1 Ekim 2022

Gazâ meydanlarından inşâ ettiğimiz medeniyete; hükümrân olduğumuz denizlerden serhat boylarına kadar kitâbesi okunmayı bekleyen, binlerce yıllık tarihimizden yankılanan ve Türk milletinin duygu ve düşüncelerine tercüman olan türkülerimiz içinde “Yemen türküleri” diye bilinen ağıtlarımızın ayrı bir yeri vardır.  

Yemen türküleri; ayrılık, gözyaşı, gurbet, hasret ve hüzün dolu duyguları nağmelere döken, milletimizin yürek yangınlarını, en dokunaklı ezgiler ve en samimi ifâdelerle dile getiren, elem yüklü nağmeleriyle tüylerimizi diken diken eden, ateşle imtihan edilip “Toprağa Can Eken” Mehmetçiklerimizin çöl sıcağında kavrulurken, hicran iklimindeki sessiz hıçkırıklarını destanlaştıran, her dinleyeni hissiyâtın doruklarına çıkaran, milletimizin hâfızasında derin izler bırakan ve her birisinin ardında  hazin bir hikâye yatan fîrak yüklü feryatlardır. 

Yemen türküleri; hayatının baharında genç bir delikanlı iken Yemen’e giden ve bir daha geri dönmeyen askerlerimizin, geride boynu bükük kalıp göz pınarları devamlı çağlayan nişanlıların, daha gün görmeden ayrılık acısı yaşayan ve ellerinin kınası solmadan bağrına taş basan tâze gelinlerin, fîrak ateşiyle yüreği kavrulmuş bağrı yanık anaların, bakışlarından hüzün eksik olmayan gözü yaşlı bacıların, sabrın zirvelerini mesken tutan ve çile teknesinde yoğrulan mahzun babaların, dünyaya gelmeden ana karnında bahtına hicran düşen, babasının yüzünü dahi görmeden yetim kalmış evlatların hâl-i pür melâlini anlatan ve ruhlarda kıyâmet koparan ağıtlardır.

Yemen türküleri; akıl almaz kahramanlık destanlarına hayâtiyet kazandırırken, şehâdet şerbetini içmek iştiyakıyla hayatını kaybedenlerin, Yemen’deki sarp kayaların, derin vâdilerin,  dağların, tepelerin, çöldeki kumların, taşın ve toprağın her karışında bir Türk askerînin yattığını dile getirenlerin,  başucunda bir “hece taşı” dahi olmadan uzak bir kabirde, rûhundaki Besmeleli bir sevdâ ile sarılıp yatan şehitlerin, San’a’daki Türk Şehitliği’nde Ay-Yıldız’ın aşkıyla sırlanıp Rahmet-i Rahmân’a sefer eyleyenlerin yürek yakan hüzn-i tahattur destanlarıdır.

Yemen türküleri, Fuzûlî’nin; “Dert çok, hem dert yok, düşman kâvî, tâlî zebun” dediği, simsiyah ıstırap bulutlarının milletimizin başında dolaştığı, acıların tahammül sınırlarını aştığı, elemin kahırla kucaklaştığı ve cepheye gidenlerin gelmemek üzere vedâlaştığı Osmanlı’nın zevâl devirlerinde Yemen’e giden askerlerimizin sahrâ sıcağında yanmasını, çöl gecelerinde donmasını, her gün yaşadığı mustarip yalnızlığın yürek paralayan hâlleriyle baş başa kalmasını anlatan yanık yüreklerin en içli nağmeleridir.

Yemen türküleri; “Ölüm, mü’minlerin tuhfe-i canıdır” inancıyla hareket eden ve Rızâ-i Bârî için ölümün üzerine kahramanca yürüyen Mehmetçiklerin,  edeb-i İlâhî le müeddep ve ayaklarının altına Cennetler serilen anaların, bütün samimiyetiyle “Bizim hüznümüz Allah’adır” diyerek Hakk’a teslimiyetini ve tevekkülünü ortaya koyan Kıble yürekli babaların, “Aşk ile cümle eksikler tamam olur” diyen iffet, izzet, ismet ve muhabbet âbidesi gelinlerin, gardaş hasretiyle yüreği kanayan   asâlet, metânet, merhamet ve sâfiyet timsâli bacıların gönül gözünden kelâm olarak dökülen gözyaşlarıdır.

Yemen türküleri; “sönen kibritin son alevinin” tutuşturduğu gönül yangınıyla hem hâl olan insanımızın yüreğinden yükselen sitemkâr sözü, daha yeni delikanlı çağına giren, mürüvveti görülmeden cepheye giden ve gidip de gelmeyen evlatlarının ardından anaların terleyen gözü, kanayan yüreklerdeki elem ve kahır dolu duyguların mütemmim cüzü ve mızrâbın inkisâr ile tellere vururken mâşerî vicdanın hıçkırıklarından akseden yanık sesli bir dîvan sazıdır. 

Yemen türküleri;  ölümün kum olup estiği çöl rüzgârlarının önünde savrulan, sevdiklerinin hicranıyla ciğerleri kavrulan ve “ateşle imtihan olunan” Mehmetçiklerimizin dûçâr olduğu mihnet dolu bir mukadderâtın, çölde çekilen acıların oluşturduğu hissiyâtın içli ezgilere ve gönül tellerimizi titreten sözlere dönüşmesiyle gönülleri inşirah iklimine götüren Hüseynî bir ağıttır.

Yemen türküleri;  derûnumuzdaki duyguların “kalb-i selîm” ile tercümesi, Yemen denilince yâdımıza düşerken dertlere dermân olan tesellîlerin, “akl-ı selîm”in ötesindeki “zevk-i selîm” ile dile gelmesi ve insanımıza elemin her rengini mîras bırakan ve kelimelere sığmayan bir melâlin yüreklerde bestelenip dile dökülmesidir. 

Yemen türküleri;  Türk milletinin rûhundaki asâleti, duygularındaki izzeti,ıstırabındaki metâneti, göz pınarlarından damla damla dökülen rahmeti, kahrındaki şânına yakışır sükûneti, inkisarındaki yürek yakan kasveti, inkirazındaki hüzün dolu mihneti, îtirâzındaki samîmiyeti, elemindeki mazlûmiyeti, ıstırâbındaki mahcûbiyeti, teessüründeki mahzûniyeti, yüreklerde yatan mâsûmiyeti tercüme eden ve acılarını dile getirirken bir âhın içine bin âh sığdıran bir gönül lisânıdır. 

Yemen türküleri; gidip de dönülemeyen,  gelip de görülemeyen elem dolu yaşanmışlıkları, memleketten ve sevdiklerinden uzak diyarlardaki hasret yüklü günleri, Yemen’in çetin coğrafyasında yaşanan sıkıntıları, çekilen çileleri, katlanılan acıları anlatan; yakılış tarihi eski olmasına rağmen milletimizin rûhunda derin izler bıraktığı için tâzeliğinden, güzelliğinden ve gönül tellerini titretme özelliğinden hiç bir şey kaybetmeyen hüzünlü nağmelerin turkuaz destânıdır.

Milletimizin mâşerî hüznünün dili olan Yemen türküleri; asırlar boyunca Osmanlı’yı uğraştıran ve yüzbinlerce Mehmetçiğin hayâtına mâl olan Yemen seferindeki olumsuzlukları,   açlık, yokluk ve susuzluğun getirdiği hastalıkları, ardı arkası gelmeyen isyanları ve bu isyanlar sırasında yapılan idârî ve askerî hatâları, bunların oluşturduğu dertleri; gam,  gasevet, efkâr ve sitem yüklü feryatları dile getirirken yüreklerimize dokunan melül mahzun ezgilerdir.

Yemen çölünün kızgın alevlerini, Yemen türkülerinin dizelerindeki yakıcı sesleri ve elem yüklü nağmeleri duyanlar; bu ölümsüz söz ve ezgilerdeki hüzün dolu ezgileri gönül kulağıyla dinlerken, yüz yıllar öncesindeki zamanın nabzını kendi kalplerinde işitirler… Anaları babaları evlâtsız, tâze gelinleri dul, bacıları kardeşsiz, evlâtları yetim bırakan Yemen’in, milletimizin sînesinde hiç kapanmayan derin bir yara oluşturduğunu bilenler; her bir karışında bir şehidimizin yattığı Yemen’i hüzün dolu bir teessürle hatırlayanlar; Emekli Orgeneral Ali Fuat Erden’in; “Yemen’in taşının, toprağının kumunun her karışında bir Türk askerînin gömülü olduğu, bu şehitlerin ne anıtlarının, ne de mezar taşlarının olmadığı ve hepsinin ‘yüz binlerce meçhul asker’ ve ‘bütün Yemen’in tamâmının Türk şehitliği’ olduğu”  sözlerini düşününce “Yemen! Âh!.. Yemen!..” derler, yüz yıllar öncesinde yaşananları yâd ederler ve Yemen türkülerini her dinlediklerinde kelimelerin târifte yetersiz kaldığı bir yürek yangınına düşerler… 

İşte her yaştan ve her rütbeden Mehmetçiğimizin Yemen’e nasıl bir yokluk ve yoksulluk içinde gittiklerini, Yemen çöllerinde yaşadıkları sıkıntıları, yaptıkları fedâkârlıkları, yakalandıkları hastalıkları, katlandıkları eziyetleri, çektikleri çileleri; ana, baba, yar, yâran, vatan ve evlat hasretiyle kavrulan yürekleri, bu zor coğrafyada “dîn ü devlet mülk ü millet” için verdikleri mücâdeleleri, çoğu şehâdetle noktalanan ve gidip de dönemeyen askerlerimizin hâtıralarını, elvan elvan hislerini, ciğerleri pâre pâre eyleyen hüzünlerini ve kalpleri şerhâ şerhâ eden acılarını insanımız; tarih kitaplarından değil, her dinlediğimizde yüreğimizden bir tel kopartan Yemen türkülerinden öğrenir / öğrenmiştir.  

Beş bin yıllık tarihi olan, ama son asırlarda tâlihi kendisine yâr olmayan aziz ve asil Türk milletinin acı hâtıralarını dile getiren sayısız Yemen ağıdı yakılmış ve çok hüzünlü nağmelerle “gidip de dönmeyenler” için gönüllerimizi dilhûn eden nice türküler terennüm edilmiştir.  “Havada bulut yok, bu ne dumandır / Mahlede ölüm yok bu ne şivandır / Şu Yemen elleri ne de yamandır / Ah o Yemen’dir / Gülü çimendir / Giden gelmiyor / Acep nedendir” diye cevâbı bilinen sorular sorulmuştur, belki tesellî verecek birisi çıkar düşüncesiyle... Ya da yüreğinin bir köşesinde hiç söndürmediği umut kandilini yanık tutmak için... Ama bir başka yüreği yanık, bu soruya yine bir Yemen türküsüyle; “Mızıka çalındı düğün mü sandın / Al yeşil bayrağı gelin mi sandın / Yemen’e gideni gelir mi sandın diye cevap vermiştir. Bir başkası da, bu türkünün nakaratını söyleyip; Dön gel ağam dön gel dayanamirem / Uyku gaflet bastı uyanamirem / Ağam öldüğüne inanamirem” dizelerini seslendirip; bir yandan yüreğini serin tutmaya gayret gösterirken, öbür yandan da umudunun hiç yitmediğini göstermek için önce bu sözlere kendini inandırmaya çalışmış, sonra da bu naif umudunu türkü diliyle cümle âleme îlân etmiştir…  Yemen üstüne yakılan ne de çok türkü olarak yakılmış ağıtlarımız vardır. Bunlardan birisi; “Yemen’e gidenin yüzü gülmez mi / Yeter Yemen yeter kurtulam senden” diye kalbimize ateş düşürürken, bir diğeri “Kara çadır is mi tutar /Martin tüfek pas mı tutar / Ağlayanım anam, bacım / Elin kızı yas mı tutar / Yemen yolu çukurdandır / Karavana bakırdandır / Zenginimiz bedel verir /Askerimiz fakirdendir /Tarlalarda biter kamış / Uzar gider vermez yemiş / Çöl Yemen’de can verenler / Biri Mehmet, biri Memiş”  diye gönlümüzü kanatmış ve içimizdeki yarayı bir kez daha deşmiştir… Bir başka Yemen türkümüz ise; “Gitme Yemen’e Yemen’e  / Karışın toza duana / Bâri mektubunu gönder / Bizleri koyma gümana / Askerler bağlar matara / Toplar yüklenmiş katıra / Sabahaca yatamıyom / Neler geliyor hatıra / Yüzbaşılar, yüzbaşılar / Tabur taburu karşılar / Yağmur yağıp gün vurunca / Yatan şehitler ışılar / Uyu yavrum kadersizim” diyen sözleri ve yüreğimizi yakan nağmeleriyle gözlerimizi terletmiştir… Ve dilimize peş peşe; “Yemen bizim neyimize / Şivan düştü evimize / Bak yavrular yetim kaldı / Güvenmeyin beyinize / Basma fistan kirlenirse / Başta leçek düğlenirse / Ya kimlere baba desin / Yetim yavrum dillenirse”; “Günden yanı soldu m’ola / Yerden yanı uludu m’ola / Yiğidimin ala gözün / Karıncalar oydu m’ola”; “Ora Yemen değil, yaman bir eldir / Giden asker değil, bir canlı seldir / Ölüm orda esen bir karayeldir / Yemen’i andıkça gözler kan ağlar / Yemen’in ateşi bağrımı dağlar”; “Yemen, Yemen şanlı Yemen / Taşı toprağı kanlı Yemen”; “Kırat, kırat nallı kırat / Yemen’in yolları ırak / Ben Yemen’e dayanamam / Beni Erzincan’da bırak”; “Yemen’e gidenin hangisi döndü / Kapandı kapısı, ocağı söndü / Yıkılası yerde niceler yandı / Yemen bize figân oldu gel hele” diyen Yemen ağıtlarını dinleyen her vatan evlâdının kalbine târiflere sığmayan bir ateş düşmüş, büyük acılardan arta kalan yürek yangınımızın közü yeniden alevlenmiş ve kalbimizin küllenmiş ateşi de kızıl bir kor hâline gelmiştir…  

                                                          

                                                            (Devam edecek)

Yazar Hakkında:

Mehmet GÜNEŞ

Yazarın diğer makalelerinden: