Bazıları yalnızlıktan şikâyet ediyor. Tuhaf, çok tuhaf.
Bir kere her insan ilk önce kendi arkadaşlığını sevmeli. İlk zenginlik budur, kişinin kendi kendisiyle musahabeti, yani arkadaşlığı.
İkincisi, kendi kültürü ve o kültürü yaşayan insanlarla kurduğu ilişki ve bunlara duyduğu ilgi ve sevgi.
Üçüncüsü, insan kardeşleriyle kurduğu ilişki. Tanrının diğer kullarıyla. Bu kulların dili bizim dilimiz, kültürü bizim kültürümüz olmasa da orada da ayrı bir ortaklık, insan olmanın verdiği müşterek bir birlik vardır.
Bir diğer alan ise bir bütün olarak tabiat ve içindekilere duyulan sevgi ve orada olan varlığın renklerine duyulan tutkudur. Orada insan adeta Tanrıyla diz dize duruyor gibi hisseder kendini.
Kelebeği duyar, börtü böceği, gezegenleri, yıldızları, onların râm olduğu noksansız düzenin âhengini duyar.
İnsan olan insan bunların her birinden ayrı ayrı beslenip gönül konforunu arttırabilir.
Bunlardan hiçbirini yapamayanlar sevmeyenlerdir. Kendileri dâhil hiç kimseyi sevmeyen, sevemeyen, kendi içlerini bir ölüm çölüne çeviren kem talihlilerdir.
Ve bunlardır ki sevmezler. Sevmez ve bolluk içinde yokluğu yaşayan cansız bedenler gibi yaşarlar.
Gökten rahmet yağsa, bir damlası bunlara fayda etmez.
Bütün yanlızlıkları bundandır.
