30 Kasım 2023
Pazar, 30 Nisan 2023 18:29

Yönetimin siyasallaşması

Otoriter ve demokrasiyi yeterince içselleştirememiş kültürlerdeki bürokratik yönetim, çoğunlukla kişisel ve keyfî yönetimlerin bir aygıtı gibi şekillenmektedir. Bu bağlamda, merkezi yönetimin, aşırı güçlendirildiği yönetimlerde, bürokrasinin rasyonel ilke ve kuralları askıya alınmaktadır. Yönetim süreçlerinde, rasyonel ilke ve kuralların ortadan kalkması, yönetimin kişiselleşmesi ve siyasallaşması anlamına gelir.  Tepe yönetiminin hukuk dışı ve denetimsiz güç kullanımı, kamu yönetimini merkeziyetçi bir yapıya dönüştürür. Tepe yönetiminin baskısıyla orta kademe yöneticileri de, profesyonel yönetici gibi hareket etmek yerine hızlıca siyasallaşırlar. Böylece, tepe yönetimi ile alt kademeler arasında denge unsuru olan orta kademe yöneticileri, tamamen tepe yönetimin bir ‘siyasal ajanı’ hâline gelir.

*****

Prof.Dr. Feyzullah EROĞLU

Yönetim bilimlerine göre, yönetim etkinliklerinin bir meslek hâline gelmesinde sanayileşme süreci çok önemli bir aşamadır.  Sanayileşmenin başlangıcında, çok sayıda insanın aynı yerde çalışmaya başlamasıyla iş anlaşmazlıkları ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu dönemde, patronları ve işverenleri, ölçülü ve dengeli kararlar almaya ve uygulanmaya sevk edecek sosyal devlet, iş hukuku, sosyal güvenlik ve sendikal kurumlar gibi kavramlar ve olgular henüz gelişmemişti.

İş görenler, örgüt patronlarının kötü çalışma şartları dayatmaları karşısında haklarını aramak için bazen makinelere bazen de örgüt sahiplerine fiziki saldırılarda bulunurlardı. Bu çatışmalı zamanlarda, örgüt sahiplerinin ilk aklına gelen önlem, patron katıyla işçiler arasına güvenlik güçlerinin yerleştirilmesiydi. İş görenlerin çalışma şartlarıyla ilgili yakınmaları ve itirazları derhal güvenlik güçlerince bastırılırdı. Tepe yöneticiler ile iş görenler arasında sürekli güvenlik güçlerinin bulunması, büyük ölçüde örgütsel verimliliği düşürür ve çalışma barışını yok ederdi.

Orta Kademe Yöneticiliği Denge Unsurudur

İlk girişimciler, iş örgütleri büyüdükçe, kendi adlarına örgütü yönetmeleri için profesyonel üst düzey yöneticiler istihdam etmeye başladılar. Profesyonel yöneticiler, ilk olarak yönetici katmanlar ile iş görenler arasındaki çalışma barışını kurmak amacıyla -aradaki güvenlik güçleri yerine- orta kademe yöneticilik mevki ve kadroları oluşturdular. Orta kademe yöneticiliği; tepenin emir ve talimatlarını alt kademelere, alt kademelerin talep ve yakınmalarını üstlere aktarma gibi bir işleve sahip oldu. Bu anlamda, orta kademe yöneticilikleri, üst ve alt birimler arasındaki yönetimin bağlantı ve uzlaşma noktaları oldular. Çalışanlar da, orta kademe yöneticilerince kendi haklarının korunduğunu gördükleri  ölçüde işlerini yapmaya çalıştılar.

Yönetimin Profesyonelleşmesi ve Bürokrasi

19. yüzyılda hızlanan ‘ulus devlet’ olgusu, kamu yönetiminde de ciddi yeniliklere ve yeni uygulamalara ortam hazırlamıştır. Tarihsel olarak, kral ya da padişahların toplum üzerindeki yönetimleri, büyük ölçüde ‘başkanın adamları’ olan asker ve din adamı kimlikli kişiler tarafından icra edilirdi. Yönetici-halk ilişkisi, çoğunlukla korku ve tahakküm esasına dayanırdı. Yönetim ilişkileri, sürekli olarak güvenlik kaygısıyla şekillendiği için hem yönetici sınıf hem de yönetilenler kendilerini güvende hissetmezlerdi. Ünlü sosyolog ve yönetim bilimci Max Weber’in ‘bürokrasi’ adını verdiği, asıl işleri sadece yöneticilik olan yeni bir yönetim modeli ortaya çıktı. Bürokraside, tepe yönetimi ile alt kademe çalışanları arasındaki ilişkiler, özellikle orta kademe yöneticilikleri sayesinde rasyonel ilke ve kurallara göre şekillendi. Bürokrasi, belirli bir disiplin ve otoriteye dayansa da, yönetimdeki keyfiliğe son vermeyi öngörüyordu. İdeal bürokraside, her yönetici veya iş gören, konumu ne olursa olsun kişilere değil, bulunduğu kadronun ilke ve kurallarına uymak durumundaydı.

Bürokratik yönetimde tepe yönetimi, mevcut hukuk düzeni içinde kalmak kaydıyla plan ve programlarını yapar. Bunların, fiilen iş ve hizmete dönüştürülmesi, özellikle bulundukları konumun uzmanı olan orta kademe yöneticilerin aracılığıyla gerçekleşir. Orta kademe yöneticileri, hem tepe yönetiminin plan ve programlarına uymak, hem de alt kademe çalışanların haklarını korumakla ilgili duyarlılığa sahiptir. Orta kademe yöneticisi, yukarı ile aşağı arasında iyi bir uzlaştırıcı ve denge sağlayıcıdır. Onlar işlerini liyakatle yürütürlerse, çoğunlukla çalışanlar arasında ve yönetim-halk ilişkilerinde pek sorun çıkmaz.

Kamu Yönetiminin Kişiselleşmesi ve Siyasallaşması

Otoriter ve demokrasiyi yeterince içselleştirememiş kültürlerdeki bürokratik yönetim, çoğunlukla kişisel ve keyfî yönetimlerin bir aygıtı gibi şekillenmektedir. Bu bağlamda, merkezi yönetimin, aşırı güçlendirildiği yönetimlerde, bürokrasinin rasyonel ilke ve kuralları askıya alınmaktadır. Yönetim süreçlerinde, rasyonel ilke ve kuralların ortadan kalkması, yönetimin kişiselleşmesi ve siyasallaşması anlamına gelir.  Tepe yönetiminin hukuk dışı ve denetimsiz güç kullanımı, kamu yönetimini merkeziyetçi bir yapıya dönüştürür. Tepe yönetiminin baskısıyla orta kademe yöneticileri de, profesyonel yönetici gibi hareket etmek yerine hızlıca siyasallaşırlar. Böylece, tepe yönetimi ile alt kademeler arasında denge unsuru olan orta kademe yöneticileri, tamamen tepe yönetimin bir ‘siyasal ajanı’ hâline gelir.

Yönetim teorisine göre, orta kademe yöneticilerinin siyasallaşması, onların tepe yönetim ile alt kademe çalışanlar arasındaki uzlaştırıcılık rollerini kaybetmeleri demektir. Orta kademe yöneticilerinin siyasallaşması, yönetimin ‘ana omurgasının’ çökmesine yol açar.  Siyasallaşan orta kademe yöneticileri, tepedeki yöneticinin alt katmanlar ve halk üzerindeki baskılarının birer aracı olarak algılanır. Bu durum, yöneticiler ile alt kademeler arasında güven kaybına yol açar. Çalışanlar ve halkın bir kesimi üzerinde, korku ve belirsizlik psikolojisi egemen olmaya başlar.

Yönetim kademelerinde yetkin ve liyakatli yöneticilerin olmadığı yönetim ortamlarında, iş hayatına ve toplumsal süreçlere ilişkin anlaşmazlıklar ve uyuşmazlıklar giderek artar. Orta kademe yöneticileri, yönetim sorunlarını liyakat ve ehliyet içinde çözülmesini sağlayamazlarsa yönetme otoritelerini hissettirmek ve güçlerini göstermek adına her anlaşmazlıkta jandarma ve polis gücünü kullanma ihtiyacını hissederler.  Elbette, jandarması ve polisi olmayan yönetim olmaz; ancak, her fırsatta güvenlik güçlerini, kendi işçisine, gencine ve köylüsüne kullanan yönetime de ‘yönetim’ denmez. Söz gelimi, ülkenin sınırlarından binlerce kaçağın nasıl girdiği bilinmezken, ülke içinde yaşadıkları doğaya saygı gösterilmesini bekleyen Türk köylüsünü kendi evlatları ile karşı karşıya bırakmak, yönetimin kendi toplumuna yabancılaşmasıdır.

Son yıllardaki yönetim sistemindeki merkeziyetçilik yüzünden, Türk kamu yönetim sistemi aşırı biçimde siyasallaşmıştır. Bu bağlamda, özellikle uzlaştırıcılık ve denge sağlama işlevleri olan orta kademe yöneticileri, çoğunlukla siyasal iktidarlar doğrultusunda yönetim davranışları sergilemektedirler. Kamu yönetiminin orta kademe yöneticilerinin önemli bir kısmı, tepe ile alt kademeler arasında bir denge unsuru olmak niteliklerini kaybediyorlar. Liyakat ve yetkinlik düzeyleri, bulundukları görevlerin etkili ve verimli bir şekilde yerine getirilmesi başarısını sağlayamıyor. Bir kısım kamu görevlileri, görevli oldukları konumun yasal sorumlulukları ile hareket etmeleri gerekirken siyasetçilerin beklentilerine göre davranmakla ilgili görüntüler veriyorlar.

Yönetimin Siyasallaşması Toplumsal Bir Çözülmedir

Üst yönetim ile yönetilenlerin arasında köprü olması gereken orta kademe yöneticileri siyasallaşınca, alt kademenin halka adaletle davranmasında sorunlar çıkıyor. Toplumun verdiği vergiler ve yetkilerle donanmış olan yöneticiler, hukuk kuralları ve ahlak ilkeleri doğrultusunda yönetim sergilemede yetersiz kaldıkça, halkın üzerine jandarma ve polisle gitmek tuhaflığına düşüyorlar. Sorunları, meşruiyet ve akıllıca çözmek yerine, bastırma ve susturmak kolaycılığına yöneliyorlar.

Çalışanlar, haklarını ve hukuklarını koruyan yöneticilerle çalışmak isterler. Yurttaşlar, devlet kurumlarında, güven duyacağı ve liyakat içinde işlerini gören adaletli yöneticiler görmek isterler. Yurttaşlar, kendi yöneticilerine güvenmedikleri bir sosyal ortamda, doğal olarak birbirlerine de güvenemezler. Oysa, bütün ekonomik, sosyal, siyasi, hukuki ve ahlaki düzen, kişilerin ve kurumların birbirlerine güveni üzerine kuruludur. En basit nezaket kuralları yok olur ve insanlar arası ilişkilere kabalık ve nobranlık egemen olur.

Görkemli Türkçemizin felsefi ifadesi ile ‘Balık baştan kokar’!

--------------------------------------

Kaynak:

https://millidusunce.com/misak/yonetimin-siyasallasmasi/

Tartışma