Popüler kültür çağında, özellikle çok etkili, yetkileri ve güç araçlarını elinde tutan yöneticilerin bir kısmı, şiddetli kibirlerinden dolayı mantıki düşünceden ve toplumsal değerlerden giderek uzaklaşıyor.
Prof.Dr. Feyzullah EROĞLU
Yöneticilerin asli görevi, yönetim sorumluluğu altındaki insanları başarıyla yönetmektir. Yöneticilerin bulunduğu görevi başarıyla yönetebilmesi için görevin gerektirdiği liyakate yani yetenek, bilgi, beceri ve ahlaki değerler gibi niteliklere fiilen sahip olması gerekir.
Millî kültürdeki yozlaşmaya bağlı olarak ortaya çıkan popüler kültürün baskın olduğu toplumlarda, çoğu yönetim kademelerinde müthiş bir liyakatsizlik yaşanıyor. Liyakatsizliğin yaygın olduğu yönetimlerde, hem toplumsal hem de örgütsel düzlemde ‘yöneticiler’ ile ‘yönetilenler’ arasındaki çelişki ve tutarsızlıklar giderek artıyor.
Liyakat yetersizliğinden dolayı başarısız olan yöneticiler, çoğunlukla bu başarısızlığın üzerini kibirli davranışlar ve güç gösterileriyle örtmeye çalışıyor. Bu tip yöneticiler, kibir ve büyüklük taslama söylem ve eylemlerini, bir adım öteye geçerek şiddetli bir yönetici narsisizmine doğru savruluyor.
Yönetici Narsisizminin Ana Kaynağı Liyakatsizliktir
Bulunduğu yer ve mevkiye, fırsat eşitliğine dayalı bir ortamda, yetenek, bilgi ve beceri gibi liyakat niteliklerine göre gelen yöneticiler, çoğunlukla kendi işlerine odaklanıyor. Yönetim yetki ve enerjilerini, büyük ölçüde görevlerini layıkıyla yerine getirme ve sorunlara isabetli çözümler bulma çabasında kullanıyor. Bulundukları mevkinin gerektirdiği etkinliği ve başarıyı göstermek suretiyle her türlü takdiri kazanıyorlar. Psikososyal anlamda takdir edilme duygusu, insan yeteneğinin açığa çıkmasının ve başarılı olmasının en etkili motivasyon kaynağıdır. Bu anlamda, takdir edilme ve saygı görme beklentisini hak etmeyi gerektirir ölçüde ortada bir etkinlik ve başarının olması gerekir.
Etkili ve yetkili makamlara, hak etmeden yanlış seçimler, torpil, kayırmacılık, rüşvet, şantaj ve benzeri sübjektif yollarla gelmiş olanların yönetiminde, istenilen etkinlik ve başarı gerçekleşmiyor. Bu defa, kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıkan başarısızlığı örtecek ve gündem saptıracak yollara başvuruluyor.
Yönetimde açık ve somut bir başarı yokken, çeşitli zorlama yollarla takdir edilmeye çalışmak, temelsiz bir bencillik, kibir ve narsisistik özelliği tetikliyor. İnsanların yaratılışında ‘benlik’ güdüsü ile psikososyal ihtiyaçları arasında takdir edilme duygusu vardır. Benlik güdüsü, başkalarına ve çevreye zarar verecek bir ‘bencilliğe’ sapmadan ve kendi doğasında yaşandığı zaman kişisel gelişmeye katkıda bulunuyor. Bencillik durumunda, bütün dünya yalnızca kendi etrafında dönsün isteniyor. Aşırı bencilliğin baştan çıkarıcı ve ayartıcı özelliği sonucunda, popülist kişilikte yer yer ‘kibirlilik” özelliği ortaya çıkıyor. Aynı şekilde, ortada ciddi ve somut bir başarı yokken psikososyal anlamda takdir beklemek, kişiyi içi boş bir gösterişe sürüklüyor.
Liyakatten ciddi biçimde yoksun olmasına rağmen, bir yolunu bulup yönetim kademelerine yükselen kişilerde, yetersizliğin örtülmesi maksadıyla öncelikle ‘kibirli’ davranışlar sergileniyor. Yöneticilik konumları talep edilirken veya beklenirken özellikle güçlü kişilere gösterilen ‘kibarlık’, sonradan nispeten zayıf olanlara yönelik tuhaf bir ‘kibir’ haline dönüşüyor. Hak etmeden makam, servet ve şöhret sahibi olanlar, kişisel olarak çok zayıf ve sıradan olsalar bile yetki, para ve makam sahibi olduklarında birer ‘kibir abidesi’ haline geliyor.
Bilinç altında yaşanan yetersizlik ve başarısızlık duygusunu telafi etmek için yakın ve uzak çevreye – kendinden çok güçlü olanlar dışında- üstenci bir söylem ve gösteriş sergileniyor. Yönetici liyakatsizliği derinleştiği ölçüde ortaya çıkan başarısızlık, üstünlük taslamayla ilgili söylem ve eylem gösterileriyle örtülmeye çalışılıyor.
Kibrin Sonu Narsisizme Çıkıyor
Kavram olarak narsisizmin kökeni, Yunan mitolojisinden Narcissos adlı bir gencin suyun yüzeyinde kendi yüzünün yansımasını görüp kendisine âşık oluşunu ve sudaki yansıya bakarak eriyip gittiğini anlatan efsaneye dayanmaktadır. Narsisizm, 19. yy. ’da bilimsel çalışmalara konu olmaya başlamış, 1970’li yıllarda daha çok psikolojik bir kavram olarak ele alınmıştır. 1990’lı yıllardan itibaren ise yönetici ve liderlerin narsisizm düzeylerinin tespiti ile ilgili incelemeler yapılmaya başlanmıştır (Kumbalı ve İrmiş, 2018,123-145).
Narsisistik kişilikler, toplumsal hayatın her kesiminde ortaya çıkabilir. Bu kişilik tipinin topluma en fazla zarar verecek olanları, çoğunlukla çeşitli güç kaynaklarına ve araçlarına sahip olan yöneticilerdir. Bu bağlamda, alt kademelerde görev yapan çalışanlar -kendilerinde narsisistik kişilik özelliği olsa bile- fazla bir yetkiye sahip olmadıklarından dolayı bu davranış özellikleriyle başkalarına rahatsızlık verecek bir imkâna sahip değillerdir. Ancak, her daim başkalarını etkileyecek kararlar alma ve güç araçlarını kullanma imkânına sahip popülist yöneticilerin narsisistik yönü, çok ciddi bir sıkıntı kaynağıdır.
Mitolojik bir karakterden esinlenerek kavramsallaştırılan narsisizm, bireyin kendisini beğenme ve öncelemesinin ötesinde, kendi istekleri uğruna başkalarını kullanma durumudur. Efsanede adı geçen Narcissos, yalnızca kendine hayran ve kendine âşık olan bir kişiliği temsil ediyor. Bir kişilik bozukluğu olarak görülen yönetici narsisizminde, kendini yüceltmek ve daha fazla büyük göstermek uğruna neredeyse her şey sömürülüyor.
Yapılan bilimsel araştırmalarda, yöneticilerin narsistik kişilik özellikleri, genel olarak üç boyutta ele alınıyor. Bunlar, yöneticinin diğer insanlar üzerinde güç sahibi olmasını tanımlayan katı bir ‘otoriterlik’; dürtülerini ve iradesini kontrol edemeyen, heyecan arayan, gösteriş meraklısı, doğrudan ‘başarıya’ yönelik olmaktan çok kendini ön plana çıkarmaya çalışan ‘teşhircilik’; başka insanları umursamadan onları ve olayları kullanma eğilimi ile tanımlanan aşırı ‘sömürücülük’ boyutlarıdır (Özkan, Kumbalı ve İrmiş, 2024, 43-59).
Aslına bakılırsa narsisistik özelliğe sahip ‘otoriter’ yöneticiler, her fırsat ve ortamı bir güç gösterisi olarak kullanma eğilimindedir. Söz gelimi, her türlü tören ve kutlamalar, büyük ölçüde bu temalar üzerinden yöneticiyi kutsama gösterişçiliğine dönüşüyor. Narsistik kişiliğe sahip ‘otoriter’ yönetici, muhataplarını zayıf ve aşağı görerek küçümsüyor. Kendini beğenme duygusunu ne kadar çok şiddetli hissederse, ‘ötekileri’ de o ölçüde aşağı ve düşman görüyor. Narsisistik yönetici tipi, ‘ötekileri’ aşağılamaktan ve küçümsemekten tuhaf bir haz duyuyor. Ayrıca, yönetici narsisizminin, kişisel narsisizminden ayrıldığı en önemli farklılık, kullanılmaya müsait olan her kişi, kurum, topluluk ve olayın istismar edilmesi olgusudur.
Popülist Yaklaşımlar Narsisizmi Besliyor
Kişisel narsisizm, kişinin kendi hayatında ve yakın çevresinde birtakım zorluklara ve uyumsuzluklara yol açması bakımından çok büyük bir sorun olarak görülebilir. Ancak yönetici narsisizmi, yönetim süreçleri kapsamında karar verme ve organizasyonun genel gidişatını narsisistik sanrıları doğrultusunda yönlendirme gibi telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden oluyor.
Yönetim süreçlerinde yaşanan yönetici narsisizminin kültür temeli, büyük ölçüde popüler kültür çağından ve popülist yaklaşımlardan kaynaklanıyor. Popüler kültür çağında, özellikle çok etkili, yetkileri ve güç araçlarını elinde tutan yöneticilerin bir kısmı, şiddetli kibirlerinden dolayı mantıki düşünceden ve toplumsal değerlerden giderek uzaklaşıyor.
Narsisistik kişilikler, sürekli beğenilme ihtiyacı duyan, kendisinden daha iyi olan kişilere karşı yoğun bir kıskançlık duyarak yaşayan kişiler olarak bilinir. Bu özelliklere sahip kişilerin çok önemli yetki, makam, servet ve benzeri güç araçlarına sahip olması, narsisistik kişiliği patolojik bir duruma getiriyor. Bu bağlamda yönetici narsisizminde, özellikle toplumda popülist eğilimleri yüksek bir taraftar çevrenin varlığı ve bunların her durumda sağladığı şartsız destek, narsisistik yöneticiler için büyük bir enerji kaynağı oluyor
Her toplumda çeşitli etkenlere bağlı olarak bir kısım insanlarda kişisel narsisizm belirtileri ortaya çıkabilir. Ancak, yüksek kültür boyutu daha fazla olan millî kültür ortamında yöneticiler, özellikle kendi dürtülerini ve iradelerini kontrol edebilecek bir liyakate sahiptirler. Narsisistik özelliklere tenezzül etmezler. Oysa popüler kültür ortamında yöneticiler, çevresindeki kişi ve topluluklar tarafından narsisistik özelliklere yönelme konusunda adeta baştan çıkartılıyor. Hatta popüler kültürün haklı ile haksızı, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt etmede zorlanan kitlesi, kendi içlerindeki eziklik duygusunun acısını bastırabilmek için narsisistik kişiliğe sahip yöneticilerle adeta özdeşleşiyor. Bu anlamda, yönetici narsisizminin önemli kaynaklarından birisi de popüler kültür taşıyıcısı kitlenin her daim büyülenmiş gibi davranmasıdır.
Sonuç olarak, ‘İnsanlara yüzünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah kendini beğenip böbürlenen hiçbir kimseyi sevmez’ (Lokman Suresi/18).
‘Sakın zulmedenlere yönelmeyin! Sonra size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostunuz yoktur. Sonra size yardım da edilmez’ (Hûd Suresi/113).
Hatice Ç. Kumbalı, Ayşe İrmiş (2018): Yöneticilerde Narsisizm Üzerine Bir Araştırma; Uluslararası Yönetim İktisat ve İşletme Dergisi, Cilt 14, Sayı 1, 2018
Sevim Özkan, Hatice Ç. Kumbalı, Ayşe İrmiş: Beyaz Yakalılarda Duygusal Zekâ ve Narsisizm İlişkisi; İş ve İnsan Dergisi ǀ The Journal of Human and Work Yıl ǀ Year: Nisan ǀ April 2024 Cilt-Sayı ǀ Volume-Issue: 11(1), ss ǀ pp: 43-59
————————————————-
Kaynak: