28 Kasım 2021

13 EKİM 1937 Tarihinde Stalin tarafından kurşuna dizilerek şehid edildi. Ruhu şad olsun.

İsmail  TÜRKOĞLU 

15 Mayıs 1893’te Kırım’ın Karasubazar kasabasının Argın köyünde doğdu. Asıl adı Ebûbekir’dir. Babası Abdülvahap adlı bir çoban, annesi Vaide Şerîfe Hanım’dır. İlk tahsiline Karasubazar’daki medresede başladı, daha sonra İstanbul’da öğrenim gören Yusuf Ziya adlı bir müderrisin Akmescid’de açtığı rüşdiyeye devam etti ve 1908’de buradan mezun oldu. Rüşdiyedeki başarısından dolayı Karasubazar Cem‘iyyet-i Hayriyyesi tarafından yüksek tahsil için İstanbul’a gönderildi. İstanbul’da Kırım Talebe Cemiyeti’nin yardımıyla Galatasaray Sultânîsi’ne kaydını yaptırdı ve 1914’te burayı bitirdi. Aynı yıl Macaristan’a giderek Budapeşte Pázmány Péter Katolikus Egyetem Üniversitesi Tarih ve Filoloji Fakültesi Türk filolojisi, Arap edebiyatı tarihi ve Macar edebiyatı tarihi kürsülerinde ders gördükten sonra doktora öğrenimine başladı. Hocaları arasında Türkolog Gyula Németh de vardı. Kıpçakların Codex Cumanicus Yazma Edebiyat Abideleri ve Türk Dillerinde Telaffuzun Temel Problemleri adlı teziyle 15 Mayıs 1919’da felsefe doktoru unvanını aldı, Budapeşte’de bir yıl kadar Türk dili dersi verdi, ardından Câfer Seydahmet Kırımer’in daveti üzerine Lozan’a geçti. Burada iken Sovyetler’e karşı savaşan General Vrangel ordularının işgalinde bulunan Kırım’a dönme kararı aldı. Kırım Tatarları’nın millî faaliyetlerde bulunması General Vrangel tarafından yasaklandığı ve Çobanzâde’nin adı da millî faaliyetlere karıştığı için başkası adına düzenlenmiş bir pasaportla İstanbul üzerinden Kırım’a gitti. Akmescid’de kurulmuş olan millî fırkaya katıldı ve bir süre başkanlığını yürüttü. Kısa bir müddet sonra Bolşevikler, General Vrangel ve ordularını Kırım’dan uzaklaştırıp hâkimiyeti ele geçirdi. Çobanzâde, Bolşevikler’le çalışabileceğini düşünerek Osman Akçokraklı, Hasan Sabri Ayvazov, Şevki Bektöre ve Ahmet Özenbaşlı gibi Kırımlı aydınlarla birlikte ülkesinde kalmaya karar verdi. Önce pedagoji enstitülerinde, ardından Kırım Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde ders verdi. Bir taraftan da İleri ve Kırım Okul İşleri adlı dergilerde makaleler neşretti. 1922’de profesörlüğe yükseldi. 1924’e kadar Kırım Tatarları’nın cemiyet hayatında aktif rol oynadı.

Yeni kurulan Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Halk Maarif Komiserliği ihtiyaç duyulan kadroların yetiştirilmesi için Türk dili, Türk edebiyatı ve tarihiyle uğraşan âlimleri Bakü’ye davet etti. İstanbul’dan İsmail Hikmet Ertaylan, Kırım’dan Bekir Sıtkı Çobanzâde, Kazan’dan Aziz Ubeydullin gibi bazı âlimler bu daveti kabul etti. Çobanzâde, bir müddet Bakü Üniversitesi Şarkşinaslık Fakültesi’nde Türk dili dersleri verdikten sonra fakülte dekanlığına getirildi. 1926’da Bakü’de toplanan Türkoloji kongresinin düzenleyicileri arasında yer aldı. Burada “Türk Lehçelerinin Akrabalığı Üzerine” adıyla bir bildiri sundu ve alfabe tartışmaları sırasında Latin alfabesini savundu.

Çobanzâde’nin gayretleri ve hükümetin desteğiyle Bakü Üniversitesi Şarkşinaslık Fakültesi, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin güçlü şarkiyat merkezlerinden biri haline geldi. Burada dönemin meşhur Türkolog ve şarkiyatçılarından J. Rattauzer, P. Fridolin, V. Zummer, E. Pohomov, A. Zekuzade, M. İbrahimov, M. Halfin, İ. Ahundzade, V. V. Barthold, İ. H. Ertaylan, A. N. Samoyloviç gibi âlimler dersler verdi. Kısa sürede fakültede yüksek okullarda Türkçe ders verebilecek elli üç uzman yetiştirildi. Ancak Bakü Komünist Partisi bu yerli kadrolardan rahatsız olmaya başlayınca fakültenin kapatılması gündeme geldi. Kasım 1928’de Azerbaycan Komünist Partisi’nin kararıyla fakülte Pedagoji Fakültesi ile birleştirildi. Ayrıca partinin organları 1930’da eğitim sisteminin yeniden kurulacağı bahanesiyle üniversiteyi dağıttı. Çobanzâde, Bakü’de çalıştığı dönemde zaman zaman Özbekistan’a giderek Fergana vilâyetindeki Pedagoji Fakültesi Özbek Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde ve 1935’te Taşkent Devlet Üniversitesi’nin daveti üzerine burada çeşitli Türk lehçeleri üzerine dersler verdi. Fakat Çobanzâde’nin faaliyetleri 1931-1932 yılından itibaren gizli polis tarafından izlenmeye başlandı. Gizli poliste çalışan bir dostu vasıtası ile tutuklanmaktan kurtuldu. Çeşitli bahanelerle eserleri neşir planlarından çıkarıldı, makaleleri aylarca dergi idarehanelerinde bekletildi ve yayımlanmadı. Ardından diğer birçok ilim adamı gibi matbuatta onun hakkında da asılsız suçlamalar ileri sürüldü.

1936’nın sonunda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği İlimler Akademisi Azerbaycan Şubesi Başkanı R. Ahundov’la üniversitede çalışan Azerbaycanlı ve misafir bilim adamlarının hemen tamamı tutuklandı. İddiaya göre Azerbaycan’daki karşı devrimciler, diğer cumhuriyetlerdeki yandaşlarıyla Çobanzâde ve Aziz Ubeydullin vasıtasıyla irtibata geçmekteydi. Nihaî hedefleri de Türkiye’nin desteğiyle bir Turan devleti kurmaktı. Durumdan tedirgin olan Çobanzâde, Ocak 1937’de Bakü’den uzaklaşıp biraz dinlenmek için gittiği Kafkasya’da Kislovodsk şehrindeki senatoryumda 28 Ocak 1937’de tutuklandı. Tutuklanmadan bir gün önce Bakü’deki kitaplarına ve notlarına el konuldu, hakkında dava açıldı. 7 Şubat 1937’de sorgulanmasına başlandı ve 1 Eylül 1937 tarihine kadar otuz iki defa sorgulandı. Bu sırada gördüğü ağır işkence ve şiddetli baskılar altında Azerbaycan’ı Sovyetler’den ayırmak, Komünist Parti Başkanı M. Ç. Bagırov’un hayatına kastetmek, dış devletler lehine casusluk yapmak ve büyük Turan devleti kurmak için diğer cumhuriyetlerdeki aydınlarla irtibat kurduğuna dair suçlamaları kabul etti. Moskova’dan gelen üç kişilik bir heyet tarafından 12 Ekim 1937’de 20 dakika içinde yargılanan ve suçları sabit görülen Çobanzâde’nin kurşuna dizilmesine karar verildi ve 13 Ekim 1937’de Bakü’de karar infaz edildi. Mezarının nerede olduğu hâlâ bilinmemektedir.

Bakü Opera Tiyatrosu sanatçısı olan eşi Ruhiye Abdullina da 14 Ekim 1937’de vatana ihanet eden bir ailenin bireyi olmaktan tutuklandı ve çalışma kamplarında sekiz yıl çalışmaya mahkûm edildi. Kazakistan’daki çeşitli kamplarda cezasını tamamladıktan sonra Azerbaycan’a dönünce Bakü’de yaşamasına 1955’e kadar izin verilmedi. Azerbaycan’ın Haçmaz kasabasındaki bir okulda müzik öğretmenliği yaptı. Stalin’in ölümünden sonra 13 Kasım 1955’te Sovyet Yüksek Mahkemesi’ne yaptığı müracaat neticesinde suçsuzluğuna dair karar çıktı ve aklandı. Kocasının aklanması için de uzun süre mücadele verdi, sonunda 6 Haziran 1957’de Yüksek Mahkeme, Bekir Sıtkı Çobanzâde’nin de suçsuz yere kurşuna dizildiğine karar verdi. 1991 yılından sonra Çobanzâde’nin adı Bakü’deki bir caddeye verildi, doğum yeri Karasubazar’daki meydana heykeli dikildi. Bahçesaray’da her yıl adına edebiyat ödülü verilmektedir. Moskova’daki Doğu Halkları Enstitüsü’nün Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği İlimler Akademisi Azerbaycan Şubesi’nin aslî ve Paris Dil Bilimi Cemiyeti’nin şeref üyesi olan Çobanzâde, Sovyetler Birliği’nde yaşayan Türk toplulukları içinde ilk dil profesörü olup Türkçe’den başka, Macarca, Rusça, Fransızca, Almanca, Arapça ve Farsça’ya da vâkıftı. Arap harflerinin Türkçe için yetersiz kaldığını savunan Çobanzâde, Sovyetler Birliği’nde yaşayan Türk halklarının ortak bir dile sahip olmasını istemiş, her Türk boyu için ayrı bir dilin ve edebiyatın varlığına şiddetle karşı çıkmıştır. İstanbul ve Kırım’da basılan ilk şiir ve denemelerinde Çobanzâd Bekir, Çobanoğlu Bekir Bavbek, Bekir Cavbek, Kırımlı Çobanoğlu, Bekir Sıdkı gibi isimler kullanmıştır. Çobanzâde 150 civarında kitap ve makale yazmış olup bunların ancak 110’u basılabilmiştir.

Bazı eserleri şunlardır: 1.Türk-Tatar Lisâniyatına Medhal (Bakü 1924). Genel dil bilimi kurallarının Türk-Tatar dillerine uygulanmasıyla ilgilidir. Türk dili tarihi açısından önemli olan eser İstanbul Türkçesi’yle yazılmış olup Fatih Numan Küçükballı ve Ufuk Deniz Aşçı tarafından Türk-Tatar Dil Bilimine Giriş adıyla Latin harflerine aktarılmıştır (Konya 2015). 2.Türk Dili Sarflarının Umumi Kusurları (Bakü 1924). 3.Kırım Tatar İlmî Sarfı (Akmescid 1925). Aynı adla Nariman Seyityahya’nın Latin harflerine aktardığı eser Türk Dil Kurumu tarafından neşredilmiştir (Ankara 1999). 4.Fuzulî Monografisi (Bakü 1925). 5.Nevaî Monografisi (Bakü 1926). 6.Türk Dili ve Edebiyatının Tedris Usulü (Bakü 1926). 7.Kumuk Dili ve Edebiyatı Tedkikleri (Bakü 1926). Eser üzerine bir yüksek lisans tezi hazırlanmıştır (bk. bibl.). 8.Kumuk Lehçesi Üzerine İhzarî Bildiri (Bakü 1926). 9.Türk Tatar Diyalektolojisi (Bakü 1927). 10.Dinî Islahat ve Medenî İnkılab (Akmescid 1927). 11.Boran, Şiirler (Bakü 1927). Eşref Şemizade tarafından Kiril harfleriyle de yayımlanmıştır (Bakü 1971). 12.Türk Grameri (Bakü 1930). 13.Azerî Edebiyatının Yeni Devri (Bakü 1936). 14.Şiirler (Taşkent 1971). 15.Bir Saray Quracaqmın, Şiirler (Simferopol 2001). Çobanzâde’nin bütün eserleri Memed Adilov tarafından Latin harfleriyle yeniden neşredilmiş (I-V, Bakü 2007), ayrıca Yeni Çulpan, Maarif ve Medeniyet, İnkılap ve Medeniyet, Revolyutsiya ve Kultura dergilerinde dille ilgili çok sayıda makalesi yayımlanmıştır.

BİBLİYOGRAFYA :

S. Nagaev, Yılnamelerdeki İzler, Taşkent 1991, s. 203-211; A. Babaev, Bekir Çobanzade, Bakü 1998, tür.yer.; İsmail Otar, Kırımlı Türk Şair ve Bilgini Bekir Sıdkı Çobanzade, İstanbul 1999; Kenan Acar, Kırımlı Bekir Sıdkı Çobanzade, Ankara 2001; Şerif Tiryaki, Bekir Sıtkı Çobanzade’nin Kumuk Dili ve Edebiyatı Tedkikleri Adlı Eseri (yüksek lisans tezi, 2012), Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 7-12; Abdullah Battal Taymas, “Kırımlı Filolog-Şair Bekir Çobanzade’yi Tanıtma Tecrübesi”, TDAY Belleten (1954), s. 233-263; F. D. Aşnin, “Bekir Vagapoviç Çoban-zade”, NAA, sy. 1 (1961), s. 208-216; a.mlf. – V. M. Alpatov, “Delo professora B. V. Çobanzade”, Vostok, sy. 5, Moskva 1998, s. 125-133; A. Tagirzade – A. Guliev, “Professor Bekir Vagab oglı Çoban-zade”, ST, sy. 6 (1990), s. 77-79; Adile Emirova, “Bekir Çobanzade’nin Dil Bilimi Anlayışı”, Karadeniz Araştırmaları, sy. 11, Çorum 2006, s. 1-11; Elnur Agayev, “Bekir Çobanzade’nin Azerbaycan’ı Tedkik ve Tetebbu Cemiyeti’ndeki Faaliyetleri ve Islahat Üzerine Görüşleri”, Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, IX/17, Ankara 2013, s. 135-170.

https://islamansiklopedisi.org.tr/cobanzade-bekir-sitki

ÖRNEK ŞİİRLER

EZAN SESİ 

Aksam üstü, ezan sesi cangıra,

Dertlilerni Hak katına çagıra.

Ezan sesi minareden cayıla…

Kökke çıka, munglu, yorgun bayıla…

Çay katında ak sakallı kartbabay

Titrek kolun salkın suvda uvalay…

Terenlerden “Allah!” sesi hos kele,

Ak manglaylar cerge tiye, yüksele…

***

Men garipmen, mescidim yok kirecek..

Mihrabına munglu betim sürecek…

Ezan sesi biyaklarga kelalmay…

Tatlı, tatlı kulagıma tiyalmay…

***

Aksakallı kongsu mazin yasay mı?

Gene “Allah!” dep sözüne baslay mı?

“Allah!” dese esitkenler bola mı?

“Tanrım, kurtar!” dep camisi tola mı?

Yoksam gene birbirini kargaylar?

Birbirin mi caktırmakçün alaylar?

Özün taslap garip curtka sarılgan,

Bar mı “Curtum!” dep sesçigi karılgan?

“Hak!” degende ne duyasız curt içün?

Curt kemirgen birkaç mel’un kurt içün?

***

Ezan sesi biyaklarga kelalmay…

Tatlı, tatlı kulagıma tiyalmay…

***

Hep camiler say kapanmay bir keçe,

Kart mazinler ölmez burun gizlice…

Cıyılsınız ezan sesin kaçırmay,

Günanıznı Salgırdayın tasırmay…

Kol köterip ak 

yürekmen köklerge,

Basınıznı yalmay koyup sert yerge,

Hak katında yurt savlıgın tileniz!

Özünüzge yahsi ölüm isteniz!

***

Ezan sesi biyaklarga kelalmay,

Tatlı, tatlı yüregime tiyalmay…

Budapeste, 16 Mayıs 1918

EZAN SESİ

Aksam üstü ezan sesi yankı yapıyor,

Dertlileri hak katına çagırıyor.

Ezan sesi minareden yayılıyor…

Göke çıkıyor; bunalmıs, yorgun bayılıyor…

Çay yanında aksakallı dede

Titrek kolunu serin suda ovalıyor.

Derinlerden “Allah!” sesi hos geliyor,

Ak alınlar yere degip yükseliyor.

***

Ben garibim, mescidim yok girecek…

Mihrabına bedbaht yüzüm sürecek…

Ezan sesi bu taraflara gelemiyor…

Tatlı tatlı kulagıma degemiyor…

***

Aksakallı komsu müezzin yasıyor mu?

Gene “Allah!” diye sözüne baslıyor mu?

“Allah!” dese isitenler oluyor mu?

“Tanrım; kurtar !” diye camisi doluyor mu?

Yoksa gene birbirini lanetliyor,

Birbirini nü yaktırmak için aglıyorlar?

Kendini unutup zavallı, yurda sarılan.

Var mı “Yurdum!” diye sesi bagırmaktan kısılan?

“Hak!” dendiginde ne hissediyorsunuz yurt için?

Yurt kemiren birkaç mel’un kurt için?

***

Ezan sesi bu taraflara gelemiyor,

Tatlı tatlı kulagıma degemiyor…

***

Bütün camiler öylece kapanmadan bir gece,

İhtiyar müezzinler ölmeden önce gizlice…

Toplasınız ezan sesini kaçırmadan,

Günâhınızı Salgır ırmagı gibi tasırmadan,

El kaldırıp ak yürekle göklere,

Basınızı çekinmeden koyup sert yere,.

Hak katında yurt saglıgını dileyiniz!

Kendinize iyi ölüm isteyiniz!

***

Ezan sesi bu taraflara gelemiyor,

Tatlı tatlı yüregime degemiyor.

Zavallı Mağdur Türk

Mağdur Türk bahtsız doğmuş
Senin de yıldırın sessizce vurmuş
Geçmişinden bahsetmeyim, gözlerm aşağı bakıyor
Tarihin açmayım, kalbim kavruluyor
Yabancıların eline düştü mü sarayın?
Karadı, silindi mi yıldızlı ayın?
Arab’ı Acem’i yalancı dostun
Niçin sen onları koşuda geçtin?
Bir sürü düşmanın, gerçek düşmanın
Bire diye içiyor, o mağdur kanını
Paşalar, ağalar, o hanım beğler
Bir yığın sarhoş elinde neyler

Yeni yıl yok bizlere

Hava soğuk, gök bulut, yağmur yağıyor…
Penceremi keskin rüzgar itiştiriyor, yıkıyor…
Geçen yılı bekliyorum yalnız kalıp,
Geçen yıldan her iş için hesap alıp…
Geçen yıl da yetmedi bahtiyar olmağa,
O da gitti batırıp pişmanlığa…
Ben bu yılın işlerini söyleyemiyorum,
Düşüncelerime uygun söz bulamıyorum…
Yeni yılım yok benim, sözün kısası,
Bizim dünya, bunaltıların kart dünyası…
Bizim hayat kaygısı, tasası ile,
Yün hırqkası, yaralı asası ile,
Bir uzun yıl, son günü soğuk mezar…
Yeni yıl yok bizlere, bizler Tatar…

Bekir Sıdkı Çobanzâde
Budapeşte, 1 Ocak, 1919

Yolundan ettiler, doğru yolundan
Dilini aldılar kuvvetsiz elinden
Cahilsin kendini anlayamadın
Kendini görüp te ağlayamadın.
Barbarsın her yerde kendini yedin
Yabancıları çocuklarını yedirip yaşadın
Yabancıların başına vurulmuş idin
Yabancıların tahtına kurulmuş idin
Senin de var idi atadan kalan
Kuvvetli bir dilin parçalanmaz kalkan
Altıyüz yılda yalnız kış gördün
Altı yüz yılda titreyerek yürüdün
“Osmanlı Devleti” ne yalan bir söz
Ne yanlış görüyormuş basiretsiz bir göz

Devletin senin ey mağdur Türk
Yüzlerce yıllar acı öksürük
Bir gelir de uyanır mısın?
Kendi ana diline dayanır mısın?
Karaman çobanı o adsız Yörükler
Tali’siz kişiler, hakiki Türkler
Harekete geçerler mi kurtuluş görüp?
Türkçe söyleyip, Türkçe hıçkırıp
Bu günün karanlık benim gibi
Gün batıyor, kar yağıyor bekledikçe
Kâbe’de, başkası Kur’ân almış
Peygamber bir derin uykuya dalmış
Mescidler tozlanıyor, örümcek ağ örüyor,
Minberi görünmeyen kurtcuklar kemiriyor
Bir Urum uzakta tarihini yazıyor
“Barbarlar Tarihi” adını koyuyor
Bir korkunç sevinç var avcıların yüzünde
Dizilmiş duruyorlar, geyiğin etrafında
Yalnız benim uzakta duanı eden
Yalnız benim elini göğe kaldıran
“Ümid”e “Ölmez” diye ümidler verip
Yalnız benim, ağlayacak yaz, kış, bahar
Yalnız benim, kardeşin, ben pis Tatar

Budapeşte, 30 Ocak 1919

Tuvğan Til
seni men qırımda, qazanda taptım,
curegim qaynağan, taşqanda taptım…

cat elde muğayıp, açınıp curgende,
umütim, hayalım şay tüşip curgende,

moynuña sarıldım, dertimni aytıp,
bir guzel sözüñmen ozüme qaytıp…

cırlarıñ bolmasa, maneñ bolmasa,
‘’curt’’ degen sözüñmen curek tolmasa,

ah, nasıl curermen gurbet yaqlarda,
tanışsız, bilişsiz yat soqaqlarda?..

bilmiymen-türükmi, tatarmı adıñ,
bek yaman tatlısıñ, tañrıdan tadıñ.

türük de,tatar da seniñ sözleriñ,
ekisi eki çift muñlu kozleriñ…

viyana ogünde, qazaq içinde
barabar cırladıq hindlerde, çinde…

añlasın bir seni , duşman da süyer,
bir canıq sözüñmen curegi iyer…

istiymen ozüñni er yaqta kormek,
er yerde inciñden destanlar ormek…

quşlarğa, qaşqırğa uyretsem seni,
sen bolsañ oksüzniñ koñülden süygeni.

camige, mihrapqa, sarayğa kirseñ,
deñizler, çöllerniñ çetine erseñ…

seniñmen duşmanğa yarlıqlar yazsam,
aruvlı sözüñmen koñlüni qazsam…

qabrimde melekler sorğu sorasa,
azrail tilimni biñ kere torasa,-

‘’oz tuvğan tilimde ayt mağa! ‘’ dermen,
oz tuvğan tilimde cırlap olermen…

koñlümni qayğılar kemirip turğanda,
halqımnı tınışsız yıldızı urğanda,

tuvğan til,-başqası aqlıma kelmiy,
bir buyuk sırımsıñ, duşmanlar bilmiy…

1918 / Budapeşte