25 Eylül 2021
Salı, 10 Ağustos 2021 15:18

Doğu Türkistan Meselesine Dair Doç.Dr Erkin Emet İle Röportaj

Fırat Köse, Dünya Uygur Kongresi Sekreteri Doç.Dr. Erkin Emet ile Doğu Türkistan Meselesi'ni konuştu. Doğu Türkistan Türklerinin yaşadığı sorunlar hakkında bizzat yaşayarak detaylı bilgiye sahip olan ve bu mesele hakkında çeşitli platformlarda bilgisine danışılan, aynı zamanda başarılı bir Akademisyen-Türkolog olan Doç.Dr. Erkin EMET ’in, Doğu Türkistan'daki Türklerin yaşadığı sorunları detaylı olarak anlattığı röportajı aşağıda sunulmuştur:

 

Doğu Türkistan Türklerinin yaşadığı etnik kimlik kaynaklı sorunlar nelerdir? Günümüzde Türk etnik kimliğinin inkârı devam etmekte midir?

 

Çin’in Doğu Türkistanı işgali özellikle 1884 Mançu İmparatorluğu döneminde başlıyor, sonra bölgeye Şincan diyor, yani Doğu Türkistan adı değiştiriliyor Şincan yani yeni kazanılmış toprak adı veriliyor. Bu tarihten itibaren zaten Türk kimliği bölgede inkâr ediliyor. 1911'de Mançu imparatorluğu dağıldıktan sonra Çin Cumhuriyeti kuruluyor. Bu cumhuriyet döneminde de Milliyetçi Çin Partisi iktidarda, bu zamanda da Uygurları başta azınlık etnik grup ve bir millet olarak kabul etmiyor. Türk etnik kimliğini inkar politikasını uyguluyor.

 

1949'da Mao devriminden sonra Doğu Türkistan, Komünist Parti yönetimi tarafından işgal ediliyor. O zamandan itibaren zaten asimilasyon siyaseti uyguluyor. Ben Uygurum diyenleri Pantürkist , ben Müslümanım diyenleri Panislamist suçlamasıyla hapse atıyor çok eskiden bu güne kadar Uygurların Türk olması, Müslüman olması ve bu topraklara sahip olmasından dolayı Çin, bu insanları yok etme politikasına yani asimilasyon politikasına devam ediyor.

 

2013'de Çin Devlet başkanı Xi Jinping, Kazakistan’ın başkenti Nursultan’da  (Astana)  Bir Kuşak Bir Yol projesini ilan ettikten sonra Doğu Türkistan'da şu anki kamp siyaseti uygulanmaya başlanıyor. 3 milyon Doğu Türkistanlı kampta diyoruz. Bugün dünya kamuoyu yani dünyadaki çeşitli İnsan Hakları Teşkilatları, Hükümetler tarafından belgelerle ispat edildi 3 milyon Uygur'un kampta olduğu. Ondan sonra da 2017'de "Beyaz Kitap" isimli Çin Başbakanlığı tarafından bir kitap yayınlandı, bu kitapta da Doğu Türkistan diye bir yerin olmadığı, Uygurların Çin asıllı olduğu söyleniyor, yani burada da Türk kimliğini tamamen inkâr eden bir politika görüyoruz. Yani bu inkâr politikası devam ediyor. 

 

 

 

 

kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Doğu Türkistan Türklerine Sivil Toplum Kuruluşları gibi alanlarda, ifade özgürlüğü kapsamında ne gibi sınırlamalar uygulanmaktadır?

Çin, dikta rejimi ile yönetilen, tek partili bir devlet, yani bu tam komünist rejim de değil, adı konmamış bir mafya devleti gibi bir devlet, burada insanların Sivil Toplum Kuruluşu kurma, örgütlenme hakkı yok...

 

Özellikle Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’da 7 kişinin bir araya gelip sohbet etmesi yasak, kalabalık törenler, etkinlikler düzenlemek yasak  dolayısıyla Çin deki insan hakları anlayışı: bir insan doğacak, besin ihtiyacını karşılayacak , çalışacak, ölecek, onun tefekkür-fikir yürütme, ifade özgürlüğü diye bir hakkı yok, yani bu söz konusu değil.

Doğu Türkistan Türklerinin sosyal örgütlenme noktasında yaşadığı sorunlar nelerdir? Azınlık, dernek vakıf ve birlik gibi sosyal örgütlenmelere gitme hakkına sahip midir?

 

Böyle bir örgütlenme yok, zaten izin verilmiyor. Hatta eskiden Cenaze Namazlarına, Düğünlere belli kontenjan veriliyordu, kalabalık insanların bir yere toplanması ülkeyi tedirgin ediyor. Burada örgütlenme, cemaatleşme, kalabalık insanların bir araya gelmesi yasak. Ülkede böyle bir tek parti rejimiyle yönetilen, otoriter rejim olduğu için bu durum Çinliler için de söz konusu. Çin de 56 tane etnik grup var, bunların içinde 9 tanesi Türk kökenli topluluklar, Çin Hükümeti bunları da ayrı ayrı millet olarak tanımlıyor.

 

Çin, Doğu Türkistan'da demografik yapıyı kendi lehine çevirmek için neler yapmaktadır?

 

Bölgedeki istikrarın sağlanamamasının ve bölgedeki çatışmaların ana sebeplerinden bir tanesi de bu, yani geçenlerde  Çin Hükümeti Doğu Türkistan'daki zenginlerin  listesini  ilan etmiş. Bunun içerisinde bir tane Uygur Türk'ü yok. Bu yeni bilgi, yeni haber. Uygurlar bu bölgenin ekonomi çarkında yok, siyasette yok, kendi topraklarında dışlanmış bir toplum. Türkler kendi memleketleri yani Doğu Türkistan'da bu bölgenin nimetlerinden yararlanamayan, dışlanmış bir toplum durumunda.

 

Doğu Türkistan Türkleri ekonomik baskılara maruz kalmakta mıdır?

 

Doğu Türkistan'ın Çin ekonomisindeki yeri çok önemli. Doğu Türkistan'da bugün Çin'in resmi rakamlarına göre: 1 milyar 400 milyon nüfusu olan Çin Halk Cumhuriyeti’nin petrol tüketiminin %33'ü Doğu Türkistan'dan sağlanıyor. Dünyada pamuk üretiminin %18'i Doğu Türkistan'dan, Çin genelinde çıkarılan 148 değerli madenin 117'si Doğu Türkistan'dan çıkıyor. Çin en fazla kömür tüketen ülkelerden bir tanesi, Çin deki kömür rezervinin %40'ı Doğu Türkistan da. Ekonomik bakımdan bu kadar önemli bir bölgede Uygur Türkleri, Kazak Türkleri, Kırgız Türkleri ekonomide söz sahibi değil. Her yıl ülkedeki büyük zenginleri yayınlar Çin, bir tane Uygur Türk'ü yok, zaten 2017'den sonra eskiden biraz varlıklı olan, Çin’in ekonomik yükselişinden nasip alıp, varlık sahibi olan bazı insanlar da hapse atılmış durumda. Ekonomik baskı var, büyük şehirlerde Çinli siyasetçiler Doğu Türkistan'ın kalkındığını, önümüzdeki 10 yıl içerisinde 50 milyar dolar yatırım yapılacağını yazıyor ama buradaki kalkınmadan buradaki yatırımdan Uygurlar pay alamıyor. İstihdamda Uygurlar çalıştırılmıyor. Mesela petrol gibi büyük bir ticaret kalemi zaten Çinlilerin elinde. Gıda sektörü, bazı küçük esnaf Uygurlardan oluyor ve şehirlerin geri kalmış bölgelerinde yaşıyor Uygurlar. Ülkede görülen gökdelenlerde yaşayan az sayıda Uygur var. Dolayısıyla ekonomik baskı devam ediyor.

 

Eğitim konusunda yaşanan sorunlar nelerdir?

 

Bu konu çok önemli ve bir millet için olmazsa olmaz öneme sahip. Doğu Türkistan'ı Çin Mançu imparatorluğu 1884'de işgal ediyor, sonra Milliyetçi Çin Hükümeti idare ediyor, daha sonra 1949'da Komünist Çin işgal ediyor. Bu dönemlerdeki Hükümet Uygurların diline, dinine müdahale etmiyor, eğitimine çok fazla müdahale etmiyor, sadece ekonomik olarak sömürüyor, kısmen de olsa bazı özgürlükler veriliyor. Ama şu anki Hükümet döneminde tamamen anadilde eğitim yasaklanmış durumda. 1955'de Çin Komünist Hükümeti bölgeye Uygur Özerk Bölgesi statüsü veriyor, Özerk Bölge Yasası çıkarıyor, 1966'da aşırı sol politikadan dolayı bu uygulanmıyor ve rafa kaldırılıyor. 1976'da Mao'nun ölümü ile beraber 1980'den itibaren Çin, Açıklık Politikası uygulamaya başlıyor. Bu tarihten itibaren ana dilde eğitim anlamında bir takım milli değerlere önem veren eğitim ders kitapları yazılıyor.  1982'de Kaşgarlı Mahmud'un "Dîvânu Lugâti't-Türk" eseri yeni Uygur Türkçesine çevriliyor, Yusuf Has Hacib'in "Kutadgu Bilig" eseri çevriliyor. Çok sayıda roman yayınlanıyor, eskiden ders kitaplarında yer verilmeyen bir takım milli yazarlar, şairler ve bunların eserlerinden parçalar koyuluyor. Ders kitaplarına böyle başlıyor. Kısmen de olsa dini özgürlükler sağlanmış oluyor, Camiler serbest bırakılıyor, bazı kurslar serbest bırakılıyor. Böylece yavaş yavaş dinini de öğrenmeye başlıyor ama 1991'de SSCB'nin parçalanması ile 1993'de Çin Komünist Partisinin  Bölge Parlamentosu bir karar alıyor, ne pahasına olursa olsun ana dilde eğitim kaldırılacak ve çift dilde eğitime geçilecek diye. 1984'de tekrar Özerk Bölge Yasası kabul ediliyor, bu yasada şunlar öngörülmüş: İlkokuldan Üniversiteye kadar bu 5 özerk bölgede Tibetler, Uygurlar, Moğollar anadilde eğitim yapabilir, bölge kaynaklarının belli miktarını bölgenin kalkınması için kullanabilir. İstihdamda yerel halklar istihdam edilebilir gibi pek çok haklar tanınmış bu yasada. Bu yasa 1984'de kabul edildikten sonra 1991 SSCB'nin parçalanmasına kadar bu uygulanmaya çalışıldı, 1991'de parçalanmasıyla beraber 1993'de bölge parlamentosu bir karar alıyor. 1996'da seviye tespit sınavı adı altında, ki eskiden böyle birşey yoktu. Öğretmenleri, Memurları, pek çok kesimi zorunlu Çince öğrenmeye sevk ederek bu sınavdan geçemeyenler emekli edilecek denmiş, çok sayıda öğretmen emekli edilmiş. 2001 önemli bir dönüm noktası, 1993'de bu karar alınıyor ama periyodik olarak bazı şehirlerde uygulamaya konuluyor. 2001'de 11 Eylül olayından sonra Çin bunu bahane ederek Uluslararası Terörizme karşı mücadeleyi bahane ederek bu bölgedeki çok sayıda din adamı, kanaat önderi, bazı tüccarlar, başta olmak üzere çok sayıda insanı dini radikalizme karşı mücadele adı altında hapse atıyor. 2003 yılında bütün Doğu Türkistan'da anadilde eğitim kaldırılıyor, yani İlkokuldan Üniversiteye kadar mecburi Çince koyuluyor; Matematik, Fizik, Kimya başta olmak üzere bütün dersler eskiden Uygurca Uygur Türkçesiyle anlatılırken 2003'den itibaren bunlar tamamen kaldırılıyor. Kaldırılmasından bugüne kadar bu politika devam ediyor. Şuan ise Üniversiteyi bitiren öğrencilerin çoğu edindiğim bilgiye göre Uygurca okuma-yazma bilmiyor, kendi ana dilini bilmeyen çok sayıda insan var.

 kirmizilar.com

Çin, dil ve din bu iki unsuru tamamen yasaklamış durumda. Eskiden 2008'de Olimpiyatı bahane ederek bazı dini durumları yasaklamıştı, bugün tamamen 2017 kamp olayından sonra tamamen yasaklanmış durumda. Eğitim konusunda milli değerlerin öğrenilmesi ve anadilde eğitim tamamen yasak, derslerin içeriği de ders kitaplarda bir tane Uygurca ders okutuluyor, diğer derslerin hepsi Çince anlatılıyor, böylece eğitimin içeriği bakımından tamamen Çin'in değerlerini, Çin propagandasını, komünist partiyi, Çin Ordusunu anlatan ders kitapları okutuluyor. Millî değerler tamamen çıkarılmış durumda, eğitim çok büyük bir problem ve tamamen milli eğitim kaldırılmış.

 

Doğu Türkistan Türkleri Yerel mahkemelerde ve Uluslararası mahkemelerde(AİHM), Birleşmiş Milletler de, diğer uluslararası teşkilatlarda hak arama mücadelesinde bulunmakta mıdır? Bulunuldu ise sonuçlar ve uygulamaları nasıl olmuştur?

 

Önemli bir soru. Öncelikle Çin, hukuk devleti değil. Bugün Uygur Türklerinin temel hakların hepsine Çin tamamen savaş açmış durumda, yani etnik kimlik, dini inanç, yaşama özgürlüğü, fikir özgürlüğü gibi bütün bu haklara Çin savaş açmış durumda. Kendi düşüncenizi, temel haklarınızı talep ettiğiniz zaman bölücü, terörist, aşırıcı suçlamaları ile hapse atılıyor kampa alınıyorsunuz. Çin de hukuk devleti olmadığı için otoriter rejim olduğu için, etnik soykırım yapıldığı için Çin yasalarına göre hak aramak mümkün değil, bu kapı tamamen kapalı. Dolayısıyla Uygur Türkleri, 2004 yılında Almanya'nın Münih şehrinde merhum İsa Yusuf Alptekin'in oğlu Erkin Alptekin'in önderliğinde burada bir "Dünya Uygur Kurultayı" adı altında bir kurultay kuruldu. Bu kurultayın amacı başlangıçta uluslararası hak arayışı, yani Doğu Türkistan davasını yapmaktı. Bunların ilk yaptığı şey, bir takım raporları hazırlamak suretiyle BM'de, AB Parlamentosu’nda, ABD Kongresinde, Alman Federal Meclisi, Japonya gibi büyük devletlerde Doğu Türkistan davasını anlatmak, hak aramak amacıyla bir hareket başlatmak oldu. Bu meyvesini vermeye başladı, netice vermeye başladı, her yıl iki defa İnsan Hakları Genel Kurulunda ve başka insan hakları teşkilatlarının hazırladığı ihlaller ile ilgili raporlar BM İnsan Hakları Komisyonundaki raportörler tarafından değerlendirilip burada müzakereye ve ortaya konuldu. Çin heyeti buna cevap vermek zorunda, yasa gereği öyle. Bu meyvesini vermeye başladı. 2018 yılında özellikle kamp olayı var. 1 Nisan 2017 de Çin, "Aşırılığa Karşı Mücadele Yasası" isimli bir yasa kabul etti. Bu yasadan hemen sonra kamp siyaseti arttı. Bugüne kadar 120 civarında kamp uydudan çekilen fotoğraflarla tespit edilmiş durumda. Büyük çapta 120 civarında kamp var ve 3 milyon civarında insan bu kamplarda.

 

2018 yılında Ekim ayında BM, bu kampın kapatılmasını, bunun 21.yüzyılda insanlığa yakışmayan bir uygulama olduğunu, tarafsız gözlemcilerin bölgeye gitmesi gerektiğini belirten bir karar kabul etti. Bu kararı da o zamanda bildiğim kadarıyla 15 civarında demokratik ülke destekledi. Geçen yıl yine BM'de bir karar kabul edildi, bu devletlerin sayısı 44'e çıkmış durumda, bu devletler Doğu Türkistanlıları destekleyen bu karara imza attı. Yani uluslararası alanda BM'de hak arayış bugün Doğu Türkistan sorununda dünya ülkelerini ikiye bölmüş durumda. Üzücü olan şey Çin'in bu kampı kapatması gerektiğini, Müslümanlara karşı bu zulmü durdurması gerektiğini destekleyen ülkeler arasında Bosna-Hersek ve Arnavutluk, iki Müslüman ülke var, diğer Müslüman Türk cumhuriyetleri bunu destekleyen karara imza atmamış durumda. Türkiye Cumhuriyeti tek başına bir açıklama yaptı Doğu Türkistan'daki sorundan endişe duyduğunu belirtti.

 

İkinci önemli nokta, ABD Kongresinde "Uygur İnsan Hakları Yasası" isimli bir yasa hem Cumhuriyetçilerin, hem Demokratların %100 desteğiyle kabul edildi. Böyle bir karar, yani hem iktidar hem muhalefetin desteği ile çıkan bu karar çok önemli. Bu da uzun yıllar Doğu Türkistan Dünya Uygur Kurultayı ve diğer kuruluşların mücadelesi neticesinde kabul edildi.

 

ABD Temsilciler Meclisi, Uygur Özerk Bölgesi'ndeki Uygur Türklerine yönelik baskı politikalarından dolayı Çinli yetkililere yaptırım uygulanmasını öngören yasa tasarısını kabul etti. Pekin yönetimi ise, Çin'in içişlerine müdahale olduğunu belirterek tasarıya tepki gösterdi.

 

Demokratların Kaliforniya Senatörü Brad Sherman tarafından sunulan tasarı, her iki partinin de yoğun desteğini alarak genel kurul oylamasında 1'e karşı 407 oyla geçti.

Geçen ay ABD Senatosunda kabul edilen tasarının farklı bir versiyonu olan tasarıda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimine, Uygur Türklerine ve diğer Müslüman azınlıklara uygulanan baskı ve şiddetten sorumlu olan bazı Çinli yetkililere yaptırım uygulanması çağrısı yapıldı.

 

Bununla birlikte tasarıda, gözetleme amaçlı kullanılabilen tüm ABD menşeli cihazların Çin'e satışının yasaklanması istenirken, ayrıca Beyaz Saray'dan, Uygur Özerk Bölgesi'ndeki insan hakları ihlallerinde rolü olan tüm Çinli yetkililerin isimlerinin 120 gün içinde Kongreye gönderilmesi de talep edildi.

 

Özellikle tekstil alanında markalar Doğu Türkistan'da üretiliyor. Uygurların köle gibi çalıştırılıp, ücret verilmediği ile ilgili olaylar, problemler bazı raporlarda belgelendi. ABD de bu şirketleri cezalandırmaya yönelik, Uygurların köle gibi çalıştırılmalarına karşı bir yasa şuan bekletiliyor, onaylanmak üzere bildiğim kadarıyla. Şimdiye kadar ABD Kongresi, Kanada Parlamentosu, İngiltere, Hollanda, Litvanya, Çek Cumhuriyeti gibi 9 civarı ülke parlamentosu bugün Doğu Türkistan'da yapılanların soykırım olduğunu kabul eden karar çıkardı bu da önemli bir gelişme. Buna karşılık Çin, diyor ki bu siyasi bir karardır, geçersizdir diyor. Bu söz üzerine bu yıl Nisan ayında Londra da Boşnakları öldüren Sırpları ve Slobodan Milošević'i yargılayan Geoffrey NİCE, yargıçlardan, avukatlardan, savcılardan oluşan bir mahkeme kuruldu. Uygur mahkemesi kuruldu ve ilk duruşması Haziran ayında yapıldı.

 

Doğu Türkistan'daki kamplara tutuklanıp konulan Kazakistan vatandaşı, Uygur Türk'ü kökenli insanlardan 1 erkek 8 kadın olmak üzere 9'u  kurtuldu. Ülkelerin girişimiyle kurtarıldı. Bunlar özgür kaldıktan sonra bu kişiler burada soykırım yapılıyor, burada insanlığa karşı bir suç işleniyor, ben kurtulduktan sonra susmamalıyım, buradaki olayları uluslararası alanda herkese anlatmalıyım diye harekete geçerek orada yaşanan olayları dünya medyasında anlattılar. Anlattıktan sonra mahkemede gördüklerine şahitlik ettiler, burada soykırım yapıldığını, kadınların tecavüze uğradığını, işkenceler yapıldığını, bu kamplarda her şeyin  olduğuna şahitlik ettiler.

 

İkinci oturum, ikinci mahkeme Eylül ayında olacak, Aralık ayında bu mahkeme bağımsız bir karar çıkaracak. Burada ortaya konan belgelere dayanarak Doğu Türkistan'da yapılan Çin'in yaptığı bu mezalime bir isim konulacak, buna göre dünya ülkeleri bazı kararlar çıkarabilir, dolayısıyla bu uluslararası hukuk mücadelesi genel hatları ile bu şekilde.

 

Bunun dışında AB Parlamentosu’nda Kaşgar şehri ile ilgili kararlar var. Biliyorsunuz ki Kaşgar, tarihi bir şehir. İstanbul, Buhara, Semerkant, Bakü gibi Kaşgar şehri de bütün Türk dünyası ve Türkler için önemli. Kaşgar, tarihte Karahanlılara ev sahipliği yapmış önemli bir şehir. Buradaki tarihi evleri Çin, kentsel dönüşüm adı altında yok etmeye çalışıyor, bununla ilgili AB Parlamentosu’nda çıkarılan kararlar var. Bu şekilde hak arayışı devam ediyor.

 

Meseleye dair Doğu Türkistan Milli Meclisinin çalışmaları ve girişimleri son zamanlarda ne noktadadır?

 

Doğu Türkistan'ın Milli Meclisi diye bir şey yok şu an, ama meclis niteliğinde bir çatı teşkilat olarak "Dünya Uygur Kurultayı" var. Bu kurultaya dünyada 37 civarında Sivil Toplum Kuruluşu üye, Dünyanın çeşitli bölgelerinde faaliyetler gösteren Doğu Türkistanlı Sivil Toplum Kuruluşları buraya üye, bunlar bütün dünyadaki Uygurları temsilen, vekaleten bu davayı dünyaya anlatıyor. 2004 de kuruldu ve 2004 den itibaren bugüne kadar durmadan dünyada bu davayı anlatıyor.

 

Bugün BM de çeşitli demokratik ülkelerin meclislerinde muhatap alınan bir siyasi kuruluş olarak Dünya Uygur Kurultayı faaliyetlerini yapıyor, elde edilen netice demin bahsettiğim gibi çok etkinlikleri var.

 

Dünya Uygur Kurultayı, bu yıl 12-14 Kasım da 7.Kurultayını Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag da yapma kararı aldı. Şuan hazırlık çalışmaları devam ediyor. Yeni yönetimlerini seçecekler ve bu yeni yönetim ileriye dönük Uluslararasılaşan Doğu Türkistan sorununda gelecekte ne yapabileceğiz bunun plan programları yapılacak. Bugün bunun hazırlıkları yapılıyor.

 

Tarihsel süreci değerlendirdiğinizde yaşanan olaylara yönelik Doğu Türkistan hak arama mücadelesinde destekçi olan devletler, kurumlar, teşkilatlar kimlerdir? Bu listeye eklenme aşamasında olanlar varsa hangileridir?

 

Tarihsel süreçte Doğu Türkistan sorunu 1884 de işgal edilmesiyle ortaya çıkıyor, bu sorun bazı kesimlerin söylediği gibi bazı büyük devletlerin suni olarak ortaya çıkardığı bir olay değil. Bu öncelikle Türk dünyasının sorunu, Doğu Türkistan Türk dünyasının bir parçası, İslamiyet öncesi ve sonrası Türklerin bütün değerlerinin olduğu, tarihi eserlerinin olduğu bir bölge, yaşayan insanlar da Türk, 1952'de merhum liderlerimizden İsa Yusuf Alptekin ve Ahmet Emin Buğra'nın Türkiye'ye gelmesiyle 1954'de Ankara da "Türkistan'ın Sesi" isimli bir dergi yayınlanıyor. O zamanki Demokrat Parti, bu göçmen sığınmacı 1850 kişiye vatandaşlık veriyor. Türkiye’nin, yanlarında olduğunu söylüyor. Böylece Doğu Türkistan mücadelesi Türkiye'den başlayan bir mücadele halini alıyor, böyle bir tarihi süreçte devam ediyor. İsa Bey, Türkiye merkezli olarak bütün dünyaya Doğu Türkistan'ı anlatmaya başlıyor. İslam İşbirliği Teşkilatında, BM'de, hatta  1969'da dünya turuna çıkıyor ve davayı anlatıyor. Ama o zamanlar dünyanın konjonktürü Çin'in lehine olduğu için bu sorunla dünya ülkeleri çok fazla ilgilenmiyor. 1991'de SSCB'nin parçalanması, dünyada dengelerin değişimi, Çin’in zulmünün artması, özellikle 1997' de "Gulca Katliamı" olduğu zaman burada gerçek mermilerle çok sayıda insanın öldürülmesi ve hapse atılmasından sonra 1998'den itibaren Uluslararası Af Örgütü meseleyle ilgilenmeye başladı, sonra İnsan Haklarını Gözetleme Teşkilatı, ABD Kongresi İnsan Hakları Bölümü gibi kuruluşlar insan hakları bağlamında meseleyle ilgilenmeye başladı.

 

Eskiden ABD’nin yılda bir kez yayınladığı İnsan Hakları Raporunda "Çinli Müslümanlar" diye geçerken Doğu Türkistan sorunu, daha sonra 2005 den itibaren bu konuya paragraflar ayrılmaya başlandı. "Doğu Türkistan Sorunu" diye "Uygurlar" diye raporda geçmeye başladı, daha sonra Alman Federal Meclisinde birkaç defa özel oturum oldu konu ile ilgili. AB Parlamentosu bu meseleyle ilgilenmeye başladı, orda Dünya Uygur Kurultayı, AB Parlamentosu’nda temsilci oluşturdu. BM İnsan Hakları Komisyonu sürekli ilgileniyor bu meseleyle. Geçen yıl Ekim ayında BM de yapılan yanılmıyorsam 44. İnsan  Hakları Genel Kurulunda 39 ülke Doğu Türkistan'ı destekleyerek Uygurlara destek veren karara imza attı. 60 civarında ülke de Çin’i destekleyerek karşı imza attı. Çin, bütün ekonomik gücünü kullanarak Afrika'daki, bütün dünyadaki antidemokratik ve zayıf olan ülkelere bir takım ekonomik vaatleri vermek suretiyle karşı imza arttırıyor. Ama Batı dünyası ve Doğu da Japonya olmak üzere demokratik ülkelerin hepsi ABD, Kanada, Avustralya gibi ülkeler hatta Yeni Zelanda Doğu Türkistan'ı destekliyor. Bu sorunla ilgili Çin’e baskı yapıyor, parlamentolarından kararlar çıkarıyorlar.

 

Gelecekte Türk ve İslam dünyasından destekleyen ülkeler çoğalır mı? Bununla ilgili bir yorum yapmak zor…

 

Doç.Dr Erkin EMET Kimdir?

 

Doğu Türkistan Kaşgar vilayeti Yopurga ilçesinde  doğdu.  İlk ve orta öğrenimini  Kaşgar’da tamamladı. 1982 yılında  Pekin Merkezi Milletler Üniversitesi Azınlıklar Dilleri ve Edebiyatları Fakültesi Uygur Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl, mezun olduğu bölümde araştırma görevlisi olarak görev yapmaya başladı. 1988 yılına  kadar Pekin Merkezi Milletler Üniversitesi Azınlıklar Dili ve Edebiyatı Fakültesi Uygur Dili ve Edebiyatı Bölümünde Uygurca İmla Kuralları, Uygur Ağızları, Uygurca Ses Bilgisi, Uygurca Şekil Bilgisi ve  Uygurca Konuşma derslerini verdi. 30 Ağustos 1988 tarihinde lisansüstü eğitimini yapmak amacıyla Türkiye’ye geldi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde “Uygur Halk Destanları (İnceleme)” isimli tezi ile yüksek lisansını tamamladı. 1992-2000 yılı arasında "Doğu Türkistan Uygur Ağızları” isimli  tezi ile doktorasını tamamladı ve " Türkoloji Doktoru" ünvanını aldı. 1992 yılından beri Ankara Üniversitesi Dil Ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde görev yapan EMET, burada Doçent ünvanı  aldı. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde yönetmekte olduğu yüksek lisans tezleri bulunmaktadır. Erkin EMET, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi  Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümünde  doçent olarak görev yapmaktadır.

 

Kitapları:

 

1. Emet, E.,  Çağdaş Uygur Şiiri Antolojisi (Önsöz-Giriş-Çeviri Yazısı-tercümesi-kaynakçalar), T.C Kültür Bakanlığı Türk Dünyası Edebiyatı, Ankara 1998, XII+151s.

 

2. Emet, E., 5 Temmuz Ürümçi Olayı ve Doğu Türkistan, Grafiker Yayıncılık, Ankara, 2009. (ISBN:978-975-6355-55-8).

 

3. Emet, E., Temel Uygurca (Uygur Tilidin Asas), Grafiker Yayıncılık, Ankara, 2013.

 

4. Emet, E., 5-İyul Ürümçi Qetliami Ve Şerkiy Türkistan (Uygurca),Alban Yayıncılık, Ankara, 2012. (ISBN: 978-60563246).

 

5. Emet, E., Nüktedan Hisam Kurban, Grafiker Yayıncılık, Ankara 2013.

 

6. Emet, E., 21.Yüzyılda Uygurların Dramı:GÖÇ, Akçağ Yayıncılık, Ankara 2014.  

 

Doç. Dr. Erkin Emet şimdiye kadar 30 civarında uluslararası ve ulusal sempozyumlarda bildiri sunmuş ve bildirileri yayınlanmıştır. 30 makalesi yurt içi ve yurt dışındaki dergilerde yayınlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

Söyleşiler