Efendim devirsi gün sabahın köründe validemle birlikte Hanikoğlu’nda mûkim olan bibim gile gitmek için yola revân olacağız. Vâkıa erişte bu sene bibim gilde kesilecekmiş… Anlaşılan Suvaroğlu’ndan Mercimek Mehlesine doğru hamâllık vazifesi bu fakire düşeceğini bildiğim için “Ana diyorum bu erişteyi niye komşu Nuriye ablayla kesmiyorsun da taa Suvaroğlu’ndan Mercimek mehlesine bu eziyet niye” ? “Sen bilmediğin işlere garışma!!” Diyip konuyu kapatıyor. Daha önce bahsetmiştim. Bir zamanlar Van’da kadınlar hamamına giderken daha henūz cinsiyetini idrak etmemiş yedi yaşın altındaki biz erkek çocukların mendilden evin perdesine evde çul çaput ne varsa kaya gibi bohça haline getirilip sırtımıza verilip taşıma işkencesinden hamam sahibi o kadının anamı bir köşeye çekip “Vah bacı!!! Senin oğlanın gözleri velfecri okuyor oldu olacak kocanı da hamama getireydin bari” sözünden sonra hamam işkencesinden ebediyen terhis olsak bile biz erkek çocukların Van’da işkencelerinin bittiğini sanmayın.
Otomobillerin nadir olduğu senelerde evin ve hususende anamızın bu işkencelerden biri de eşyaların hamallığını yapmak hep biz erkek çocukların hissesine düşen bir görevdi. Sırtımda bir torba; içinde kindirek, ğeçirdek, oğlava, mazraka, yarım teneke yumurta ve un kadınların muhabbeti için pasta, börek ve çerez bir de inanamayacaksınız anamın vazgeçilmezi akide şekeri!! Suvaroğlu’ndan taa!!! Mercimek mehlesine gidiyoruz. Söylene söylene validemin refâkatinde yürüyorum. Peki bu kadar pasta böreği bana taşıtıyorsun da bu erişteyi ne zaman keseceksiniz. Çay aralarında mı? Diyince validemden bir azar daha işitiyorum.
Validemin refâketinde yürüyorum… yürüyorum… Fakat yol bir türlü bitmiyor. Erek Mahallesine geldiğimizde sırtımdaki yük dayanılmaz vaziyet alınca. Valideme Ana!! Allah aşkına bibim gilde akide şekeri yoğ mu? Bunca ağır yük yetmezmiş gibi bir de bu akide şekerini yük etmeseydin bari!! Diye söyleniyorum. Anam da her zamanki gibi “Niye men seni dokuz ay karnımda taşımışam”. Ya ana diyorum. bir bebek en fazla ne kadar ağır olabilir ki toplasan en fazla üç kilo. Senin bana yüklediğin bu yük gavur ölüsü gibi bir atı öldürecek kadar ağır bir yük. Üstelik Suvaroğlu’ndan Mercimek Mehlesine!!! Van’ın daracık sokaklarını bağlarını bahçelerini geçip mütemadiyen yürüyorum yürüyorum ayaklarıma kara sular inmiş. Kendi kendime sızlana sızlana yürüyorum. Her sokak başında rastladığımız anamın tanıdığı kadınlar ellerinde dantel anam onlarla ağız ağıza verip sohbet ettikçe sırtımdaki yükün ağırlığı bir kat daha artıyor. Yürü, yürü, yürü her sokak dönemecini bitirince başka bir sokak başlıyor. Yolun sonu bir türlü gelmiyordu. Valideme söylene söylene giderken nihayet Hanikoğlu sapağından tam Mercimek Mehlesine dönerken Terzi Refo’nun evinin köşesindeki dibeğin başında Faytoncu Kadir efendinin refikası Ayten ğanım ve mahdumesi Gülten ğanım bir de Meşure ğanıma rastlıyoruz. Bunca yükün ve yolun altında ezilmenin haklılığıyla kadınların bu seremonileriyle ilgili her şeyin bedelini bu belangaz fıkara çektiği için artık canıma tak ettiğinden sinirimden;
-“Gülten ğanım!
Bu gırdan avrat da kim?”
Kum torbası gibi yediği her şeyi gevdesine(gövde) atmış diye sormamla; Meşure ğanımın gözlerinden ateş püskürmeye başlıyor. Nasıl olduysa Meşure ğanım o sinirle sırtımdaki çuvaldan kindireği kaptığı gibi bana yöneliyor;
– “Gavur oğlunun dığası!! Şimdi senin kafanı bu kindirekle on yerden yarayım da gör bağım kimdir kırdan avrat!!! ” Derken anamı siper edip arkasına kaçıyorum. Validem araya girip “Meşure bacı bahtına düşmüşem!!!” “Etme, eyleme o bir çocuk” diyerek durumu yatıştırmaya çalışıyor. Meşure bacı sen o’ nun kusuruna bağma. O ne de olsa bir uşağ. Meşure abla valideme cevaben “Çocuğ deme münzür şergede!! Çocukluğunu bilsin. Ne biçim uşağ yetiştirmişsin” diye validemi azarlamaya başlıyor. Validem de “Hiç sorma yedi tane çocuk yetiştirdim bu hiç ötekilerine benzemiy”. “Bunu hep gaynanam yüzden gözden çığardı. Kusara bağma Meşure ğanım.. Bu uşaĝın hissi, fikri ve estetik terbiyesi hep gaynanamdan bulaşdı. Bu uşağa o kadar çok ince endamlı, karınca belli peri masalları anlata anlata bu uşağın zihninde yer etmiş. Bu uşağ da ne zaman kadınları görse nenesinin anlattığı masallardaki gibi ince, kibar perilere benzemeyen herkese “Gırdan” demeye başladı. Bi de menim kabahatim bir keresinde bu uşağı balayken kadınlar hamamına götürmüştüm. Hamamda oğluna kız beğenmeye gelen Ğaçboğanlı Şöhret Eze “Beğenmediği bir müstakbel gelin adayına “Gırdan” diyince bu çocuğun körpe dimağına iyice yer etmiş.” diyerek Meşure abanın öfke ve sinirini bu izahatlarla yumuşatıp sakinleştirmeye çabalarken Anam bana dönerek; “Öp bakiim Meşura abanın elini!” Kindireğin korkusundan çarnaçar emre itaette bir saniye gecikmeden korkudan bu mor kalın elleri kırk yıllık hasretmişim gibi öptüm. (Meşure aba galiba o gün dolma yapmıştı. Elleri soğan kokuyordu.) Meşure aba kart bir sesle “Bir daha münzürlük yaparsan anan da seni elimden kurtaramaz!! diye son azarını yaptı. Anamın bu teşebbüsü beni elim bir kindirek faciasından kurtardı. Özür beyanındaki bu açıklamalar Meşure abayı ikna etmiş olacak ki kindireği elinden bırakınca rahat bir nefes aldım. Bereket versin ki ağır bir kayaya çarpmanın bedelini validemden yediğim bir iki azarla kurtarıp yola devam edip dört yüz metre uzaklaştıktan sonra dönüp Meşure abaya bağtım. O halâ her dilden bana küfür etmeye devam ediyordu. Az ileride olayı duyan tepe başının kızları yolumuzu kesmez mi!!
Meğerse bu Meşure ğanım Tepebaşı mehlesi kızlarının vaktiyle paşasıymış. Hepsi bir ağız etmişçesine Vay efendim sen bizim dünya güzeli Meşure abamıza nasıl gırdan dersin? O bizim paşamızdır. “O göründüğü gibi gırdan değil” “Meşure abla aslında gırdan değil gemikleri iridir” diyeni mi desem “O aslında açık renkli elbise giydiği için öyle bana gırdan görünmüş de vesaire veasire… Ben de Tepebaşı mehlesinin kızlarına cevaben “sanki siz asma filizi gibi ince belli, gül sürgünü gibi kırılacak narin endama sahipsiniz de endam aynasına bağsanız ondan bile taşacak kadar gırdansınız” diyecektim ki tam o ara anam beni çimdikledi son sözümü söyleyemedim.
Bibim gilin sokağa girince kendi kendime Bu Meşure ğanım bu şekil şemalle Tepebaşının gızlarının paşasıysa hayret bunlar nasıl evde kalmamışlar diye kendi kendime terennüm ediyorum. Efendim o gün bibim gilde yatıya kaldığımız için ikinci gün eve dönerken ikindi vakti Mercimek mehlesinde yine Faytoncu Kadir Efendi’nin mahdumesi Gülten ğanımla Meşure abaya teveffuk ediyoruz. Bir de ne göreyim o Meşure aba gitmiş yerine bambaşka bir Meşure aba gelmiş. Kendi kendime acaba kindirek korkusundan dolayı mıdır? Meşure aba bu kez bana sevimli görünmeye başladı. Meşure aba O dün gördüğüm gırdan kadın yerine daha zarif daha sevimli güzel bir meşure hanım gelmiş. Meğer vaktiyle bizim Van’ın eski sakinlerinden şimdi batı memleketlerinde mukim hüner sahibi bir terzi ve sanatkâr Yalçın Ünver ustaya Meşure aba’ya daha koyu kahverengi elbiseler biçtirip bütün gırdan taraflarını sanatkâr terzi incelikleriyle ve koyu renklerin gözü yanıltıcı inceliklerini kullanarak kapatmışlar.
Gevde: Gövde
Kindirek: Van ağzında Merdane,
Gırdan: Van’da bodur bedenli babayani vücutlu kadınlar için kullanılan bir kelime…
Ğeçirdek: Tandırın üzerine koyulan demirden bir aparat
Mazraka: Ekmeği Tandıra yapıştırmak için kullanılan aparat
[i] Doç.Dr., Van 100. Yıl Üniversitesi Öğretim Üyesi
