Üniversite Tercihleri ve Türkiye’nin Gelecek Sermayesi

Tam boy görmek için tıklayın.

Prof.Dr. Ali KAHRİMAN

Milyonlarca gencin üniversite sınavı sonuçlarını beklediği bu günlerde kamuoyunun gündeminde doğal olarak tercih listeleri, puanlar ve sıralamalar yer alıyor. Ancak her yıl tekrarlanan bu süreç, yalnızca bireysel gelecek planlarının değil, aynı zamanda ülkemizin insan kaynağı politikalarının ve kalkınma vizyonunun da yeniden değerlendirilmesi için önemli bir fırsat sunuyor.

Üniversite tercihi, çoğu zaman bir meslek seçimi olarak görülür. Oysa gerçekte tercih edilen şey yalnızca bir bölüm veya bir meslek değildir. Tercih edilen; bireyin hayata bakışı, üretim anlayışı, topluma katkı biçimi ve gelecekte üstleneceği sorumluluklardır. Bu nedenle üniversite tercihleri, aynı zamanda bir medeniyet tasavvurunun da parçasıdır.

İnsanlık tarihine baktığımızda toplumların gelişimini belirleyen temel unsurun bilgi olduğu görülmektedir. Tarım toplumunda toprak, sanayi toplumunda sermaye ve makine ne kadar önemliyse, günümüzde bilgi, teknoloji ve yenilik üretme kapasitesi aynı ölçüde hatta daha büyük bir stratejik değer taşımaktadır. Ancak içinde bulunduğumuz çağın en önemli özelliği, bilgiye ulaşmanın kolaylaşmış olmasıdır. Artık mesele bilgiye erişmek değil; bilgiyi anlamlandırmak, doğrulamak, üretime dönüştürmek ve toplumsal fayda oluşturacak şekilde kullanabilmektir.

Bu nedenle günümüz dünyasında rekabet yalnızca ekonomik değildir. Aynı zamanda bilimsel, teknolojik ve entelektüel bir rekabettir. Yapay zekâdan biyoteknolojiye, ileri malzemelerden enerji teknolojilerine kadar birçok alanda yaşanan gelişmeler, ülkelerin gelecekteki konumlarını belirlemektedir. Bu yeni dönemde doğal kaynaklar kadar hatta onlardan daha fazla, nitelikli insan kaynağı önem kazanmaktadır.

Türkiye’nin sahip olduğu en büyük stratejik güçlerden biri genç nüfusudur. Ancak genç nüfus tek başına bir avantaj değildir. Bu avantajın değere dönüşebilmesi için gençlerin çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve yetkinliklerle donatılması gerekir. Eğitim sisteminin temel amacı da tam olarak bu olmalıdır.

Ne yazık ki uzun yıllardır eğitim tartışmalarımızın önemli bir bölümü sınavlar etrafında şekillenmektedir. Oysa sınavlar bir amaç değil, araçtır. Asıl amaç; düşünebilen, sorgulayabilen, araştırabilen, tasarlayabilen ve üretebilen bireyler yetiştirmektir. Çünkü kalkınmanın gerçek motoru bina, makine veya finansman değil; insan aklıdır.

Bugün dünya ekonomisinde yüksek katma değer üreten ülkeler incelendiğinde ortak bir özellik görülmektedir. Bu ülkeler yalnızca bilgi tüketen değil, bilgi üreten; yalnızca teknoloji kullanan değil, teknoloji geliştiren; yalnızca ithal eden değil, tasarlayan ve ihraç eden ülkelerdir. Üniversiteler, araştırma merkezleri, sanayi kuruluşları ve girişimcilik ekosistemleri arasında güçlü iş birlikleri kurmuşlardır.

Türkiye’nin de sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşabilmesi için eğitim ile üretim arasındaki ilişkiyi daha güçlü kurması gerekmektedir. Üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar olmaktan çıkıp araştırma, inovasyon ve teknoloji geliştirme merkezleri haline gelmelidir. Gençler de yalnızca iş arayan değil, çözüm üreten, değer oluşturan ve gerektiğinde istihdam sağlayan bireyler olarak yetiştirilmelidir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir başka husus daha vardır. Geleceğin dünyasında teknik bilgi tek başına yeterli olmayacaktır. Yapay zekâ birçok rutin işi devralırken insanı farklılaştıracak olan; eleştirel düşünme, etik muhakeme, yaratıcılık, iletişim becerisi ve disiplinler arası bakış açısı olacaktır. Dolayısıyla eğitim sistemleri yalnızca uzmanlık kazandıran değil, aynı zamanda karakter ve sorumluluk bilinci geliştiren yapılar olmak zorundadır.

Bu noktada yaşam boyu öğrenme kavramı ayrı bir önem kazanmaktadır. Artık hiçbir diploma ömür boyu yeterlilik garantisi vermemektedir. Bilginin hızla yenilendiği bir çağda bireylerin de sürekli öğrenmesi, kendini güncellemesi ve yeni beceriler edinmesi gerekmektedir. Üniversite mezuniyeti bir son değil, sürekli öğrenme yolculuğunun ilk aşamasıdır.

Belki de önümüzdeki dönemin en önemli meselesi, bilgi toplumundan bilgelik toplumuna geçişi başarabilmektir. Çünkü bilgi tek başına kalkınmayı garanti etmez. Bilginin doğru amaçlar için kullanılması, etik değerlerle bütünleşmesi ve insanlığın ortak yararına yönelmesi gerekir. Bilgelik; bilgiye yön veren vicdanı, ahlakı ve sorumluluk duygusunu ifade eder.

Bugün tercih dönemindeki gençlerimize verilebilecek en değerli tavsiye, yalnızca hangi mesleği seçeceklerini düşünmeleri değil; nasıl bir insan olmak istediklerini de sorgulamalarıdır. Çünkü gelecek, yalnızca meslek sahipleri tarafından değil; sorumluluk sahibi, düşünen, üreten ve öğrenmeye devam eden insanlar tarafından inşa edilecektir.

Ülkemizin gerçek kalkınması da işte burada başlayacaktır. Daha yüksek sınav puanlarında değil; daha yüksek düşünce üretme kapasitesinde… Daha fazla diploma sayısında değil; daha fazla bilimsel ve teknolojik üretimde… Daha fazla tüketimde değil; daha fazla katma değer oluşturan üretimde…

Üniversite tercihleri birkaç haftalık bir gündemdir. Oysa eğitim, üretim, bilim ve kalkınma meselesi nesiller boyunca sürecek bir yolculuktur. Bu yolculukta en büyük sermayemiz gençlerimiz, en güçlü kaynağımız ise akıl, bilim ve öğrenme iradesidir.

Geleceği belirleyecek olan sınav sonuçları değil; o sonuçların ardından ortaya konulacak fikirler, üretilecek değerler ve ülkeye kazandırılacak eserler olacaktır. Çünkü milletlerin yükselişi, sahip oldukları doğal kaynaklarla değil; yetiştirdikleri insanlarla ölçülür.

———————————————–

Kaynak:

Üniversite Tercihleri ve Türkiye’nin Gelecek Sermayesi

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen