Tartışma
Pazartesi, 20 Ocak 2020 11:42

İran'da değişim sancıları: Ekonomik bir okuma

İran ekonomisi son 2 yılda % 9,5 ve %4,7 civarında daraldı. Kuru %70’e yakın değer yitirdi, enflasyon % 40’lar ile flört etti ve durum git gide umutsuz bir hal alıyor. Kısa İran devrim sonrası ekonomik tarihi çözüm önerileri ve mutsuzlukların bir özeti gibi. Gerçek bir değişim için siyasi irade yetmiyor. İçeride yerleşik güçlere karşı da bir zafer kazanılmak zorunda. En azından gençler böyle düşünüyor. Gördüğümüz protestoların sebebi bu.

*****

Gökhan ŞEN

İran’ın siyasi tarihi oldukça kalabalık. Coğrafyamızın en uzun ortaklarından biri. Kısa vadeli tarihi ise bölgesel liderlik çatışmaları ve içte İslam Cumhuriyeti kurumlarını kalıcı kılmanın yollarını arayarak geçti.

Ülkenin kısa vadeli ekonomik tarihi; eşitlikçi ve içe kapalı bir ekonomi yaratmak ile dışa dönük, büyümeyi önceleyen güçlerin mücadelesi şeklinde özetlenebilir.

Şah Rıza Pehlevi’nin şehirli nüfusu önceleyen ve en çok gelir yaratma arzusu ile başlattığı reformların tabana yayılması mümkün olmadı. Ekonomik olarak geride bırakılanlar ve onların öfkesini mobilize eden devrim güçleri artık tarihin akışını değiştireceklerdi.

Humeyni’nin ekonomik programı aynı zamanda yeni yönetim biçiminin sırtını yaslayacağı güçleri de berkitmeliydi. İçe kapanan, baskıyı artıracak her iktidarın yapması gereken birkaç değişiklik hızla devreye kondu.

Anayasa ile ekonomi özel sektör, kamu ve kooperatiflere bölündü. Ekonomik faaliyet ve önceliklendirmeler değişti. Tahmin edileceği üzere merkezi planlama, fiyatlama ve varlıkların ‘kamuya’ transferi başladı. Amaç eşitlikçi, İslami bir ekonomi kurmaktı. Devrimin gücü geride bırakılmışlara yani geniş halk kitlesine dayanıyordu. Şah’ın kalması için yardımcı olan Batı’ya karşı anti-emperyal hikâyesi de olan bu mücadele sonunda toplumu ortak kalkınma ve aynı kaptan yeme hayaline taşıyacaktı.

Devrim sonrası ekonomik çıktılar arzulanan ne varsa tam tersini işaret ediyordu. ABD’nin ambargosu, İran’ın dış varlıklarının dondurulması, özelleştirmelerin bürokrasi tarafından kamu adına yutulması ve petrolün tek umut olması ekonomik gelişimi baltaladı.

Şah düşük petrol gelirine rağmen 62-72 yılları arasında ekonomiyi 2 katına çıkarmayı başarmıştı. Sonraki yıllarda petrol fiyatları artmasına rağmen bu başarı sağlanamadı. Şah, refahı halka yayamamıştı. Humeyni ise O’nun yarattığı refahı yaratamamıştı.

Devrimin sonuçları acı oldu. İran’ın kişi başı milli hasılası ilerleyen yıllarda çeyreğine indi. Nüfus artışına rağmen ekonomi yerinde saydı.

1980 yılında kişi başına düşen milli gelir İran’da 2,374 dolar, Kore’de 1,711 dolar ve Türkiye’de 2,169 dolardı. 2019 itibariyle İran’da fert başı gelir 4 bin dolarlarda sayıyor. Türkiye 10 bin doların hemen altında ve Kore’de bu sayı 33 bin dolar mertebesinde.

*

Humeyni’nin ölümünden sonra değişim ihtiyacı hissediliyordu. Rafsancani’nin piyasa yanlısı liberal reformları hem iktisadi bakımdan piyasa ekonomisine geçişi temsil ediyordu hem de ülkenin yüzünü uluslar arası camiaya dönüşünü. Ekonomik getiriler gözle görülür oldu. Altyapı yatırımları hızlanmış, döviz liberalizasyonu başlamış, serbest ticaret bölgeleri oluşturulmuş ve fiyat kontrolleri kalkmıştı.

Bu dönem klasik bir kapitalist ekonomiye geçiş sorunları manzumesi şeklini aldı. Yüksek enflasyon ve solcu ekonomik ajandanın ağırlığı ile düşük petrol fiyatları kaynaklı eksik döviz birikimi birleşince değişim ihtiyacı yeniden doğmuştu.

97 yılına gelindiğinde etki, tepki yaratmış ve Hatemi reformları düzgün bir patikaya sokmak için halkın %70 desteği ile seçilmişti. Sol iktisat görüşü yanında iş âleminin de kendisine desteği vardı. Döviz piyasasının tek bir oranda birleştirilmesi, petrol denge fonunun kurulması ve ekonominin dışa açılması gibi önemli reformları hayata geçirdi.

Ne var ki bu yıllar boyunca siyasi olarak seçilen iktidarların ekonomik güçleri her ne kadar dönüştürücü de olsa karşı karşıya kaldıkları 2 dönem başkanlık kuralı ve dini liderliğin aslında ekonomik yapının ana kumandası olması gerçeği hiç değişmedi. Kamulaştırılan varlıklar bürokrasiye, bürokrasi ise Ayetullah’a bağlıydı. Siyasi liderler başarılı olsalar dahi petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar başarıları geciktiriyordu.

Üstelik başlarında devamlı olarak dini, siyasi limitler vardı. ‘Basın özgürlüğünü, istihdam yaratmaktan daha fazla önemsiyor’ diye yaftalanmak mümkündü.

Sıra artık belki de mecburen popülistlere gelmişti. Ahmedinejad tüm kamu kaynaklarını kullanmak üzere iş başına geliyordu. Kalkınmanın kaynağı kamu ve onun belirlediği alanlar üstünden yürüyecek yeniden dağıtım politikaları olmalıydı. Zaten en başta devrimin amacı buydu. Zenginlik halka arasında paylaştırılacaktı.

Yeni Başkan Merkez Bankası karlarını bütçeye katıyor, MB Başkanı ve diğer birçok bakan ile açıktan kavga ediyor, Devrim Muhafızları’na (Telekom özelleştirmesi) güç devrini hızlandırıyor, teknokratları zayıflatıyordu.

Oysa Asya’nın bir ekonomik güç olarak yükselişi onun dönemine denk gelmiş ve yüksek petrol fiyatlarından faydalanır durumdaydı. Petrol fiyatlarındaki çöküş, kamu maliyesinde bozulma, istatistiklerle oynama ve ABD ambargosu bir yandan sosyal baskıyı artıran Başkan ve onun takipçileri için artık gücün devri demekti.

2013 yılında seçilen Ruhani için orta yolcu ve reformist tabirlerini kullanmak belki de en doğrusu. Nükleer anlaşma ile Batı’nın sistemine entegre olmaya çalışan ve bir yandan içerideki müesses nizam ile mücadele eden Başkan’ın dönemini 2 olay özetliyor.

P5 + 1 ülkeleri ile imzalanan uranyum zenginleştirme anlaşması ile İran’ın global sisteme entegre edilmesi. Ardından başkan Trump’un sebep göstermeden anlaşmadan çekilerek İran’ı iç karmaşaya yollaması.

*

İran ekonomisi son 2 yılda % 9,5 ve %4,7 civarında daraldı. Kuru %70’e yakın değer yitirdi, enflasyon % 40’lar ile flört etti ve durum git gide umutsuz bir hal alıyor. Kısa İran devrim sonrası ekonomik tarihi çözüm önerileri ve mutsuzlukların bir özeti gibi. Gerçek bir değişim için siyasi irade yetmiyor. İçeride yerleşik güçlere karşı da bir zafer kazanılmak zorunda. En azından gençler böyle düşünüyor. Gördüğümüz protestoların sebebi bu.

Aşağıda, İran’ın yürüdüğü yoldan yürümeyen Türkiye’nin hikâyesi var. Son 50 yılda ekonomik büyüklüğümüz İran’ı aşıp, İran ekonomisinden %70 daha büyük hale gelmişiz

* Kaynak: Dünya Bankası veri seti

---------------------------------------------

Kaynak:

https://www.bloomberght.com/ht-yazarlar/gokhan-sen/2243986-iranda-degisim-sancilari-ekonomik-bir-okuma

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Tartışma

Medeniyet Tasavvuru

Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik
Serdar UĞURLU
Eski Türklerin Dini

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

26012608