1 Şubat 2023

Gönül dilimizi seslendiren nidâmız, göklere gönderdiğimiz duâmız, yürekleri coşturan nevâmız, baba ocağı gibi sığındığımız sılamız ve yüce dağlardaki bembeyaz kardan daha ak sevdâmız olan; umudumuzu, sevincimizi,  hüznümüzü, kahrımızı, mutluluğumuzu ve besmeleyle sürmelenmiş aşkımızı dile getiren; Hak erenlerinin hikmet nefesi ve gönül teriyle hemhâl olup yurdumuzun dört bir yanında goncaya duran türkülerimiz, bizim vatan tapumuz ve Ay Yıldızlı tuğramızdır. 

Yetik Ozan’ın;

Bozok Yaylası’ndan çamlarca uzun

Bir tütün kesilir çektiği hüzün 

Nice ki oda bir sürmeli gözün 

Gönlüne yansımış karası vardır[1]

diye vasfettiği muhteşem nâğmelerden oluşan ve türkülerimizin köşe taşlarından olan “Yozgat Sürmelileri”, sözleri ve ezgileriyle ruh kökümüzün muhabbet beyânı, Türk’ün asâlet fermânı ve gönül dilimizin tercümanıdır.   Farklı tavır ve varyantlarla terennüm edilen ve bir yürek yangınından neşet eden  “Sürmeli çeşitlemeleri”, gerçek bir türkü klasiği olup Bozok Yaylası’nda yaşanmış kara sevdâların hüzün dolu destanlarını da dile getirir. “Sürmeliler” kimi zaman; 

Sabahınan esen seher yeli mi

Benim gönlüm divâne mi deli mi

Durup durup yâr göğsünü geçirir

Yoksa bugün ayrılığın günü mü 

Aman aman sürmelim aman

 

Gel yâr senin ile bir kavledelim

Kavilden karardan dönmemesine

İkimiz bir dala yuva yapalım

Başka daldan dala konmamasına

Aman aman sürmelim aman[2]

 

der. Sürmeliler; kimi zaman sevdâ kucağında filizlenir, gam otağında büyür, çile ocağında olgunlaşır, kelimelere sığmayan hicranlara yoldaş olur ve bir yürek yangınını da sazın tellerine resmeder. Sürmeli çeşitlemeleri; “Zodik Ağzı”yla,“Efüliye Tavrı”yla (Habibe Ağzı), Akdağ Ağzı”yla, “Sorgun Ağzı”yla, “İftâriye Tavrı”yla (Nidâ Ağzı), “Zeybek Düzeni Sürmelisi”yle  (Kesik Ağzı) ve “Pezik Ağzı”yla dile gelirken,[3] içli ve lirik ezgileri, özel tavırları ve “tiril” denilen tezene taramalarıyla[4] da dinleyenlerin gönül tellerini titretir. Çok kıymetli gönül dostumuz Prof. Dr. Bayram Durbilmez’in ifâdesiyle; “Yozgat Sürmelisi’ni dinledikçe gönül yaralarımız da depreşir.[5]  

Sürmeliler kimi zaman;  

 

Dersini almış da ediyor ezber

Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler

Bu dert beni iflah etmez del’eyler

Benim dert çekecek dermanım mı var

Aman sürmelim aman

 

Kaşın çeğmelenmiş kirpik üstüne

Havada bulutun ağdığı gibi

Çiğ düşmüş de gül sîneler ıslanmış

Yağmurun güllere yağdığı gibi

Aman sürmelim aman[6]  

 

diyerek seslenir, kimi zaman;  

Yaz gelirse sarıçiğdem uyanır

Mor menevşe pembe güle dayanır 

Aman aman sürmelim oy

 

Meyve bile dallarına güvenir

Meyve dalı kadar hükmüm yoğumuş

Aman aman sürmelim oy[7]

 

diye iç geçirir, kimi zaman da;  “Habibe Sürmeli”sinin; 

“Yozgat seni delik delik delerim

Galbır alır toprağını elerim

Yoklarım postayı da cevap çıkmazsa

Goyun olur arhan sıra melerim

Vay vay anam sürmelim vay vay

Issız derelerde söğüt biter mi

Virâne yuvada bülbül öter mi

Üç kız bir oğlanın yerin tutar mı

Esti deli poyraz ayırdı bizi

Vay vay anam sürmelim vay vay[8]

dizeleriyle bizleri melâl sâhillerinde gezdirirken, duygularımızı da şâha kaldırır. 

Bozlaklar içinde “Ağ Gelin” türküsünün, yürekleri sızlatan hazin hikâyesi, sazın tellerine dökülünce, bir içli ağıt olur.  Bu uzun havanın yanık dumanı da başımızda tüter ve bu sürmeli de her dinleyeni hüzün diyârına yolcu eder:

Ağ Gelin de indi m’ola yayladan (Ağ Gelin)

Kaşın değil gözün beni ağladan (Ağ Gelin)

Bu güzellik sana Kadir Mevlâ’dan (Ağ Gelin)

Alırım ahdımı da goymam kız sende (Ağ Gelin)

Ağ Gelin sürmelim

Ağ Gelin oturmuş daşın üstüne (Ağ Gelin)

Daramış zülfünü kaşın üstüne  (Ağ Gelin)

Bir selâmın gelmiş başım üstüne (Ağ Gelin)

Ölürüm ahdımı koymam kız senden (Ağ Gelin)[9] 

Türküsüz kaldığı zaman kendisini öksüz hisseden, Türk’ü sevdiği için türkü söyleyen insanımız,  millî kültürümüzün özünü teşkil eden Yozgat türkülerinin gerek sözlerinde, gerekse ezgilerinde kendini bulsa da;

Gam, gasavet keder yok olup gider

Sevdiğimin cemâlini görünce

Perişan gönlümü şen mâmur eder

Sevdiğimin cemâlini görünce

Seversen Mevlâ’yı açma yaramı

 

Gülistan açılmış şakır bülbülü

Açılır bahçede domurcuk gülü

Medh-i yâri söyler şâd olur dili

Gül yüzlümün cemâlini görünce

Seversen Mevlâ’yı açma yaramı[10]

 

diye cânânına kavuşmanın, ayrılık derdine dermân olduğunu bilse de; bir Sivas türküsünün;

Gine gam yükünün kervânı geldi

Çekemem bu derdi bölek seninle

Eremem Lokman’a çâresiz kaldım

Çekemem bu derdi de (yavrum) bölek seninle

 

Bağımıza gazel düştü güz oldu

Geçti bu vakitler ne de tez oldu

Derdim bin bir iken bin beş yüz oldu

Çekemem bu derdi de (yavrum) bölek seninle[11]

 

dizeleriyle mâşûkuna sesini duyurmaya çalışıp, ondan yardım beklediğini ifâde etse de,  insanımızın rengârenk duygularısazın tellerinde en içli nağmelerle dile gelecektir. Nevres-i Cedid; 

 “Zülfünü görenlerin hep bahtı siyah olurmuş

Yeter ki zülfünü göreydim de bahtım siyah olsaydı.[12]

dese de, kara sevdâların sırrıyla hemhâl olan ve aşk ateşinde yanarken destanlaşan Sürmeli Bey’le Senem Hanım’ın serencâmı pek çok Sürmeli çeşitlemesinde dile gelmiştir. Yunus Emre’nin;

          

“Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm            

Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi[13]

 

diye ifâde ettiği hâli, genç yaşta hastalanarak ölen nişanlı bir erkeğin hazin hikâyesini anlatırken; dizeler gözyaşıyla ıslanır, ezgilerden kurşuni bir melâl damlar, yakılan ağıt “acıyı bal eyleyen” türküler kervanına katılırken Ziya’ya ağıt olur ve;

Çamlığın başında tüter bir tütün

Acı görmiyenin yüreği bütün

Ziya’mın atını bazara tutun

Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler

 

At üstünde kuşlar gibi dönen yar 

Gendi gedip ahbapları kalan yar

 

Benim yârim yaylalarda oturur

Ak elini soğuk suya batırır

Demedim mi nazlı yârim ben sana

Çok muhabbet tez ayrılık getirir

diye başlayan “Ziya’nın Türküsü”nü her dinlediğimizde; hüznümüzü arttırır; dayanılmaz acıların, gönüllere sığmayıp dile dökülen elemlerin, kader defterine “kef” ile yazılmış tecellîlerin, hikmetli tesellilerin, aşkın ve hicranın iç içe girdiği bir sevdâ ikliminin çok içli ve üslup hârikası nağmeleri de yüreklerimize dokunurken;

Ham meyveyi kopardılar dalından

Ayırdılar beni nazlı yârimden

Eğer yarim tutmaz ise salımdan

Onun için açık gider gözlerim

 

Uzun olur gemilerin direği

Yanık olur anaların yüreği

Ne sen gelin oldun ne ben güveyi

Onun için kapanmıyor gözlerim

At üstünde kuşlar gibi dönen yar 

Gendi gedip ahbapları kalan yar” [14]

dizeleriyle biten bu ağıtın her mısraı bir ebr-i nisan olarak gönlümüze bağdaş kurar ve hissiyâtımız hüzün yağmurlarıyla sırılsıklam olur… 

Türk halk müziği içinde özel bir yeri olan Yozgat türküleri; uzun havalarıyla / bozlaklarıyla, Bozok semahlarıyla, dahdiri havalarıyla, kırık havalarıyla, oyun havalarıyla, halay havalarıyla ve deyişleriyle büyük bir külliyat oluşturmuştur. Yozgat türküleri kimi zaman;

“Mihrican mı değdi, gülün mü soldu

Gel, ağlama garip bülbül, ağlama

Felek baştanbaşa kimi güldürdü

Gel, ağlama garip bülbül, ağlama

 

Şakı benim şeyda bülbülüm, şakı

Bu dünya kimseye kalır mı baki

Sana da mı değdi feleğin oku?

Gel, ağlama garip bülbül, ağlama[15]

 

diye seslenir, kimi zaman; 

Bir çift durna gördüm durur dallarda

Seversen Mevlâyı kalma yollarda

Sizi bekleyen var bizim ellerde

Bizim ele doğru gidin durnalar

 

Turnam dertli öttün derdimi deştin

El vurdun yâremin başını açtın

Eşinden m’ayrıldın yolun mu şaştın

Doğru bir katara gidin durnalar

 

Fazla gitmen Deremum’a varınca

Selam söylen eşe dosta sorunca

Sağ selamet menziline varınca

Benden yere selam söylen durnalar[16]

diyerek turnalarla sevdiğine selâm gönderir.  Kimi zaman da bir acıklı hâdisenin ardından ağıt olarak terennüm edilir: Pazarören Köy Enstitüsü’nde okuyan ve nişanlı olan Nedret ismindeki öğrenci okulunu bitirip öğretmen olduktan sonra sarı saçlı, mavi gözlü olan çok güzel nişanlısıyla kuracağı yuvanın hayâli kurmaktadır. Nedret, 1947 yılında çok ağır geçen kış aylarında üşütür, hastalanır ve okulun revirine yatırılır. Nedret, yarı ahşap bir binâ olan revirde yattığı sırada yangın çıkar, hasta ve bitkin hâldeki genç öğrenci reviri hızla saran alevlerin arasından dışarı çıkamaz. Arkadaşları ve öğretmenleri onu kurtarıncaya kadar Nedret’in vücudunda çok ciddi yanıklar oluşur. Nedret Kayseri’deki hastaneye götürülür, ancak birkaç gün sonra hayatını kaybeder. Cenâzeyi alıp Pazarören’e doğru yola çıkarken, Nedret’in sınıf arkadaşlarından bir Avşar genci şu içli ağıdı yakar:

Hastane önünde incir ağacı (Annem ağacı)

Doktor bulamadı bana ilacı (Annem ilacı)

Baştabip geliyor zehirden acı (Annem oy acı)


Garip kaldım yüreğime derd oldu (Annem derd oldu)

Ellerin vatanı bana yurd oldu (Annem yurd oldu)


Mezarımı kazın bayıra düze (Annem vay düze)

Yönünü çevirin sıladan yüze (Annem vay yüze)

Benden selam söylen sevdiğimize (sevdiğimize)


Başına koysun karalar bağlasın (Annem bağlasın)

Gurbet elde kaldım diye ağlasın (Annem ağlasın)[17]

 

Yozgat türküleri kimi zaman; 

Yıldız akşamdan doğarsın

Dağlara boyun eğersin

Ben gibi yâr mı seversin

Doğmayaydın mavi yıldız


Yıldızlardan ürüşansın

Benim gibi perişansın

Yârdan bana bir nişansın

Doğmayaydın mavi yıldız[18]

derken, kimi zaman;

Turnam nerden gelin aslın Maraş’tan

Kanadın ıslanmış yağmurdan yaştan

Turnam sen korkman mı alıcı kuştan

Doğru bir gatara gidin turnalar

Benden yâre selam edin turnalar

İki turnam gelir allı karalı

İkisi de sol böğründen yaralı

O da benim gibi bahtı karalı

Ötüşmeden sessiz gidin turnalar

Benden yâra selâm edin turnalar[19]

dizeleriyle bir bahtı karalı, sevdiğine yine turnalarla selâm salar, kimi zaman;

“Yeşil ayna takındın mı beline

Gelin gurban olam datlı diline

Sen düşürdün beni âlem diline

(Sen düşürdün beni eller diline)

 

Kendi melül melül gözü yaşlı da yar

Sen sefâ geldin 

Benim ile mercimeği taşlı da yar

Sen sefâ geldin


Çarşıdan aldırdım yeşil aynayı

Boşa çiğnemişim yalan dünyayı

Ne İstanbul goydum ne de Konya’yı

Kendime münasip yar bulamadım

Sen sefâ geldin[20]

 

diyerek ahvâlini anlatır ve kimi zaman da kız kendini naza çekerken şunları söyler:

 

Oğlanın adı Ömer

Belimi sıktı kemer

Benim ince belime

Yakışır gümüş kemer

 

Aynalı körük olmazsa

Ben gelin gitmem

Ud kemani çalmazsa

Aynalı körüğe binmem


Gel dağları aşalım

Hilâlde buluşalım

Girelim biz kol kola

Çamlık’ta dolaşalım

 

Aynalı körük olmazsa

Ben gelin gitmem

Ud kemâni çalmazsa

Aynalı körüğe binmem[21]

 

Yozgat türküleri içinde kırık havalardan oluşan; “Bastımda kırıldı iğdenin dalı”,[22] “Eğdim kavak dalını”,[23]Asker yolu beklerim”,[24] “Batlıcan oymadın mı (Nâlinnim)”,[25] “Arpa buğday dâneler”,[26] “Dam başında yatıyo”,[27] “Yandan oyna yandan oyna”,[28] “İlenger attım bağa”,[29] “Ekin ektim çöllere (Çıt çıt çıt çedene)”,[30] “Kaleden iniş m’olur”,[31] “Bülbülün kanadı sarı”,[32]  “Samanlıkta Kediler (Hop Badirik)”,[33] “Samanlık dolu saman (Lillâri)[34] çok sevilen ve söylenen türkülerden bir kaçıdır. Çocuğu olmayan bir gelinin ıstırâbını yürek yakan nağmelerle dile getiren bir Yozgat türküsünde de şu içli duygular terennüm edilmiştir:

Ağ keçi gelmiş (de) oğlağın ister

N’olur Allah n’olur bir oğlan göster

Oğulsuz gelini kınar mı eller


Aynalı beşik sallamadı kollarım

Nen çalmadı çürüyesi dillerim


Bir elekçi gelse eleğin alsam

Uğrünü uğrünü höllük elesem

Aynalı beşiğe (de) oğlan belesem


Bir oğlum olsa (da) versem hocaya

Okuya okuya çıksa heceye

Müjdeciler gelse bizim peçeye


Aynalı beşik sallamadı kollarım

Nen çalmadı çürüyesi dillerim[35]

Feleğe kahırla söylenen bir uzun hava ise her dinleyenin yüreğinden bir tel koparır, bizi alıp duygu dağlarının zirvelerine çıkarır ve “Felek zehir kattı tatlı aşıma diye dertlenen çok hüzünlü bir türkü olur:

Bölemedim felek ile kozumu

Güldürmedi şu cihanda yüzümü 

Süre süre gelir düşman izimi 

Kalk gidelim sevdiğim bu el bize yaramaz

 

Felek merhametsiz taştan yürekli

Gönlümüz efkârlı gamlı meraklı 

Düşman peşimizde anam eli silahlı

Kalk gidelim sevdiğim bu el bize yaramaz[36]

Bozok Türkmenleri de türkülerle hâlleşir, dertlerini, sıkıntılarını, âşikâr edemediği sırlarını türkülere söyletir ve “Babına da Deli Gönül Babına” uzun havasıyla ağıt yakarken, yâri İmmihan’a seslenir ve; 

Aman aman babına da deli gönül babına

Arttı derdim de sığmaz oldu kabına

Elim kolum bağlı darağacının dibine

Asıyorlar İmmahan’ım gel ağla

Gel ağla hey, yâr ağla hey hey hey


Atımı bağladım ben bir meşeye

Benden selam söylen benli Ayşe’ye

Seni alam gidem Liva Paşa’ya

Asıyorlar İmmahan’ım gel ağla

Gel ağla hey, yâr ağla hey hey hey[37]

der, bir başka bozlakta ise gurbete düşenlerin hissiyâtı dokunaklı ezgilerle şöyle dile gelir:

Bir selâm gönderdim canan eline

Acep şu günlerde yetişir m’ola of

Bülbül de hasrettir gonca gülüne

Kavuşup da bir kez ötüşür m’ola

 

Ölürsem gurbette suyum kim döke

Nazlı yârim yok ki kefenim dike

Yârim hasretinle dert çeke çeke 

Açılan yâreler bitişir m’ola[38]

Yazımızı hitâma erdirirken bir kere daha ifâde etmemiz gerekir ki, türkülerimiz, bizim hayâtımızın aynası olduğu gibi, bizim millî, mânevî ve insânî değerlerimizin de hâsılasıdır. Eğer bizler yeni nesillere türkülerimizi öğretemezsek, dinletemezsek, okutamazsak ve gönül gönderinde sevgi sancağı olarak ruh ve mânâ îtibâriyle dalgalandıramazsak, Türk’ün asâlet, cesâret, fazîlet, muhabbet, merhamet ve izzetinin ne demek olduğunu onlara öğretemediğimiz gibi,  bizim boş bıraktığımız yerleri de başkaları dolduracaktır / doldurur / doldurmaktadır… Bu konuda üstat Mehmet Özbek’in “Türkü Deyip de Geçme Tanı” başlıklı makâlesindeki; “Kendi türkülerini okumayan milletlere, yabancılar kendi türkülerini okutturur.”[39] çok önemli îkâzını hatırlayalım, çok kıymetli gönül dostumuz Bayram Bilge Tokel’in “Türküler, bu yurdun kan ve gözyaşıyla yazılmış tapusudur.[40] sözünü unutmayalım ve  rahmetli Nevzat Kösoğlu Ağabeyin “Millî Kültür ve Kimlik” kitabındaki gençlere söylediği şu nasihati de yâd edelim:   “Millî kimliğinize mi sâhip olmak istiyorsunuz, öyleyse türkü söyleyin; Türk kalmak için, Türk olmak için türkü söyleyin. İçerde, dışarda, yabancı kültürler karşısında en büyük gücümüz budur. Büyük lafları, ‘millî’ vesâireleri bir kenara koyun; küçük işlerle uğraşın, küçük şeyleri kurtarın; derinden, inceden bir türkü tutturun. Türk olmak için de, Türk’ü anlamak için de, durmayın türkü dinleyin…[41]

Yozgat türküleri konusundaki bu faslı bitirirken, Yozgat’ın yetiştirdiği çok değerli müzik öğretmeni Ahmet Yanalak’ın bestelediği ve çok kıymetli şâir Yusuf Özcan’ın yazdığı “Sürmeli” şiiriyle de hatm-i kelâm ediyorum:

Sürmeli anadır, Anadolu’dur

Gönülde duyulan hazdır Sürmeli

Sürmeli çırpınan sevda gölüdür

Edâdır, işvedir, nazdır Sürmeli


Sürmeli oğuldur, Sürmeli uşak

Sürmeli buğdaydır, Sürmeli başak

Sürmeli silahta bir deli fişek

Her zaman gelinlik kızdır Sürmeli


Sürmeli yaylanın çayır çimeni

Sürmeli dağların karı dumanı

Sürmeli yağmurdur cemre zamanı

Kabına sığmayan özdür Sürmeli


Sürmeli Çamlık’tı, Sürmeli Ziya

Sürmeli Çeşka’dan el eder Ay’a

Sürmeli poşidir, Sürmeli oya

Halayda bükülen dizdir Sürmeli


Sürmeli cehridir, Sürmeli lâle

Sürmeli kanaktır, Sürmeli kale

Sürmeli türküler yaslanır tele

Nidâ’nın elinde sazdır Sürmeli


Sürmeli yiğittir hile bilmeyen

Sürmeli yârendir boşa gülmeyen

Sürmeli minderde tuşa gelmeyen

Hasbek’ten yayılan hızdır Sürmeli


Sürmeli Ağ Gelin edepli arlı

Sürmeli nakıştır mavili morlu

Sürmeli sevdâdır çekmesi zorlu

Yürekte saklanan gizdir Sürmeli


Sürmeli şahkartal en uçta duran

Sürmeli şahindir pençeyi vuran

Sürmeli yiğittir bıyığın buran

Daima tutulan sözdür Sürmeli


Sürmeli koyundur sürmeli kuzu

Sürmeli dağların gülü, Nevruz’u

Sürmeli bakışlar eritir buzu

Türküler yakılan gözdür Sürmeli


Sürmeli sevgidir, Sürmeli saygı

Sürmeli insana güdülen kaygı

Sürmeli gönülde en ince duygu

Obadır, ocaktır, közdür Sürmeli


Sürmeli Özcan’dır yurda adanan

Sürmeli çiçektir dalı budanan

Sürmeli bülbüldür güle dadanan

Sözün özü sizdir, bizdir sürmeli[42]

                                                                       

1 Ocak 2023

(Devam edecek)

Dipnotlar

[1] Yetik Ozan, Bütün Şiirleri, Bağlama, 45-49

[2] Sabahınan esen seher yeli mi, Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Hamdi Tüfekçi-Fevzi Akyol, Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi- Fevzi Akyol, Repertuar Nu: 136

[3] Habib Coşkunsoy, Erdem Ilkaz, Savaş Akbıyık, Yozgat’ın Türk Halk Müziğindeki Yeri ve Önemi, Yozgat Türküleri-I, 5; Kültür Ajans Yayınları, Ankara, 2012

[4] Habib Coşkunsoy, Erdem Ilkaz, Savaş Akbıyık, Yozgat’ın Türk Halk Müziğindeki Yeri ve Önemi, a.g.e.. 6

[5] Prof. Dr. Bayram Durbilmez, Yârnâme, Sürmeli Yârim, 10; Ürün Yayınları, Ankara, 2007

[6] Dersini almış da ediyor ezber, Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Nidâ Tüfekçi, Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 892

[7] Yaz gelirse sarıçiğdem uyanır, Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Habibe Dereli, Derleyen ve notaya alan:  Muzaffer Sarısözen, Repertuar Nu. 724

[8] Yozgat seni delik delik delerim, Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Mustafa Budugöz, Derleyen ve notaya alan:  Cemil Demirsipahi, Repertuar Nu: 253

[9] Ağ gelin de indi m’ola yayladan, Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: İbrahim Efendi, Derleyen: Celâl Güner, Repertuar Nu: 13

[10] Gam, gasavet keder yok olup gider, Yöre: Yozgat Deremum Köyü,, Kaynak kişi: İbrahim Bakır,  Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 127

[11] Gine gam yükünün kervânı geldi, Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Nuri Üstünses,  Derleyen ve notaya alan: Muzaffer Sarısözen, Repertuar Nu. 1581

[12] Zülfünü görenlerin hep bahtı siyah olurmuş, Güfte: Nevres-i Cedid, Beste: Ali Rifat Çağatay, Makam: Nihavent

[13] Mustafa Tatçı, Yunus Emre Dîvânı, II, 490; Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1997

[14] Çamlığın Başında Tüter Bir Tütün, öre: Yozgat / Akdağmadeni, Kaynak kişi: Nidâ Tüfekçi,  Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 2479

[15] Mihrican mı değdi, gülün mü soldu, Yöre: Yozgat- Deremum Köyü, Kaynak kişi: İbrahim Bakır,  Derleyen ve notaya alan: Muzaffer Sarısözen, Repertuar Nu: 613

[16] Bir çift durna gördüm durur dallarda, Yöre: Yozgat / Deremum Köyü,, Kaynak kişi: İbrahim Bakır,  Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 2541

[17] Hastane önünde incir ağacı annem ağacı, Yöre: Yozgat /Akdağmadeni, Kaynak kişi: Nidâ Tüfekçi,  Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 20;  “Bu türkünün hikâyesini, Pazarören Köy Enstitüsü’nde okuyan ve bilâhare öğretmen olup Nidâ Tüfekçi’nin kız kardeşi Aysel Tüfekçi'yle evlenen Naci Sezer, eşine nakletmiştir. Aysel Tüfekçi de âbisi Nidâ Tüfekçi’ye aktarmıştır. Bu türkünün TRT repertuarında geçmeyen şöyle bir dörtlüğü daha vardır:  Hastane direği çamdır dayanmaz / Arkadaşım gaflet bastı uyanmaz / Bu büyük acıya ciğer dayanmaz / Garip öldüm yüreğime dert oldu”; Habib Coşkunsoy, Erdem Ilkaz, Savaş Akbıyık, Yozgat’ın Türk Halk Müziğindeki Yeri ve Önemi, Yozgat Türküleri-I, 266)

[18] Yıldız akşamdan doğarsın, Yöre: Yozgat /Akdağmadeni, Kaynak kişi: Nidâ Tüfekçi,  Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 648

[19] Turnam nerden gelin aslın Maraş’tan, Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Hâfız Süleyman,  Notaya alan: Erdem İlkaz, Repertuar Nu: 4966

[20] Yeşil ayna takındın mı beline, Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Fahri Akbilek,  Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 2360

[21] Oğlanın adı Ömer- Aynalı körük, Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Yöre ekibi,  Derleyen: Süleyman Sökmen, Notaya alan: Soner Özbilen, Repertuar Nu: 3832

[22] Bastımda kırıldı iğdenin dalı, Yöre: Yozgat- Orta Anadolu, Kaynak kişi: Sabiha Kubilay,  Derleyen: İclal Akkaplan,  Notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 870

[23] Eğdim kavak dalını, Yöre: Yozgat / Akdağmadeni, Kaynak kişi: Nidâ Tüfekçi,  Derleyen ve notaya alan: Muzaffer Sarısözen, Repertuar Nu: 733

[24] Asker yolu beklerim, Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Nermin Akdağ,  Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 1799

[25] Batlıcan oymadın mı (Nâlinnim), Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Süleyman Sökmen, Notaya alan: Nidâ Tüfekçi,  Repertuar Nu: 3917

[26] Arpa buğday dâneler, Yöre: Yozgat / Akdağmadeni, Kaynak kişi: Aysel Sezer Tüfekçi-Mehmet Uysal,  Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu. 1377

[27] Dam başında yatıyo (Çırçır Handa), Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Süleyman Sökmen, Notaya alan: Nidâ Tüfekçi,  Repertuar Nu: 3921

[28] Yandan oyna yandan oyna, Repertuar Nu: 2351

[29] İlenger attım bağa, Yöre: Yozgat / Akdağmadeni, Kaynak kişi: Aysel Sezer Tüfekçi,  Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 1435

[30] Ekin ektim çöllere (Çıt çıt çıt çedene), Yöre: Yozgat / Akdağmadeni, Kaynak kişi: Mehmet Özdiş,  Derleyen ve notaya alan: Muzaffer Sarısözen, Repertuar Nu: 705

[31] Kaleden iniş m’olur, Yöre: Yozgat / Sorgun / Bahadın, Kaynak kişi: Nuri Bektaş,  Derleyen: Ankara Devlet Konservatuarı, Notaya alan: Altan Demirel, Repertuar Nu: 4536

[32] Bülbülün kanadı sarı, Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Nidâ Tüfekçi, Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 1379

[33] Samanlıkta Kediler (Hop Badirik), Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Boğazlıyanlı Mesude, Derleyen: İclal Akkaplan, Notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 897

[34] Samanlık dolu saman (Lillâri), Yöre: Yozgat / Boğazlıyan, Kaynak kişi: Soner Özbilen,  Derleyen ve notaya alan: Soner Özbilen, Repertuar Nu. 2554

[35] Ağ Keçi Gelmiş, Yöre: Yozgat / Akdağmadeni, Kaynak kişi: Aysel Sezer Tüfekçi,  Derleyen ve notaya alan: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 1412

[36] Bölemedim felek ile kozumu, Soner Özbilen’in derlediği, Soner Özbilen’den alınan Yozgat / Boğazlıyan yöresine âit uzun hava

[37] Babına da deli gönül babına, Yöre: Yozgat / Akdağmadeni, Kaynak kişi: Nidâ Tüfekçi, Derleyen: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu: 487

[38] Bir Selâm Gönderdim Canan Eline, Yöre: Yozgat, Kaynak kişi: Hâfız Süleyman, Derleyen: Nidâ Tüfekçi, Repertuar Nu:526

[39] Mehmet Özbek, Türkü Deyip de Geçme Tanı, Türk Yurdu Dergisi, Sayı: 269, Ocak 2010 

[40] Bayram Bilge Tokel, Türküler Bu Yurdun Kanla ve Gözyaşıyla Yazılmış Tapusudur, Mülâkatı yapan: Selçuk Karakılıç, Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı: 474, Nisan 2013

[41] Nevzat Kösoğlu, Millî Kültür ve Kimlik, 23-24; Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1992

[42] Yusuf Özcan, Sürmeli, Aşkın Ötesinde, 118-119; Dumat Ofset, Ankara, 2009

Yazar Hakkında:

Mehmet GÜNEŞ

Yazarın diğer makalelerinden: