3 Aralık 2022
Pazar, 14 Ağustos 2022 19:14

İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali İle Söyleşi

İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali: Karnenin Sağ Tarafı Daha Önemliymiş

Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali, “Artık geri dönülmez” bir değişimin içinde olduğumuzu söylüyor. “Yepyeni bir kuşak geliyor” diye konuşuyor. Yeniyle eski arasında bir çatışma olacağına, ancak kazananın belli olduğuna dikkat çekiyor. Bali, “Bence iyi olan kazansın. Esasında bizim kuşağa yenilmeyi öneriyorum. Evlatlarımıza onurumuzla yenilelim” diyor.

Şimdiki karnelerde de var ama 1970’lerin karnesinde içeriği daha farklıydı. İlkokul karnelerinin sol tarafında Türkçe, Matematik, Sosyal Bilgiler gibi derslerin notları yer alırdı. Sağ tarafında ise öğrencilerin ve velilerin pek de önem vermediği “Hâl/Gidiş” notu bulunurdu. Bu bölümde “Arkadaş ilişkilerinden” “Alışkanlıklara” kadar 10 civarında “Sosyal davranış” değerlendirilirdi.

Türkiye İş Bankası’nın Yönetimi Kurulu Başkanı Adnan Bali de “karnenin sol tarafını” önemseyenler arasında yer alıyor:

“Ben hayatım boyunca, ‘karnenin sağ tarafı’ yani ‘hâl ve gidişte’ zaten herkes iyidir diye varsaydım. Bu nedenle hep hayat bilgisine, matematiğe, fen bilgisine baktım. Sonra öğrendim ki, pek öyle değilmiş.”

Bali, sonraki yıllarda görüşünün değiştiğine dikkat çekiyor. “Hâlbuki ‘hâl ve gidişi’ iyi olmayıp, matematiği iyi olanlar, çok tehlikeli bir grupmuş. Bunun önemini geç de olsa anladım. ‘Hâl ve gidişe’ bakmak gerektiğini öğrendim. İşte ‘güvenilirlik’ dediğim de bunları kapsar.”

CEO Council Başkanlığı’nı üstlenen Adnan Bali, CEO Buluşmasında, yeni liderin özelliklerine dikkat çekerken bu değerlendirmeyi yapıyordu. Değerlendirmesinde, “Güvenilir bir kişilik olacaksınız” uyarısını yapıyor ve ekliyordu:

“Ben bir kere ehliyet ve liyakati en başa koyarım. Ehliyet ve liyakat dediğinizde bunun içine teknik bilgi birikimi, deneyim girer ve çok önemsediğim durumlardan dolayı hiçbir zaman bu sanal durumlarda, önemini kaybetmeyecek olan ‘saha teması’ girer. Değeceksiniz, dokunacaksınız, bir işin mutfağını bileceksiniz. Ona hâkim olacaksınız. Başka türlü o işleri yapan insanlarla iletişim bile kuramazsınız. Onların saygısını kazanamazsınız.”

Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali’nin yeni dönem, liderlik ve gelecekle ilgili değerlendirmeleri şöyle:

 

ARTIK GERİ DÖNÜLMEZ

Hep birlikte çok kısa süreye sığan anormal değişiklikler yaşadık. Belki 5-6 yılda olabileceğini beklediğimiz gelişmeler birkaç aya sığdı. Ama iş yaşamına genel olarak baktığımda birçok sektörde güzel örnekler gördük. Bu dönemi iyi yönettiğimizi, bu kadar zorlayıcı bir ortamda başarılı imtihan verdiğimizi düşünüyorum. İş yaşamının birçok parametresi değişti. Harcama alışkanlıklarımızdan günlük pratiklerimize kadar çok önemli değişimler oldu.

Birçok sektör bakımından bakıldığında bu döneme hazırlıklı olduğumuzu görüyorum. Hatta kendi normal, rutin, olağan düşündüğümüz takvimlerimizin önündeymişiz. Bu da bize potansiyelimizi açığa çıkarma imkânı verdi. Peki bundan geriye dönülür mü? Kanaatimce artık dönülemez. Hayatta deneyimlenenden geriye zor dönülür. Onun için bence bu müktesebatımızdır, bu artık alınmış mesafedir. Gelecek, bunun üzerine kurulacak.

Gerek dijitalleşme gerek bu yeni teknolojik ortamın özelliklerine bakıldığında şunu söyleyebilirim; önce, bu tür gelişmelerin felsefesini iyi kavramak gerekiyor. Tekil parçaları ayrı ayrı birbirinden bağımsız iyileştirmeler, entegre olmuş bir ekosistemin bir parçası olmadığı sürece tam doğru işler yaptığımız anlamına gelmiyor. İyileştirmedir ama çok özel bir “paradigma” değişikliği yaratmaz. Onun için öncelikle felsefesini iyi kavramanız gerekir.

 

BİR CİSİM YAKLAŞIYOR!

Biz arkadaşlarımızla dahili toplantılarda konuşurken Uzay Yolu dizisindeki bir sözü hatırlarız. Mr. Spock, “Kaptan Kirk bir cisim yaklaşıyor” derdi. Evet, bir cisim bize doğru yaklaşıyor, geliyor. “Daha önce gördüğümüz, bildiğimiz bir cisim değil. Dolayısıyla bunu nasıl yöneteceğiz, ne yapacağız” diye aramızda tartışırdık.

Biz bu işe ilk başladığımızda, yani değişimle yüzleşme yolculuğuna çıktığımızda, Silikon Vadisi’ne gittik. 10 gün civarında adeta bir “zehirlenme” turu yaptık. Orada çok farklı yerleri gezdik, hakikaten “virüsü” kaptık geldik.

Her şeyi yeniden düşünmemiz gerektiğini anladık. Hiçbir şey olduğu gibi devam etmek zorunda değil. Geriden devraldığımız hiçbir şeyin mecburi olmadığını gördük. 

 

adnan bali2

 
NEDEN VERİ MERKEZİYLE BAŞLADIK?

Felsefesini kavrayabilmek için çok zamanlı olarak bunun literatürüne hâkim olmaya çalıştık. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum.

Değişimi ve felsefesini anladığımızda işe mesela Veri Merkezi kurmakla başladık. Bence felsefesini iyi kavradığımız için veriye öncelik verdik. Çünkü, Veri Merkezi olmadan üzerine bina edebileceğimiz tekil yapıların başarılı olamayacağını gördük.

Bu oldukça önemli. Aksi halde, eğer felsefesini baştan iyi kavramadıysanız, bu kaplana binmek gibidir. İnerseniz sizi yer, inmezseniz kaplanın gittiği yere kadar gidersiniz. Yani gideceği yeri o seçer. Onun için sizin önce bir yol planınız ve kavrayışınız olmalı.

 

YENİ KUŞAĞA KAYBEDELİM!

Çalışma biçimleri de çok değişti. Hibrit çalışma, uzaktan çalışma gibi modeller var. Bizim gibi ofis ortamına, onun hiyerarşisine, kıyafetlerine, birçok ritüeline alışkın bir jenerasyon var. Bir de neredeyse doğuştan itibaren internet bağlantılı, kesintisiz iletişime sahip, ofise ihtiyacı olmayan, onun ritüellerine de herhangi bir bağlılığı olmayan yepyeni başka bir jenerasyon var.

Bunlar arasında çatışma olacak. Bence bu çatışmanın kazananı da belli. Mesele “kanlı mı olacak, kansız mı olacak” meselesi? Bence iyi olanı olsun, “kansız” olsun. Daha doğrusu ben bizim kuşağa “yenilmeyi” öneriyorum. Bari onurumuzu koruyalım. Yarayla, bereyle yenileceğinize hiç olmazsa yol vermiş olun. Onlar bizim evlatlarımız. Tabii ki gururla, en ufak bir rahatsızlık duymadan onlara yenilirim.

İşimiz bu ortamda çok zor. Bütün bu trendleri, değişimleri, dalgaları yöneteceğiz. Bunu da cari bilançolarımızı, kısa dönemli kaygılarımızı, performanslarımızı düşürmeden yapacağız. Geleceğe matuf yatırım için yeterli imkanları yaratmaya devam ederek yapacağız. Zor iştir. Ama bu zorluk döneminde bunu yapabilecek deneyimimizin olduğunu da kanaatimce gördük.

Bir taraftan da bu değişimler sırasında bazı şeylerin özünün de değiştiğini zannetme hatasına düşebiliyoruz. Ama aslında insanın özü ve iş hayatında da karşılığı olan bu özün değişimi söz konusu değil. Formları değişiyor olabilir, önyüzü ya da modeli değişiyor olabilir ama özü değişmez.

 

ÇOK YÖNLÜ LİDERLİK

Yeni dönemin liderleri yüzde 100 çok yönlü olmak zorundalar. Adam Smith’in hiç unutamadığım bir sözü var; “sadece iktisatçı olan iyi bir iktisatçı da değildir.” Çünkü, bağlantıları yakalayamaz. Onun için çapraz disiplinler üzerinde iyi bir bilgi birikimi olması lazım.

Çağımız artık ihtisaslaşmayı geçti. Ayrı ihtisas konularının birbirleriyle olan linklerine ve çapraz disiplinlere hâkim profilleri öne çıkarıyor. Artık sadece bir mühendis olmanız yetmez. Aynı zamanda psikoloji bilmeniz de gerekebilir. Sadece bir tıp doktoru olmanız yetmez. Fizik mühendisliği de gerekebilir.

Zor bir şey tarif ettiğimizin farkındayım. Ama doğrusu bu… Bizim kuşağa ihtisaslaşma yetti. Silo gibi bir şeyin içinde büyüdük, yetiştik. Herkes de “tamam, bu adam, bu kadın bunu yapabilir” dedi. Onun için çapraz disiplinler arası uygulamaları, adaptasyonları çok önemli buluyorum.

 

DİNLEMEYİ İYİ BİLMELİ

Bu ortamda daima güncel olmalısınız, bunun için de iyi bir dinleyici ve takipçi olmanız gerekiyor. Güncel bilgiye daima hâkim olmak gerekiyor. Öğrencilik bitmiyor hayatta. Ömrümüz bitmediği sürece öğrenciliğimiz de sona ermez. Onun için ondan hiç vazgeçmeyeceğiz, çalışacağız. O anlamda iyi de bir dinleyici olmak lazım.

İyi bir dinleyici, karşısındakini dinlerken, bir sonraki söz almada ne söyleyeceğini kurgulayan kişi değildir. O, karşıdakini dinlememek, vakit geçirmek demektir. Aslında kişi, o sırada kendini kurgulamaktadır, bu bir dinleyicilik değil. Kendini açacaksın, olduğu gibi dinleyeceksin. Bir sonraki söz aldığında dinlediklerini de alarak konuşursun. Ama dinlemeyi feda etme uğruna konuşmanı kurgulama. Yaşamımda bunun çok örneğini gördüğüm için söylüyorum.

Bir de samimiyet… Güvenilirliğin hiç değişmez parçası samimiyet… Ancak, söylemde olmamalı. Günlük yaşamda nasıl davrandığını bildiğim bazı insanları görüyorum. Röportajlarda süslü süslü sözler ediyorlar. O şekilde konuşurken birlikte çalıştığı arkadaşları ne düşünüyorlar acaba? Onlar bu sözler için ne düşünüyor? O sözlerin altını gerçekten dolduruyor musunuz? O bütünsellik yakalanamadıysa ne olacak? Bu nedenle özellikle “samimiyete” vurgu yapıyorum.

 

HAK EDİLMİŞLİK VE FARK YARATMA

Bir önemli konu daha var. Lidere “hak edilmişlik” atfedilmeli. CEO’ya, patrona bağlı çalışanlar var… CEO’nun altında ona bağlı çalışanlar var. Burada bir eşitsiz ilişki var. Bu “eşitsiz” ilişkide gönüllü bir çalışma arzusu yaratılmalı. Aksi halde çalışanların bu eşitsiz ilişkiye razı olmasında sıkıntı çıkabilir. Alttakinin iç huzuruyla, “Evet ben Ömer Bey’e çalışıyorum. Ömer Bey’in başarısı benim başarımdır. Onun başarısızlığına neden olmak benim kâbusumdur” diyebilmesi lazım.

Bunu dedirtemiyorsanız, o zaman şöyle yaklaşırsınız; “Emir veririm, talimat veririm, yaparlar.” Tamam doğru… Bir tahakküm gücünüz var. Öyle de olur. Ama o yemek, yemek olur da aynı malzemelere rağmen lezzetli olmaz.

Fark yaratıcı olmanız lazım. Her şeye fark yaratmak üzerine bakılmalı.

 

FUTBOLDAN İNOVASYON DERSLERİ
  • VAR SİSTEMİ
    İnovasyon konusunda büyük engeller var. Ama oradaki engelleri aşmanın da kolay olmadığının farkındayım. Çok ciddi dirençler var. Futboldan bir örnek vereyim. Mesela VAR sistemini biliyoruz. Aslında VAR sistemi, önce televizyon programlarında hakem kararlarını değerlendirmek için kullanıldı. Oysa kararın kendisi sahada, o sistemle düzeltilebilir iken… Ama o teknoloji ancak yıllar sonra devreye girdi, kullanılır oldu.
  • ZİHİNSEL ENGEL
    İnovasyonun önünde ne kadar büyük zihinsel engeller olduğuna dair basit bir örnek daha vereyim. Eskiden oyundan çıkan futbolcu yedek kulübelerinin oradan sahadan çıkar ve zaman kaybı olurdu. Yakın olduğu yer neresi ise oradan çıkması kuralı daha sadece 2 yıl önce konuldu. O tarihe kadar akıl edilememiş. Korner bayrağı orada duruyor, birinin gözüne batacak. Direk nedeniyle futbolcu doğru dürüst korner atamıyor. Bayrak konusunda bir düzenleme yapılamıyor.
  • KATI DİRENÇ SORUNU
    Son Fenerbahçe-Beşiktaş maçı 41 dakika oynanmış. Manchester City – Real Madrid maçını seyrettim. 1,5 katından fazla oynadığı süre… Güya aynı şey… Basketbolda saliseler ölçülürken futbolda niye olmuyor? Bunları şu nedenle paylaştım: İnovasyonun önündeki zihinsel engeller eski dirençliğinde duruyor.
GENÇLER İÇİN 4 ÖNEMLİ UYARI
  • Oyun, sıfır toplamlı olmak zorunda değil. İlla rakibinize veya muhatabınıza kaybettirerek kazandığınızı varsaymayın.
  • Pastayı büyüterek kazanmak, kapsayıcılık ve sürdürülebilirlik bunların içinden geçiyor. Muhatabınızın da mutlu olduğu ilişkiler kalıcıdır ve süreklidir.
  • Rakamlar, veriler her şeyin gerçekçi olması lazım. Maalesef biraz bunun da komplikasyonlarını yaşıyoruz. Mesela kıymetli hocam Prof. Korkut Boratav, “Rakamlara yeteri kadar işkence ederseniz, onlara arzu ettiğinizi söyletebilirsiniz” der. İyi de sonra hakikatin ortaya çıkmak gibi de bir huyu var.
  • İyi eğitim, üzerine iyi deneyim alınmadığında her şeyin mümkün olabileceğini düşünenler var. Olabildiğini zannettiğin bir periyot olabilir. Ama sonra o, biriktirdiği sorunlarıyla bir daha önünüze gelir.

Adnan Bali’nin önem verdiği İlkokul karnesinin ‘Hâl ve gidiş’ tarafında ne vardı?

  • Temizlik alışkanlığı
  • Beslenme alışkanlığı
  • Arkadaşlarıyla geçimi/yardımseverlik
  • Büyüklerine karşı saygı
  • Kurallara uyma
  • Bağımsız olarak iş yapabilme gücü
  • Planlı ve disiplinli çalışabilme
  • Eşya, araç ve gereçleri dikkatli kullanma
  • Başkalarıyla birlikte çalışabilme
  • Grup içinde çalışma ve sorumluluk alabilme
  • Aldığı görevi yerine getirebilme
  • Boş zamanları değerlendirebilme alışkanlığı
    (Not: 1980’lere ait ilkokul karnesinin sağ tarafı)
YENİ KUŞAĞA TAVSİYEM ‘ÜTME KÜLTÜRÜNÜ’ TERK EDİN
  • Samimi olayım, iş hayatında çok duyduğum ve hiç sevmediğim bir söz var; “Para mal alırken kazanılır.” Bu ne demek? Para, mal alınırken kazanılıyorsa, karşı taraf da kaybediyordur. Bu, karşı tarafı aldatma anlamına gelir esasen.
  • Aynı müzakere koşulları içerisindeyken alırken kazanıyorsanız ya güç ya bilgi orada bir asimetri vardır. Satan aldandığı için kaybediyordur. Hâlbuki değer yaratmak bu değil. Malı ederinden almak ama size has olan bir değer yaratarak kazanmanız gerekir. O zaman satan da “Benim verdiğim şey bu değildi. Şimdiki hali onun eseri” diyecektir.
  • Onun için yeni nesil de “ütme” kültüründen vazgeçmeli. “Ütme kültürü” başa beladır ve esasen kendinizi küçük düşürme işidir. Bu, zeki ile kurnaz arasındaki farktır. Zeki, muhatabının da en az kendisi kadar zeki olduğunu düşünür. Kurnaz, âlemin en zekisinin kendisi olduğunu düşünür. Ama bu küçük düşmedir aslında.

ADNAN BALİ

Türkiye İş Bankası’nın genel müdürlüğünden sonra 2021’de Yönetim KUrulu Başkanlığı (YKB) görevini üstlendi

BUNLARDAN KAÇININ

  • Majör hata yapmayacaksınız. Hata olur, girişimciliğin, iş hayatının tabiatında var. Ama majör hata olmaz.
  • Aynı hatayı tekrar tekrar yapmayacaksınız. O da olmaz.

GENÇLERE UYARI VE ÖNERİ

  • Hep çabuk olsun istiyorlar. Hayattan farklı bir beklentileri var ama hayata fark koymuyorlar.
  • Bunu başarman için senin orta yere bir kıstas, teknik bir kabiliyet, bir fark koyman lazım.

Kaynak: Fast Company Türkiye

Söyleşiler