Tarihten

 

Fatih Sultan Mehmet'in Yargılandığı Mahkeme ...

Fatih Sultan Mehmet'in yargılandığı Üsküdar'daki Mahkeme binası (Fotoğraf: Tanju Koray Uçar)

Fatih'in yargılandığı mahkeme binası

Fatih Sultan Mehmet`in yargılanıp elinin kesilmesine karar verilen dava, Üsküdar Gülfem Hatun Mahallesi`ndeki 11 numaralı kırmızı taş binada görülmüştü. 1941`den sonra ofis, terzi, kuaför ve halı dükkanı olarak kullanılan binanın izine yıllar sonra ulaşıldı.

İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey’dir. Fatih, şehrin sadece imarı ile uğraşmadı. İlk İstanbul kadısının da atanmasını sağladı. Bursa Müderrisi Hızır Bey, şehrin ilk kadısı olarak atandı. Geçimlik olarak da kendisine Kadıköy bölgesi verildi. Zaten bölgenin

İstanbul`u fetheden Fatih Sultan Mehmet, fethin üzerinden yaklaşık on sene sonra cami inşasında kullanılacak iki mermer sütunu Sinan Atik isimli Rum mimara (bazı kaynaklarda bu mimarın ismi Khristodoulos’tur).

Fatih Sultan Mehmet, fetihten on yıl sonra Mimar Atik Sinan’a, kubbesi Ayasofya’dan daha büyük bir cami yapması için emreder.

Atik Sinan her ne kadar bu işe “Emrin başım üstüne” diyerek başlasa da malzemeler arasında bulunan yüksek mermer sütunları kendi hesabına göre ölçüp biçip “üç arşın” kestirdikten sonra yaptığı cami Fatih’in istediği ölçüde heybetli olmaz.

Fatih Sultan Mehmet, yeni yapılan camiyi görünce “Kubbesi Ayasofya?dan daha büyük olsun...” emrine neden uyulmadığını sorar. Mimar; büyük bir depremde caminin yıkılacağından korktuğu için kubbesini Ayasofya’dan daha küçük yapmak zorunda kaldığını ve bu yüzden sütunları kestirdiğini söyler.

Fatih, mimarın hem Ayasofya’yı (emrine rağmen) özellikle kayırdığını düşündüğü için hem de kendinden izin alınmadan böyle bir işe kalkıştığı için “Mermer sütunları kesen ellerin kesilmesi” emrini verir...

Mimar Atik Sinan bunu özellikle yapmadığını “Hesaplarına göre Ayasofya?nın kubbesinden daha büyük bir kubbenin, ilk depremde yıkılacağını” düşündüğünü söyler ama emir büyük yerdendir ve geri dönüşü yoktur.

Fakat çevresindekilerin de cesaretlendirmesiyle, mimar haklılığına olan güvenini daha da bir pekiştirir ve İstanbul’u fetheden, fatihler fatihi, Padişah Fatih Sultan Mehmet’i mahkemeye verip hakkını aramak için Kadı Hızır Bey’e şikâyet eder...

Kadı Hızır beyin mezarı

Bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından atanmış, Osmanlı adaletini simgeleyen Kadı Hızır Bey, mimarı dinleyip dava açılması için haklı sebep olduğuna kanaat getirir ve Fatih Sultan Mehmet’in mahkeme edilmesine karar verir...

Fatih mahkemeye gelir ve duruşma başlar; Fatih Sultan Mehmet çok büyük bir insan olabilir ama emrindeki birini mahkeme etmeden cezalandırmıştır. Karşı taraf savunmasını yapar, mimar gerekçelerini açıklar ve kadı kararını verir: Fatih Sultan Mehmet suçlu bulunur ve kendisi de mimara uyguladığı cezayla yani elleri kesilerek cezalandırılacaktır...

Bunu duyan Mimar Atik Sinan kulaklarına inanamaz ve kadıya yalvararak şikâyetini geri çeker. Kadı, bunu göz önünde bulundurarak cezayı maddi tazminata çevirir ve mimara yüklü bir miktarda para verilmesine karar verir...

Evliya Çelebi`nin aktardığına göre, karardan sonra Fatih, çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek; "Eğer sen Allah`ın hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkum etmeseydin bununla başını paramparça ederdim" der. Kadı Hızır Bey de sakladığı kamayı çıkararak cevap verir: "Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deşik ederdim" der.

Mimarın yaptığı bu cami gerçekten de 1766 depreminde yıkılmış, yerine Fatih Külliyesi yapılmıştır.

Bu hikâye birçok yerde farklı şekilde anlatılsa mimarın ismi bir iki yerde farklı geçse de Evliya Çelebi’nin Seyahatname’ sinde yukardaki şekilde işlenmiştir.

Fatih Sultan Mehmet`in yargılandığı tarihi mahkeme Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından 2006'da restore edilmiştir.

Sokağın bugünkü adı da tarihi kayıtlardakiyle aynı: Eski Mahkeme Sokak. Üsküdar Meydanı'ndan Ahmediye’ye doğru yüründüğünde sağdan üçüncü sokağın içindeki Kırmızı taş bina, erken dönem Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyor. Yani binanın hiçbir yerinde yapanı, inşa edildiği tarihi gösteren kitabe bulunmuyor. Tarihçiler, kadının görev bölgesini dikkate alarak yaptıkları tespitlerden hareketle, mahkemeye yakın bir yerde Yeniçerilerin kolluk beklemesinden dolayı, buranın bir mahkeme binası olduğu kanaatindeler. Cumhuriyet döneminde ise, yeni tapu kayıtları hazırlanırken, birçok tarihi yapının asli görevi, kimliği yazılmamış. Betonarme binalar arasında sıkışıp kalmış bu mahzun bina da o dönemde kimliği belirtilmeyen yapılardan. Vakıf mallarının haraç mezat satıldığı dönemde bina elden çıkarılmış. 1941 yılında Alaaddin Bey adında bir avukatın mülkü olmuş. Bugüne kadar ofis, terzi, kuaför dükkanı olarak kullanılan eski mahkeme binasının son sahibi bir halıcı idi. Üsküdar Belediyesi, yıllar sonra izine ulaşılan bu yapıyı satın aldı. Yetkililer, daha sonra başka amaçlar için kullanılmamasını önlemek amacıyla binayı birinci dereceden tarihi eser olarak tescil ettirmeye çalışıyorlar.

Mahkeme Binası, 1941 yılında İsmail Hakkı Konyalı tarafından incelenip rapor edilmiş. Bu tarihte de bir avukatın mülküymüş ve iş yeri olarak kullanılıyormuş. Konyalı, binanın asaletinden etkilendiğini yazıyor raporunda. Duruşma salonunun demir kapısının ve pencere sövelerinin mermerden olduğunu buraya 25 basamaklı bir merdivenle çıkıldığını, merdivenin sağında ve solunda bulunan tonoz örtülü odaların mahkeme zamanında muhtemelen hapishane olarak kullanıldığını ve binada herhangi bir kitabe bulunmadığını yazıyor. Bina günümüze o kadar güzel korunarak gelmiş ki gördüğünüzde çok mutlu olacaksınız.

Horasan harcıyla yapılmış yapının o meşhur mahkeme salonuna, iki zindan arasındaki 25 taş basamağı olan dik bir merdivenle çıkılıyor. İçeriye o dönemden kalma dövme demirden yapılmış kapıdan giriliyor. İki zarif sütunun yükseldiği üç kemerin arasından geçerek, derin beşik örtülü bir kubbenin altına çıkılıyor. Salonun altı mermer çerçeveli penceresi, bir de ocağı var. Salonun altında ise 5 zindan mevcut. O dönemdeki üç kadılıktan biri olan Galata Mahkemesi bile burası kadar teferruatlı değil.

1300’lü yıllardan beri Türkler'in yaşadığı Üsküdar’ı anlatan gravürlerin, resimlerin yer alacağı müze etnografik amaçlıdır. Böylece Türkiye ilk şehir müzesine kavuşmuştur. Müzenin bir bölümünde, Fatih’in yargılandığı davayı anlatan bir de mahkeme vardır. Burada davanın kahramanlarından Fatih Sultan Mehmet, Üsküdar Kadısı Hızır Bey ve eli kesilen Rum mimarın balmumundan heykelleri bulunmaktadır.

Bugün gördüğümüz Fatih Camii, Mimar Atik Sinan'ın yaptığı değil. Atik Sinan'ın yaptığı Fatih Camii 1766 depreminde yıkılmış...

Bugünkü Fatih Camii

Yukarıdaki metin "http://forum.memurlar.net/konu/839226/" den alınmıştır.

 

Tarihten - Diğer Yazılar

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

17359250