Tartışma
Pazartesi, 16 Mart 2020 14:57

Bir virüs dünyayı nasıl değiştirir?

Hastalığın etkisi 1918’in yazında havalar ısınınca bir miktar dindi. Fakat bu durum da rehavete neden olmuştu.

Maskeler çıkarılmış, kapatılan okullar yeniden açılmış, İngiliz gazeteleri salgının kontrol altına alındığı haberlerini yapmıştı.

İspanya’da Zamora şehrinin karizmatik piskoposu, toplanma yasağına rağmen halkı hastalığa karşı kiliselere duaya davet etmiş, yasağı “devlet kiliseye karışamaz” diye reddettiğini açıklamıştı. 

Hastalığın en çok etkilediği İtalya’nın İçişleri Bakanı ise “Bütün griplerde benzer ölümlerin olduğunu, abartılacak bir durum olmadığını” söylemişti.

Bu rehavet havası, ağustos ayından sonra başlayan salgının ikinci dalgasını birinciden daha ölümcül yaptı.

*****

Yıldıray OĞUR

Son birkaç yıldır Türkiye’de o kadar çok şey için “beka sorunu” dendi ki bugün çoğu hatırlanmıyor bile.

Daha 10 gün önce Suriye’de yine bekamız tehlikeydi.

Varoluş mücadelesiydi, söz konusu olan Hatay’dı, yüzyıllık hesaplaşmaydı, bu İslam’ın son ordusuydu.

Ama 10 gün sonra bu büyük sözlerden, bu beka tehlikesinden de geriye pek bir şey kalmadı.

Çünkü artık bütün bu ‘beka meselelerini’ yanında tali hale getiren, daha önceki “bekamız tehlikede” zamanlarında pek telaşlanmayan halkı bile ilk defa marketlerden makarna stoklamaya ikna eden gerçek bir beka sorunu var: Koronavirüs.

Herkes bunu konuşuyor, konu hayati ama aynı zamanda tıbbi, bilimsel, yapılması gerekenlerin belli olduğu bir meseleden bahsediyoruz.

Yani gazete köşelerinde siyasi yazılar yazanlar, televizyonlarda her akşam siyaset konuşanlar hatta siyaset yapanlar için zor zamanlar.

Yine de gülünç duruma düşmeyi göze alıp, bu virüs için de anahtar deliğine aynı “büyük güçlerin kirli oyunları” maymuncuğunu sokmaya çalışanlar var.

Elde kalmış komplo teorilerini bozdurup kullananlar var.

Avrupa’nın dökülmesi, İsrail’de en az 100 hasta olması, ABD’nin bütün eyaletlerinde vakalara, ölümlere rastlanılması, hastalığın Kanada Başbakanı’nın eşinin kapısını çalması bile onları durdurmuyor…

Bir kısmı milli sporlardan vazgeçemeyip yine yalan söyleyen ‘hain muhalifler’le, marketlerden stok yapan ‘bu toprakların insanı olmayanlar’la, ülkemizi kötü göstermeye çalışan yabancı medyayla didişmeyi tercih ediyor.

Aslında kafasını bu kısır tartışmalardan biraz kaldırabilenler karşımızda bilimsel, tıbbi bir mesele olmayı çoktan geçmiş, çok kalıcı siyasi, toplumsal hasarları olabilecek yani üzerine siyaseten de çok söz söylenebilecek bir durum olduğunu görebilirler.

İlk defa dünya böyle kalıcı sonuçları olan bir salgınla test olmuyor.

Koronavirüsten bahsedilirken sık sık atıf yapılan 1918-1920 İspanyol gribi, tam da böyle ciddi siyasi, toplumsal sonuçlar yaratmış bir salgındı.

Birinci Dünya Savaşı’nın son yılında ortaya çıkan salgında 20 ile 50 milyon arasında insanın öldüğü tahmin ediliyor. O günkü dünyanın toplam nüfusunun yüzde 2,5’ine karşılık geliyor bu büyük sayılar.

Üstelik Influenza A virüsü ya da H1N1 olarak bilinen, 48 saat gibi kısa bir sürede akciğerleri mahvedip, kan kusma ve nefes alamama gibi feci sebeplerle ölüme neden olan bu virüs, koronanın aksine daha çok gençleri etkilemiş, savaş ve İspanyol gribi dünyanın bir neslini yok etmişti.

Adı İspanyol gribi olsa da hastalığın aslında İspanyollarla doğrudan bir ilgisi yoktu.

Zaten tam da bu adlandırma, insanlığın bu acı tecrübesinden bugün için çıkarılması gereken dersler listesinin tepesinde yer alıyor.

Aslında hastalık ilk olarak ABD’nin Kansas şehrinde küçük bir kasaba olan Haskell County’deki Camp Funston adlı askeri eğitim kışlasında ortaya çıkmıştı.

4 Mart 1918 günü, kampta yemekleri pişiren er Albert Gitchell, yüksek ateş, titreme, baş ağrısı şikayetleriyle doktora başvurdu.

Milyonlarca insanı öldürecek hastalığın ilk teşhisiydi bu.

Aynı gün kampta eğitim gören 107 asker daha aynı şikâyetlerle doktora başvurdular.

Peki virüs niye bu 1720 nüfuslu küçük kasabadaki askeri kampta ortaya çıkmıştı?

Uzun yıllar bu sorunun cevabını bulmaya çalışan uzmanlara göre iki ihtimal var.

Kasabanın ekonomisi domuz ve kanatlı hayvan çiftliklerine dayanıyordu. Virüs askeri kampa çok yakın olan bu çiftliklerde ortaya çıkmış olabilir.

İkinci ihtimal ise tanıdık; Virüs kışlada çalışmak için kasabaya gelmiş Çinli işçilerden geçmiş olabilir.

İlk hastalara bakan doktor Loring Miner, bunun yeni ve tehlikeli bir hastalık olduğunu anlamış ve durumu hemen Halk Sağlığı Hizmetleri’ne bildirmişti.

Ama onlar bu tespiti diğer doktorların takip ettiği Public Health Reports dergisinde yayınladıklarında zaten salgın ülkeyi kasıp kavurmaktaydı.

Geç kalmalarının sebebi tabii ki tıbbi değil siyasiydi: Çünkü ABD’de 1917’de Birinci Dünya Savaşı’na girmişti. Avrupa cephesine sürekli asker gönderiliyordu. Halkın ve askerlerin moralinin bozulmaması gerekiyordu.

Aynı sebeple Kansas’ta yayın yapan Santa Fe Monitor gazetesi ve diğer Amerikan gazeteleri de uzun süre hastalıktan ve ölümlerden bahseden haberler yayınlamadılar.

The Journal of American Medical Association dergisi gribe karşı özel bir önlem alınmasına gerek olmadığını, diğer gripler gibi kontrol altına alındığını bile savundu.

Böylece salgın kontrol altına alınabileceği ilk zamanlarda rahatça yayıldı.

Bütün dünyaya yayılması ise hastalığın ortaya çıktığı Kansas’taki kışlada eğitimlerini almış Amerikan tümenlerini taşıyan gemilerin Fransız limanlarına demir atmasıyla başladı.

En başta Avrupa’daki Amerikan askerleri arasında yayılan hastalık, onlardan önce müttefik İngiliz, Fransız, İtalyan askerlerine, sonra da savaştıkları Alman askerlerine doğru yayıldı. Sonra da askeri çıkarmalarla dünyanın her yerine ve sivillere.

Fakat hastalık yüzünden askerlerini kaybeden ülkelerin hiçbiri salgını duyurup, savaşta ordularının ve halklarının moralini bozmak istememişti.

Salgın, ancak Birinci Dünya Savaşı’nda tarafsız olan İspanya sıçradığında sansüre takılmadan İspanyol gazetelerinde haber oldu.

İlk olarak Mayıs 1918’de El Sol gazetesi Madrid’de kışlalarda askerleri etkileyen bir hastalıktan bahsetti. Bütün dünya salgını İspanyol gazetelerinden öğrendi.

Böylece hastalığın adı da konulmuş oldu; İspanyol gribi.

Hastalananlardan birinin İspanya Kralı olması bu ismin kullanımını yaygınlaştırmıştı.

Hastalığın etkisi 1918’in yazında havalar ısınınca bir miktar dindi. Fakat bu durum da rehavete neden olmuştu.

Maskeler çıkarılmış, kapatılan okullar yeniden açılmış, İngiliz gazeteleri salgının kontrol altına alındığı haberlerini yapmıştı.

İspanya’da Zamora şehrinin karizmatik piskoposu, toplanma yasağına rağmen halkı hastalığa karşı kiliselere duaya davet etmiş, yasağı “devlet kiliseye karışamaz” diye reddettiğini açıklamıştı. 

Hastalığın en çok etkilediği İtalya’nın İçişleri Bakanı ise “Bütün griplerde benzer ölümlerin olduğunu, abartılacak bir durum olmadığını” söylemişti.

Bu rehavet havası, ağustos ayından sonra başlayan salgının ikinci dalgasını birinciden daha ölümcül yaptı.

Cepheden cepheye taşınan askerler virüsü Ortadoğu’ya Endenozya’ya Afrika’ya, Hindistan’a, İran’a doğru yaydılar. Milyonlar virüsü kaptı ve hayatını kaybetti.

İspanyol Gribi savaş sayesinde dünyaya yayılmıştı ama aynı zamanda savaşı bitiren faktörlerden de biri olmuştu.

Avrupa’yı kurtarmaya gelen Amerikan kuvvetleri, savaşta kaybettiği kadar askerini İspanyol gribinden kaybetmişti ama onların Avrupa’ya taşıdığı virüs, Alman ordusunu da çökertip durdurmuş, böylece savaşın ve dünyanın kaderini değiştirmişti.

Kasım 1918’den sonra ise savaşın bitmesiyle birlikte terhis olmaya başlayan askerler sayesinde artık virüs bütün dünyaya ve sivillere yayıldı.

Salgının bu üçüncü dalgası önemli siyasi sonuçlar yarattı.

Örneğin Hindistan’a geri dönen askerlerin taşıdığı hastalık bir anda milyonlarca insanı etkiledi. Hastalananlardan biri de Gandhi’ydi. Yüzbinlerce insan hastalıktan ölürken İngiliz kolonyal yönetiminin gösterdiği ilgisizlik büyük bir öfkeye neden olmuştu. İlaç ve tedaviye ulaşmak isteyen Hintliler kendi aralarında militan gruplar kurmaya başladılar. Böylece İspanyol gribi Hindistan’daki bağımsızlık mücadelesinin ilk fitili yakmış oldu.

Virüs, Güney Afrika tarihini de derinden etkiledi. Beyazlar, salgından siyahları sorumlu tutuyordu. Ülkedeki beyazlar, siyahlarla yaşam alanlarını ilk olarak salgına karşı bir korunma tedbir olarak ayırmışlardı. Bu ayrımcılığın sonu Apartheid rejimine kadar çıktı.

Hastalık İsviçre’de iç savaşa neden olmuş, Sovyetler’de hastalığın yarattığı ölümler ilk kamusal sağlık sisteminin kurulmasıyla sonuçlanmıştı.

Savaşın ardından Paris’teki barış konferansını da İspanyol gribi vurdu.

Konferans için Paris’e gelen ABD Başkanı Woodrow Wilson, hastalığa yakalanınca uzun süre konferansta kalamayıp, ülkesine geri döndü.

İngiliz heyetindeki genç bir isim ise o kadar şanslı değildi.

1916’da Fransız Picot ile Ortadoğu’yu paylaşım planı yapmış olan İngiliz diplomat Mark Sykes, konferans için geldiği Paris’te İspanyol gribine yakalanmış ve planlarını hayata geçiremeden 1919 yılında 39 yaşındayken hayatını orada kaybetmişti.

İspanyol gribi Türkiye’nin kaderini de değiştirebilirdi. Çünkü hastalığa yakalananlar biri de Mustafa Kemal Paşa’ydı.

İlk olarak 1918 yılında Karlsbad kaplıcalarından dönüş yolunda Viyana’da salgına yakalanan Mustafa Kemal Paşa, hastalığı atlatmış, 1919’da Samsun yoluna çıkmadan önce yeniden hastalığa yakalanmış, zor bir tedavi sürecinin ardından bir kere daha iyileşmişti.

İspanyol gribinden Osmanlı şehirlerinde 90 bin insanın hayatını kaybettiği düşünülüyor. Sadece İstanbul’da 1918 ve 1919’da İspanyol gribinden 10 bin kişi hayatını kaybetmişti. Gribe karşı okullar iki kez kapatılmış, kalabalık toplantılar yasaklanmıştı.

Ülkeyi derinden sarsmış İspanyol gribi Nazım Hikmet’in Kuvva-i Milliye Destanı’nda da yer alır:

“Biz ki İstanbul şehriyiz,

Seferberliği görmüşüz

Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin,

Vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi

bir de İttihatçılar,

Bir de uzun konçlu Alman çizmesi

914'den 18'e kadar yedi bitirdi bizi”

Max Weber, Gustav Klimt gibi ünlü isimlerin, Trump’ın dedesinin, kralların, siyasetçilerin ölümüne neden olmuş İspanyol gribi ile boğuşanlar arasında Alman imparatoru II. Wilhelm, Amerikan Başkanları Woodrow Wilson, Franklin Roosevelt, İngiliz Başbakanı Lloyd George, Walt Disney, Greta Garbo, Hayek, Kafka gibi isimler de vardı.

Bazen bir virüs dünyayı değiştirebiliyor.

Koronavirüsten de geriye sadece ölümler, karantinalar kalmayacak.

90’lardan itibaren artan küreselleşme, iç içe geçme dalgasını bitirebilecek, ülkeleri içine kapatacak, sağlık için toplumun da onayıyla hakları ve özgürlükleri geri plana atabilecek, güvenlik endişelerini yükseltecek, daha organize ve güçlü devlet talebini artıracak, hasta-tehlikeli insan statüsüyle insana bakışı değiştirebilecek, şeffaflığa olan ihtiyacı artıracak, ulusal çıkar, devlet sırrı gibi kavramların altını oyacak bir virüsle karşı karşıyayız.

Virüs, 2020’deki ABD başkanlık seçimlerinin sonucunu etkileyebilir, ABD-AB arasındaki kopuşu artırabilir, Çin’in büyük yükselişini durdurabilir, İran’da rejim karşıtlığını güçlendirebilir, İtalya’da, İspanya’da devlet yönetimindeki beceriksizlikleri ortaya çıkan popülist siyasetleri geriletebilir.

Ama umalım ki bütün bunları bir an önce çaresi bulunup daha az insanın hayatına mal olarak yapar...

Kaynaklar

İspanyol Gribi’nin Dünya ve Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri/ Yüksek L,isans Tezi/ Murat Yolun

Pale Rider: The Spanish Flu of 1918 and How İt Changed the World/ Laura Spinney

-------------------------------------------------------------

Kaynak:

https://www.karar.com/bir-virus-dunyayi-nasil-degistirir-1549512

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Tartışma

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

30377966