gantry g-copious-style site com_k2 view-item no-layout no-task dir-ltr itemid-291 outline-27 g-offcanvas-left g-default g-style-preset1">
27 Haziran 2022
Pazartesi, 20 Haziran 2022 10:20

Eğitim Sistemimize Eleştirel Bir Bakış

Öğrenci cephesinde de durumlar pek parlak değil. Onlar da sınav sisteminin adaletsiz ve yıpratıcı olduğuna, öğretmenlerin kendilerini geliştirmediklerine, müfredatın onları gerçek hayattaki bir sorunu çözecek yetilerle donatmadığına, okulların ve öğretmenlerin gereksiz olduğuna, her şeyi artık internet sitelerinden öğrenebileceklerine inanıyor. Hal böyle olunca başarısızlık, devamsızlık, hayata karşı umutsuzluk, adım adım isyankârlık birbirini takip ediyor ve sonunda öğrenciler mutsuz, hayatta herhangi bir amaca sahip olmayan, isteksiz, heyecansız bireyler haline geliyor.

*****

Prof.Dr. Süleyman DÖNMEZ

Bu kez Sevgili okuyucular Çok değer verdiğim bir öğrencimin bitirme ödevi olarak kaleme aldığı bir yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yazı eğitim ile öğretim yaralarımız üzerine. Eleştirel bir bakış.

“Bu yazıyı kaleme almamın sebebi yaklaşık 35 yıldır içinde bulunduğum Türk eğitim sistemi hakkında bir takım tenkitlerde bulunma isteğidir. Süreçte hem eğitimci hem de öğrenci olarak yer almam sistemi iki farklı bakış açısından değerlendirmeme olanak sağlayacaktır diye düşünüyorum. Eğitim sistemimize öğrenci-öğretmen penceresinden eleştirel bir bakış atmadan ve eğitimin tanımını yapmadan önce eğitim kelimesini incelemek, kökeninin ne olduğunu bilmek yani kavram analizi yapmak eğitimi anlamak adına iyi bir başlangıç olacaktır.

Eğitim kelimesi Türkçeye 1930’lu yıllarda Dil Devrimi çalışmaları sonucunda kazandırılmış bir kelimedir.[1] Eğitim kelimesinden önce Osmanlı Türkçesinde terbiye (besleyip yetiştirme, büyütme, eğitim, alıştırma)[2], te’dip (terbiye verme, eğitme, edeplendirme)[3], ta’lim (öğretme, belletme, okutma, ders verme, meşk ile alıştırma)[4], edep (terbiye, güzel ahlak, iyi davranış)[5], istinas (alışma, ürkekliğin gitmesi)[6] kelimeleri, eğitim anlamında kullanılmaktadır. Tanzimat Döneminde başlayan batılılaşma ve dilde sadeleşme girişimleri Cumhuriyet döneminde hızlanmış ve Osmanlı Türkçesi kelimelere öz Türkçe karşılıklar bulunmaya çalışılmıştır. Bu dönemde terbiye kelimesine karşılık olarak eğitim kelimesi önerilmiş ve kabul görmüştür. Eğitim kelimesini etimolojik olarak incelediğimizde yaygın kanının aksine kökünün eğ- (eğmek) değil, eski Türkçede beslemek, yetiştirmek anlamına gelen igit- fiilinden geldiği belirtilir.[7] İgit- fiili Eski Türk Yazıtlarında “1.beslemek, doyurmak 2. (yılkı sözüyle) hayvan beslemek 3. (kagan) bodunu korumak, himaye etmek, kalkındırmak 4. (teŋri ve yer) himaye etmek” anlamlarında kullanılmıştır. Fiil; Karahanlı metinlerinde “yetiştirmek, terbiye etmek”, Uygur metinlerinde ise “yetiştirmek, beslemek, özen vermek, bakmak, itina göstermek” olarak tanımlanmıştır. [8]

Eğitim kelimesinin İngilizce (education), Fransızca (education) ve İtalyanca (educazione) karşılıkları Latince beslemek anlamına gelen educare ve dışarı çekmek, ortaya çıkarmak, bir yere doğru götürmek anlamına gelen educere kelimelerinden gelmektedir.[9] Batı dillerindeki anlamıyla eğitimin, bir şeylerin gelişmesine, büyümesine ve ortaya çıkmasına sebep olması şeklinde yorumlanabilir.

Eğitim kelimesini etimolojik olarak inceledikten sonra eğitimin ne olduğuna ilişkin görüşlere bakacak olursak bu noktada farklı felsefi görüşlere dayanan farklı eğitim tanımları karşımıza çıkar. Örneğin idealizme göre eğitim, insanın Tanrıya ulaşmak için sürdürdüğü çabayı ifade eder. Realist eğitimde kültürün yeni kuşaklara aktarımı ile onların topluma uyum sağlamaları ön plandadır. Naturalistik çizgide eğitim bireylerin doğal olgunlaşmalarını amaç edinir. Pragmatizmde yarar ön plandadır ve eğitim; bireyin topluma yararlı, kalifiye ve verimli olmasına ön ayak olur. Marksist eğitim sisteminde de bireylerin doğayı değiştirme ve üretimde bulunma becerileri geliştirilir.[10] Bu tanımlardan da anlaşılıyor ki eğitim aslında egemen zümrenin felsefi altyapısını ve dünya görüşünü yansıtacak şekilde yapılandırılmaktadır.

Eğitimin günümüzde farklı şekillerde tanımlarını görmek mümkünse de gerek Türkçe/Osmanlı Türkçesi gerekse Batı dillerindeki beslemek, yetiştirmek, terbiye etmek anlamlarıyla eğitimi-bu yazıda insan özelinde- istendik davranışları ortaya çıkarmak için yapılan sistematik etkinlikler olarak tanımlamak bugünkü eğitim bilimleri literatürü açısından da doğru olacaktır. Bu istendik davranışlar bugün anlaşıldığı gibi sadece akademik başarının artmasını hedefleyen davranışlar değildir. Eğitim, Osmanlı Türkçesinde daha yoğun olarak vurgulanan anlamıyla edep, terbiye ve güzel ahlak kazandırmayı da amaç edinir. Bu tanımlarda (özellikle te’dip ve edepte) ahlakın eğitimin içeriğinde ön planda olduğu görülür. Eğitimle kazandırılması amaçlanan istendik davranışların bireyi güzel ahlak sahibi olmaya yönlendirmesi temel amaçlardan biriyse bu noktada ahlakın da doğru anlaşılması gerekir.

Eski Yunancada kullanılan ethos kelimesi Türkçeye ahlak olarak çevrilmiştir. Ethos ayrıca “karakter, adet olan veya alışıldık hayat tarzı”[11] anlamlarına sahiptir. Kelimenin fiil hali olan etho ise “alışkın olmak, adet edinmiş olmak ya da huyunda olmak”[12]olarak kullanılır. Arapça bir kelime olan ahlak kelimesi, hulk yani huy kelimesinin çoğuludur. Bu tanımların da ortaya koyduğu gibi istendik davranışların tekrar etmesi, adet edinilmesi ya da huya dönmesi eğitimin gerçekleşmesi için gereklidir. O zaman tanımı baştan yapacak olursak ve “Eğitim, bireyde istendik davranışları ortaya çıkarmak ve kalıcı hale getirmek için yapılan sistematik etkinliklerdir.” diyerek olumlu ve kalıcı davranış değişikliğinin altını çizersek daha doğru bir tanım yapmış oluruz.

Diyeceksiniz ki tanımlar gerçekte olanla ne kadar örtüşüyor? Eğitim sistemimize baktığımızda son dönemlerde öğrenciler gerçekten fikren doğru beslenip güzel ahlak sahibi, yararlı bireylere dönüşebiliyor mu? Eğitim gerçekleşiyor ve kalıcılık sağlanabiliyor mu? Bu ve bunun gibi sorulara maalesef gönül rahatlığıyla olumlu yanıtlar vermek oldukça güç. Mevcut duruma baktığımızda eğitimin sadece “okul öğretiminin” verildiği binalarla eş değer hale geldiğini, öğretmen, öğrenci ve velilerin hepsinin mutsuz olduğunu görüyoruz. Aslında dünyanın geri kalanı göz önünde bulundurulduğunda eğitim sistemlerindeki arıza çok net teşhis edilebiliyor. Bununla ilgili gazeteci ve kültür eleştirmeni H.L. Mencken Nisan 1924’te yani yaklaşık bir asır önce The American Mercury dergisinde çıkan yazısında kamusal eğitimin esas amacının gençlerin bilgilendirilmesi ya da onların zihinlerinin aydınlatılması olmadığını belirtiyor ve şöyle sürdürüyor: “Asıl amacın mümkün olduğunca fazla sayıda bireyi, tehdit oluşturmayacak bir düzeyde tutmak, standartlaşmış bir vatandaşlık öğretisini yaymak, başkaldırı ve özgünlüğü öldürmektir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ve dünyanın her yerinde eğitimin amacı budur.”[13] İnsanlığın geldiği noktayı ve dünyadaki farklı eğitim sistemlerini düşündüğümüzde bir asır önce yapılan bu eleştirinin muhatabı durumun hala geçerli olduğunu görebiliriz.

Ülkemize dönüp soruna öğretmen cephesinden baktığımızda önümüze bir dokun bin ah işit misali sınıfların kalabalığından tutun, müfredatın ağırlığına, fiziksel altyapı ve donanım eksikliğine, mesleki gelişim olanak(sızlık)larına ve geçim sıkıntısına varana kadar uzun bir liste çıkıyor. Öğretmenler yorgun, öğretmenler ihmal edildiklerini ve değer görmediklerini düşünüyor. Bu durum onları memur zihniyetinden çıkamadıkları bir kısır döngü içine hapsediyor. Hayata, mesleğine, öğretmeye ve dahi öğrenmeye karşı heyecan duymadan, gönül yorgunu olarak sürdürdükleri sözde eğitim ne alanı ne de vereni tatmin eden, bireylerin öğütüldüğü bir arenaya dönüşüyor.

Öğrenci cephesinde de durumlar pek parlak değil. Onlar da sınav sisteminin adaletsiz ve yıpratıcı olduğuna, öğretmenlerin kendilerini geliştirmediklerine, müfredatın onları gerçek hayattaki bir sorunu çözecek yetilerle donatmadığına, okulların ve öğretmenlerin gereksiz olduğuna, her şeyi artık internet sitelerinden öğrenebileceklerine inanıyor. Hal böyle olunca başarısızlık, devamsızlık, hayata karşı umutsuzluk, adım adım isyankârlık birbirini takip ediyor ve sonunda öğrenciler mutsuz, hayatta herhangi bir amaca sahip olmayan, isteksiz, heyecansız bireyler haline geliyor.

Bu döngüden çıkmak imkânsız mıdır? Sınıfına her gün ilk günkü heyecan ve istekle giren, öğrenmenin yaşı, sonu olmadığına inanan, olanaksızlıkları bahane edip onların arkasına sığınmayan öğretmen bir hayal midir? Canlı, istekli, umutlu, hayatta bir hedefi olan, kendine ve topluma karşı saygılı, hem akademik olarak hem de güzel ahlakı bir hayat tarzı haline getirmiş bireyler yetiştirmek zor mudur? Eğitim anlayışımız üzerinde kafa yorup onu baştan şekillendirirsek neden olmasın?

İlk adım eğitimin bir meslekten öte bir yaşam sanatı, bir kendini bilme ve tanıma sanatı, öğretmenin de bir sanatçı olduğunu kabul etmek olmalıdır. Kendini bilme; antik dönemde tapınakların kapısına yazılmış, Yunus Emre’nin deyişlerinde zirveyi görmüş ilimden de önce gelen bir öğretidir. Bu öğretide ne öğrencinin öğretmene ne de öğretmenin öğrenciye üstünlüğü vardır. Eğitimde sadece rasyonel akıl yoktur, sezgi vardır, ilham vardır, gönül vardır. Eğitim sadece akılla yapılan bir etkinlik değildir, olmamalıdır da. Gönlün olmadığı akıl tehlikelidir. Bu akıl öze götürmez, zahirde kalır. Gönlün akılla beraber egemen olduğu eğitim insani değerlerin paylaşıldığı bir muhabbet ortamıdır. Yeri gelir öğretmen öğrenci olur, roller değişir; yeri gelir duvarlar kalkar, her yer eğitim yuvası olur. Bilgi alışverişi, gönül alışverişine döner. Yaşam enerjisi, öğrenme ve paylaşma isteği hazza dönüşür ve ortamı dönüştürür. Bu öğretmen ve öğrencinin birlikte başarabileceği bir şeydir. Muhabbetle, aşkla, şevkle, canların ve gönüllerin buluşmasıyla ortaya çıkar ve sadece bu, bireyleri besler ve yetiştirir. Eğitim; “Ağaç yaşken eğilir.” sözüne ithafen eğip bükme değildir. Ya da Latince educere kelimesindeki anlamıyla bir yerlere götürme hele hele zorla götürme, sürükleme hiç değildir. Eğitim dıştan gelen bir müdahaleden çok içsel farkındalıkla başlamalı; coşkuyla, muhabbetle, hoşgörü ve anlayışla yeşermeli, beslemeli ve geliştirmelidir.

Yaramıza merhem olacak eğitim, aklı unutmadan gönüllere hitap eden bir eğitimdir. Aksi, kuru bir bilgi aktarımından öteye gidemez. Gönül eğitimi, dindar nesiller yetiştirmek de değildir. Bunun başarıya ulaşmadığı lise öğrencilerinin daha çok tıklanma ve beğeni alma arzusuyla Kur’an-ı Kerim’e tekme attıkları videolar çekmesi ve bu tarzda videoların daha da yaygınlaşmasıyla anlaşılmış olmalıdır. Gönül eğitimi, ahlaksal olgunluğa da, dini duyarlılığa da, rasyonel yetkinliğin keskinleşmesine de büyük önem verir. Gönülün olmadığı eğitim bireyleri tek düze haline getirir; farklılıkları, özgünlükleri törpüler. Bireyleri aklın tutsağı, sürünün bir parçası haline getirir. Bu tutsaklıkta gri yoktur, sadece siyah ve beyaz vardır. Bireyselliğe, çeşitliliğe tahammül yoktur; tek bir doğru vardır. O da zahire bakılarak yapılan akletme sonucu varılan doğrudur. Bu doğrunun da doğruya ulaştırmadığına insanoğlu uzun yıllardır acı deneyimlerle şahit olmaktadır. Uzun lafın kısası, güzel ahlakı önceleyen, sadra şifa veren gönül eğitiminin dünyayı daha yaşanacak bir yurt haline getireceğine canı gönülden inanıyorum.”

KAYNAKÇA

Balyemez, Sedat, “Eğit-, Eğitim Kelimelerinin Yapısı ve Türkiye Türkçesine Girme Süreci”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S. 47, ss. 41-52, Konya 2019.

Bayar, Nevnihal, Açıklamalı Yeni Kelimeler Sözlüğü, Akçağ Yayınları, Ankara 2006.

Dönmez, Süleyman, Emanet Ahlakı, s. 15, Karahan Kitabevi, Adana, 2015.

Duman, Ahmet, “Bazı Eğitim Bilimi Kavramlarına İlişkin Genel Bir Değerlendirme”, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S. 10,  ss. 17-29, Muğla 2003.

Gatto, John Taylor, Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı, çev. Mehmet Ali Özkan, Edam Yayın, İstanbul 2018.

Kaygısız, İbrahim, “Eğitim Felsefesi ve Türk Eğitim Sisteminin Felsefi Temelleri”,  ss. 8-15, Eğitim ve Yaşam, Ankara 1997.

Özön, Mustafa Nihat, Büyük Osmanlıca-Türkçe Sözlük, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul 1965.

Peters, Francis E., Antik Yunan Felsefesi Terimleri Sözlüğü, çev. Hakkı Hünler, Paradigma Yayınları, İstanbul 2004.

[1] Balyemez, Sedat, “Eğit-, Eğitim Kelimelerinin Yapısı ve Türkiye Türkçesine Girme Süreci”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S. 47, s. 42, ss. 41-52, Konya 2019.

[2] Özön, Mustafa Nihat, “terbiye”, Büyük Osmanlıca-Türkçe Sözlük, s. 746, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul 1965.

[3] Özön, “te’dip”, Büyük Osmanlıca-Türkçe Sözlük, s. 729.

[4] Özön, “ta’lim”,  Büyük Osmanlıca-Türkçe Sözlük, s. 714.

[5] Özön, “edep”, Büyük Osmanlıca-Türkçe Sözlük,  s. 167.

[6] Özön, “istinas”, Büyük Osmanlıca-Türkçe Sözlük, s. 350-51.

[7] Bayar, Nevnihal, Açıklamalı Yeni Kelimeler Sözlüğü, s. 109, Akçağ Yayınları, Ankara 2006.

[8] akt. Balyemez, “Eğit-, Eğitim Kelimelerinin Yapısı ve Türkiye Türkçesine Girme Süreci”, s. 47.

[9] Duman, Ahmet, “Bazı Eğitim Bilimi Kavramlarına İlişkin Genel Bir Değerlendirme”, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S. 10,  s. 2, ss. 17-29, Muğla 2003.

[10] Kaygısız, İbrahim, “Eğitim Felsefesi ve Türk Eğitim Sisteminin Felsefi Temelleri”, s. 8, ss. 8-15, Eğitim ve Yaşam, Ankara 1997.

[11] Dönmez, Süleyman, Emanet Ahlakı, Karahan Kitabevi, Adana 2015, s. 15.

[12] Peters, Francis E., Antik Yunan Felsefesi Terimleri Sözlüğü, çev. Hakkı Hünler, Paradigma Yayınları, s. 120. İstanbul 2004.

[13] Gatto, John Taylor, Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı, çev. Mehmet Ali Özkan, Edam Yayın, İstanbul 2018, s. 21.

-------------------------------------------------

Kaynak:

https://www.akademikakil.com/egitim-sistemimize-elestirel-bir-bakis/suleymandonmez/

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Tartışma