Güç…

Sözlükler, “kuvvet, “efor”, takat” ve “potansiyel” kelimeleriyle eşanlamlı görüyor ve “bir etki yapma veya bir etkiye direnme yeteneği” olarak tanımlıyor. Güç aynı zamanda “kolay olmayan”, “zor” anlamına da geliyor.

Kökeni Türkçe olan tek heceli bu kelimeden “güçlü”, “güçsüz”, “güçlük”, “güçlenmek”, güçsüzleşmek”, “iş güç”, “hayal gücü”, “bilek gücü”, “kas gücü” ve hatta aralarında uluslararası terminolojideki “çekiç güç” de olmak üzere o kadar çok isim, sıfat, fiil, deyim, terim üretilmiştir ki…

Epeyce bir mecazı, metaforu, deyimi, atasözü, özdeyişi, şarkısı, türküsü var ama belki de en can alıcı kullanımı “güce tapmak” deyiminde karşımıza çıkar. Güce tapmanın hikâyesinde “güçlünün güç dayatmasına” boyun eğme de olabilir; yağlı kapı bulma çabası da. Eskilerin tabiriyle “Allahuâlem”…

Anarşi, kargaşa, çatışma, iç savaş gibi başıbozukluk ortamlarını, kanun nizam tanımazlık durumlarını halk “gücü gücü yetene” diye tanımlar. Eskilerin kişiler, köyler, mahalleler veya aşiretler arasındaki kavgalar için kullandığı bu söz, şimdilerde küresel şirketler ve devletlerarası ilişkilerde de karşımıza çıkıyor. “Yumuşak gücün” devre dışı bırakıldığı, “nükleer gücü” olanların “güç gösterisi” yaptığı bir çağın peşinden gelecekte gezegenler, galaksiler arası savaşlarla da “gücü gücü yetene” sözüne başvurulacaktır.

Bir yerde hak, hukuk gözetilmiyorsa, nizam, intizam yoksa “güç dengesi” hiç yoktan iyidir denir ve çare onda aranır. “Güç birliği” ise zalimlerin elinde “aşırı güç”, “kontrolsüz güç” veya “güç zehirlenmesi” şeklinde zulmün aracı olarak karşımıza çıkarken; mazlumlar tarafından hak ve eşitlik talebini güçlendirme aracı olarak kullanılabilir.

Sabır gibi teslimiyete, güç gibi dikleşmeye en meyilli iki kelime, belki de en güzel terkibini bir Türk atasözünde yakalamıştır: “geç olsun da güç olmasın.” Tabii buradaki güç, fakiri gözetin mesajı veren “az yiyen az uyur, çok yiyen güç uyur” veya birini davet ederken iki kez düşünülmesi gerektiğini telkin eden “gel demesi kolay, git demesi güçtür” atasözlerinde ve “güçlük çıkarmak”, “güç gelmek”, “güçlüğü yenmek” deyimlerinde olduğu gibi “zor” anlamıyla karşımıza çıkıyor.

Hikâye bu ya bir akarsuyun başında kurt, kuzuya “suyumu bulandırıyorsun” der ve su içmesine “güçlük çıkarmaya” başlar. Kurda “gücü yetmeyen” kuzu ise “ben akarsuyun aşağısındayım senin suyunu bulandıramam ki” demekte bile “güçlük çekerken”, kurdun “haklısın ama ben seni yiyeceğim, bahane arıyorum” sözü meşhurdur.

Halkın işlediği suçtan pişmanlık duymayan edepsizlik ve arsızlıkla bir de üste çıkmak isteyene “hem suçlu hem güçlü” sözündeki kolay gibi görünen ifade eskilerin sehl-i mümteni dedikleri söz sanatının zirvesindedir. Ancak kültür bin yıllara uzanan deneyimiyle böyle kişileri “itme el kapsını parmak ucuyla, iterler kapını omuz gücüyle” diye uyarmaktan da geri durmaz.

Günümüzde “yurttaş” kelimesinde de görüldüğü gibi “vatan” anlamı da olan yurt, yaylacılık yapan göçebelerin dilinde konulan yer; Kazak ve Kırgızlarda “curt” telaffuzuyla “ev” ve “çadır” anlamına gelir. Yurt, öğrenci veya çocuk ile bir araya gelince geleceğe yatırımı anlatırken, “güçsüzler” ile yan yana gelince “Allah’ın gücüne gitmesin” diye başlayan nice kırık dökük hayat hikâyesini hatırlatır.

Halk arasında “güç” ile “iktidar” o kadar kardeş kelimelere dönüşmüştür ki, “cinsel güç”, mecaz dünyasında “iktidar” olarak tanımlanırken; yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan “fiziki güç kaybı”, halk arasında dolaylı ve mahcup bir anlatımla “güçten düşme” veya “iktidardan düşme” olarak ifade edilir. Nitekim konu tıpta “iktidarsızlık” olarak kendine yer bulmuştur.

Şu Çin atasözünün müthiş bir güç yaklaşımı var: “zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür”. Mevlana’nın “sabırla her güçlük alt edilir” demesi, Dede Korkut Kitabı’nda Boğaç’ın boğayı akıl yürüterek yenmesi veya Türklerin savaş hilesi olarak bilinen “Turan taktiği” bin yılların gözlem ve deneyimiyle ortaya çıkan ve “akıl gücüne” vurgu yapan “al (hile) aslan tutar, güç sıçan tutamaz” atasözüyle aynı kültür kaynağından beslenmektedir.

“Ağası güçlü olanın kulu asi olur” veya “at sahibine göre kişner” atasözü, konu “güce dayanmak” olunca güçsüzün sitemini ifade eder. Mesela rahmetli babamın da yeri geldikçe anlattığı “filan ağanın kuluyum” diyene dokunulmadığı, “Allah’ın kuluyum” diyen Nasreddin Hoca’nın bedava “iş gücü” temin yöntemi olan angaryaya götürüldüğü ve epey bir zaman çalıştırıldıktan sonra “güç bela” kurtulduğu fıkra malumdur.

Hz. Ali’nin söylediği rivayet edilen “ben ona iyilik yapmadım ki bana kötülüğü dokunsun” sözü veya “kendisine iyilik ettiğin kişinin şerrinden kork” özdeyişi, Şeyh Sadi’nin dilinde “dostuna sana düşmanlık edecek kadar güç verme” şeklinde bambaşka bir tecrübeyi ifade eder.

Güç kelimesinin en naif, en sitemkâr deyimi “gücüne gitmek” olmalıdır. Hele bir de “gücüme gidiyor” denilirse altında âh vardır, vah vardır, tüh vardır, hayal kırıklığı vardır. “Güç beğenenlerin” bile zevkle dinleyeceği Ziya Taşkent’in “gücüme gidiyor böyle yaşamak” veya Rahmi Bey’in “sana ey cânımın cânı efendim/kırıldım küstüm incindim gücendim” bestelerindeki güç, Ayşegül Durukan veya Zeki Müren’in ezgilere hükmeden sesinde siteme ve naza teslim olur, adeta “güçsüz düşer”.

Muhlis Akarsu’nun “ey sevdiğim sana şikâyetim var/ne sevdiğin belli ne sevmediğin” diyerek sitem ettiği sevgilisine “yiğidim ya sana gücüm yetmiyor” itirafı, kültürümüzde fiziki gücün, gönül gücü tarafından nasıl kontrol edildiğinin hatta alt edildiğinin binlerce örneğinden biridir.

Kadına, yaşlıya ve çocuğa karşı fiziki güç kullanımı, Türk kültürünün hoş gördüğü bir şey değildir. Bunu bırakın eski köyü veya eski şehri, hızlı kentleşme sürecinde ortaya çıkan gecekondu ve boyu ağacı veya minareyi geçmeyen apartmanlar bile kınardı. Ne yazık ki, bu konudaki kınama kültürünü de “maddi gücün” sembolü hâline gelen otuz-kırk katlı rezidanslarda yitirdik. Oralara da artık kültürü hatırlatmak için “el ermez, güç yetmez” oldu.

Duamız odur ki “mutlak güç” olan Allah her türlü zorluğa karşı “dayanma gücü” versin; “yaşama gücünüz” hiç eksilmesin.

[i] Prof.Dr., Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Halk Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı.

Yazar
M Öcal OĞUZ

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen