Söyleşiler
Pazar, 04 Haziran 2017 21:27

“Bizimkisi Bir Ocak Hikâyesi”

Sayın Adnan İslamoğulları ile yeni yayınlanan kitabı "Bizimkisi Bir Ocak Hikayesi" üzerine konuştuk.  Son derece güncel olan bir süreci, kahramanları ve sosyal hayattaki etkileri ile konu edinen bu söyleşi zaman zaman sizi duygulandıracak.

Sayın İslamoğulları Yeni Çağ gazetesinde yazarlık yapmaktadır.

Söyleşiyi Ömer Umur[*] yaptı. Söyleşi içindeki açıklamalar ve değerlendirmeler iki tarafa ait olup, Kırmızılar'ın resmi görüşü değildir. Tartışma daima ufuk açar, yolumuzu aydınlatır, yeni çıkışlar, yeni çözümler sağlar. Kırmızılar, bu görüşten hareketle söyleşiyi yayınlamaktadır.

* Tarih Öğretmeni, “Türk Siyasi Tarihinde Büyük Birlik Partisi: Siyasi Gelişimi-Fikri Kaynakları-Teşkilatlanma Yapısı” isimli eserin yazarı

*****

Bizimkisi Bir Ocak Hikâyesi siyah beyaz film gibi biraz yazısında “Ağabey” in sizden ocağı istediğini ve sizin teslim ettiğinizi belirttiniz. Bunun sebebini açar mısınız? Bizim Ocak dergisi o dönem için ülkücüleri yetiştiren bir akademi olarak adlandırılabilir mi?

Teslim ettik çünkü Başbuğun emriydi, emir demiri kesti. Akademi miydi bilmiyorum ama en azından bir okul olduğunu söyleyebilirim.

Eski Kuşak Yeni Kuşak çatışmasında bahsettiğiniz yazıda bu kuşaklar arasında en büyük fark neydi? Günümüzde böyle bir kuşak çatışması olabilecek yeni kuşakta olan isimler var mı?

Devlet telâkkileri farklılaşmıştı, en önemli fark buydu. Günümüzde  farklar çok daha bariz. Dünya değişti. İnternet kullanan bir gençlik var, başlı başına ciddi bir fark bu. Bilgiye çok çabuk ulaşan bir gençlik demek bu. 

Yazınızda o dönemde gençleri üniversiteye akademik kadrolara sevk etmeyen çok sebep var diyorsunuz. Günümüzde o sebepler kalktı mı? Şayet kalktı ise günümüzde akademik kadrolara önem verilmeme sebebi nedir.

Çok basit, hareketin o dönemler için mazeretleri vardı, kitaptaki yazılarımda uzunca yazdığım mazeretleri, günümüzde ise hazretlerinin yönettiği hareketin akademik kaygıları yok, hiçbir kaygıları yok, kaygısızlar dönemi.

Ülkücü Hareket de üç kırılma noktası olduğunu beyan ediyorsunuz. Bunlar; Özal’ın Ülkücüleri para ve makamla tanıştırması, Yol Ayrımı ve Dr. Devlet Bahçeli nin seçilmesi bu konuyu bilmeyenler için açar mısınız? Hangisi daha zararlı olmuştur.

Özal’ın Ülkücüleri para ve makamla tanıştırmasının neticelerini gördük yaşadık.  Yol ayrımının(ki yol ayrımı olduğu da oldukça su götürür bir tespittir) zararlarını ise hâlâ yaşıyor ülkücü hareket. Üçüncü ihtimali ben açmayayım, zaten yeteri kadar açık ve aşikar ve meydanda.  

Yazınızda Ülkücülerin Zihni değişim yaşadığını belirtiyorsunuz ve bunun sonucunda da Ülkü Ocaklarının pasifize edilmesinin geleceğe dair bir yatırım olduğunu bilinçli yapıldığını düşünüyorsunuz bu kanaate değişim tamamlandıktan sonra mı vardınız değişimi engelleme noktasında herhangi bir çalışma yapıldı mı?

Değişim devam ediyor,  film henüz bitmedi.

Ülkücü Hareket artık “Türkiye Projesi” olma özelliğini kaybetmiş midir? Geleceğe dair yeniden toparlanma noktasında hiç umudunuz kalmadı mı?

Kendi kırmızı çizgilerini kaybetmiş bir hareket nasıl Türkiye projesi olacak, bu özelliğini kaybetmiştir evet.

Ülkücülük kavramı partiler üstü bir kavram olabilir mi? Alparslan Türkeş’in dediği gibi Ülkücü MHP’de olur sözünün günümüzde geçerliğinin devam ettiğini düşünüyor musunuz?

Prensip olarak ülkücülük kavramı partiler üstüdür, fakat ülkücülük kavram olduğu kadar bir özel isimdir de aynı zamanda, bu sebeple “ülkücü MHP’de olur” sözü ayağı yere basan bir sözdür, haklı bir sözdür.

Muhsin Yazıcıoğlu Ülkü Ocaklarının 1. Numarası olmasına rağmen sizin tabirle “Bizim Çocukların” çoğu onunla hareket etmesine rağmen neden başarılı olamadı?

Politik başarı için çok fazla argümaın bir arada bulunması gerekiyor. Bu argümanların çoğu bizim çocuklarda yoktu.

Türkiye’de siyasetin yapılış şeklini düşündüğümüzde “Bizim Çocukların” iktidara gelme şansı var mı?

Çıkmadık candan umut kesilmez. Kim bilir, belki bir gün. 

12 Eylül öncesi yaşananlar kimilerine göre kurgu kimilerine göre refleksti diye belirtiyorsunuz aradan geçen bu kadar zamanda sizin fikrinizde bu iki görüşten birine karşı netleşme oldu mu?

Bendeniz milli refleks tarafındayım.

Ülkücüler müessese konusunda sınıfta kaldığını yazınızdan anlıyoruz. Bu konuyu açar mısınız? Günümüzde en acil hangi müesseselere ihtiyaç vardır?

Her şeyden evvel arşivi yok hareketin. Doğru dürüst bir fihristi yok. Sanat alanında esamesi okunmuyor, eline bağlamayı alan birkaç solistin çıktığı geceler sanat faaliyetinden sayılıyor, sanat fikrinden mahrum hareket.   Tiyatrosu yok, sineması yok, bir tek okulu yok, sermaye sınıfı yok, örgütlenmeyi bilmiyor hareket. Bir tek kendi iç iktidarını ayakta tutmaktan başkaca kaygısı ve mesaisi olmayan. parti genel merkezi var. Bir tek müessesesi yok. Her şeyi en acildir bu hareketin.

Ülkücülüğün dar bir kapıdan geçerek pütürlü bir yolda yürümeye benzetiyorsunuz. Bu dönemde daha rahat bir yaşam varken neden bu yoldan yürüsün?

Sabahın köründe neden uykusunu bölerek namaza kalkıyorsa bir mümin aynı sebepten, inandığı için.  İnanmayan için hayat daha rahat tabii ki.

12 Eylül ile alakalı bunca yaşanmış gerçek hayat hikayeleri varken bunlar neden yazılı sesli görsel hale getirilemedi ve neden Ülkücüler hatıralarını neşretmediler?

Hatıralarını doğru dürüst yazamadılar öncelikle de ondan. Hatıralarını yazacak kadar yazı dili bilmiyorlardı zaten. Okumadılar ki yazabilsinler. Hafizalara mahkum kaldı maalesef.

Galip Erdem üzerine yapılabilecek en güzel çalışma ne olabilir. Onu en iyi nasıl anlatabilir tanıtabiliriz?

Keşke bir Gâlip Erdem belgeseli çekilebilse. Fakat bu alandaki beceriksizliklerimiz ve kifayetsizliğimizi düşününce çekilmesin daha iyi diyorum hep. Bu alandaki kabiliyetlerimiz çoğaltmalıyız. Bir gün belki…

Ali Metin Tokdemir yazılarınızda ve diğer okumalarımızda da diğer başkanlara göre daha farklı bir başkan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Belki bizim çok yakın arkadaşımız olması ve birlikte çok mesai yapmamızın etkisi vardır. Fakat şunu söylemeliyiz, Metin Tokdemir gerçek anlamda adanmış bir ülkücüydü, idealistti ve çok çalışkandı.

Farklı düşüncelerin hain olarak nitelenmesi ve dışlanmasında “Lider Doktrin Teşkilat” anlayışının etkisi var mıdır?

“Lider Doktrin Teşkilat” üçlemesi ve doktrini başlı başına değil ama hemen akabinde “Lider Doktrin Teşkilat tartışılmaz” dediğiniz zaman başlıyor problem ve hastalıklar. Gerisi zaten malûm, tekrarında fayda yok.

Ahmet Şafak’ın “Yenilgimiz Kutlu Olsun” şarkısında olduğu gibi bir mağlubiyet, ümitsizlik kitabınızda hakim, boşuna uğraşmayın iyiler her zaman mağlup oluyor sözünüzden yola çıkarsak bizler tez vakitte bu yoldan dönmeli miyiz?

Hayır tabii ki, dönmek yok. Yenilmek bir ‘son’, yenmek de ‘mutlak zafer’ anlamına gelseydi, bugün gönlümüzde yaşattığımız Hz. Hüseyin değil, Yezid olurdu sözünü hatırımızdan çıkarmayacağız.  

Ülkücüler gerçek manada okumaya yazmaya hapishanede başladılar sözüne katılıyor musunuz? Bu minvalde Ülkücüler olarak okuyanımız az olduğu için mi az yazıyoruz yoksa yazanımız az diye mi az okuyoruz?

Ülkücüler gerçek manada okumaya yazmaya hapishanede başladılar sözüne katılmıyorum kesinlikle. Evet okudular hapishanelerde fakat çok dağınık ve plansız ve dayatılan bir külliyat okumalarıydı bunlar diye düşünüyorum. Ağırlıklı olarak teolojik, ilâhiyat okumalarıydı bunlar. Bu okumaların neticesinde candan edecek kadar doktor, idam aldıracak kadar hukukçu ve dinden edecek kadar da âlim oldular. “Ben Müslüman oldum” diyerek ülkücülüğe reddiyeler yazdılar, koğuşlarını ayırdılar. Fıkhın labirent gibi sokaklarına ayırdığı okuma vakitlerini roman ve tarih okumaya ayırsaydı ülkücüler belki çok daha güzel kitaplar yazılırdı. Fakat kıvrık paça ile namaz kılınır mı gibi saçmalıkları okudukları için hiçbir şey yazılmadı hapishanelerde. İşte hapishane okumalarının neticeleri bunlardı. Pek okumadığımız, okuduklarımızı da üstünkörü veya çok dar bir skalada okuduğumuz için de yazamıyoruz kanaatimce.

Kafes, Ankara Yazı ve Sevdam gözlerimde kaldı sinema filmleri ile 12 Eylülü konu eden diziler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şahsî beğenilerimi bir tarafa bırakarak söylemeliyim, bir sıfırdan büyüktür hükmüyle yapılanları önemsemek lazım. Fakat layık-ı veçhiyle bir ürün konamamaştır ortaya, bu konudaki kabızlığımız da üzerinde ciddi olarak durulması gereken ayrı bir bahis tabii.

Kitapta 12 Eylül yazılarınız 4-5-1-2-3 şeklinde yazıların sıralanması baskı hatası mı yoksa tarih sırasından dolayı mı o düzende yerleştirildi? 

Hayır baskı hatası değil, benim öncelik sıralamam sanırım. 

Son olarak 12 Eylülü ve Ülkücülüğü daha iyi anlamak için ne okumalıyız önerileriniz nedir?

Kitap tavsiyesi çok zor ve hep kaçındığım bir durum olmuştur. Asl’olan okuma isteği ve cehdidir kanımca. Gerisi kendiliğinden yoluna giren bir süreçtir. Fakat öncelikle iyi bir roman ve tarih okuyucusu olmak lazım gelir, Türkçe vukufiyeti çok önemlidir ve özellikle uslûp sahibi yazarlarımızı okumak gerekir. Ve tabii iyi bir tarih okuyucusu olmalı ülkücüler, hatıratlar muhakkak okunmalı… Tekrar edeyim kitap tavsiyesi zor işJ

 

Söyleşiler

Medeniyet Tasavvuru

Bedi GÜMÜŞLÜ
Celal KIRCA
Durmuş HOCAOĞLU
Dursun AYAN
Ernur GENÇ
Fazıl KARAHAN
Hanifi ÖZCAN
Harun ÇAĞLAYAN
Hilmi DEMİR ve Songül DEMİR
Mehmet KARAGÜL ve Ömer AÇIKGÖZ
Michael HARALAMBOS
Nadim MACİT
Necati ÖNER
Nilgün CELEBİ
Orhan KAVUNCU
Ramazan TURAN
Selami KILIÇ
Şennur ÖZDEMİR
Temel ÇALIK ve Emre ER
Vefa TAŞDELEN

Şiir Yarışması

ilan1

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

4561753