Yunus’un Güncelliği

 

Doç. Dr. Levent BAYRAKTAR*

13. yy’da yaşamış bir şahsiyetin bugün için güncelliğini konuşabilmek hangi şartlarda mümkündür? Yeryüzünden sayısız insan gelmiş ve geçmiş olmasına rağmen Yunus’u güncel olarak değerlendirmek nasıl mümkün olmaktadır? Yunus Emre’nin tefekkürünün güncelliği veya misyonunu tamamlayıp tamamlamadığı konularını irdelemek, onu ve eserini daha yakından ve doğru olarak kavramak için elzemdir.

İnsanlık tarihine baktığımızda özellikle hikemî denilebilecek eserlerin ölümsüz olduğu görülür. Zira bu eserler, insanı ve onun varoluş serüvenini anlatmaktadırlar. İnsanoğlunun en büyük meselesi; kendini, diğer bir insanı, toplumu, tabiatı ve bütün olup bitenleri kavramak ve anlamak olmuştur. Bu ise felsefî, dinî ve metafizik bir meseledir. Dolayısıyla insanın ne olduğu veya ne olması gerektiği, bilimsel olmaktan çok felsefî ve metafizik bir ele alışı ve temellendirmeyi zorunlu kılmaktadır.

Yunus Emre tarihin belirli bir diliminde ve coğrafyasında yaşamış olmasına rağmen bütün zamanlar ve bütün mekânlar için anlamlı ve değerli bir tefekkür ortaya koymuştur.

Yunus’un sanatının ve düşüncesinin güncelliği; dile getirmiş olduğu hikmetin sahihliğinden kaynaklanmaktadır. Bu hikmet manevî ve semavî kaynaklıdır. İlhamını Kur’an metafiziğinden ve ahlakından almaktadır. Böylece bu tefekkür, manevî ve ilahî bir boyut taşımaktadır.

Günümüzde insanoğlu giderek yalnızlaşmakta, kendi kabuğuna çekilmekte ve artan ilişki ağlarına ve imkânlarına rağmen tabiat, toplum ve diğer bir insan kardeşiyle nitelikli temaslar kuramamaktadır.

Tıbbın ve diğer bilimlerin ihtisaslaşma görünümü altında, atomize olmaları, bütünlük duygusunu ve algısını bozmuştur. Modern dünyada insanın durup düşünmeye ve birlik kurmaya neredeyse vakti ve takati kalmamıştır. Oysa Yunus, “gelin tanış olalım”, “gelin birlik olalım” ve “birliğe gel” ya da “ bir iken ayrılmayalım” diyerek insanoğlunun yalnızlaşması ve yabancılaşmasına mani olmak istemektedir.

Bir kültürün ve onun bilinci demek olan felsefenin, Yunus’un tefekküründen beslenmesi ve onunla sahih ve anlamlı bir irtibat kurması ne demektir? Bu soru hem kendi kültürümüz hem de dünya için bir umut penceresi aralamaktadır.  Zira Yunus Emre’de fark edilmesi ve üzerine bilinç geliştirilmesi gereken temel hususlardan biri; insanoğlunun sonlu ve sınırlı bir varlık olmasıdır. Ayrıca diğer bir insanla, toplumla, tabiatla ve hatta mutlak varlıkla kurulması gereken ilişki hususunda da Yunus insanlığa yol göstermeye devam etmektedir.

Yunus Emre’nin güncelliği onun insan doğasını tanımadaki yetkinliği ile alakalıdır. O sanki bir psikolog gibi insanın ruhen yükselişini veya düşüşünü irdelemektedir. Ruhun yükselişi yüce değerlere bağlanmak ve onları yaşayarak temsil etmekle mümkün olmakta, fakat bunlardan uzaklaşarak diğer istikamette gidildiğinde ise hem kendisi hem de diğer insanlar için yıkıcı ve hiçleştirici bir süreç işlemektedir.

Yunus’un tefekkürünün ve insanlığa hitabının bir diğer merkezî teması; insanoğlunun bilinçlenmesi ve hiç vakit kaybetmeden tekâmül iştiyakı duymasıdır. Burada tekâmül manevî bir olgunluk, insanî ve ahlakî bir inşa sürecidir. İnsanoğlunun hayır ve şer arasında yapacağı tercih, bir irade ve şuur varlığı olduğunu fark etmesiyle başlar. İnsan, hareketleri, seçimleri ve fiillerinde özgür ise, bunları kendi iradesi ile gerçekleştiriyorsa ve bunun üzerine de bilinç geliştirebilmiş ise o zaman hayır veya şer istikametinde bir varoluş kurgulayabilir veya kurabilir. Dolayısıyla Yunus Emre’nin tefekkürüne daha yakından baktıkça onun insanı reşit kılmanın derdinde olduğu anlaşılmaktadır. Reşit olmak sadece beden yaşı ile tanımlanamaz. Asıl reşit olmak farkındalık ve sorumluluk ile temellendirilebilir. Bilinç ve farkındalık ise en çok bir seçim anında veya karar vermek durumunda ortaya çıkar. O yüzden Yunus insanoğluna sık sık sorular sorarak bu bilinç ve farkındalığı uyandırmaya çalışır. Mesela ölümden ibret alınması için “görmez misin sen bunları” diye sorar:

Toprağa düşmüş tenleri, Hakk’a ulaşmış canları

Görmez misin sen bunları, nevbet bize gelmiş yatar.

Soruya muhatap olmak, insanı hem özgür hem de sorumlu kılar. Zira soru insana yöneltilmektedir ve onu olumlu ya da olumsuz cevaplandırmak mümkündür. Kendisine hiçbir zaman “sen kimsin?”, “nereden gelip nereye gidiyorsun?”, “yaşamın anlamı nedir?”, “her şeyin bir başı ve başlangıcı olduğuna göre sonunda ne olacaktır?”, “insanın hayata geliş amacı nedir?” veya “yaşanmaya değer olan hayat nasıldır?” gibi ve kolaylıkla çoğaltılabilecek diğer sorular, insanı bir anlam arayışına götürür. Dolayısıyla muhataplık mükellefliği, yükümlü olmayı getirir. Bu yükümlülük bir otomatın programlanması gibi değildir. Özgür ve iradî bir varlığın, fark ederek, bilinç geliştirerek, anlayarak tavır alması, seçerek eylemesidir.

Yunus, hayretini ve hayranlığını daima canlı tutmanın peşindedir. Zira her dem yeni olmak ve bilmeye, kavramaya ve anlamaya talip olmak ancak bu durumda mümkün olabilir. Dolayısıyla hayret edebilmek ve hayran olabilmek için de fark etmek, tefrik etmek, kavramak ve anlamak merhalelerini yaşamak gerekir. Bu yüzden insanoğlunun bütün karşılaşmaları, uyanık bir zihin ve gönül için, bir fırsat ve bir kaynaktır. Diğer bir insanla karşılaşma, tabiat ve onun bütün formları, oluşları ve süreçleri ile karşılaşmak gören bir göz için ibretliktir. Zira tabiatta ve zuhuratta abes yoktur. Yeter ki mükevvenatın hikmeti tefekkür edilsin ve idrak edilmek için hayret elden bırakılmasın!

İnsanoğlu mükevvenat yani oluş ve onun ardındaki yasayı, işleyişi ve düzeni merak eden ve kavramaya çalışan bir varlıktır. Böylece insan, evrenin ve oluşun şahidi, anlamı ve anlamlandırıcısı konumuna yükselir. Zira o, sadece olan biteni pasif bir seyirci gibi izleyen değil, inisiyatif alan, irade beyan eden, verili olanla yetinmeyip onun ardını merak eden bir varlık potansiyeline sahiptir. İşte Yunus, bu potansiyeli harekete geçirmek için insanoğlunu uyarmaya ve uyandırmaya çalışır.

Bilinçlenmek ve uyanmak için uyku ve uyanıklığın farkında olmak gerekir. Bu ise bir özbilinç durumudur. O yüzden insanoğlunu kendini bilmeye davet eder. Kendini bilmek için bütün insanî yetilerin işletilmesi; duyum, algı, düşünce, hafıza ve muhayyilenin dayanışma içinde çalıştırılması gerekir. Bu bakış tarzı, evrende ve mükevvenatta abes görmediği gibi insanda da abes görmez.

Tehî görmen kimseyi, hîç kimesne boş değil

Eksiklik ile nazar, erenlere hoş değil.

Tanık olmak, şâhid-i mânâ olmak için, insanın abes görmeden, abesle iştigal etmeden menzile yönelmesi gerekir.

Yunus’da bilmek, bilmeye çalışmak, hayret etmek, hayran olabilmek hepsi aziz bir insanî vasıf ve erdemdir. Fakat bilmek sadece dış gözlemci tavrı ile olayları seyretmek veya sebep sonuç ilişkileri kurmakla yetinmek değildir. Bilmek, olmak için bir merhaledir. Bir menzil değil bir duraktır. Aklî ilimler bu yolun vazgeçilmez duraklarıdır fakat nihayeti veya son menzili değildir. O yüzden Yunus, asıl bilinecek olanın insanın kendisi olduğunu, kendini bilmenin ilmi tamamlayacak olan irfan olduğunu hatırlatır ve müjdeler.

İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir.

İlim akılla ilgili ise irfan gönülle ilgilidir. Akıl, temelde dünya ile ilişkimizi ve iletişimimizi tanzim ederken, gönül ve irfan bilgisi, insanı metafizik sonsuzluğa açar. Fizik üstü ve ötesi bir tecrübe yaşatır. Duyular, varlığı kesret içinde ve dağınık olarak insana bildirir. Bu kesret ve dağınıklık içerisinde akıl, düzenleyici bir ilke olarak, ilişkiler ve bağlantılar tespit eder. Varlık nizamını kavramaya çalışır. Sebep-sonuç ilişkileri kurarak insanı kaos ve kesretten, düzene ve yasaya doğru yöneltir. Yani akıl, insanı, bilen bir varlık olarak hayata hazırlar. Fakat insan, sadece hayatını idame ettirmekle yetinebilecek bir varlık değildir. İnsan, hamurunda sevgi ve rahmet olan, seven, sevilen, aşkla bağlanan bir gönül varlığıdır. Bu varlık, artık sadece bilen bir varlık olmak bakımından ele alınamaz ve bilen varlık olmak amaç değil araç halini almaktadır. Zira yukarıda da temas edildiği gibi, bilmek, olmak için bir hareket noktasıdır. Bilerek oluşabilir insan. Öyleyse oluşu bilmek, oluşabilmek için bir başlangıçtır. Oluşabilmek birlemekle mümkündür. Akıl ve gönül; madde ve mana; ruh ve beden hatta dünya ve ukba!

Yunus çağlar öncesinden seslenerek insanlığın buhranının kendi hırsı, kibri, kini, zulmü ve öfkesinden kaynaklandığını tespit ve teşhis etmektedir. Tedavi, teşhisin içindedir. “Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz” hikmeti, evrensel ve günceldir.

Yunus, dünya hayatında mutlak sonun ölüm olduğunu, bundan kaçış olmadığını fakat ölümden öğrenmek ve ibret almanın mümkün olduğunu düşünür.

Ölüm hayatın ikiz kardeşidir. Hayat var oldukça ölüm de olacaktır. Yunus bu evrensel hakikati, en yalın ve berrak bir şekilde betimlerken insanlığı bilince ve metafizik bir aydınlanmaya davet etmektedir.

İşbu söze Hak tanıktır, bu can gövdeye konuktur

Bir gün ola çıka gide, kafesten kuş uçmuş gibi.

Can ve ruhun ten kafesine konuk olması, buranın gelip geçici olduğunun ve burada belli bir misyon ve müddet için bulunmakta olduğumuzun en yalın ve en ihtişamlı ifadesidir.

Ölüm haberi gelmeden / Ecel yakamız almadanAzrail hamle kılmadan / Gel dosta gidelim gönül.

Ecel gelmeden ölmek veya ölmeden önce ölmek, insanoğlunun kendisini kin, nefret ve hasetten öldürerek aşkta diriltmesi şeklinde betimlenebilir.

Yunus buna; “ölmezem gayrı” der.

Artık burada insan nefsaniyetten ölmüş, aşkullah’ta dirilmiştir.

Aşk gelicek cümle eksikler biter

Bitmez ise ko ki kalsın nolisar.

Aşk varlığı birler! Aşk kaosu ve karmaşayı düzene kor! Aşk kin ve hasedi muhabbete tebdil eder!

Yunus Emre’yi bugün için ve bugün adına okumak ne demektir? Bu soruyu yeniden sorarak toparlamak gerekirse; onunla birlikte yaşamamız gerektiğini fark ediyoruz. Çünkü Yunus okumaktan murad, onu anlamak ve onun temsil ettiği değerler alanına katılmaktır. İnsan olarak yaratılmış olmanın bitmiş tamamlanmış bir statü olmadığının bilincinde olmak ve tamamlanmaya çalışmaktır. Dolayısıyla Yunus bize hem dilimizi, hem dinimizi hem de insanlığımızı hatırlatıyor ve yeni baştan öğretiyor. Onun nazarında millî olanla, dinî ve insanî olan birleşiyor. Onu anlamaya çalıştıkça hem kendimizi, hem ötekini hem de yaratılanı anlıyoruz. Yunus öyle bir rahmet pınarıdır ki onu anladıkça varlığı da anlamaya çalışıyoruz. Kimsenin kimseyi dinlemediği ve milyonlarca insanın psikologlara koştuğu, sakinleştirici ilaçlar kullandıkları bir dünyada yaşıyoruz. Yunus öğretisi burada da devreye giriyor ve insanı insanla tedavi ediyor. İnsanı dostlukla, aşkla ele alıyor. Böylece Yunus’un bizi götürdüğü yer de aydınlanmış oluyor. O da aşktır, şevktir, dostluktur, barışır, selamettir ve bunlar da dünya durdukça insana gerekli olacak temel değerler ve erdemlerdir.

 

Kaynak:

Levent Bayraktar, “Yunus’un Güncelliği”, Hece Öykü, Yıl 12, Sayı 72, Aralık 2015-Ocak 2016, ss.192-195

 

* Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü

Yazar
Levent BAYRAKTAR

Doç. Dr. Levent Bayraktar 1972'de Ankara'da doğdu. İlk, Orta ve Lise tahsilini burada tamamladı. 1989'da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi. Buradan sırasıyla 1993'te lisans, 1997'de yüksek lisa... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen