Söyleşiler
Salı, 06 Ekim 2020 21:06

Çelebi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Şahin İle e-Söyleşi

Değerli okuyucularımız,

Bu yazımızda sizlerle yayın hayatına kısa bir süre önce başlayan ve ikinci sayısını okuyucuları ile buluşturan Çelebi Dergisi hakkında derginin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Şahin ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi buluşturmak istiyorum.

Öncelikle Ahmet Şahin’e davetimizi kırmadığı için teşekkür ediyorum. Söyleşinin bundan sonraki kısmında Metehan Kaygı için M.K., Ahmet Şahin için A.Ş. kısaltmaları kullanılacaktır. 

M.K.: Bize Çelebi Dergisi’nin kuruluş serüveninden biraz bahseder misiniz? Çelebi Dergisi’nin kuruluş fikri ne zaman ortaya çıktı, kurulması için hangi hazırlık merhalelerinden geçildi?

A.Ş.: Öncelikle böyle bir söyleşiye davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Kırmızılar ailesine hürmet ve saygılarımı iletirim.

Çelebi Dergisi’nin serüvenine geçmeden önce şundan bahsetmek istiyorum: lise yıllarından bu yana süreli yayınlara bir merakım var idi… Bu merak bir heves vesaire değildi. O yıllarda çıkmakta olan muhtelif milliyetçi dergileri ve diğer dergileri takip etmeye çalışıyordum. Daha sonra da neden bir dergi çıkarmayayım diye kendi kendime sordum. Lise yıllarında bir teşebbüsüm oldu. Lâkin bu teşebbüs sonrasında okuldan ayrılmak zorunda kaldım. Buraya çok fazla girmek istemiyorum. Okul panosunda okul gazetesi çıkarma arzusu ile başlamıştı ancak okuldan ayrılmak zorunda kaldım.

Bu olay süreli yayınlara olan “sevda”mı daha çok perçinledi. Daha sonra üniversitede çeşitli teşebbüslerim oldu… Taa ki şu zamana kadar. Bundan 2,5 sene evvel bir öğrenci evinde şuan dergimizin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olan Ali Gezginci kardeşim ile merhum Necdet Sevinç hakkında sohbet ediyorduk. Kendisine “Necdet Beg ile ilgili neden bir çalışma yapmıyoruz?” diye bir soru yönelttim. O gün o sorudan sonra heyecanlandık. Üzerinde çalışmaya başladık. Bir süre sonra ekonomik sıkıntılar vb. durumlardan dolayı bu çalışmaya ara verdik.

İçimde yine bir ukde kalmıştı. Bir müddet çalıştık ve dokümanlarımızda mevcuttu. Necdet Sevinç vefat etmeden evvel “Benim hayatıma etki etken iki şahsiyet var: birisi Dündar Taşer diğer ise Halit Ziya Biçer’dir” demiştir. Dündar Ağam hayatta değil ancak Halit Ziya Beg ile tanışma ve görüşme fırsatımız olmuştu. Kendisini neredeyse her hafta ziyaret ediyorduk. Necdet Sevinç hakkında bir mülakat gerçekleştirdik. Gerçekten bu mülakat çok önemli bir yere sahip. Necdet Sevinç hakkında onu en yakından tanıyan, gazeteciliğe başlamasında ve kendini geliştirmesinde büyük yeri olan Halit Ziya Biçer’den Necdet Beg’i dinlemiştik. Bu mülakatımız Türk Yurdu Dergisi Şubat 2020 sayısında “Azmin ve Mücadelenin Nişânesi: Necdet Sevinç” başlığı ile yayımlandı. Yayımlanmasının ardından kıymetli kardeşim Ali Beg ile çok heyecanlandık ve mutlu olduk…

Yine bir gün Halit Ziya Biçer’i ziyarete gittim. Bu sefer yalnızdım. Yine birçok konu hakkında sohbet ettik. Süreli yayınlara merakımın olduğundan bahsetmiştim. Ona şöyle bir soru yönelttim: “Halit Beg Amca, 60’lı yıllarda Gaziantep’in basın ve yayın hayatı nasıldı? Hangi dergi ve gazeteler var idi. Özellikle Türk milliyetçiliği fikriyatını temsil eden yayınlar hangileri idi?”diye sordum. Bu sorunun ardından mutlu oldu. Biraz düşündü ve gerçekten güzel bir yere değindiğimi söyledi. Evvela Gaziantep’in genel siyasi durumundan daha sonra ise yayınlarından bahsetti. Sohbetimizin sonuna doğru kendisinin “Mehter” isimli bir dergi çıkardığı ancak ekonomik sıkıntılardan dolayı 11 sayı çıkardığından bahsetti. Tabii ki bu beni çok heyecanlandırdı. 1964 tarihinde yayın hayatına başlayan Mehter Dergisi’ni merak ettim. O gün sohbetim sırasında ne kadar ısrar etsem de sayıları göremedim. Her gelişimde merak etmem neticesinde dayanamadı ve bana sayıları gösterdi. 

Ali kardeşimi aradım… Durumu izah ettim. Evet, derginin 12. sayısını çıkarmalıydık. Hatta başarabilirsek devam ettirmeliydik. Her zamanki gibi her daim yanımda olan kardeşim bu teklifimi duyunca heyecanlandı ve kabul etti. Başladık hayal kurmaya… Hayal ne güzel bir şeydir.

Tüm gün boyunca dergiyi düşünüyordum. Nasıl yaparız nasıl ederiz diye. Sonra isim konusunda bir sıkıntı yaşadık. Ancak dergimiz başka bir isimle çıkarak yayın hayatına başladı. Çelebi’nin doğuşu genel itibariyle böyledir.

 

M.K:Çelebi Dergisi’nin benimsediği ilkeler hakkında bilgi verir misiniz, hangi gayeleri kendisine düstur edinmiştir?

A.Ş.: Çelebi Dergisi, ikna edilmişlerin değil, inananların ve serdengeçenlerin mecmuasıdır… Allah’tan başka kimseden korkmaz ve çekinmez. Türk milletini millet yapan değerlerin muhafazası için çalışmaktadır. Türklüğün ve İslâm gür sesi olma niyetindedir. Bir ülkünün peşinde olan Çelebi, işlediği ve ele aldığı konular etraflıca bir inceleme dosyası hazırlayarak o konu hakkında okuyucuya birçok bilgi sunmayı amaçlamaktadır. Hamasî ve slogan ifadeleri bir kenara bırakıp, daha gerçekçi ve akademik bir biçimde konulara yaklaşarak, asıl “mesele”ye işaret etmektedir. 

İlkeler üzerinde ciddiyetle durmaya çalışıyoruz. Çünkü şahit olduğumuz veya duyduğumuz birçok girişimin sona ermesinin başlıca nedenlerinden birisi olarak ilkelere riayet edilmemesidir. “Hatır-gönül” işin içerisine dahil olduğunda temel sarsılmış olur. Bu kültürün tam olarak yerleşememesi ise uzun soluklu işlerin yapılmasını engellemektedir. Bu açıdan Çelebi Dergisi’nde dosya konusu dışında yazılara yer vermemeyi kendimize ilke edindik ve buna hassas bir şekilde riayet etmeye çalışıyoruz. Diğer yandan, aynı konuların benzer bir şekilde aynı noktadan işlenmesinden ya da tekrarlanmasından ziyade farklı bakış ve perspektiflerden yaklaşmaya özen gösteriyoruz. Genel manada Çelebi Dergisi’nin benimsediği ilkeleri bu şekilde açıklayabiliriz.

 

M.K.: Derginizin ilk sayısını Türk basın ve düşünce hayatının mümtaz şahsiyeti Sn. Necdet Sevinç’e ithaf ettiniz. Bize Necdet Sevinç hakkında malumat verebilir misiniz? Sizi Necdet Sevinç’i dosya konusu olarak seçmeye yönlendiren hangi sebepler oldu?

A.Ş: Çelebi Dergisi’nin ortaya çıkış serüvenini anlatırken aslında bu mevzuya değinmiştim. Aslında Necdet Sevinç hakkında çalışma yapma düşüncesi, her zaman, zihnimizin bir köşesinde durmakta idi. Daha önce de söylediğim gibi Necdet Beg’in hayatı, faaliyetleri ve çalışmaları üzerinde belge ve dokümanları topluyor; bu konu üzerinde çalışıyorduk. Aynı zamanda Necdet Sevinç hakkında bilgi toplamak amacıyla birçok isim ile irtibatımızı sürdürüyorduk. Esasen, diğer yandan, olgunlaşmasını bekliyorduk.

Bildiğiniz üzere Necdet Sevinç heyecanlı ve inançlı bir Türk milliyetçisi idi. Ülküsü ve fikri uğrunda saldırılara, işkencelere, kurşunlanmaya maruz kaldı. Fakat yılmadı. İşte bizi derinden etkileyen husus ise onun inancı idi. Gerçekten de sarsılmaz bir inanca sahip olduğu faaliyetlerinden ve kaleminin sertliğinden anlaşılıyor. 

Necdet Sevinç, 1944 yılında Gaziantep’te doğmuştur. Fikri temelinin oluşmasında Gaziantep’in çok önemli bir yeri olduğu anlaşılıyor. Çünkü hem Türk İstiklâl Savaşı’nın hem de dünyanın en çetin mücadelelerinden birisini yaşamış bir şehrin ortamında yetişmesi kendisinde ciddi etkiler bırakmıştır. Necdet Beg’in mücadeleli hayatı lise yıllarında başlamış ve son nefesini verinceye kadar sürmüştür. Fikri bakımdan mücadelesini ise gazetedeki yazılarında ve kitap neşirlerinde devam ettirmiştir. Aslında her kitabı müstakil olarak incelenmeyi hak etmektedir. Hayatı, fikri yapısı ve çalışmaları hakkında geniş bilgiyi Çelebi Dergisi’nin Necdet Sevinç Özel Sayısı’nda bulmak mümkündür.

Çelebi Dergisi’nin ilk sayı olarak Necdet Sevinç Özel sayısı ile çıkmasının ilk nedeni ahde vefadır. Şüphesiz ki, Necdet Beg nefsi için mücadele etmemiştir. O, Türk milletinin haysiyeti ve geleceği için mücadele etmiş ve hayatını bu yola vakfetmiş bir şahsiyettir. Bizde hem memleketlisi olarak hem de Türk milliyetçileri olarak, günümüze kadar, hakkında derli toplu bir çalışma bulunmayan Necdet Sevinç hakkında bu şekilde bir çalışma yapmaya gayret ettik. Aynı zamanda, memleketine aşık olan Necdet Sevinç hakkında böyle bir çalışmanın Gaziantep’ten çıkıyor olması diğer bir çıkış noktamız idi. Bu açıdan bahtiyar olduğumuzu söyleyebilirim. Çelebi Dergisi’nin bahsi geçen sayısı üzerinde çalışırken Necdet Sevinç hakkında belirli bir kronolojinin olmadığını gördük. Bu eksikliğin giderilmesi açısından özel sayının içerisinde bir “Necdet Sevinç Kronolojisi” hazırladık. Yine bazıları ilk defa olmak üzere bir fotoğraf albümünü bu sayımızın son kısmına ekledik. Şunu da belirtmemiz gerekir ki, her insanda olduğu gibi bizlerde hatadan ve günahtan münezzeh olmadığımızdan dolayı elbette hatalarımız vardır.

 

M.K.: Çelebi Dergisi’nin ikinci sayısının dosya konusu “Türk Bayrağı” oldu. Hem bu dosya konusunun hikayesinden hem de gelecekteki sayılarda işlenecek temalardan bahseder misiniz?

A.Ş: Çelebi Dergisi, her sayısında bir dosya konusunu işlemektedir. Her sayının dosya konusu ise dergi ekibi tarafından artısı ve eksisi düşünüldükten sonra tespit edilmektedir. Bu tespit sürecinde özellikle de üzerinde fazla düşünülmemiş, daha önceden işlenmiş olsa da eksik kalan yanları olmasına ve bir ihtiyaca cevap vermesine dikkat etmeye çalışıyoruz. Ayrıca, her yılın ilk sayısı olarak bir şahsiyeti konu edinmeyi hedef edindik.

Dergimizin ikinci sayısının dosya konusu olan “Türk Bayrağı”nı da yukarıda değindiğim hususlar çerçevesinde belirledik. Bayrak, her milletin değer verdiği ve birleştirici unsur olarak çok kıymetli bir yere sahiptir. Türk milleti için ise bayrağın daha ehemmiyetli bir yeri vardır. Bayrak, Türk milleti açısından namustur, şereftir. Türk bayrağının üzerinde bulunan her bir unsurun derin manaları vardır. Fakat, milletimiz nazarında kutsal olan bayrak hususunda yapılmış olan çalışmalar bir elin parmaklarını geçmemektedir. Yapılan çalışmalar, elbette, önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Yalnız bu çalışmalar sadece tarihi açıdan olayı ele almaktadırlar. Diğer yandan, günümüzde mevcut bağımsız-özerk Türk devletlerinin kullandıkları bayrakların muhtevalarının umumiyetle bilinmediğinden dolayı bu sayımızda Türk bayrağı/bayrakları konusuna eğilmenin zaruri olduğunu düşündük.

Yukarıda bahsettiğim hususlar doğrultusunda Türk Bayrağı dosya konusunu işlemeyi uygun bulduk. Bu konuyu işlerken ilk olarak hamasî tavırdan kaçındık. Türk Bayrağı’nın tarihi serüvenini, günümüzdeki bağımsız ve özerk Türk devletlerinin bayraklarını, kullanılan renkleri, sembolleri ve kökenlerini bu sayımızda ele almaya çalıştık. Türk milletinin bayrağa verdiği değeri anlamaya ve anlatmaya gayret ettik. Halk kültüründen edebiyata, resimden sosyolojiye, siyasetten tarihe birçok alanda Türk baryrağı/bayraklarının işlenmesi önemli bir boşluğu dolduracaktır. Aynı zamanda, Necdet Sevinç sayımızda olduğu gibi bu sayımızda da çok değerli hoca ve büyüklerimiz ile çalıştık. Hakkı geçen herkese teşekkür etmeyi borç bilirim.

Çelebi Dergisi’nin önümüzdeki sayılarına gelince… Öncelikle, bilindiği üzere, Türk İstiklâl Savaşı’nın 100. yılını idrak etmekteyiz. Türk milletinin ve vatanın kaderini belirleyen Türk İstiklâl Savaşı üzerine günümüz kadar birçok çalışma yapılmıştır. Yine de bazı noktalarda özellikle de yerel direnişler hususunda bazı eksikliklerin olduğunu kanaatindeyiz. Bundan dolayı Çelebi Dergisi’nin Aralık 2020 sayısının dosya konusunu, ekibimiz ile birlikte, “Türk İstiklâl Savaşı ve Yerel Direnişler” olarak belirledik. Allah kısmet eder ise bu sayımızda işlenmeyen konulara ve özellikle de yerel direnişleri şahsiyetleri, organizasyon gücü vs. bakımından ele almak niyetindeyiz.

 

M.K.: Son olarak derginin Genel Yayın Yönetmeni olarak bizimle paylaşmak istediğiniz hususlar varsa bunları dinlemekten mutluluk duyarız. Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

A.Ş: Öncelikle bizleri hiçbir zaman yalnız bırakmayan kıymetli hocamız, ağabeyimiz Oğuzhan Saygılı’ya çok teşekkür ederiz. Yanımızda olduğu ve desteklerini esirgemediği için minnetarız.

“Hür tefekkürün kalesi”  olan mecmuâlar okuyucuların teveccühleri ile ayakta kalmaktadır.

Türklüğün gür sesi olan Çelebi’ye desteklerinizi bekleriz.

Kıymetli kardeşim Metehan Beg, sizlere de hürmet ve saygılarımı iletirim. Kırmızılar ailesine çalışmalarında başarılar dilerim.

Söyleşiler

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

37094547