagün ile, Ahmet Hafız (Ahmet Uzungöl) ise Saatçi Yusuf (Yusuf Özer) ile birlikte olurlardı. Bu meclislerde şarkı ve türküler topluca; gazel ve hoyratlar ise ustalar tarafından tek (solo) okunurdu. Şarkı ve türkülerin solo okunması gelenek dışıydı. Müzik bir fasıl dahilinde yapılırdı. Fasıl Urfa (Klasik musikimizdeki hüseyni, yanlış kullanımla divan) veya Rast makamıyla yapılan bir taksimle başlar, sırasıyle ağır şarkı ve türküler, gazel ve aralarına serpiştirilniş oynak şarkı, türkü ve hoyratlar ile devam eder, sonunda bir saz eseriyle biterdi.

İyilik Allah rızası içindir

Urfa bir zamanlar küçük bir şehirdi, herkes birbirini tanırdı. Sıra gecesinde mahalli konular konuşulurken şehre, mahalleye öğretmen, asker, memur gibi Urfa dışından yeni gelen kimselerin bir şeye ihtiyaçlarının olup olmadığının araştırılması kararlaştırılır; kab-kacak, halı, kilim, yatak, masa ve sandalye gibi. ihtiyaç duyulan eşyalar temin edilirek yeni komşuya hediye edilirdi. Daima iyi komşulukta bulunmayı, komşunun hata ve cahilliğine sabretmeyi, onların iyiliklerini istemeyi; herkese iyilik yapmayı; iyiliğin Allah için yapıldığını, yapılan iyilik ve yardımı başa kakmamayı öğrenirdik.

Sıra gecesi bazan bir erenler meclisine dönerdi. Özellikle din alanında sohbet konuları bazan o kadar ciddiyete bürünürdü ki kitaplara baş vurulur, bir sonraki sıraya ilim irfan sahibi bir bilen davet edilir, herkes büyük bir saygı içinde o şahsiyeti dinlerdi. Âlimlerle dost olup daima dostlara danışmayı yerleştirirdik zihnimize.

İş hayatında dürüst olmayı, ayıp ve kusurlu değil, temiz ve sağlam mal satmayı, ölçüde ve tartıda yanlışlıktan kaçınmanın gerektiğini öğrendiğimiz esnaftan misafirlerimizin açtığı mesleki sohbetler olurdu. Buradan aynı zamanda saygılı, kibar, tatlı dilli olmayı; aza kanaat, çoğa şükretmeyi öğrenirdik.

Orta yaş veya altında olan arkadaşların sıra gecelerinde tolaka, fincan yüzik, çan çekiç gibi heyecan verici oyunlar oynanırdı. Bazen cezası, topluca ziyafet olan bu tür oyunların dışında hele parayla ilişkili kumar türünden oyunlar sıra gecelerinde kesinlikle yer almazdı.

Engin ol gönül engin ol

Alçak gönüllü olmak, büyüklük ve gururdan kaçınmak; ahdinde, sözünde ve sevgisinde vefalı olmak; ayıp ve kusurları örtmek, hataları yüze vurmamak; dost ve arkadaşlara karşı tatlı sözlü, güler yüzlü olma derslerini çıkarırdık sıra gecelerinden. “İyi terbiye, uygun davranış, güzel ahlak, haya, nezaket, zarafet demek olan edep, hiçbir hırsızın insandan çalamadığı güzel bir ziynettir.” derler. Gençler bu ziynete sıra gecelerinde sahip olunurdu.

Sıra gecesi görgüsü alan öğrenci gençler, dinimizde öğretmen/hoca hakkının, ana baba hakkından önce geldiğini bilerek, okulda çok kıymetli bir varlık olan öğretmenlerinin sözlerini dikkatle dinlemeyi, ders içinde ve dışında öğretmenle konuşmada saygılı hareket etmeyi; kendi aralarında birbirlerine saygılı davranmayı, özürlü kimsenin kusurlarıyla alay etmemeyi, küçük görmemeyi, ortak kullanılan ders araçlarını tahrip etmemeyi huy edinirlerdi.

Urfada çocuklar zengin olsun fakir olsun, ilkokul öncesi, Kur’an okumayı öğrenmek üzere mutlaka bir hocanın yanına verilirdi. Bu yolla çocuklar çok küçük yaşlarda güzel ses ve ilahi nağmelerle tanışır; toplum kurallarını ve geleneksel hayatın özelliklerini kavrarlardı. Bu sebeple gençler, hatta çocuklar, yaşlarından beklenenin üstünde bir olgunluk gösterirlerdi. Bunda sıra gecelerinde anlatılan olay ve temsili hikâyelerin de büyük etkisi vardı. Düğün, cenaze ve bayramda daha hassas, nazik ve kibar olmayı, yere ve zamana göre uygun tavır takınmayı; cenazede, cenaze sahiplerinin üzüntüsünü paylaşmayı, teselli edici söz ve davranışlarda bulunmayı, taziyede bir fatiha okumayı kendilerinden beklenmeyen bir olgunlukla yerine getirirlerdi.

Düğün ve bayramlarda her zamankinden daha fazla güler yüzlü, nazik ve ikram edici olmak, küçüklere ve büyüklere uygun hediyeler vererek, onların gönüllerini ve dualarını almak gbi davranışlar sıra gecelerinden öğrendiklerimizdendi.

Sıra gecelerinde gözetilen önemli hususlardan biri de komşu hakkıdır. Komşuların rahatsız olmamalarına özen gösterilir, gürültü yapılmaz, müzik icra edilecekse geç saatlere kalmadan, uygun seviyede bir sesle icra edilirdi. Gerçi Urfalılar komşuda yapılan müziği de büyük bir zevk ve heyecanla takib ederlerdi. Hatta söylenebileceğini umut ettikleri eseri dinlemeden uykuya gitmeyen Urfalılar bilirim. Urfa’da yazın eskiden genellikle damlarda yatılırdı. Anlatırlar: Gece geç vakit, belki de seher vakti, sokaktan geçen bir sevdalı, yanık bir sesle bir hoyrat (uzunhava) okur. Bu etkileyicı ses karşısında uykudan uyanan Urfalı, hoyratın birinci dörtlüğünü büyük bir zevkle dinler ve devamını bekler. Çünkü hoyratlar daima bir çift dörtlük halinde okunurlardı. Hayli süre geçmesine karşılık hoyratın devamı gelmeyince, damdaki Urfalı sokaktaki sevdalıya: “Be mübarek adam hoyratın çiftini de oku da yatalım artık” diye seslenir.

Her karşılaşıldığında selamlaşma, hal hatır soruşma, birbirlerinin isteklerini imkan ölçüsünde yerine getirme, komşu kadın ve çocuklarına ayrı bir itina, hürmet ve şefkat gösterme sıra gecelerinin bizlere öğrettiği görgü kurallarıydı.

Sıra gecesinden babalığa

Böyle bir ortamda yetişerek babalığa adım atarlardı Urfalı gençler. Bu geleneğin içinde var olan ağırbaşlı ve sabırlı olmak, peygamberler şehri olarak bilinen Urfa’ya acaba burada yaşadığı söylenen bu yüce kişilerden beri mi süregeldiği çok defa beni düşündürmüştür. Kendi kavmini Allah dinine davet ettiği halde oğullarını ikna edemeyen baba Hz. Âdem bunların en ilkiydi. Baba olmanın en acı halini yaşamıştı. Biri öldüren, diğeri ölen iki çocuğa sahipti. Kabil kıskançlık yüzünden kardeşi Habili öldürmüştü. Bunların tufanda boğulmalarıyla yaşadığı acıya sabırla katlanan bir yüreğe sahipti.

Peygabberlerin atası olarak bilinen Hz. İbrahim daha gençlik yıllarında gerçeği bulmuştu. Babasını ikna edememesine, türlü türlü cezalarla karşı karşıya kalmasına rağmen inancından vaz geçmemiş, doğruyu büyük bir inançla savunmuştu. O da bir baba olarak imtihandan geçirilmişti. Kendisinden, oğlu İsmail’i Allah yoluna kurban etmesi isteniyordu. Baba-oğul bunu kabullenmişlerdi ki Allah İsmail’i bağışladı, sonunda baba-oğul yeryüzünün en şerefli atası oldular.

Sabır timsali Hz. Eyyub, mal mülk ve evlat sahibi iken, malı, mülkü, sağlığı ve bir de biricik oğlu elinden alınarak imtihan edildi. Ama o yine sabredenlerdendi.

Şüphesiz ki en yüce baba örneği peygamberimizdi. O, babaların en hayırlısıydı. “Erkek, aile efradının çobanıdır”, “En hayırlınız eşine ve çocuklarına en lütufkâr davrananınızdır” buyurarak insana baba olmanın sorumluluğunu hatırlatmıştı.

Din büyüklerinin, tarihe geçmiş ünlü kimselerin, Urfada yaşamış sufi ve evliyaların veya yiğit kişi ve kahramanların hayatları, bunların olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikâyeler sıra gecelerini süsleyen edebi unsurlardı. Dini konuların büyük bir bölümünü Peygamberimizin hayatından, tutum ve davranışlarından kesitler oluştururdu. Uyarıcılık görevinin bir gereği olarak bizlere en güzel tavsiyelerde bulunmuş olan Hz. Muhammed’in, özellikle torunları Hasan ve Hüseyin’e karşı sevecen davranması ve onlarla çocuklaşması temalı hadisler, Urfada babaları, çocuklarını sevgi, merhamet ve şefkatle ama şımartmadan yetiştirilmesi, onlara eşit davranılması, aralarında adaletin gözetilmesi konusunda terbiye etmiştir.

Bugün sıra geceleri eski niteliğini kaybetmiş olmakla birlikte, kaynağını geçmişte bu ortamdan alan, insanı insan yapan temel tutum ve davranışlar, bir gelenek halinde hâlâ devam etmektedir. Konu-komşu, baba-evlat ilişkilerine ait kavramlar henüz anlamını yitirmemiş, bir anlam kaymasına uğramamıştır. Medyanın sorumsuzca maddeci görüş açısından devamlı sunduğu, yapay değerlerin ön plana çıktığı; insanların kendilerini, sahip oldukları maddeyle, mal- mülk ve parayla ifade ettikleri bir hayat tarzı henüz sıra gecelerinin kurduğu bu temeli yıkamamıştır. Baba yine evin reisi; samimi, şefkatli ve güçlü bir yürek; çocuklar ve gençler de yine babalarından para ya da pahalı hediyeler yerine sevgi, şefkat bekleyen bir gönül taşımaktadırlar. Sıra geceleri Urfalı gençlere öğretmiştir ki: Baba olmak kolaydır, ama babalık yapmak zordur. İşte böyle insanı ve insanlığı keşfeden bir okuldur sıra gecesi kurumu.

Açıklamalar:

kadayıf  Künefe.

şıllık  Bir tür cevizli ya da fıstıklı katmer. küncülü akıt Susam ve pekmezle yapılan bir tür akide tatlı. şire Üzümden özel işlemlerle yapılan, pestil, çekçek, kesme, sucuk, muska gibi tatlı çerezlerin genel adı. daş ekmeği Kızgın sac üzerine cıvık mayalı hamurun dökülmesi ile elde edilen küçük ekmekciler ile ceviz ya da fıstık ve şerbetten oluşan bir tür tatlı. palıza Su veya süt ve nişastayla yapılan, şerbeti servis yapılırken üzerine dökülen, tepside bekletilerek domndurulmuş muhallebi, paluze. mırra Kavrulmuş ve iri çekilmiş çekirdek kahvenin gümgüm'de (güğüm) kaynatılıp başka bir gümgüm’e süzülmesi ve dinlendirilmesi işleminden sonra tekrar süzülmesi ve hel (kakule tohumu) konularak kaynatılmasıyla elde edilen bir tür telvesiz acı kahve. Mırra mutlaka kulpsuz fincanlarda ikram edilir.

tolaka Avuç içine saklanan para veya yüzük gibi şeylerin kimde olduğunu bilme ve kaybedenin eline kemer veya burulmuş ve ucu düğümlenerek top haline getirilmiş havlu, atkı gibi şeylerle vurma esasına dayanan bir oyun. yüzük-fincan 5-10 fincandan birinin altına saklanan yüzüğü bulma esasına dayanan ve karşılıklı iki grup tarafından oynanan bir oyun. çan çekiç Üzerinde çeşitli işaretlerin bulunduğu tavla zarı büyüklüğündeki birkaç zarla, bir sini üzerinde oynanan, çeşitli prensipleri olan bir oyun.

Bu kategorideki Makalelerden