Tartışma
Pazartesi, 24 Haziran 2019 16:05

Yüksek Yüksek Tepelere Kariyer Kurmasınlar

Gençlerin artık toplu taşımalarda büyüklerine yer vermedikleri bir gerçek.  Ancak biraz sohbet,  biraz gözlemle çoğu gencin bu eylemi yaparken intikam alır gibi bir ruha büründükleri ve haz duydukları görülebilir.  Bir keresinde tıp fakültesinde okuyan bir gencin oldukça dürüst bir şekilde, “Benim istediğim olan hayatı yaşayamıyorum ben de benim olan yeri vermeyeceğim.” dediğine şahit oldum.  Bir kız öğrencimin ailesinin durumunu çok zorlayacak marka bir arabada ısrarcı olduğunu duyduğumda nedenini sormuş, karşılığında şu cevabı almıştım: “Beni bu şehirde ve bu bölümde okumaya zorladılar. Bedelini ödüyorum. Onlar da ödesin”. Kötü niyetli bir genç kız değildi. Ama geleceği konusunda tercihini yapamamış olmanın sonunda içi öfke ile dolmuş ve ebeveynlerinden intikam almanın bir yanlışlık olduğunu göremez hale gelmişti. Sevgisizlik ve merhametsizlik ile donanmış öfkeli genç ruhlar iyi bir geleceğin habercisi olamaz.  

*****

Başak Burcu EKE[i]

Veliler ve Hırsları

Lise giriş sınavı henüz bitmiş, üniversite giriş sınavı yaklaşmakta iken bir akademisyen ve bir veli olarak “velilerin hırsları” konusuna değinmek istiyorum. Öğretim sistemi ile ilgili tartışmalar devam ederken, sorunun önemli aktörlerinden veliler kendi hataları konusunda eleştirilmeye pek hevesli değiller. Oysa çuvaldızı kendimize batırma zamanımız geldi de geçiyor.

Üniversite eğitimi sırasında hocalar, veliler ile çok büyük bir sorun olmamış ise sadece mezuniyet töreninde karşılaşır. Muhatap olunan gençler olduğu için de eleştirilen ve hatta suçlananlar da onlar oluyor. Kendi açımdan, çocuklarımın veli toplantılarına katılmaya başladıkça gençlerin kendilerine ait sorumluluk ve görevleri konusunda yanlışları olmakla birlikte, velilerin daha çok eleştirilmesi gerektiği kanaatine vardım. Kendim de dâhil.    

Sistem sürekli değişirken hırslı  veliler  şaşırtıcı bir şekilde istikrarı korumakta.  Tutumlarında zerre değişiklik olmamakta.  Ek ya da destek eğitim verdirme çabasında israrcı olmalarında iyi niyetli olduklarına eminim. Ama cehenneme giden taşların çoğunun iyi niyet ile döşendiğini de unutmamalıyız.  Velilerin hırsları çocukların fen bilimleri alanından bir meslek edinmeleri; mühendis ya da doktor gibi ünvanlar ile kariyerleri parlak, cüzdanları dolu bir yaşama sahip olmaları şeklinde sınırlanmış vaziyette.  Hasbel kader çocuklar eğer ki sosyal bilimler alanlarına yönelmek istiyorsa velilerin hırsları “hukuk”  dışında bir alternatifi pek kabul etmiyor. Çocuklarının kariyer planlarını birçok veli kendisi belirliyor. Elde edilen sonuç da gençlerin mutsuzluğu ötesine geçemiyor.  Çocuklarının ruhuna, aklına ve meziyetine vakıf olmadan veli tarafından belirlenmiş bir idealin gençleri mutsuz bir yaşama sürüklediği ne zaman görülecek?

Kabul ediyorum. Gençliğin mutsuz oluşu sebepleri içinde başta sosyo-ekonomik olmak üzere çok farklı etkenler söz konusu. Söylemek istediğim bu şartlar altında gençlerin yeni yeni sırtlandığı yaşamın küfesine en ağır taşı velilerin koymasına da gerek olmadığı.  Açıkçası veliler hırsları ile,  zor olan şartları daha da zorlaştıran baş aktör haline gelmiş durumda.

Zaman içinde şahit olduğum bir çok olaydan beni etkileyen bir tanesini örnek olarak değil, ibret olması için paylaşmak istiyorum. Üniversite sınavı sonrası, tercihler arifesinde bir veli, mutsuzluğu yüzüne vurmuş güzel bir kız çocuğu ile tercihler konusunu danışmak için odama gelmişti.  Baba, kız çocuğu sahibi olarak kızını şehir dışında okutmak istemediğini ve bu nedenle de geçen sene kızının kazandığı bölümde kızının çok istemesine rağmen izin vermediğini anlatırken,  kızının okumak istediği bölüm ile ilgili kanaatim “Her halde sosyal bilimlerden bir bölüm ya da sanat ile ilgili bir alan” şeklinde olmuştu.   Konuşma kızların ne kadar kıymetli olduğu, ailelerin onlar için evhamlandığı merkezinde devam ederken sonunda bu tatlı kızın diş hekimi olmak istediği ve Ankara’da bir üniversiteyi kazandığını ancak babasının onu Yozgat’ta inşaat mühendisliği bölümüne yazdırdırdığı anlaşıldı. İnsanları yargılamak haddimize değil. Ama kız çocuğu konusunda aşırı korumacı bir babanın kızını inşaat mühendisliği gibi daha erkek egemen bir alanda okumaya zorlamasını anlamlandıramadığımdan “Neden inşaat mühendisliği?” şeklinde bir soru sormak ihtiyacı duydum.  Aldığım cevap şu oldu: “Benim hayalim idi ondan”. Genç kız inşaat okuyamayıp depresyona girmiş, ikinci kez sınava girdiyse de tercih yaptığı için puanı dişçilik için yeterli olmamıştı. Babanın benden isteği kızının mutlu olması için, bir bölüm önerisinde bulunmam idi. Söyleyebilecek çok söze sahip olup, hepsini içime söylemek zorunda kaldığım anlardan biridir.

Kendi hırslarına çocuklarını kurban eden velilerin genel özelliği,  kendilerinden bihaber durumlarına farklı bahaneleri kamuflaj haline getirmeleridir. Bu kıssa da, velinin hırsını gizlemek için kullandığı argüman “kız çocuğuna aşırı düşkün olduğundan şehir dışında okumaya göndermemesi” olmuştur.

Yemek yapmayı çok seven bir gencin ailesi tarafından gastronomi okumaya teşvik edilmesi yerine onkolog olmaya zorlanması ve para kazanırken naif ruhlu birinin sabah akşam ölüm ile muhtap olacağının görmezden gelinmesi;  hayvanlara karşı inanılmaz bir sevgi besleyen ve sorumlulukla ilgilenen ayrıca ziraata da düşkün gencin bilgisayar mühendisliği okuması için zorlanması ve 7 yılın sonunda bu gencin okulu bırakması;  hukuk okuyan bir gencin avukat olmak hevesinin savcı olmak şeklinde baskılanması ve o gencin depresyona girmesi.  Bu örnekler çoğalır, azalmaz. Her birinin anne babası ile konuştuğunuzda hırslarından kaynaklı bu durumlara devekuşu misali kafalarını toprağa gömmüş tepki vermeleri,  durumun vahametini arttırmaktadır.

Ülkenin de dünyanın da şartları giderek zorlaşmakta. Aslında bu,  bir noktada hürriyeti de beraberinde getirmeli. Madem ki mühendis olan da tarih bölümü mezunu da iş bulma konusunda aynı sorunları yaşayacak gençler diploma alacakları bölümü seçme konusunda özgür bırakılmalı. Bari istedikleri bölümleri okuyarak kendi yaşamlarının sorumluluğunu kendileri ele alsın. Çünkü gençlerin istemedikleri bölümlerde okumaya zorlanmaları konusunda ailelerini suçlamaları intikam duygusuna dönüşmeye başladı. En basit, ilgisiz gibi görünen birçok olay velilerin hırslarına gençlerin tepkiselliği ile bağlantılı. Gençlerin artık toplu taşımalarda büyüklerine yer vermedikleri bir gerçek.  Ancak biraz sohbet,  biraz gözlemle çoğu gencin bu eylemi yaparken intikam alır gibi bir ruha büründükleri ve haz duydukları görülebilir.  Bir keresinde tıp fakültesinde okuyan bir gencin oldukça dürüst bir şekilde, “Benim istediğim olan hayatı yaşayamıyorum ben de benim olan yeri vermeyeceğim.” dediğine şahit oldum.  Bir kız öğrencimin ailesinin durumunu çok zorlayacak marka bir arabada ısrarcı olduğunu duyduğumda nedenini sormuş, karşılığında şu cevabı almıştım: “Beni bu şehirde ve bu bölümde okumaya zorladılar. Bedelini ödüyorum. Onlar da ödesin”.  Kötü niyetli bir genç kız değildi. Ama geleceği konusunda tercihini yapamamış olmanın sonunda içi öfke ile dolmuş ve ebeveynlerinden intikam almanın bir yanlışlık olduğunu göremez hale gelmişti. Sevgisizlik ve merhametsizlik ile donanmış öfkeli genç ruhlar iyi bir geleceğin habercisi olamaz.   

Gençler yollarını daha hızlı kaybedebilir. Elbette veliler,  tecrübe ve sağduyu ile rehber olmalı.  Ama ne yazık ki velilerin birçoğunun kılavuzları hırsları olunca rehberlikleri de tehlikeye giriyor. Zengin olmak, villada oturmak, ünlü olmak, yurtdışı seyahatleri, marka giysiler, lüks arabalar... Tüm bunların sahip olunmasına karşı değilim. Bunlar elbette bir şey. Ama her şey değil.  Hepimizin bir şekilde tecrübe ettiği gibi, bunlara sahip olan herkesin huzurlu yaşam sırrına vakıf olmadıkları. 

Veliler, evlatlarına nasıl rehberlik edecekleri konusunda dikkatli olmalıdır.  Onların hayatlarını şekillendirecek meslekleri onların adına seçmemelidir. Ve en tehlikelisi bunu da kâğıt üstünden yapmamalıdır. Test sürüşüne çıkmadan araba alınmazken, camında satılık ilanı görüp evi dolaşmadan ev sahibi olunmazken bir gencin hayatını şekillendirecek meslek seçiminde bu kadar gözü kara olunmasına anlam veremediğimi itiraf etmeliyim. Oysa üniversite ya da bölüm seçmeden önce o üniversite ya da bölümün gidilip görülmesi gerekir.  Tercih öncesi bir gencin okumayı düşündüğü bölümün bir iki dersine girmesi ya da o bölümde okuyanlar ile konuşması gerekir.  Bu aşamada veli olarak bizlerin yaşanmışlıkları önemli bir değer.  Tecrübelerimizi paylaşabiliriz ama tecrübelerimiz doğrultusunda onları zorlayamayız.  Her ruh farklıdır. Bizler için zor olan evladımız için kolay olabilir. Ayrıca, ne kadar planlarsak planlayalım hayat sürprizini yapacaktır. Yaşam kişiye has zorluklar ile muhakkak gençlerimizin önüne çıkacaktır. Yaşamlarını sevmedikleri işlerde harcayan ve işe başladıkları gün ne zaman emekli olacaklarını hesap eden bireylere dönüşmelerinin ne bizlere ne de ülkeye bir faydası var.  Tek idealleri maddiyat ile sınırlı kariyerli iş sahiplerinin huzuru ne kadar buldukları kadim bir tartışma konusu.  Ama şu bir gerçek ki meslek sahibi olmak başka bir durum. Meslek için ana şartlardan biri kişinin işini muhabbetle severek yapmasıdır.  

Gençlerin velilerin hırs yarışına feda edilmesinin önüne geçilmesi gerekiyor.  Velilerden, gözleri görmez, kulakları duymaz hale gelenlere çare ne olur bilinmez. Ama değişim hane içinden başlamalı.

-------------------------------------

Kaynak:

http://www.fikircografyasi.com/makale/yuksek-yuksek-tepelere-kariyer-kurmasinlar

 

[i] Doç. Dr. Başak Burcu EKE, 1975 Üsküdar doğumludur. İlk ve orta öğrenimini Ankara Yükseliş Koleji’nde, lise eğitimini ise Özel Arı Lisesi’nde tamamlamıştır. Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden 1997 yılında bölüm üçüncüsü derecesi ile mezun olmuştur.  2000 yılında yüksek lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi’nde tamamlamıştır.  “Timur Dönemi Mimari Bezeme Olarak Ahşap Kullanımı” isimli yüksek lisans tezi için 1998 yılında Kazakistan ve Özbekistan’a gitmiştir.  Erciyes Üniversitesi’nde “Batılılaşma Süreci Osmanlı Tezhip Sanatı” isimli doktora tezini 2008 yılında bitirmiştir. Doktora tezi ile ilgili olarak İrlanda Dublin Chester Beatty Kütüphanesi’nde araştırmalar yapmıştır. 2013 yılında Doçent ünvanını almıştır. Ankara’da Bilkent  kavşağı  üzerinde 6000 kişilik Ahmed Hamdi Akseki Cami ve  DITIB Köln Cami’nin iç mimari projesinin danışmanlığını yürütmüştür. 2015 yılında İsveç Stockholm müzelerinde,  sergileme ve iç mimari düzenlemesi üzerine araştırmalarda bulunmuştur.  Türk kültür ve sanatında kadının konumu ile ilgili çalışmalarına, Reading Seljuk Women’s Role and Identity in Medieval Islam through Art isimli uluslararası bir kitap çerçevesinde devam etmektedir. Toprağın Dili ve Murassa Sanatı isimli kitabı Dil ve Sistem Vakfı tarafından prestij eser olarak yayınlanmıştır.  Dil ve Sistem Vakfı’nda Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak çalışmaya devam etmektedir.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Tartışma

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22621550