Tarihten

Ötüken kenti, Türk tarihinde çok önemli yeri olan bir kenttir. İlk Türk devletlerine başkentlik yapması bu kentin en önemli özelliğidir. Geleneksel Türk inanışlarında da bu kentin önemli bir yeri vardır. Geleneksel Türk inanışında Ötüken, dünyanın merkezi olarak kabul ediliyordu. Bütün diğer anlayışlar Ötüken’in Dünyanın merkezi olma anlayışına dayandırılıyordu. Türkler bu kente verdikleri önemden dolayı bu kentin başkaları tarafından ele geçirilmesini uğursuzluk olarak kabul etmişlerdir.

Elimizdeki bilgi ve belgelerin taranmasıyla görülmektedir ki, Türk Tarihi, Asya Hunları yani Büyük Hun İmparatorluğu ile başlamaktadır. Hakkında sağlıklı bilgilere sahip olunan ilk Türk devleti Büyük Hun İmparatorluğudur. Çinlilerin “Hiung-Nu” dedikleri Hunlar, Orhun-Selenga ırmakları ile Türklerin kutlu ülke saydıkları Ötüken civarı merkez olmak üzere devletlerini kurmuşlardı. Hun sözü Türkçede insan, halk anlamına gelmektedir.

Hunlarla ilgili ilk bilgiler MÖ IV. Yüzyıla kadar ulaşmaktadır. Bu konuda bulunabilen ilk resmi belge Çin’deki Çu (Chou) hanedanı ile milattan önce 318’de yapılan siyasi anlaşmadır. Bu anlaşmayla birlikte Çinliler üzerindeki Hun baskısı artmış ve Çinliler Kuzeyden gelen Hun baskısını durdurmak amacıyla MÖ 214 yılında ünlü Çin Seddi’ni yapmışlardır.

Hunlara başkentlik yapan ve Türklerce kutsal sayılan Ötüken’in, Oğuz Destanında, Tiyanşan dağları ile Orhun havzası arasında bulunan bölgeye ad olduğu bilinmektedir. Oğuzların egemenliğinde iken Ötüken kenti, önemli kararların alındığı bir merkez idi. Gök Tanrı’ya ve Yer-Sublara kurbanlar burada sunulurdu. Geniş ve gür ağaçların olduğu Ötüken ormanı diğer adıyla Ötüken Yış Göktürkler ve Uygurlarca da kutsal kabul edilmişti.

Geleneksel Türk dini içerisinde doğa güçlerine inanma çerçevesinde dağ kültünün yanı sıra orman ve ağaç kültü de önemli bir yer tutmaktadır. Hunlardan sonra Göktürkler ve daha sonra Uygurlarda da Ötüken kutsal bilinmiştir. Etnografik araştırmalar günümüzde Altay kavimlerinde de mukaddes dağ inancının devam ettiğini ve böylece her bir boy ve oymağın kutsal dağının bulunduğunu göstermektedir. Türkler kutsal dağ inanışını göç ettikleri diğer ülkelere ve bu arada Anadolu’ya da taşımışlardır. Anadolu’da bazı dağlar kutsal bilinmektedir. Örneğin Kaz Dağı bunlardan biridir.

Bu anlayış çerçevesinde Ötüken ormanına yabancıların girmesiyle Türk devletinin sona ereceğine inanılırdı. Ötüken, bozkır orduları için bir merkezi üs idi. Burası ayrıca ordular için gereksinimlerinin karşılandığı bir mühimmat odağıydı.

Büyük Hun İmparatorluğundan sonra, Türklerin ikinci büyük imparatorluğu olan Göktürk Devletine de Ötüken başkentlik yapmıştır. Çin kaynaklarına göre Göktürkler göçebe hayatı yaşamakla birlikte bir çoğunun topraklarının da olduğu bilinmektedir. Bu topraklar tarla olarak kullanılmakta idi. Örneğin kaynaklar; Kapkan kağanın Çin’den üç yüz bin kile tohumluk darı ve üç bin adet de ziraat aleti istediğinden bahsetmektedir. Ticarete de önem verilmekte idi. Bilge Kağan, Ötüken’de oturup ticaret yapmak suretiyle budunun mutlu olacağına inanıyor ve kendi budununun da böyle yapmasını istiyordu.

Ötüken’in başkentlik ettiği Türk devletlerinden birisi olan Göktürkler, tarih sahnesine Altay dağlarının doğu eteklerinde çıkmıştır. Göktürkler, demircilikle uğraşıyor ve başka halkalara da silah satıyorlardı. Göktürk devletinin kurucusu olan Bumin, Juan-Juan’lara karşı ayaklanan Töleslerin isyanını bastırmada büyük yararlılıklar göstermiş ve kendisini Juan-Juan hükümdarı ile eşit bir seviyede görmüştür.

Bu yüzden de hükümdarın kızıyla evlenmek istemiş, bu isteği reddedilince Batı Tabgaç devletinden bir prenses ile evlenmiş ve Tabgaçların desteğini alarak Juan-Juan’lara saldırarak ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu büyük başarının ardından Bumin, İl-Kağan unvanını alarak Birinci Göktürk devletini 552 yılında kurmuş ve Büyük Hun İmparatorluğunun da başkenti olan Ötüken kentini başkent yapmıştır.

Bumin’in o yıl ölmesiyle devletin kuruluşunda onunla birlikte önemli görevler üstlenen İstemi Yabgu, Batı’da başka topraklar ele geçirmeye devam etmiş ve Ötüken’de tahta çıkan Bumin’in oğlu Kolo ve onun da erken ölümü üzerine diğer oğlu Mukan zamanında yani 553 ile 572 tarihleri arasında devlet en kudretli konumuna ulaşmıştır.

Göktürk Devleti‘nin ihtişamlı günleri, Tapo Kağan’ın iç ve dış siyasette yaptığı çeşitli yanlışlıklarla sona ermeye başlamıştır. Devletin batısını idare eden güçlü Türk kağanı İstemi’nin 576 yılında ölmesi ile Göktürkler iyice sarsılmıştır. 581 yılında da Işbara’nın Çin üzerine asker göndermesiyle devlet ikiye bölünmüştür. Doğu ve Batı Göktürk devletleri ikiye ayrılmalarının ardından, 630yılında Doğu Göktürk Devleti, 680 yılında da Batı Göktürk Devleti tarih sahnesinden silinmiştir.

Göktürklerin 50 yıllık esaret döneminden sonra Aşina ailesinden gelen Kutlug, beş bin silahlı adam toplamış ve Göktürk veziri Tonyukuk ile beraber Kuzey Çin’e 681 yılında baskın yapmışlardır. Böylece, Gobi çölü ile Orhun ırmağı arasına yerleşmişlerdir. Kendilerine de hedef olarak Türkler için kutsal bölge olan Ötüken’i seçmişlerdir. Baykal gölünün güney-batısında yer alan Ötüken, bu dönemde de çok önemli bir konumda olmuştur. İnekler gölü kıyısında yapılan savaş ile Kutlug komutasındaki Göktürkler 682 yılında Ötüken’e hakim olmuşlardır.

Devleti derleyip toplayan anlamına gelen İlteriş unvanını alan Kutlug Kağan, Kuzey’de Köğmen dağlarına, Doğu’da Kerülen ve Onan nehirlerinin yüksek vadilerine, Batı’da Altaylara kadar uzanan alandaki Türk ve diğer boyları hakimiyeti altına almıştır. Böylece İkinci Göktürk Devletini kurmuş ve başkent Ötüken’de yeniden Göktürk bayrağını dalgalandırmıştır. Göktürk Devletinin yıkılışından sonra 745 yılında Ötüken, Uygurların hakimiyetine geçmiştir.

Görüldüğü gibi Ötüken, Türklere sadece stratejik açıdan başkentlik yapmamış, onlara manevi açıdan da güç katan bir konumda olmuştur. Türklerin buraya olan bağlılıkları, onlara en zayıf durumlarında bile yeniden toparlanarak devlet kurma imkanı hazırlamıştır.

1500 Yıllık Türk Mezarı Bulundu (Ötüken-Moğalistan)

Ötüken'de bulunan 1500 Yıllık Göktürk Kurganı

 

Yukarıdaki yazı

http://www.genelturktarihi.net/turk-kentleri-otuken sayfasından alınmıştır.

 https://www.youtube.com/watch?v=3dg6YryvH4c  video-kaydında Ötüken Ormanı ve Dağı’nın gerçek fotoğrafları ve görüntülerinin de yayınlandığı “Tarihin Arka Odası” adlı programdan bir kesit bulunmaktadır.

 

Aşağıdaki yazı Sayın Adem Aydemir’in http://www.altayli.net/otuken-ve-otuken-adi-uzerine.html  yayınlanan yazısından kısaltılarak alınmıştır.

 

ÖTÜKEN VE ÖTÜKEN ADI ÜZERİNE

 Türklerin kutsal mekânı Ötüken, matematiksel konum olarak 47° ku­zey paraleli ile 101° doğu meridyenlerinin çakıştığı yer olarak tarif ediliyor.[1] Matematiksel konumu bu şekilde tarif edilen Ötüken, Türkolog A. Von Gabaın’in dediğine göre, güneyinde Hangay (Hsün-chi) Dağı, kuzey­de ise Tamır ırmağı ile çevrelenmiş doğal savunma kalesi durumunda olan bir yayladır.[2] F. Sümer ve Fuzuli Bayat’a göre ise Ötüken, şimdi Mo­ğolistan’da Hangay sıra dağlarının doğu kesiminde Orhun ve Tamır Ir­maklarının kaynaklarının bulunduğu yerde, Uygurların başşehri olan Ordu Balık’ın az güneyinde bulunmaktadır.[3] Bu konuda son zamanlarda görüş beyan eden Saadettin Gömeç’e göre de, ‘il idare edilecek yer’ ola­rak gösterilen bu yerin tek bir nokta olmaması, bunun geniş bir coğrafî mekânı ifade etmiş olması gerekir.[4] Ötüken’in yeri konusundaki en yeni çalışmayı yapmış olan Erhan Aydın geniş bir kaynakça ve yazıtlardaki bilgilerin dikkatli bir incelemesi ile konu üzerinde yeni önerilerde bulun­muş, Ötüken’in yerini de, bugünkü Moğolistan’ın Zavhan-Aymak sınırla­rı içerisinde bulunan ve 4021 m. yükseklikteki Otgon Tenger dağı civarı olarak tespit etmiştir.[5]

 

Gök Türklerin başkenti olan Ötüken bölgesinde başlıca üç ırmak var­dır. Bunlardan Orhun Irmağı, şehrin güneyine bitişik dağlardan çıkıp kuzey-doğuya doğru, Tamır Irmağı, şehrin batısından geçerek kuzeye doğru, Kurban Tamır Irmağı ise kuzey doğuya doğru akardı. Bu ırmakla­rın her üçü de, başkentin yaklaşık 48 km (30 mil) kadar kuzeyinde bulu­nan bir yerde birleşerek büyük Selenga nehrini oluştururdu.[6] Orhun ve Tamır ırmaklarının baş kısımları, Türklerin ve hattâ bütün Orta Asya halklarının en kutsal yeri sayılan Ötüken bölgesini çeviriyordu.[7] Kitabe­lerde yalnız ‘Iduk Ötüken’ ve ‘Tamıg Iduk Baş’ kutsal olarak görülüyor. Bunlardan ilki, kağanlık merkezi, diğeri ise Tanrıya kurbanlar sunulan ve bir ziyaretgâh durumunda olan Tamır suyunun kaynağıdır.[8]

Güneyinden Hangay Dağı, kuzeyden de Tamır ırmağı ile sarılmış olan Ötüken yaylaları, tabiî ve yüksek bir kale vaziyetinde idi. Yaylanın bu va­ziyeti, müdafaasını kolaylaştırdığı gibi, orada hâkim olan kuvvetin etrafa nüfuz ve tesirini de kolaylıkla temin ediyordu. Onun için bu dağ diğer bütün uruğ ve milletler için daima önemli bir devlet merkezi, yaz için ga­yet iyi bir yayla ve tehlikeli zamanlarda da mükemmel bir korunma yeri idi. Ötüken dağının bu fevkalâde vaziyeti buraya eller gözünde tarih bo­yunca süren büyük ehemmiyet kazandırmış ve Türklerde bu dağın kut­siyet ocağı ve mukaddes ruhun ikametgâhı olduğu kanaâtini doğurmuştu.[9] Yani Ötüken, Çin’e taarruz eden bozkır orduları için bir üs ve mü­himmat merkezi olması sebebiyle olduğu gibi, burasının savunulması için de önemli olmuştur.[10]

Ötüken, iktisadî ve stratejik konumu sebebiyle Hun devletinin başkenti olmuş, hem birinci hem de ikinci Gök Türk İmparatorluğunun başkenti ve kutsal vatan sembolü durumuna gelmiş, ayrıca Uygur Türk devleti ile Cengiz devletine de başkentlik yapmıştı. Orhun-Yenisey yazıtlarında or­manlık ve dağlık bir yer olarak belirtilen Ötüken Aşina boyunun tözü olmalıdır.[11] Gök Türklerde, tabiat ruhları yazıtlarda görüldüğüne göre ‘yer-su’lar diye anılıyordu. Bu tâbir ‘yer-suv’ şekliyle Uygurlarda da vardı ve bu ‘yer-sular’ kutsal ‘ıduk’ yani mübarek ve mukaddes sayılıyordu.[12]

Orhun ırmağının kaynağına yakın yerdeki Ötüken yöresi anlaşıldığına göre, sulak, çayırlık, her bakımdan hoş bir yerdi.[13] Bahaeddin Ögel’e gö­re ise asılında Gök Türklerin başkenti olan Ötüken bölgesi ıssız, tabiat şartları bakımından çok verimsiz dolayısıyla çok sayıda insanın barınamayacağı bir yerdeydi.[14] Ötüken’in bulunduğu yerler, Batı Gök Türkleri­nin Tanrı Dağları’ndaki yaylaları ve ovaları ile karşılaştırıldığında, bu ünlü başkentin çok verimsiz bir yer olduğu açık olarak görülebilir. Hattâ bu sebeple Ötüken etrafındaki yerlerde, büyük şehirlerin ve medeniyetle­rin kurulmuş olmasını beklemek yersizdir. Ancak, başkent Ötüken Bölgesi’nin, askerî strateji bakımından önemli bir yeri vardı. Ötüken Bölgesi Büyük Gök Türk devletinin Çin ile olan bağları bakımından çok önemli bir bölgedir. Ötüken’in güney-doğusundan Gobi çöllerinin içlerine doğru uzanan Altay Dağları’nın bir ucu, Çin’e gitmek için güzel bir sıçrama tahtası vazifesi görüyordu. Özellikle abidelerin bulunduğu Koşo-Çaydam bölgesi, geçmişte olduğu gibi, bugün bile stratejik bir öneme sahiptir. Burası Orhun Havzasının doğudan giriş kapısı olduğu gibi, Çin’den gele­cek tehlikelere karşı da ilk engelin oluştuğu yer durumundadır.[15] Belki bu stratejik önemi Ötüken’e bütün tarih boyunca önemli bir yer kazan­dırmıştır.[16]

Bir mekânın iktisadı veya stratejik ya da her ikisi bakımından isteni­len bir yer olması o mekânı tek başına kutsal yapmaya kâfi değildir. Bu bakımdan Ötüken bölgesinin kutsal bir yer sayılmasının, Orta Asya inanç ve mitolojisine dayanan birçok nedenleri olmalıdır. VII. asırda bü­tün Türk boyları ve Gök Türk imparatorluğuna bağlı yabancı boylar için Ötüken dağının ve ormanlarının kült olduğu gerek Gök Türk yazıtların­dan gerekse daha sonraki Uygur yazıtlarından[17] anlaşılmaktadır. Gök-Türkler gerçekten zamanımıza öyle yazıtlar hediye etmişlerdir ki bunlar yalnız onların hayat düzenini öğrenmek bakımından çok önemli olmakla kalmamış, birbirini takip eden fikir ritimleri halinde, âdeta sanatkârane bir surette kendi âlemlerinin hayata, ölüme, muharebeye ve teşkilâta ait tasavvurlarını ve düşüncelerini dile getirmişlerdir. Ancak Orhun Bölge­sinde Bilge Kağan, Kül Tigin ve Tonyukuk adına dikilmiş olan bu yazıt­lar, daha çok ‘İl Bengüsü’ yani devlet yazıtları olduğundan bunlarda halk inanışlarının ve geleneklerinin izlerini aramak doğru bir yaklaşım değil­dir. Bu yazıtlar zaman zaman Türk milletinden söz açarken bütün Türkler için ‘Ötüken Yış Budun’ (Kutsal Ötüken Ormanının Milleti) diyorlardı. Orhun Bölgesi’nin Orta Asya’nın en kutsal yeri olduğundan şüphe yok­tur. Yazıtlarda görüldüğü gibi Gök Türkler bu bölgeye Ötüken adını veri­yor.

Hunların başkenti ‘Ejderler’ şehri, Gök Türklerin ‘Ötüken’i, Uygurla­rın ‘Ordu-Balıg’[18] ve Avarlar’ın başkenti, Cengiz İmparatorluğunun ‘Kara Kurum’[19] adlı başkentleri hep bu havza içindeydi. Uygur başkenti Ordu-Balıg uzun zaman Orta Asya tarihindeki büyük ününü kaybetmemişti.

Yazıtların ifadesinden anlaşıldığına göre Ötüken cihanın bir merkeziy­di. Bir cihan devleti olma amacında olan Türk devletinin merkezi de ci­hanın merkezinde olmalıydı. Dolayısıyla Orta Asya’yı hakimiyeti altına alan bir devlet başkent olarak Ötüken’i seçmek zorundaydı. Çünkü, bu­rası kutsal bir yerdi. Tanrı’nın dünyaya, dünyanın da Tanrı’ya en yakın olduğu yer burasıydı.[20]] Orta Asya egemenliği ancak bu görevi yerine ge­tirmekle tamamlanabilirdi.[21]

Sibirya ve Çin mitolojisine göre, ‘yerin, gökle birleştiği’ bazı kutsal böl­geler ve dağlar vardı.[22] Dağ ve daha eski çağlarda orman, hayat ile ölü­mün birleştiği, sonsuzluğun tahakkuk ettiği yer olmuştur.[23] Gökle yerin birleştiği nokta olması dolayısıyla ‘dağ’ dünyanın merkezidir ve büyük bir ihtimalle dünyanın en yüksek yeridir. Bu nedenle kutsal bölgeler, kutsal yerler, tapınaklar, saraylar, kutsal şehirler dağlarla özdeşleştirilmiştir ve merkezdirler.[24] Dağ kültü çok eski çağlardan beri muhtelif uluslarda bulunduğu malûm olan cihanşümul bir külttür. Eski Yahudiler Sina dağını, Araplar Arafat dağını, Yunanlılar Olimpos’u, Hintliler Himaliya’yı, Moğollar Burhan-Haldun’u takdis etmişlerdir.[25] Bu bakımdan kutsal yerler, Türk toplulukları için de sadece sıradan taşlar, kaya, pı­nar, dağ, çay değildir. Bunların özellikleri kutsal dinî merkez olmaların­dan gelir.[26] Üç bölge prensibi, kökünü üç zaman kanunundan almıştır. Bu üç bölge, Gök, Yeryüzü ve Yeraltıdır. Ötüken evrenin merkezinde bu­lunmakta olup, üç zaman, geçmiş, şimdi ve gelecek, üç kozmik bölge ya­ni, yer, gök ve yer altı burada kesişmektedir.[27]

 

…..

Dipnotlar:

[1] Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 3, n. 9, Ankara, 1993; İslâm Ansiklopedisi, “Türkler” Mad. c. 12/2, M.E.B. Yayınları, s. 166.

[2] A. Von Gabain, “Kök-Türklerin Tarihine Bir Bakış I. Stepte Yaşayan Kök-Türkler 682-742”, Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Dergisi, (Çev: Saadet Ş. Çağatay), c. 2, sayı 5, s. 687, yıl 1944.

[3] Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 3, n. 9; Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi II, s. 42, İstanbul, 2007.

[4] Saadettin Gömeç, “Ergenekon”, Orkun Dergisi, sayı 79, s. 2, yıl 2004.

[5] Erhan Aydın, “Ötüken Adı ve Yeri Üzerine Düşünceler”, Turkish Studies, c. 2-4, s. 1267, güz 2007.

[6] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 79, Ankara, 1988.

[7] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 80-81.

[8] İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, s. 303, İstanbul, 2005.

[9] A. Von Gabain, “a.g.m.”, s. 687.

[10] Zeki Velidi Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş, s. 110, İstanbul, 1981.

[11] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi, c. II, s. 42.

[12] İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, s. 303.

[13] Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 3.

[14] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 206, Ankara, 1979.

[15] Faruk Sümer, “Orhun Abideleri Kahramanı Gül Tekin (Köl Tigin) I”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 32, 1989, s. 4; Faruk Sümer, “Orhun Abideleri Kahramanı Gül Tekin (Köl Tigin) II”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 33, yıl 1989, s. 4; Ahmet Taşağıl, “Kapgan Kağan Devrinde Gök-Türk-Çin Münasebetleri”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı: 65, Nisan 1990; Saadettin Gömeç, “Göktürklerde Ordu”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 141, s. 32-33, 1998; H. İhsan Erkoç, “Askeri Tarih Açısından Köl Tigin”, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, C. 26, Sayı: 1, s. 203-226, 2006.

[16] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 78, 278; Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 275.

[17] Tengride Bolmuş İl İtmiş Bilge Kağan (Bögü Kağan) adına 759/60 yılında dikilen ‘Şine Usu Yazıtı’nda geçen ‘Ötüken tegresi’, ‘Ötüken irin’, ‘Ötüken yış’ ibareleri Gök Türk yazıtlarında Ötüken ile ilgili ibarelerden çok da farklı değildir.

[18] Ordu-balık, Mo-yen Çur Kağan tarafından yaptırılmıştır. Erhan Aydın, “Bay-balık Kentinin Yeri, Yapılış Tarihi ve Amacı Üzerine Değerlendirmeler”, Turkish Studies, c. 3-4, yaz 2008.

[19] Kara-kurum Orhun vadisinde, Uygur şehri Ordubalık yanındaki “Kut Dağı” idi. Emel Esin, “Orduğ-Başlangıçtan Selçuklulara Kadar Türk Hakan Şehri”, Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Tarih Araştırmaları Dergisi, Sayı: 10, s. 139, n. 9, 1968.

[20] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 278; Türk Mitolojisi, c. II, s. 381.

[21] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 15.

[22] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 278.

[23] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi, c. II, s. 227.

[24] Mircea Eliade, Dinler Tarihine Giriş, (çev. Lale Arslan), s. 114, İstanbul, 2003.

[25] Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler, c. II, s. 253, Ankara, 1998; (Makaleler) Tarihte ve Bugün Şamanizm, s. 48, n. 53, Ankara, 1986; Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. II, 423 vd.; Fuzuli Bayat, “Türk Mitolojisinde Dağ Kültü” Folklor/Edebiyat Dergisi, c. 12, sayı 46, yıl 2006-2.

[26] Fuzuli Bayat, Mitolojiye Giriş, s. 78, İstanbul, 2007.

[27] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 424.

 

 

Tarihten - Diğer Yazılar

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18764631