Tartışma
Pazartesi, 21 Ekim 2019 11:00

2 trilyon dolarlık paradoks!

Gelişmiş ülkelerin tarımsal ürün ticaretindeki korumacı politikaları gıda güvencesini tehdit ediyor.

Artan nüfus ve alım gücüne paralel olarak dünyada gıdaya olan talebin artması da arz-talep-fiyat denklemini değiştiriyor.

Özellikle bizim gibi ülkelerde tarımsal üretime dair girdi fiyatlarının yükselmesi, tarım sektörüne yeterli yatırımın yapılamaması, altyapıdan, istihdama, teknolojiden bilgi/veri tedarikine kadar pek çok alandaki sorunlar yumağı söz konusu kırılganlığı daha da artırıyor.

O yüzden tarıma bakış açısının da değişmesi ve bu alanda yeni ve kapsamlı bir strateji belirlenmesi gerekiyor.

*****

İrfan DONAT[i]

Bugün 16 Ekim Dünya Gıda Günü!

Dünya Gıda Günü, 1945’te Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) kuruluş tarihini onurlandırmak üzere, her yıl 16 Ekim’de dünya çapında kutlanıyor.

FAO’nun doğum gününü kutlarken, aslında üzerinde düşünmemiz gereken birçok üzücü veriler ve tablolar da karşımıza çıkıyor.

Bir tarafta 820 milyonu aşkın aç insan…

Diğer tarafta çöpe giden 1,3 milyar ton gıda…

Öte yanda sağlıksız beslenme sonucu aşırı kilo ya da obezite ile mücadele eden 2 milyarı aşkın insan...

Ve beri yanda, kötü beslenmenin neden olduğu sağlık problemleri için yılda 2 trilyon dolar seviyesinde harcanan para…

Üretimden tüketime kadar sağlıksız işleyen bir sistemin sonucudur bu rakamlar...

Tarım-gıda-insan üçgenindeki bir paradokstur.

FAO’nun raporuna göre, daha raflara/tüketicilere ulaşmadan her yıl yaklaşık 400 milyar dolar değerinde gıda kaybı yaşanıyor.

Bu da toplam gıdanın yüzde 14’üne denk gelen bir oran.

Bu rakam oldukça iyimser, zira ölçümlenemeyen kayıpların çok daha yüksek olduğu herkes tarafından kabul ediliyor.

Gıdanın tüketiciye ulaşana kadarki serüveninde yaşanan kayıplar kadar, tüketiciyle buluşması sonrasında da ciddi bir kayıp/israf oranı söz konusu.

FAO'ya göre, hayvansal ürünlerin yüzde 37'si, sebze ve meyvelerin de yüzde 20’si satın alındıktan sonra israf ediliyor, çöpe gidiyor.

Gelişmiş, kişi başı milli geliri yüksek ülkelerde sınırlı raf ömrü veya düşük tüketici planlaması nedeniyle kayıp/atık oranı tüketici safhasında daha yaygınken, gelişmekte olan ülkelerdeki kayıp/israf oranı ağırlıklı olarak ürünler tüketiciye ulaşmadan önceki safhalarda yaşanıyor.

Burada daha çok tarladan başlayan zincirin tüketiciye ulaşana kadarki halkalarında yaşanan altyapı eksikliklerinden kaynaklı kayıp ve israf öne çıkıyor.

Tek ortak nokta, günün sonunda gıdanın yaklaşık üçte birinin bir şekilde tüketime değil de çöpe gitmesi…

Demek ki akıllı bir tarımsal üretim kadar akıllı bir gıda tüketim süreci de kritik önemde.

Gıda ham maddelerini ve gıdayı akıllı şekilde üretiyor ancak akıllıca tüketemiyorsak, söz konusu çaba ne üretici ne de tüketici açısından pek bir şey ifade etmiyor.

İşte o yüzden önemli olan, tarladan sofraya kadar uzanan zincirin tüm halkalarında doğru işleyişi sağlayacak sistemi doğru kurmak ve işletmek.

ÜLKELERİN YENİ SİLAHI: GIDA

Gıda güvencesi konusu artık hiç olmadığı kadar daha önemli ve kritik bir konu haline geliyor.

En somut ve canlı örnek ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşıyla karşımızda duruyor.

İki ülke arasındaki ticaret düellosunda iş dönüp dolaşıp tarım ve gıda ürünlerine geliyor.

Artık tarımsal ürünlerde gümrük vergileri ve ambargolar ile yaptırımlar ön plana çıkıyor.

Daha önce de bunu yakın coğrafyamızda Rusya, Katar gibi ülkeler üzerinden deneyimlemiştik.

Artık adı konmamış savaş ya da restleşmelerde en etkili ve yıkıcı silah olarak karşımıza tarım ve gıda ürünleri çıkıyor.

Demek ki “küreselleşme” ve “Dünya artık küçük bir köy” algısıyla bize unutturulan “kendi kendine yeterlilik” ve “yerli üretim” kavramını yeniden hatırlama ve üzerinde düşünme vakti geldi de geçiyor bile.

KIRILGANLIKLAR ARTIYOR

Aslına bakarsanız konunun çok farklı boyutları var.

Bunlardan bir tanesi de tarımsal üretimde ve ticaretinde artan kırılganlıklar.

Küresel iklim değişikliğinin etkilerini, kuraklık, don, dolu gibi doğa afetlerini üretim süreçlerinde daha sık, yoğun ve şiddetli şekilde hissediyoruz.

Gelişmiş ülkelerin tarımsal ürün ticaretindeki korumacı politikaları gıda güvencesini tehdit ediyor.

Artan nüfus ve alım gücüne paralel olarak dünyada gıdaya olan talebin artması da arz-talep-fiyat denklemini değiştiriyor.

Özellikle bizim gibi ülkelerde tarımsal üretime dair girdi fiyatlarının yükselmesi, tarım sektörüne yeterli yatırımın yapılamaması, altyapıdan, istihdama, teknolojiden bilgi/veri tedarikine kadar pek çok alandaki sorunlar yumağı söz konusu kırılganlığı daha da artırıyor.

O yüzden tarıma bakış açısının da değişmesi ve bu alanda yeni ve kapsamlı bir strateji belirlenmesi gerekiyor.

SÜRDÜRÜLEBİLİR KIRSAL KALKINMA

Gıdayı konuşurken hem üretici hem de tüketici boyutuyla işin merkezinde insan var.

Kırsaldan kente göç olgusu, tarım ve gıda sektörünün konuya sadece politik ya da ekonomik açıdan değil sosyolojik ve psikolojik açıdan bakılmasının da gerekliliğini ortaya kokuyor.

İnsan odaklı kırsal kalkınma modelini göz ardı ettiğimiz sürece sürdürülebilirlik kavramının altını da fark etmeden boşaltıyoruz.

Konu oldukça uzun ve kapsamlı…

O yüzden yeri ve zamanı geldikçe farklı açılardan bu mesele hakkında yazmaya ve konuşmaya devam edeceğiz.

 

[i] Bloomberg HT Tarım Editörü, This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. 

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Tartışma

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22990982