İslam ve İnsan

Esasen Kur’an’ın bütünü “İslam ve İnsan” ilişkisi üzerine kuruludur ve oradan “erdemli bir dünya” için bir “İslam ve İnsan” ilişkileri felsefesi üretememiş olmamız tamamen biz Müslümanların günahıdır. Peygamberimizin Sünnetine gelince, onun üç kez yeminle dile getirdiği yüzlerce benzerleri olan şu buyruğu bile ahlaklılık ilkelerine dayalı yüksek bir insanlık düzeninin ana ilkesini önümüze koymaktadır: “Bir insan ki, komşusu onun kötülükleri karşısında kendisini güvende hissetmiyorsa vallahi o insan iman etmemiştir!” Günümüzde toplumsal kesimler, hatta uluslar arasındaki ilişkilerin, özellikle bilişim araçlarının herkesi herkese komşu ettiğini düşünürsek bu ilkenin ne kadar kuşatıcı olduğunu fark ederiz.

*****

Prof.Dr. Mustafa ÇAĞRICI

İslam ve İnsan” başlığının epeyce sloganik, bir o kadar da demode olduğunun farkındayım. Ama insanlık gerçekleri, Müslümanlar olarak bizi “İslam ve İnsan” ilişkisini yeniden düşünmeye, anlamaya ve anlatmaya mecbur kılıyor. Biz Müslümanlar kendi sorunlarımızın, hesaplarımızın derdine düştüğümüz, başkalarına diş geçiremeyince birbirimizle uğraştığımız için dünyada ne kadar önemli olduğumuzun farkında olmasak da şu veya bu nedenle dünya bizim varlığımızın farkında. Bize dair düşündüklerinin, yazdıklarının, konuştuklarının özünde de “İslam ve İnsan” var. Eskisine göre tamamen yeni bir hal almış olan günümüz dünyasında “İslam ve insan” yeniden konuşuyor. Nâçizane gözlemime göre bu mesele üzerine düşünme, anlama ve anlatma çabası göstermeyenler -çok gariptir ki- Müslümanlardır. Müslümanların İslam üzerine konuştukları, yazdıkları kendi insanının pratik sorunları için bile neredeyse hiçbir şey ifade etmiyor. İspatı ortada.

Görebildiğim kadarıyla ülkemizde, diğer Müslüman toplumlarda, hatta dünyada dindar Müslümanlara dair ve -bazen onlar üzerinden dolaylı olarak bazen de doğrudan- dinimize dair yapılan tartışmaların ağırlıklı konusu, meşhur tasnifteki iman ve ibadet alanlarından çok, ahlak alanına giren sorunlardır. Bunun da nedeni, iman ve ibadete göre ahlakın insanla ve dinin insanî boyutuyla daha çok ilgili olmasıdır. En bireysel gibi görünen ahlâkî yanlışların bile mutlaka başka insana veya insanlara zarar veren bir boyutu vardır. Onun için dindar çevrelerin imkân ve fırsat alanları genişledikçe ahlâken yozlaştıklarından, hak hukuk tanımazlıklarının arttığından bu kadar söz ediliyor. Dindar çevrelerde bu yanlışların giderek yaygınlaştığı yönünde bir kanaatin oluşması ve bunu haklı çıkaran olayların yaşanması toplumda “Kime güveneceğimizi de şaşırdık!” gibisinden karamsarlıklara, travmalara sebep olmaktadır.

Elbette toplumumuzun kahir ekseriyeti bu ahlâkî sorunların, dinin kendisinden değil, toplumda dindar olarak bilinen bazı kişilerin ve çevrelerin yeni imkân ve fırsatlara kavuşunca yozlaşmalarından ileri geldiğini düşünüyor. Ama -ilgilenenlerin açıklıkla gördüğü üzere- sayıları gittikçe artan bir kesim de dindar görünümlü kişi ve grupların yanlışları üzerinden doğrudan dinimizi sorgulamaya başlamışlardır ki bu, İslam tarihinde ilk defa karşılaşılan bir olgudur. Bu resmi dünya ölçeğinde büyültürsek dünyadan da Müslümanların böyle göründüğünü fark edebiliriz: Geri kalmışlık, işsizlik, yolsuzluk, hak hukuk ihlalleri, gelir adaletsizliği, mal ve can güvensizliği, hesap sorulamazlık, kadına kötü muamele… Bu insanî sorunların hangisi İslam’a, Kur’an’a uyuyor? Ama İslam dünyasında hepsi yaşanıyor. Demek ki “İslam ve İnsan”ı yeniden konuşmalıyız.

Esasen Kur’an’ın bütünü “İslam ve İnsan” ilişkisi üzerine kuruludur ve oradan “erdemli bir dünya” için bir “İslam ve İnsan” ilişkileri felsefesi üretememiş olmamız tamamen biz Müslümanların günahıdır. Peygamberimizin Sünnetine gelince, onun üç kez yeminle dile getirdiği -yüzlerce benzerleri olan- şu buyruğu bile ahlaklılık ilkelerine dayalı yüksek bir insanlık düzeninin ana ilkesini önümüze koymaktadır: “Bir insan ki, komşusu onun kötülükleri karşısında kendisini güvende hissetmiyorsa vallahi o insan iman etmemiştir!” Günümüzde toplumsal kesimler, hatta uluslar arasındaki ilişkilerin, özellikle bilişim araçlarının herkesi herkese komşu ettiğini düşünürsek bu ilkenin ne kadar kuşatıcı olduğunu fark ederiz.

***

Elbette her devirde olduğu gibi günümüzde de din bağlamında insanların başka eksikleri ve kusurları da olmaktadır; olmaması da mümkün değildir. Ama bütün çağlarda olduğu gibi bugün de insanlık vicdanında ahlâkî kötülükler daha çok gündem ve eleştiri konusu olmaktadır. Böyle durumlarda bazı dindar kişilerin ve grupların “Ama sizde de falanlar şunu şunu yaptılar” gibi bir savunma yapmaları hem dindarlar için utanç verici hem de ilmî ve ahlâkî bakımdan saçmadır. Bu saçmalığı bizim düşünce tarihimizde en net bir şekilde Gazâlî özetle şöyle ortaya koymuştu: Karşı tarafın bir yanlışı sizin yaptığınızın doğru sayılmasının kanıtı olamaz ve sizi mazur göstermez; sizin yanlışınız hâlâ orada durmaktadır ve öncelikli sorumluğunuz kendinizi düzeltmenizdir.

——————————————————–

Kaynak:

https://www.karar.com/yazarlar/mustafa-cagrici/islam-ve-insan-1587338

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen