3 Aralık 2022
Pazartesi, 21 Kasım 2022 10:17

Tarih ve hamaset

Türkiye tarihsiz, tarihini reddeden bir toplum olamaz; bu, manevi kültürel varlığımızın reddi olur. Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet birbirinin içinden çıkmıştır. Tarihe suçlamak için de değil, hamaset yapmak için de değil, yükseliş ve düşüşlerimize bir laboratuvar gibi bakarak dersler çıkarmak için bakmalıyız.

*****

Taha AKYOL

Dünkü yazımda ekonominin AK Parti iktidarının ilk on yılında yükseldiğini, sonraki on yılda gerilediğini kendilerinin resmi rakamlarıyla yazmıştım.

Aynı iktidarın ülkeyi yükselten doğru politikaları, gerileten yanlış politikaları...

Erdoğan hayranı bir okurum şu tepkiyi yazmıştı:

“He ya, Cumhurbaşkanı bilmiyor ama sen allamesin!”

Bunu çok önemsiyorum. Zira toplumumuzda çok yaygındır: Konulara, verilere, bilgilere göre düşünmek yerine, zihnimizdeki şablonlarla ve bağlandığımız lidere göre düşünmek!.. “Bir bildiği vardır” diyerek müzakereye, araştırmaya zihin pencerelerimizi kapatmak…

AKLÎ İLİMLER?

Çok eski bir zihnî alışkanlığımızdır bu. İslam düşüncesinin yükselişi “rey ve içtihat” denilen rasyonel düşünceyle olmuş, düşüncenin otoritelerce konulmuş kalıplar içinde kalmasıyla gerileme başlamıştı.

Tarihçi Ahmet Yaşar Ocak’ın “Osmanlı İmparatorluğu ve İslam” adlı eserini okumayan, Osmanlı tarihi hakkında ahkâm kesmesin. (Alfa yayınları)

Prof. Ocak, İslam medeniyeti tarihindeki üç ana damardan bahseder:

“Biri Mısır, Suriye gibi daha muhafazakâr, ikincisi Irak ve İran gibi daha müsamahakâr ve tasavvufî, üçüncüsü ise daha felsefi ve akılcı bir zihniyetin temsilcisi olan Maveraünnehir olmak üzere üç önemli bilimsel damar…” (sf. 187)

Osmanlı’nın bu fikrî ve kültürel miras üzerinde kurulduğunu belirten Prof. Ocak, Osmanlı medresesinin bu mirası “belli bir ölçüde geliştirdiğini, lakin geleneği sürdüren muhafazakar çizginin pek dışına çıkmadığını” belirtir..

Bunun neticesi: “1470-1603 yılları arasında Sahn medreselerinde ulemanın yazdığı 189 kitaptan sadece 20 tanesi akli ilimlere, geri kalanı din, tasavvuf, tarih, edebiyata aittir.” (s. 208)

Maveraünnehir çevresindeki bilimsel gelenek ve çöküşü konusunda Rrederick Starr’ın “Kayıp Aydınlanma” kitabını okumak lazım. (Kronik Yay.)

YÜKSELİŞ VE DÜŞÜŞ

Biz o aydınlığı kaybederken, Avrupa’da ticaret devriminin geliştirdiği sosyal değişme sürecinde Galileo, Brahe, Kopernik, Kepler çıkmıştır, bilim devrimi gelişmektedir. Bizdeki durumu, 17. Yüzyılda büyük âlimimiz Kâtip Çelebi şöyle anlatır:

“Bu fenleri araştırma ve ortaya koymada Hıristiyanların dikkat ve maharet göstermelerini, Müslümanların ise inkâr ve ihmallerini, bu konulardaki bilgisizliklerini ve tembelliklerini görüp üzülürdüm…” (Cihannüma, İBB yayınları 2010, s. 44)

Mesafeyi kapatabildik mi?!

Türkiye tarihsiz, tarihini reddeden bir toplum olamaz; bu, manevi kültürel varlığımızın reddi olur. Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet birbirinin içinden çıkmıştır. Tarihe suçlamak için de değil, hamaset yapmak için de değil, yükseliş ve düşüşlerimize bir laboratuvar gibi bakarak dersler çıkarmak için bakmalıyız.

Yükselişler daima o çağlardaki ihtiyaçlara cevap veren kurumlar, hukuk sistemi, organizasyon ve bilimlerle mümkün olmuştu. Modern bilim, modern kurumlar, modern hukuk karsısında yetersiz kalmak da “az gelişmiş” duruma düşmenin temeldeki sebebidir. Bu konuda merhum Erol Güngör’ün “İslam’ın Bugünkü Meseleleri” kitabını tavsiye ederim.

UYGUN SİYASİ İKLİM?

Bugün Türkiye’de okul ve üniversite açmak yetmez. Hatta okul ve üniversite sayısı artarken kalitenin düşebileceğini de gördük. Şehir Üniversitesi’ni kapatmanın, Boğaziçi Üniversitesi’nde siyasi operasyon yapmanın, yayınsız rektörlerin akademik tahribatını kaç taze üniversite tabelası telafi edebilir ki?!

Bilimsel düşünceyi ve bilime ilgiyi teşvik eden bir siyasi iklim yaratmak Türkiye’nin geleceği için şarttır!

Selçuklu tarihinin en büyük hocası merhum Prof. Osman Turan, fikren milliyetçi-muhafazakârdı. DP milletvekiliydi. DP iktidarının baskılarına karşı çıkarak DP Grubunda merhum Menderes’e hitaben şöyle konuşmuştu:

“Üniversitenin özerkliğine zerre kadar halel gelirse o memlekette ilim olamaz, ilim olmayan bir memleketin ise istikbali manen tehlikededir.” (21 Haziran 1954)

Büyük kitleleri hamasetle veya husumetle motive ederek ilim hayatının gerektirdiği rasyonel düşünme, verilerle, bulgularla, araştırmalarla düşünme alışkanlığını toplumda geliştirmek mümkün olmaz.

‘Büyük Türkiye’ dediğimiz ‘gelişmiş ülkeler’ seviyesine çıkmanın yolu… Anadolu’da bir Almanya, bir Japonya seviyesinde bir ülke haline gelmenin yolu ne hamasettir ne de husumet… Bilimdir, hukuktur, özgürlüktür…

-------------------------------------------------

Kaynak:

https://www.karar.com/yazarlar/taha-akyol/tarih-ve-hamaset-1594076

Tartışma