26 Ekim 2021
Pazar, 13 Haziran 2021 21:10

Kanal İstanbul’a Uzak Doğu’dan gelecek finansmanın düşündürdükleri

Çin’in kredi sözleşmeleri akademik çalışmalarda yoğun biçimde tartışılmaktadır. Bu çalışmalara göre Çin hükümeti bilinçli bir biçimde borç tuzağı diplomasisi izliyormuş, kredi verdiği hükümetlere ağır koşullar yüklüyormuş ve borçlu hükümetler finansal krize girdiklerinde altyapı varlıklarına çöküyormuş. Bu nedenle Çin’in kredi sözleşmeleri küresel kamu çıkarı haline gelmiş.

*****

Uğur EMEK

Yetkililer Haziran sonunda Kanal İstanbul projesine başlanacağını açıkladı. Kanalın üzerinden geçmesi öngörülen köprülerden ilkinin temeli atılacakmış. (Normalde önce Kanal, sonra da üzerine köprü yapılması beklenir. Bu örnekte, anlaşılan önce köprü, sonra da köprüye göre kanal yapılacak).

Konunun uzmanlarının belirttiğine göre Kanal çevreye çok zarar verecek. Ayrıca Kanalın maliyeti de çok yüksek olacak. Maliyet konusunda yetkililer çok farklı değerler açıklıyor. Benim öngörüm maliyetin 60 milyar dolar civarında olacağı yönünde. Bu para milli bütçede yok. Batı dünyası ise çevreyi tahrip edecek böyle bir projeye kredi vermez.

Basında yer aldı. Birleşmiş Milletler tarafından desteklenen doğaya ve insana zarar veren projelere engel olan ‘sorumlu bankacılık’ sözleşmesini imzalayan Türk bankaları Kanal İstanbul’a kredi veremeyeceklerini belirtmiş.

Şehir hastanelerine aktif biçimde kredi veren Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası çevreye verdiği zarar nedeniyle İstanbul Havalimanı ve Gebze-İzmir otoyoluna kredi vermedi. Bu projelerde gereken finansman, ağırlığı kamu bankaları olmak üzere Türk bankalarından temin edildi.

Çiğdem Toker yazdı. Kanal İstanbul için gereken finansmanın Uzak Doğudan temin edilmesi öngörülüyormuş. Olağan şüpheli tabii ki Çin hükümeti.

Baştan hatırlatayım. Çin hükümetiyle ile iş görmek çok tehlikelidir. Nasıl mı?

Gelin başlayalım.

Çin’in kredi politikası

Çin hükümeti, 2000’li yıllardan beri gelişmekte olan ülkelerdeki altyapı yatırımlarına önemli ölçüde finansman sağlamaktadır. Bu finansman hibe veya düşük faizli kredi olarak verilmektedir.

Batılı ülkeler gelişmekte olan ülkelere hibe verirken çevreye duyarlılık, hukukun üstünlüğü, iyi yönetişim ve demokrasi gibi belirli koşullar aramaktadır. Oysa Çin hükümetinin böyle bir önceliği bulunmuyor.

Örneğin, Kamboçya’da çevreye açıkça zarar veren ve 5.000 ailenin taşınmasına neden olan hidroelektrik santraline Çin hükümeti 800 milyon dolar tutarında kredi verdi.

Çin hükümeti demokrasi ve insan hakları gibi konuları da önemsemiyor. Aksine, otoriter rejimlerin ve liderlerin iş başında olmalarını kredilerin geri ödenmesinin teminatı olarak görüyor. Bunun yanı sıra otoriter liderler ile iş görmenin daha kolay olduğunu düşünüyor. Bu nedenle de muhaliflerin hoyratça baskılandığı ve yolsuzlukların ayyuka çıktığı Tayland, Kamboçya, Malezya ve Filipinler gibi ülkelere cömertçe kredi verdi.

Çin’in kredileri koşulsuz mu?

Çin’in kredi sözleşmeleri akademik çalışmalarda yoğun biçimde tartışılmaktadır. Bu çalışmalara göre Çin hükümeti bilinçli bir biçimde borç tuzağı diplomasisi izliyormuş, kredi verdiği hükümetlere ağır koşullar yüklüyormuş ve borçlu hükümetler finansal krize girdiklerinde altyapı varlıklarına çöküyormuş. Bu nedenle Çin’in kredi sözleşmeleri küresel kamu çıkarı haline gelmiş.

2021 Martında yayınlanan bir akademik çalışmada* Çin hükümetinin 24 ülkeyle imzalandığı 100 kredi sözleşmesi analiz edilmiş. Çalışmada, Çin hükümetinin kredi sözleşmeleri, önemli kreditör ülkelerin sözleşmeleriyle karşılaştırılıyor.

Çin hükümeti öncelikle sözleşmelere gizlilik koşulu getiriyormuş. Çin’den alınan kredinin büyüklüğünü ve koşullarını üçüncü kişiler öğrenemiyormuş. Bu nedenle diğer ülkeler, Çin’e borçlanan ülkelerin geri ödeme riskini sağlıklı biçimde ölçemiyormuş. Böylece ilgili ülkede Çin’in finansmanı artarken, diğerlerininki azalıyormuş. Borçlu ülkelerin vatandaşları ise bu gizli krediler hakkında yetkililerden hesap da soramıyorlarmış. (Değerli okur, dilerim şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi konuları fantezi olarak görmüyorsunuzdur).

Borçlu ülkelerde önemli bir politika ve mevzuat değişikliği olduğunda; Çin sözleşmeyi fesih edip kredinin tamamen ve ivedilikle geri ödenmesini talep edebiliyormuş.

Borçlu ülkelerdeki politika değişiklikleri Çin’in çıkarlarına ters düştüğünde de kredi sözleşmeleri fesih ediliyormuş. Çin hükümetiyle diplomatik ilişkilerin bozulması bir diğer fesih nedeniymiş. (Diğer bir deyişle, Çin’in canını sıkmamak gerekiyormuş).

Borçlu ülke bir projede ödeme güçlüğüne düştüğünde, Çin ilgili ülkeye verdiği kredilerin hepsinin geri ödenmesini talep ediyormuş.

Normal kredi ilişkilerinde, kreditörler borç anapara ve faizinin ödemesini kolaylaştırmaya çalışırmış. Anaparayı tamamen talep etmezler imiş.

Kredi sözleşmelerindeki bu geri ödeme riski, Çin’in borçlu ülkelerdeki ekonomik ve politik etkisini artırıyormuş.

Çalışmada Kanal İstanbul’un gelirlerine iştahla bakanlara da bir kötü haber var. Sözleşmelere göre projenin gelirleri öncelikle sözleşmede belirlenen Çin bankalarına yatırılıyormuş. (Yani proje gelirleri Çin hükümetine temlik ediliyormuş).

Paris Kulübü borçlu ülkeler tarafından yaşanan ödeme zorluklarına koordine edilmiş ve sürdürülebilir çözüm bulmak amacıyla büyük kreditör ülkelerinin oluşturduğu bir gruptur. Çin’den alınan kredileri yeniden yapılandırmak için Paris kulübüne de gidilemiyormuş. Böylece, tahsilât konusunda Çin diğer ülkelere göre daha avantajlı hale geliyormuş.

Kredi sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar Çin mahkemelerinde ve tahkiminde görülüyormuş. (İyi tarafından bakalım. Dünya Bankası yönetişim göstergelerine göre hukukun üstünlüğü notu Türkiye’de düşerken, Çin’de yükseliyormuş).

Çin’in el koyma uygulaması

Çin’in borç tuzağı diplomasisi, borçlu ülkeleri bir anda açmaza sürükleyebiliyormuş. The Atlantic gazetesinde yer alan bir habere göre Sri Lanka bu tuzağa düşmüş (18 Kasım, 2017). Sri Lanka hükümeti Çin’den sağladığı finansman ile gerçekleştirdiği Hambantota limanının kredisini ödeyememiş. Bu nedenle limanın işletme hakkını 99 yıllığına Çin’e vermek zorunda kalmış. (Yani Çin limana çökmüş). Deniz limanının mülkiyetinin Çin’e geçmesinin ülkenin egemenliğine gölge düşürdüğü söyleniyormuş.

Montrö Sözleşmesi

Atatürk’ün diplomasi zekâsı sayesinde 1936 yılında imzalanan sözleşmeyle İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının yönetimi Türkiye’ye geçti. Sözleşmeyle bir taraftan Türkiye’nin egemenlik hakları tanınırken, diğer taraftan da Karadeniz devletlerinin güvenliğini koruyacak biçimde bazı düzenlemeler getirildi.

Amerika savaş gemilerini Karadeniz’e gönderebilmek için Montrö Sözleşmesinden mutsuz. Montrö Sözleşmesi Amerika için mutsuzluk kaynağıyken, aynı gerekçeyle Rusya Montrö’den son derece mutlu.

Hukukçular, Kanal İstanbul’un Montrö Sözleşmesiyle kurulan rejimi bozacağını söylüyorlar.

Boğazlardan geçiş konusunda Amerika ve Rusya arasındaki mevcut gerilime Kanal İstanbul üzerinden Çin’in de dâhil edilmesi, galiba son derece yaratıcı bir soruna da neden olacak.

İyi pazarlar.

*Anna Gelpern, N. Horn, S. Morris, S. Parks, S. Ve Trebesch, C. 2021. How China Lends: A Rare Look into 100 Debt Contracts with Foreign Governments. AidData at William & Mary, the Kiel Institute for the World Economy, and the Peterson Institute for International Economics.

--------------------------------------------------

Kaynak:

https://www.karar.com/yazarlar/ugur-emek/kanal-istanbula-uzak-dogudan-gelecek-finansmanin-dusundurdukleri-1589744

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Tartışma