Tartışma
Pazartesi, 26 Ağustos 2019 11:34

Eğitim için yapılacak ilk iş, "çocuklarımıza bir şeyler öğretmeye karar vermektir."

İlk ve orta öğretim için yapılacak ilk iş bir şeyler öğretmeye karar vermektir. Evet çok açık ve kesin konuşuyorum. Bugünkü eğitim, hiçbir şey öğretmemek üzere düzenlenmiştir; yapılacak ilk iş bundan vazgeçmek ve bir şeyler öğretmeye karar vermektir.

*****

Prof.Dr. Ahmet Bican ERCİLASUN

Eğitim mi dediniz?

PISA, ABİDE gibi çeşitli araştırma ve değerlendirme programlarının eğitimimiz hakkında verdiği sonuçlar gazetelerde sık sık yayımlanmaktadır. Üniversiteleri sıralayan araştırmalar da her yıl yayımlanmaktadır. Burada sonuçları tekrar yazmaya gerek görmüyorum. Akıllarda kalan sonucu bir tek cümle ile ifade etmek istiyorum: Türk millî eğitimi ve üniversitelerimiz yerlerde sürünmektedir.

Türkiye'de eğitim meselesi yıllardan beri süregelen müzmin bir meseledir. Eğitimde kalitenin gittikçe düştüğü de genel olarak kabul edilen bir görüştür. İçine düştüğü durumdan eğitimi kurtarmak için sürekli telaffuz edilen sözlerden biri "reform"dur. "Reform" iddiasıyla ortaya çıkılıp yapılan işler "kolaylaştırma"dan başka bir şey değildir: İlişik kesmeyi kaldırma, bütünlemeyi kaldırma, sözlü sınavları kaldırma, hatta sınıfta kalmayı kaldırma. Bütün bunlar "reform" adıyla kamuoyuna sunulmuştur.

İlk ve orta öğretimde gelinen sonuç, okuma yazmayı öğrenmek, dört işlemi yapabilmekten ibarettir. Bir de bunların üzerine birkaç küçük bilgi kırıntısı. Genç, iyi bir aile çevresinde yetişmemişse veya özel olarak bilgi edinmeye meraklı değilse, okullarımızın verdiği işte bunlardan ibarettir.

İlk ve orta öğretim için yapılacak ilk iş bir şeyler öğretmeye karar vermektir. Evet çok açık ve kesin konuşuyorum. Bugünkü eğitim, hiçbir şey öğretmemek üzere düzenlenmiştir; yapılacak ilk iş bundan vazgeçmek ve bir şeyler öğretmeye karar vermektir.

Bunun için uzağa gitmeye gerek yoktur. Atatürk döneminin eğitim anlayışına dönmek yeterlidir. Nasıl bir anlayış mı? Çocuklara bir şeyler, hem de ciddi bir şeyler öğretmeye dönük bir anlayış.

Sözü uzatmadan, en iyisi bir örnekle anlatayım. Elimde liselerin üçüncü sınıfı için yazılmış bir kitap var: Metinlerle Muasır Türk Edebiyatı Tarihi. Mustafa Nihat (Özön) tarafından yazılmış olan kitap, Maarif Vekâleti yayınıdır ve 1930 yılında Devlet Matbaası'nda basılmıştır. Tamamı 554 sayfadır.

Kitabın ilk konusu "Yenilik Mübeşşirleri." İlk iki mübeşşir, yani müjdeleyici Mütercim Asım ile Hoca İshak Efendi. "Yeniliğin Başlangıcı" başlığı altında şu konular var: Muhitler, Tezahürleri, Gazeteler, Kitaplar, Mücadeleler. Konuya giriş mahiyetindeki bu kısım büyük boy kitapta tam 13 sayfa.

Konuya girişten sonra nazımdaki yeniliklere geçiliyor. İlk yenilikçiler: Etem Pertev Paşa, Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Recaizade Ekrem, Abdülhak Hâmit, Mullim Naci. Büyük boy kitabın 19-92. sayfaları arasında bu şairler anlatılıyor ve her birinden birçok şiir var. Tam 66 şiir. Evet, bu şairlerin 66 şiiri kitapta yer alıyor ve lise üçüncü sınıf öğrencileri bu şiirleri bilip anlamak zorunda.

Nereden mi biliyorum? Çünkü Mustafa Nihat, şiirde geçen eski kelimelerin anlamlarını sayfa altlarında vermiş. Daha sade şiirler yazan Muallim Naci'ye gelince bazı kelimelerin anlamlarını vermemiş. Elimde bulunan eski kitabın o zamanki sahibi olan lise öğrencisi bu kelimelerin anlamını kendisi bulmuş ve kurşun kalemle kelimelerin karşısına yazmış: reftar: yörüyüş; cuy: dere, su, çay; cay: yer; memdud: uzadılmış; bad: rüzgâr…  

Elimde kitabın ikinci cildi de var. O da 1932'de basılmış. Tam 430 sayfa. İç kapağında el yazısıyla şu kayıt var: "Sivas lisesi VI. sınıf Edebiyat şubesi 474 Mustafa, 24-10-934"

İkinci cildin sekizinci kısmı "Felsefe" adını taşıyor. Alt bölümleri şöyle: Umumî felsefe, felsefe tarihi, ilmî felsefe, psikoloji, ahlâk, estetik, içtimaiyat, pedagoji.

Nesir ağırlıklı olan ikinci ciltteki bir başlığı da vereyim: "Göz-Kulak Kafiyesi Bahsi". Bir buçuk sayfalık yazı, Recaizade Mahmut Ekrem'in 19 Ocak 1895'te Maarif Mecmuasında yazdığı makalenin bir kısmını oluşturuyor. Edebiyat tarihimizde bir zamanlar "göz kafiyesi mi kulak kafiyesi mi?" yahut "abes-muktebes" tartışması diye bir konu vardı. Şimdi Yeni Türk Edebiyatı doktora öğrencileri belki de bu konuyu biliyorlardır.

Ben kendi alanımdan örnek verdim. Diğer alanların 1930'lardaki kitaplarına da bakılabilir. Tabii ki o zamanın bilgileri ve kelimeleri bugünkü kitaplarda da aynen yer alsın demiyorum. O tarihlerde çocuklarımıza neler öğretiyorduk, bunun bir örneğini vermek istedim. Her hâlde o zamanki çocuklar bugünkülere göre daha ileri zekâlı değildi.

Tekrar ediyorum, eğitim için yapılacak ilk iş, "çocuklarımıza bir şeyler öğretmeye karar vermektir."

---------------------------------------------------

Kaynak:

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/egitim-mi-dediniz-53021yy.htm

25 Ağustos 2019

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Tartışma

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20913470