Van’da Eski Ramazanlar

Tam boy görmek için tıklayın.

Akşam üzerleri pide kokusu duyulmayan bir şehir bir sokak özel havasını ve ruhunu kaybetmiş demektir. İnsan ömründe güzelliklerine doyulmamış zamanlar vardır. Benim için çocukluğun bahara denk gelen ramazanları o doyulmamış güzelliklerden biridir işte. Ramazan hatıraları birazda yaşadığımız şehre ait zihnimizin köşelerinde kalmış şehrin unutulmuş yüzleri olarak eski müşterek lezzetler demektir.

Geçmişin ramazanlarını düşününce çocukluğumun en hususi hatıraları zihnimde birer birer canlanıyor. Zihnimin donmuş bahçelerinde bu faziletli mağfiretli ayın senenin bütün aylarını sırasıyla dolanarak bütün mevsimleri çiçeklendirip otuz üç senede bir devri âlem yaparak yine bahara eriştiği zamanlardayız. Çocukluk ramazanlarını düşündükçe başım bol meyveli bir ağaç dalı gibi önüme sarkıyor. Bana öyle geliyor ki sanki geçmiş asırlardan kalma ruhumuzun içinde kapısı gizlenmiş güzel bir bahçe var. Ve ruhumuz o rüyâ kapılarından o bahçelere doğru yol alıyor. Hayal ruhun gizli kapısıdır. O kapıdan girince yeşilliklerle örtülmüş denizi tepeden gören ferâh fahur tertemiz o iki katlı kerpiç evin döşeme tavanlı yarı karanlık sofalarında ufacık ruhum hüzün ile neşe arası acayip bir zevkle dalmış yavaş yavaş dolaşırken görür gibi oluyorum. Ses ve rayihâ dalgalarının birinden öbürüne geçerken, benliğimin gittikçe uhrevi bir ses ve bir râyihâya döndüğünü hafifleştiğini yüreğimin uçacak hale geldiğini hissederdim.

Allah korkusu, iyilik etmek, fenâlık yapmamak, merhâmetli olmak, başkasının hakkını yememek, gibi ilk esâslı aile telkinlerini ruhuma yine bu sesler ve rayihâlarla dolardı. Anamın o körpe çocuk dimağıma anlayabileceğim lisanla misaller sayarak imanla, şefkâtle, verdiği din ve ahlâk öğütlerini ben hocalardan değil anamdan öğrendim. Çocukluğumuzu dolduran ramazan gecelerinde kulaklarımda çocukluğun o eski ramazan gecelerinden kalma hafızların Kur’an sesleri ışıltılar halinde her tarafı aydınlığa çevirirdi. Mahşeri bir insan kalabalığıyla lebalep dolmuş camiilerde tiz sesli müezzinlerin sesleri ne kadar heyacanlıydı. Rükudan secdeye varan safların kubbeyi inleten azametli uğultularını duyardım. Aradan kırk beş sene geçtiği halde zikir sesini tatlı ve uhrevi bir uğultu ahengiyle duymakta devam ediyorum. Pek yakınımızda bulunan Camii minarelerinden bahçedeki kuş seslerine karışmış müezzinlerin huşu veren ezanlarını dinleyerek uykuya daldığım Ramazan sabahlarını nasıl unutabilirim? Sahur vakitlerinde gözlerime uyku kafi gelmemiş ne hülyâlarını ne rüyâlarını bitirememiş körpe gözlerin “Kalkmazsın yarın oruç tutamazsın!” tehdidiyle orucun güzelliklerini kaybetmemek için ruhumun son gayretiyle kalktığımı nasıl unutabilirim. Hafiziye camiinin tenhâ ikindi saatlerinde dinlediğim mukabeleleri çocukluğun en aziz hatıralarını nasıl unutabilirim?

Van’da kadınların ramazanın Perşembe günleri Sofi Babaya ya da Şeyh Abdurrahman Babaya ziyarete gitmeleri ramazan ayının mutat alışkanlıklarından biriydi. Orada dualar okunur Allaha yalvarıp şükrederek bazılarının gözlerinden yaşlar gelerek dualar tamamlanır. Pür hürmet gerisin geriye ziyaretten çıkıldıktan sonra sıra sadaka vermeye gelir etrafı kocakarılar kadınlar çocuklar sarar hepsine sadaka verilir hayır duaları alınırdı.

[i] Doç.Dr., Van 100. Yıl Üniversitesi Öğretim Üyesi

Yazar
Sait EBİNÇ

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen