Türkler Size Ne Yaptı?

Günümüzde ise Türkçe artık millî bir devletin resmî dilidir. Türkçenin bugün yeryüzünde yirmiden fazla kolu olmasına rağmen hiç birine resmen Türkçe denilmemektedir. Yüz sene önceki Kafkas Türkçesi bugün Azerbaycan’ın anayasasına göre Azerbaycan dili olmuştur. Türkçe artık Kırgız için Kırgızca, Kazak için Kazakça, Özbek için Özbekçe, Doğu Türkistanlı için Uygurcadır. Türk’ü ve Türkçeyi ismen bile olsa Türkiye’den de kaldırıversek yeryüzünde Türk diye bir ulus, Türkçe diye bir dil kalmayacaktır. Yani diyorum ki, Azerbaycan’da olduğu gibi, Türkiye’de de Türkçenin adını Anadolu dili yaptığınız anda artık dünyada ismen de olsa Türkçe diye bir dil yok demektir, farkında mısınız?.. Düşünün, bugün iki yüz milyondan fazla nüfusa sahip insanların konuştuğu dilin bir adı olmayacak… Bugün Türkiye’den başka Türkçenin Türkçe olduğu söylenemiyor… Fiskos fiskos kulaklara söylenebilir belki: Biliyor musun, biz aslında Türkçe konuşuyoruz, sakın kimseye söyleme…

***** 

Prof. Dr. Mesut ŞEN

Etimoloji sözlüklerine göre lingua franca 1600’lü yıllarda ortaya çıkmış İtalyancada “Frenk dili” anlamına gelen bir kelime imiş. Çünkü İtalyanca 1600’lü yıllarda Akdeniz bölgesinde bir “iletişim dili” olarak kullanılıyormuş. Özellikle ticari ilişkilerde kullanılan ortak dil gibi bir şey imiş… Osmanlılar bütün Avrupalılara Frenk dediği için bu tâbir de buradan zihinlere yerleşmiş olmalı. Zaten lingua franca esasen İtalyanca olmakla beraber bol miktarda Türkçe, Fransızca, Yunanca kelimelerle bezenmiş karışık bir iletişim dili görünümünde imiş.

Bugün İngiliz sömürgesi olmaktan kaynaklı olarak İngiliz Uluslar Topluluğu’nu oluşturan ülkelerde İngilizce; Fransız sömürgesi olmaktan kaynaklı olarak Cezayir, Tunus, Fas, Mali gibi ülkelerde Fransızca; yine İspanyol sömürgesi olmaktan kaynaklı olarak Güney Amerika ülkelerinde kullanılan İspanyolca; Brezilya’da kullanılan Portekizce; Sovyet Birliği kurulduktan sonra bu ülkenin birer parçası hâline getirilen Türk cumhuriyetleri ile Rusya Federasyonu’na bağlı özerk cumhuriyetlerde kullanılan Rusça birer lingua franca’dır.

Bazılarında uluslaşma döneminden sonra lingua franca adını verdiğimiz iletişim dilleri ulusal dil olma niteliğini de kazanmışlardır.

Durum böyle olunca, Arjantin, Meksika, Peru, Şili gibi İspanyolca konuşan ülkelerde; Portekizce konuşan Brezilya’da; İngilizce konuşan Pakistan ve Hindistan’da; daha çok Fransızca konuşan Tunus, Cezayir, Fas, Mali gibi ülkelerde üretilen edebiyat hangi halkın diline girmelidir sorunsalı ile insanlık karşı karşıya kalmıştır.

Bir Hintli romancının İngilizce yazdığı eser İngiliz edebiyatı ürünü müdür, Hint edebiyatı ürünü müdür, yoksa İngilizce edebiyat ürünü müdür? Meselâ Salman Rüşdi’nin İngilizce olarak kaleme aldığı, dünyada büyük yankı uyandırmış “Şeytan Ayetleri” adlı romanı hangi edebiyatın ürünü sayılmalıdır?.. Üstelik bu insan kendi ülkesini terk etmiş, dilini benimsediği ülkede de yaşıyor olabilir… Böyle bir durumda bu insanın ürettiği edebiyatın dili nereye ait olmalıdır?.. Yine buna ek olarak iki dille de yazan yazarların ürettiği edebiyatı nasıl değerlendirmeliyiz?..

Batılılar bu çetrefilli durumu “İngilizce Edebiyat”, “Fransızca edebiyat”, “İspanyolca edebiyat” terimlerini ortaya çıkararak çözmüşler. Buna göre Charles Dickens bir İngiliz romancıdır ama, Salman Rüşdi İngilizce yazan bir romancıdır. Arada ne fark vardır? Doğrusu ben tam anlamış değilim. İşte, Batılılar kendisini İngiliz, Fransız, İspanyol hissetmeyen edebiyatçıların ürettiği eserlerin dili için deyim yerinde ise böyle bir formül bulmuşlardır.

Bu sorunsalla ilgili daha önce de görüş belirtmiştim. İngiliz edebiyatı dediğimizde ben açıkçası ilk önce İngiliz diliyle üretilmiş edebiyatı anlarım. Aklıma Charles Dickens’ın İngilizliği gelmez. Nerden bileyim belki adam İskoç’tur. Belki üç nesil öncesinde bir Gallerli kanı bulaşmıştır.

Ünlü Rus şair Puşkin meselâ… Onun eserleri Rus edebiyatının ürünü müdür, yoksa o, Rusça yazan bir şair midir?.. Bir de Puşkin’den söz ediyoruz bu arada… Rus edebiyatının kurucusu olarak görülebilecek adamdan bahsediyoruz… Puşkin’in kuyruğunu çekiversek ortada Rus edebiyatı mı kalır diyenler bile çıkabilir. Zira Puşkin modern Rus edebiyatının kurucusu kabul edilir. Aynı zamanda Rusya’nın “ulusal şair”idir. Gelgelelim bu şair Afrika kökenlidir. Ataları Habeşistan’dan gelmedir.

Gelelim Türk edebiyatı mı, Türkçe edebiyat mı sorunsalına…

Türkçe 13. yüzyılda Türkiye’de yazı dili hâline geldi. Osmanlı’nın büyük bir devlet hâline gelmesiyle de Türkçe Anadolu dışına taştı, bütün Memâlik-i Osmaniye’de o da lingua franca idi. Türkçe Osmanlı devletinde asırlarca ortak iletişim dili olma niteliğini korudu. Hicaz’da da, Cezaryir’de de, Mısır’da da ortak iletişim dili Türkçe idi. Mısır, Nâsır ülkeyi ele geçirene kadar âdeta bir Türk devletiydi. Türkçe gazeteler çıkar, okullarda Türkçe eğitim verilirdi. Nâsır iktidara geldikten sonra Türkçe Mısır’dan kovuldu.

Bu lingua franca dil olma özelliğinden dolayı Türkçenin ilk gramerini, sözlüğünü hazırlayanlar da Avrupalılar oldu. Ruslar da inanılmaz ölçüde Türk diline ve tarihine emek verdiler. Türkoloji bu nedenle Batı’da doğmuş ve gelişmiş bir bilimdir.

Günümüzde ise Türkçe artık millî bir devletin resmî dilidir. Türkçenin bugün yeryüzünde yirmiden fazla kolu olmasına rağmen hiç birine resmen Türkçe denilmemektedir. Yüz sene önceki Kafkas Türkçesi bugün Azerbaycan’ın anayasasına göre Azerbaycan dili olmuştur. Türkçe artık Kırgız için Kırgızca, Kazak için Kazakça, Özbek için Özbekçe, Doğu Türkistanlı için Uygurcadır. Türk’ü ve Türkçeyi ismen bile olsa Türkiye’den de kaldırıversek yeryüzünde Türk diye bir ulus, Türkçe diye bir dil kalmayacaktır. Yani diyorum ki, Azerbaycan’da olduğu gibi, Türkiye’de de Türkçenin adını Anadolu dili yaptığınız anda artık dünyada ismen de olsa Türkçe diye bir dil yok demektir, farkında mısınız?.. Düşünün, bugün iki yüz milyondan fazla nüfusa sahip insanların konuştuğu dilin bir adı olmayacak… Bugün Türkiye’den başka Türkçenin Türkçe olduğu söylenemiyor… Fiskos fiskos kulaklara söylenebilir belki: Biliyor musun, biz aslında Türkçe konuşuyoruz, sakın kimseye söyleme…

Bu âdil mi?..  Türk size ne yaptı yahu?.. Hepiniz varlığınızı Türk’e borçlusunuz… Haçlılar Anadolu’yu istilâ ettiğinde Türkler olmasaydı ortada Rum mu kalacaktı, Ermeni mi, Yunan mı, Arap mı, Kürt mü?.. Hepiniz Latincenin bir şivesini konuşuyor olacaktınız… Kiliselerinizde Latince dualar edecektiniz… Ne dininiz kalacaktı, ne diyanetiniz?.. Yok olup gidecektiniz… Sizin kimliğinizi asırlarca koruyan biz Türklere bu denli kininiz niye?..

İngilizler Pakistanlı bir yazar için, Fransızlar Cezayirli bir yazar için, İspanyollar Arjantinli bir yazar için İngilizce edebiyat, Fransızca edebiyat, İspanyolca edebiyat terimlerini kullanabilirler… Türkçe edebiyat terimi bunlara benziyor mu?.. Sömürgelerimiz mi var bizim?.. Mısırlı bir Arap, Türkçe roman yazıyor da onun diline mi Türkçe edebiyat diyorsunuz?.. Türkiye millî bir ülke ise ve onun resmî dilinin adı da Türkçe ise, halkına da resmen Türk deniyorsa neden bu topraklarda üretilen edebiyat Türk edebiyatının ürünü olamıyor?..

Şimdi en uysal hâlimizle, en naif duruşumuzla konuya şöyle bakalım: Ülkemizde kendisini Türk hissetmeyen, böyle hissedilmekten acı duyan edebiyatçılarımız var diyelim, onlar incinmesinler diye ülkemizde üretilen edebî ürünlere Türkçe edebiyat adını verelim. Peki bu ülkenin bir Türk edebiyatı olmayacak mı?.. Kendisini Türk hisseden edebiyatçıların ürünlerine ne diyeceğiz?.. Fransızlar, İngilizler kendilerinden olmayanlar için bu terimi ürettiler… Kendilerinden olanlara İngiliz edebiyatı, Fransız edebiyatı demeye devam ediyorlar… Size göre Türk edebiyatı buharlaşmış durumda mı?.. Biz şimdi hangi edebiyata Türk edebiyatı, hangisine Türkçe edebiyat diyeceğiz?.. Bir halkı ve onun dilini yok saymak ahlâkî mi?.. Bir yayın evininin Fransız edebiyatı terimini kullanırken Türk edebiyatına sıra geldiğinde ona Türkçe edebiyat demesinin mantıklı bir tarafı var mı?..

Bu ülkenin kaynaklarından besleniyorsunuz, bu ülkede yaşayan halkın parasını alıyorsunuz, kitaplarınızı bu ülkenin halkına satıyorsunuz ama ondan dilini ve kimliğini esirgiyorsunuz… Bir halkın 13. yüzyıldan beri bu topraklarda öz diliyle ürettiği edebiyatını yok hükmünde sayıyorsunuz… Türkiye’de yaşayan Türk halkının dilini Meksikalı’nın İspanyolcası gibi görüyorsunuz… Onun ne ülkesine saygınız var, ne kimliğine, ne diline… Onun dilinden ve kimliğinden nefret ediyorsunuz?.. Kitap reyonlarına Türk edebiyatı ibaresini bile koyamıyorsunuz, “yerli edebiyat” deyip halkı ve onun dilini görmezden geliyorsunuz… Bu ırkçılık değil mi?

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen