Şair Arslan AVŞARBEY (Mülki)

Tam boy görmek için tıklayın.

 

2023 DEPREMİ DESTANI

-6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş ve Elbistan’da meydana gelen, on ili kapsayan 7.7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki depremde hayatını kaybeden on binlerce insanımızın anısına-

Altı Şubat günü kara geceden 

Doğduğuna pişman bir güneş kaldı

Deprem alev alev çıktı bacadan 

Binlerce ocakta kor ateş kaldı

Bostana mihrican vurmuşçasına 

Memlekete kıran girmişçesine

Son anda fark edip durmuşçasına

Mahşer meydanına bir karış kaldı

Gece Pazarcık’ta faylar kırıldı

Yıllardır gerilen yaylar kırıldı

Şehirler yıkıldı köyler kırıldı

Ne bir açık kapı ne giriş kaldı

Daha ilk depremin gelmeden ardı

Öğleni geçerken bir daha vurdu

İbre yedi nokta altıda durdu

Akrep yelkovana takılmış kaldı

Hayaller kurarken yarın üstüne

Bir de deprem vurdu karın üstüne 

Katlandı zor geldi zorun üstüne

Geriye çıkmadık bir savaş kaldı

Binboğa Beydağı kardan bembeyaz 

Bir yandan zelzele bir yandan ayaz

Dışarıda soğuk binlerce enkaz

Asırlara bedel bekleyiş kaldı

Semayı örterken ölümden perde

Maraş’tan bir figan koptu seherde

Aklın durup sözün bittiği yerde

Bize dövmek için dertli döş kaldı 

Tarihte var m’ola böyle felaket 

Duyanlar sandı ki koptu kıyamet 

Bir dak’kada çöktü tam on vilayet 

Ne kaçacak yollar ne çıkış kaldı

Yılan oldu demir raylar kıvrıldı

Viyadükler çöktü köprü devrildi

Arabalar sağa sola savruldu

Ne tren ne otobüs ne dolmuş kaldı

Devirdi ne varsa ayakta duran

Görkemli evleri eyledi viran

Bir hayalet şehre döndü Elbistan

Ne Afşin ne Göksun ne Maraş kaldı

Ozanlar diyarı Maraş’ın hâli 

Gören her yüreği ediyor deli

Karakoç gücenmiş yazmıyor eli

Mahzuni’den acı bir deyiş kaldı

Azrail bir pazar kurmuş kabala

Antep -Sarıkamış, Hatay -Kerbela

Malatya’dan arşa bir acı sela

Kilis’te Allah’a yakarış kaldı

Haritadan sildi Hatay şehrini

Antakya içine atar kahrını

Ağıtlar taşırır Asi nehrini

Önünde ne engel ne yokuş kaldı

İskenderun yandı liman içinde 

Kırıkhan ve Defne duman içinde 

Umutlar tükendi zaman içinde

Kaldıysa mucize kurtuluş kaldı

Geçmek bilmeyen o yüz saniyede

Nurdağı da battı Islahiye de

Adıyaman Urfa Osmaniye’de 

Ne sağlam bir duvar ne de taş kaldı

Elazığ’dan tutun Diyarbakır’a

Yarıldı tarlalar döndü çukura

İşçiden memura toktan fakire

Şehirlerden köye bir yarış kaldı

Acıyla gördü ki bütün Adana 

Çürüğün makyajı sıva badana 

Malzemeden çalıp inkar edene

Milletçe edilen bir kargış kaldı

İnsanlar kalırken başbaşa Hak’la

Gölbaşı’nın farkı yoktu Nurhak’la

Bazı fotoğraflar kazındı akla

Onlardan şöyle bir derleyiş kaldı

Binalar dikmişler bin bir hileyle

Meğer farkı yokmuş kumdan kaleyle

Yerle yeksan oldu bu zelzeleyle

Ne kolon ne sütun ne kiriş kaldı

Enkaz sahne oyun hayat piyesi 

Başlamadan bitmiş aşk hikâyesi

Yerde yırtık düğün davetiyesi 

Takılacak altın ve gümüş kaldı

Yavrunun üstüne yıkılmış duvar 

Anası ağlıyor oy havar havar

Savaş meydanını andırır civar

Ne sağlam kol bacak ne de baş kaldı

Bir gelin koymuşlar köy konağına 

Saçları dökülmüş al yanağına

Gözleri dönerken kan çanağına

Dünyayı o gözle son görüş kaldı

Babası elinden tutmuş kızının

Altında can vermiş ev enkazının

Tarifi mümkün mü böyle sızının

Ne dizde derman ne gözde yaş kaldı

Kesilince yükü çeken kolonlar

Üst üste yapışmış koca salonlar

Bir törenden arda süslü balonlar

Aynı gün kapanan açılış kaldı

Bir çocuk yüzünde yüz yıllık çile

Anlatsa derdini dökse de dile

Terk-i dünya etmiş bütün aile 

Ne ana ne bacı ne gardaş kaldı

Herkes korktu nefes alamaz oldu

Evinin yanına gelemez oldu

Koyun kuzusunu bulamaz oldu

Eşini kaybeden nice eş kaldı

Bir evdeki sazın kopmuş telleri 

Bir bebeğin gece donmuş elleri

Ulaşılmaz karlı köyün yolları

Depremin üstüne kara kış kaldı

Bir köyde asırlık zeytin ağacı

İkiye ayırmış depremin gücü

Zalim felek söyle bu neyin öcü

Ne bir dalda çiçek ne yemiş kaldı

Toprak doyurur mu gözü açları

Onlara güvenmek bütün suçları

Bir kızın yarıktan sarkar saçları

İçerde kara göz kara kaş kaldı

Kurtarılmak için beklerken canlar 

Her yandan seferber oldu insanlar

Göçükten biri sağ çıktığı anlar

Her yüzde hüzünlü bir gülüş kaldı

El uzatmak için bir cana daha 

Ekipler dağıldı her güzergâha

Askerden polise doktor cerraha

Uykusuz günlerce koşturuş kaldı

Gönüllü insanlar verip el ele 

Yardıma koştular heyecan ile

Şikayet etmeden bir tek gün bile

Fedakar ve candan bir duruş kaldı

Kör düğüm olmuşken dertler yumağı

Server’le yetişti gardaş kömeği

Bir maşına vurup yorgan döşeği

Sınırları aşan bir geliş kaldı

Çıkarılsın diye canlı bebekler 

Kediler enkazın başını bekler

Yol gösterdi karda cipe köpekler

Yuvası bozulmuş nice kuş kaldı

Üst üste yığıldı cansız bedenler

Asırlık çınarlar taze fidanlar 

Arşı ağlatıyor feryat edenler

Semada bir dertli haykırış kaldı

Kendince şanslıydı kefen bulanlar

Ölüsünü olsun teslim alanlar

Bir yanda acıyla saç baş yolanlar

Bir yanda sessizce ağlayış kaldı

Sarıp kefen diye eski bir çula

Cenaze taşındı mobilet ile

Dünyanın kıymeti düştü bir pula

Alacak ne lira ne kuruş kaldı

Kepçeyle dozerle mezar kazdılar

Ölüleri sıra sıra dizdiler

Ad yerine birer sayı yazdılar 

Mezar başlarında isim boş kaldı

Tarlalara bir bir cızı çekildi

Açılan cızıya insan ekildi

Başlarına birer tahta çakıldı

Viran evlerinde bir baykuş kaldı

Ölen nüfus elli bini aşıyor

Her dönüme beş yüz mezar düşüyor 

Geride kalanlar sanman yaşıyor

Gönüller acıyla hep sarhoş kaldı

Tablo tarif olmaz hiçbir şekilde 

Vali de kahroldu halk da vekil de

Korkuyla sarılan bir de akılda

Bir kedi bir köpek arkadaş kaldı

Artçılar sarsarken ardı ardına 

Kurtulanlar düştü çadır derdine 

Çadır kentler benzer yörük yurduna

Ortak kazanlarda pişen aş kaldı

Şehirler boşaldı kaçarcasına

Kervanla yaylaya göçercesine

Vefasız güzelden geçercesine 

Sıra sıra küskün bir gidiş kaldı

Acılar katlandı geçtikçe günler

Başka şehirlere gitti sürgünler 

Ağıtla yapıldı toylar düğünler

Ne halay ne türkü söyleyiş kaldı

Sığınacak bir yer ararken fertler

Geçici ev oldu oteller yurtlar 

Toplandı üst üste yığıldı dertler 

Umudu umuda bağlayış kaldı

Ateş ki yakıyor düştüğü yeri

Elbet bir gün döner bu kervan geri

Ev olmaz insana elin evleri

Şimdi memleketi özleyiş kaldı

Kanuna nizama uymayanların

Aç gözü bir türlü doymayanların

Bu depremde bile aymayanların

Yüzüne topluca tükürüş kaldı

Allah’tan korkmayan arsız tiplere

Sıfatı karanlık nursuz tiplere

Malzemeden çalan hırsız tiplere

Sonucu ölümcül aldanış kaldı

Bilinmez ne zaman ders alınacak 

Bilimin kıymeti tam bilinecek 

Kader deyip böyle mi ölünecek

Ne millette umut ne barış kaldı

Türk milleti sağken bu memlekette 

Bunun da altından kalkar elbette

Liyakati hakim kılıp devlette

Köklerden yeniden diriliş kaldı

Mülkî’den vesika kalsın bu destan

Bu millet kurtulsun acıdan yastan

Türkiye yeniden olsun gülistan

Şimdi yapılacak asıl iş kaldı

21.03.2023-Kocaeli

 

Nesimi Gibi

Kaynatıp kurutup soku taşına

Yarma buğday gibi koydular beni

En çok sevdiklerim geçti başına

Tokmakla döverek soydular beni

Yanılıp düşmanı dost eylediler 

Bir olup canıma kast eylediler 

Yüzülen derimden post eylediler 

Sırımla dikerek giydiler beni 

Sinirlerden yaya kiriş yaptılar

Gerdiler ok atıp yarış yaptılar

Damarları büküp eriş yaptılar

Kilim ıstarına ıydılar beni

Biri balta aldı biri nacağı

Kestiler gövdeden kolu bacağı

Daha soğumadan etin sıcağı

Tutup ince ince kıydılar beni

Getirip bir kağnı odun döktüler 

Çırayı dayayıp çakmak çaktılar 

Köyün meydanında tandır yaktılar

Sacın üzerine yaydılar beni 

Ateş her parçamı yaktı kavurdu

Kavruldukça biri beni çevirdi

Bir tepsiye pişti diye devirdi

Lokma lokma yiyip doydular beni

Yalvardım yakardım etmeyin dedim

Yolunuz yol değil gitmeyin dedim

Sonumuz uçurum itmeyin dedim

Ne gördüler ne de duydular beni

Ne Hallac-ı Mansur ne Nesimi’ydim

Mülkî onlar gibi ölesi miydim

Seherde bir nefes yel esimiydim

Bela bir fırtına saydılar beni

Aslan AVŞARBEY (Mülkî)

20.12.2022-Kocaeli

Memurdan Şair Mi Olur

Sır tutup ağzın’ büzmeyen

Memurdan şair mi olur?

Üstüne övgü düzmeyen

Memurdan şair mi olur?

Gamlanır, kasavet çöker

Derdini kağıda döker

Amir dudağını büker:

“Memurdan şair mi olur?”

Her şeyi içine atar,

Sözü diken gibi batar,

Devlet baba kaşın’ çatar:

“Memurdan şair mi olur?”

Gönlünü  kaplar bir tasa

Yönetmelik ya da yasa

“Sus” der, bir de basa basa;

“Memurdan şair mi olur?”

Gezer durur her tarafta,

Ömrü tükenir arafta,

Bütün sesi bir parafta:

“Memurdan şair mi olur?”

Adı çıkarsa şaire,

Hesap sorar tüm daire,

Vali, müdür ve saire:

“Memurdan şair mi olur?”

Etmek için seni iğdiş,

Başına gelir nice iş,

Sorguya çeker müfettiş:

“Memurdan şair mi olur?”

Akıllı ol; yaşına bak

Ekmeğine, aşına bak

Vatandaş der “İşine bak!”

“Memurdan şair mi olur?”

Irmağa göre akmayan

Amire selam çakmayan

Karısı bile takmayan

Memurdan şair mi olur?

Ana kızmış baba dövmüş

Mahalle ardından sövmüş

Ne bir güzel görüp sevmiş

Memurdan şair mi olur?

Bilsek kime fiyakası

Birleşmez iki yakası

Şiirle ne alakası?

Memurdan şair mi olur?

Yaz bir yere, olur lazım

Bazen nesir bazen nazım

Müsteşardan “olur” lazım

Memurdan şair mi olur?

Ol, aklından zorun varsa

Yazarsın uyak uyarsa

Bitersin bakan duyarsa

Memurdan şair mi olur?

Başlayınca bir nizaya,

Bakmazsın hakka, rızaya,

Mülki sen de geç hizaya:

“Memurdan şair mi olur?”

11.07.2015-Ankara

Türküler ve Ben

Herkes sevdiğine türküler söyler

Bense türküleri kıskanıyorum

“Ela gözlerini sevdiğim dilber”

Dedikleri o kız sen sanıyorum

Hayalinle uyku girmiyor göze

Bin bir kaygı ile çıkıp gündüze

Bir türküde “Zülüf dökülmüş yüze”

Sözünü duyunca huylanıyorum

Bir bam teli vurur bu yaram kanar

İstanbul türküsü sabrımı sınar:

“Herkes sevdiğine böyle mi yanar?”

Herkesi bilmem de ben yanıyorum

“Seversen Mevla’yı kalma yollarda”

Gelip de gör koydun hangi hâllerde

Özlem türkü oldu çalar tellerde

Her şafak onunla uyanıyorum

“Düşmüşüm derdine olmuşum âşık”

Menzilim meçhuldür yollar dolaşık

Gözüm fer etmiyor kalmadı ışık

Allah güç veriyor dayanıyorum

“Gurbet elde bir hâl geldi başıma”

Talih zehir kattı ekmek aşıma

Mecnun gibi vura vura döşüme

“Gesi Bağları’nda dolanıyorum”

“Tanrı’dan diledim bu kadar dilek”

Bir kere yüzüme gülmedi felek

Ben günahkâr kulum sen huri melek

Şimdi bir tek seni dileniyorum

Bu gönlümün anlar diye hâlinden

Bir imdat beklerim sazın telinden

“Ah neyleyim gönül senin elinden?”

Her gün başka renge boyanıyorum

Şirin basar şu bağrımı yol eyler

Leyla bakar çöle doğru gel eyler

“Bu dert beni iflah etmez del’eyler”

Bu müşküle derman aranıyorum

Mülkî’yim yâr sana yetmiyor elim

İmdada bir türkü çığırır dilim

“Zahide’m, gurbanım, n’olacak halım?”

Bir girdaba düştüm kıvranıyorum

25.07.2017-Eskişehir

Mülki (Aslan AVŞARBEY)

Yazar
Arslan AVŞARBEY

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen