30 Kasım 2023
Pazar, 23 Temmuz 2023 23:54

Siyasette bilinçaltı yansımaları

Bir sosyalleşme mekanizması olarak bilinen özdeşleşme, çocuklar ve gençler için kendilerine rol model arayış dönemlerinde etkili kişiliklere davranışsal olarak benzeme ve öykünme çabalarıdır.  Çaresizlik duygusunun yoğun olduğu ve çok fazla hayal kırıklığı yaşanmış topluluklarda, yetişkin kişilerin de -sanki rol model arayan ergenler gibi- geçmişte olmak isteyip de olamadıkları kişiliklerle sanal bir özdeşlik kurmaları bir bilinçaltı yansımasıdır.  İçinde yaşanılan toplumda, çok ciddi bir bastırılmış güç ihtiyacı ve açlığı varsa, özellikle alt sosyal sınıflar ve çaresizlik duygularına sahip kişiler için kendilerini siyaseten temsilde en çekici siyasetçi, muhtemelen kendisinin bilinçaltı duygularını yansıtan siyasetçi figürler olacaktır.

*****

Prof.Dr. Feyzullah EROĞLU

İnsan davranışlarıyla ilgilenen bütün bilimsel disiplinler, kişilik özelliklerini ve yaşam biçimlerini, ‘buzdağı’ metaforuyla açıklamaya çalışırlar.  Buna göre, kişiliği meydana getiren özelliklerin bir kısmı, içinde yer aldıkları kültür ortamında rahatlıkla görülür. Kişiliğin bir kısmının ise buzdağının altı gibi dışarıdan görülmez ve kişi tarafından dahi fark edilmeyen derinlikleri vardır. S. Freud’ün başlattığı psikanaliz yöntemine göre, sosyal kurallara aykırı geldiği için bilinçaltına bastırılmış çok sayıda duygular, arzular, travmalar, korkular ve gizli hayaller, bilinçaltında birtakım davranış blokları oluştururlar. Bunlar, çeşitli kompleksler ve bilinçaltı oluşumları olarak zihnin alt katmanlarında her daim varlıklarını sürdürürler.  Bu durumu, tam bir sosyal bilimler dili olarak Görkemli Türkçe’miz, ‘İnsanın alacası içindedir.’ diyerek çok önceden tespit etmişti.

Bilinçaltı güçleri hareketlidir, yerinde duramazlar

Sosyalleşme süreciyle başlayan bilinçaltı oluşumları, çeşitli durumlarda çok şaşırtıcı söz ve davranışsal simgeler halinde kılık değiştirerek insan kişiliğinin kaçınılmaz bir öğesi olurlar. Bilinçaltı güçleri, günün 24 saatinde uyanıktır; en uyanık ve hareketli oldukları zamanlar ise zihinsel yetersizlik hali ile akli denetimin nispeten zayıf olduğu zaman dilimleridir. Söz gelimi, insan organizması, uyku halindeyken insan zihni en düşük düzeyde çalışır ve akli denetim zayıflar.  Rüya sırasında, doğrudan ya da belirli simgeler halinde sanal görüntüler bilinç üstüne çıkar. Bilinçaltına itilmiş ve hapsedilmiş eğilimler, akli denetimin gevşediği aşırı öfke ve sarhoşluk hallerinde de yine doğrudan ya da belirli simgeler üzerinden söz ve davranışlarla dışa vurulur.

Bireyselleşmenin ve özgür iradeye bağlı hareket etmenin çok kısıtlı olduğu, yasakların bol ve çevre baskısının fazla olduğu, yüz yüze eleştirinin sınırlı olduğu otoriter kültür ortamlarında kişilerin bilinçaltı güçleri çok daha fazla yoğun olmaktadır. Bu yüzden, baskılı ve nispeten tahakküm altında olan topluluklarda yaşayan kişilerin, bilinçaltı dışa vurumları ve yansımaları oldukça zengindir (!). Bilinçaltı güçleri, insan zihninin dikkatli olduğu zamanda bile kültürel ortam bakımından normal sayılan etkinlikler içinde de ‘anahtar deliğinden havanın dışa yansıması’ gibi sızabilir. Bu anlamda, kişilerin çeşitli konularda yaptıkları seçimlerin önemli bir kısmında bilinçaltı yansımalarının da oldukça etkili olduğu gözlenmiştir. Söz gelimi, giysilerin seçimi ve kullanımı, normal şartlarda fizyolojik, ekolojik, sosyolojik ve kültürel bir davranış iken; ayrıca bu giysinin tarzı, rengi, tasarımı gibi bazı özellikleri kişilerin bilinçaltı istek ve arzularıyla bağlantılı olabilir. Kişinin, özgür iradesiyle beğendiği giyim tarzında, görünür nedenlerle birlikte asıl belirleyici etkenin geçmişte bastırılmış duygu ve eğilimler olabileceği göz önüne alınmalıdır.

Seçmenler seçimlerde neyi seçiyor?

Yönetim sisteminde rol oynayacak yöneticilerin bizzat yönetilen halk tarafından seçilmesiyle ilgili olarak yapılan serbest seçimlerde, yalnızca bilinç üstü görüş ve anlayışların değil, aynı zamanda bilinçaltı eğilimlerin de etkili olduğu anlaşılmaktadır. Eğitim ve bilinç düzeyi nispeten yüksek olan seçmenler, kendilerini kimin temsil edeceği hususunda, siyasetçilerin daha çok düşünce ve yaklaşımlarına odaklanırlar. Söz gelimi, siyasetçi en çok kimden vergi alacak ve kamu harcamalarını en çok kimin lehine yapacak? Buna karşılık, gelirleri sınırlı olup eğitim ve bilinç düzeyi nispeten düşük olan seçmenler de daha çok siyasetçilerin kişilik özelliklerine ve değer yargılarına bakarak oy verme eğiliminde olmaktadır. Söz gelimi, kim sağcı kim solcu? Kim dindar görünüyor ve kim dine uzak duruyor? Kim daha güçlü kim oldukça zayıf? vb. Doğu toplumlarında, akılcı düşünce ve bilimsel zihniyet zayıflığından dolayı çoğunlukla seçmenlerin ‘güçlü görünen’ liderlik arayışı içinde oldukları görülmektedir. Bu yüzden, seçmenlerde demokratik bilincin gelişmediği ve ‘tahakkümün’ egemen olduğu toplumlarda, çoğunlukla siyasi seçimlerdeki tercihlerde seçmenlerin bilinçaltı güçlerinin etkisi olduğu anlaşılıyor.

Siyaset üzerinden özdeşleşme

Bir sosyalleşme mekanizması olarak bilinen özdeşleşme, çocuklar ve gençler için kendilerine rol model arayış dönemlerinde etkili kişiliklere davranışsal olarak benzeme ve öykünme çabalarıdır.  Çaresizlik duygusunun yoğun olduğu ve çok fazla hayal kırıklığı yaşanmış topluluklarda, yetişkin kişilerin de -sanki rol model arayan ergenler gibi- geçmişte olmak isteyip de olamadıkları kişiliklerle sanal bir özdeşlik kurmaları bir bilinçaltı yansımasıdır.  İçinde yaşanılan toplumda, çok ciddi bir bastırılmış güç ihtiyacı ve açlığı varsa, özellikle alt sosyal sınıflar ve çaresizlik duygularına sahip kişiler için kendilerini siyaseten temsilde en çekici siyasetçi, muhtemelen kendisinin bilinçaltı duygularını yansıtan siyasetçi figürler olacaktır. Söz gelimi, hayatta ‘güçlü’ ve ‘sözü dinlenir’ bir kişi olmak istemesine rağmen bir türlü bu başarıyı gösterememiş kişilerin en çok benzemeye çalıştıkları siyasetçi, çok sayıda başarısızlığı olsa bile bir şekilde ‘gücünü’ sürdürmeye devam eden lider olacaktır. Kişinin duygusal açlığını ve bastırılmış bilinçaltı eğilimlerini en iyi temsil ettiği düşünülen siyasetçiler, sadece yaptığı icraatlar nedeniyle değil, sergilediği kişilik özelliklerinden dolayı beğeniliyor olabilir. Eğitim ve kültür düzeyi düşük toplumlarda çoğunlukla en fazla ilgi gören liderlik yaklaşımı, seçmenlerin bilinçaltı özdeşleşme ve öykünme tercihlerine en fazla cevap veren kişilik özelliklerine sahip liderler oluyor (kişisel özelliklere dayalı liderlik kuramı).

Seçimlerde gerçekte kim kimi seçiyor?

Doğu toplumlarında ve popüler kültür taşıyıcısı topluluklardaki siyasi seçimlerde seçmenler, çoğunlukla adayların yönetim düşüncelerini ve yaklaşımlarını değil, daha çok kişilik özelliklerini yarıştırıyor. Yaşadıkları hayatta, nispeten kendilerinin isteyip de sahip olamadıkları kişiliklere sahip olan ve bilinçaltlarındaki eğilimlerle en fazla özdeşleşen siyasetçiyi değerli bulmaktadırlar. Bazı seçmenlerin oy verme davranışlarında, elbette birçok etkenin yanında, bilinçaltı güçleri de etkili olabilmektedir. İnsanlar, çeşitli konulardaki beğeni ve seçimlerinde biraz da ‘kendilerini’ seçmektedirler. Başka bir deyişle oy verdikleri siyasetçi, çaresizlik sendromu yaşayan seçmenin bilinçaltında arzulayıp da gerçekleştiremediği kendi egosunu yansıtıyordur. Bu bağlamda, ülkemizdeki siyasi partilerin seçimlerdeki oy verme davranışını bir yönüyle de kişilerin bilinçaltı yansımaları olarak görmek mümkün müdür? Eğer seçimlerde böyle bir bilinçaltı yansıması söz konusu ise o zaman seçim sonuçlarına göre seçmenlerin önemli bir kısmı -diğer etkenler yanında- seçime giren adaylar ile bilinçaltı bir özdeşlik kurmuşlar demektir. Seçimlerde böyle bir etken varsa o zaman seçmenlerin seçim sırasında, tercih ettikleri adaylar üzerinden aslında kendi egolarını seçiyor oldukları düşünülebilir. Zaten, kişisel özelliklere dayalı liderlik tarzında, kendilerinin sahip olmak isteyip de olamadıkları kişilik özelliklerini sergileyen liderlere daha fazla bağlılık gösterildiği bilinmektedir.

Son yıllarda siyaset, hem siyasetçilerin hem de seçmenlerin kişilik özelliklerinin çok ön plana çıkmaya başladığı bir döneme evrildi. Seçimlerde, siyasi görüşler, tüzükler, programlar ve gelecekle ilgili projelerden çok, adayların ‘güçlülük’ düzeyleri ve görünümleri tercih nedeni gibi gözüküyor. Muhtemeldir ki; seçimler, neredeyse bir kısım seçmenin dar kapsamlı kişilik testi gibi işlev görüyor.

--------------------------------------------------

Kaynak:

https://millidusunce.com/misak/siyasette-bilincalti-yansimalari/

 

Tartışma