Çocuğun Suç İşlemesi

Aziz Dostlar,

Çocuk…

Çocuğun suç işlemesi…

Sebeplere gelince: Ailesi, sokağı, okulu, ekonomik şartlar, işlemeyen yasalar vs…

Yıllarını hukuk ve eğitim alanlarında geçirmiş, çocuk suçluluğu konusunda yüksek lisans yapmış bir hukukçu ve eğitimci olarak hiç öyle uzun uzun bilimsel odaklı cümleler kurmayacağım. Ama örneklerle ne demek istediğimi ifade etmeye gayret edeceğim:

Birinci örneğim:

Yıllar evveldi. Deniz otobüsü ile eve dönüyordum ve çok yorgundum. Sızmışım. Birden sert bir sallantı ile uyandım. Şaşkınlıkla fark ettim ki iki küçük çocuk koltukların aralarında deliler gibi koşuşturup, sağa sola çarparak birbirlerini kovalıyor, aralara konan eşyalara da vuruyorlardı.

Tam o sıra yanımdan geçen güvenlik görevlisine bu çocukların anne ve babalarını ikaz etmelerini rica ettim.

Kibar güvenlikçi gittikten hemen sonra omuzuma bir el yapışıp beni sarstı. Döndüm, genç bir hanım tepemde, hışımla konuştu:

“-Güvenlikçiye ne dedin sen?”

Ne dediğimi söyledim:

“-Çocuklarıma ne karışıyorsun sen! Onlar daha çocuk! Bana bak! Ben seni ne yaparım, ne yaparım ha!!!”

Avaz avaz bağıran kadına terbiyeli olmasını söyleyince bu defa eşi bağırmaya başladı:

“-Benim karıma sen terbiye öğretemezsin! Tutmayın beni!”

Adamı iki kişi tuttu, güvenlikçi geldi, beni daha iyi bir yere oturtma teklifinde bulundu!

İkinci örneğim:

Lokantanın bahçesindeyiz. Bir çocuk, elinde uzun bir sopa, çiçeklere durmadan vuruyor. Güzelim rengârenk çiçekler kırılıp dökülüyor ve yaramaz kahkahalarla gülüyor!

Seslendim:

“-Yapma çocuğum, bak onlar da canlı. Ne güzel açmışlar. Kıyma onlara.”

Durdu. Dik dik yüzüme baktı. Arkadan bir hanım sesi duydum:

“-Niye azarlıyorsun yavrumu? Çocuk o!”

Son misâlim:

Apartmanın bahçe kapısından girdim. Pazar dönüşü ellerim dolu. Önümde ihtiyar amca yürüyor, iki büklüm, o da yüklü!

Tam o sırada lise talebesi bir delikanlı hızlı adımlarla yanımdan geçerken seslendim ve dedeye yardım etmesini rica ettim. Yüzüme bön bön baktı. Terslendi sonra:

“-Beni ilgilendirmez!”

Meslek hayatımda karşımıza gelen suçlu çocuklarla ilgili olanları anlatmama da gerek yok: Neler, neler önümüzden geçti ne vahim, tüylerinizi diken diken eden. Bütün bunların neticesinde ortaya çıkan acı gerçek şudur: Çocuğu veya ergeni suç işlemeye sevk eden sebepler zinciri önce ailede başlıyor, sonra sokağında, sosyal çevresinde giderek büyüyerek devam ediyor.

Aile!

Kendi kültüründen, kendi gelenek ve göreneğinden uzaklaşan ailelerde yetişen bencil, saygıdan uzak, sadece paraya ve güce tapan, eğlenceye düşkün, sorumluluk alamayan, kendi gerçeğinden, içinde yaşadığı toplumdan kopuk, her an suça kayabilecek çocukların hızla artmaya başladığı vahim bir tehlike ile yüz yüze geldik!

Dokuz canımızı katleden bu çocuk için de aynı dehşet verici gerçek ortaya çıkıyor. Kendini de çocuğunu da anlayıp kavrayamayan ana baba!

Çocuğun psikolojisi belli ki hiç normal değil. Böyle bir çocuğun sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesi hiç kolay değil. Zira her an sapma gösterebilecek farklı bir çocuk.

Ama anlaşılan o ki alınması gereken tedbirler ya hiç uygulanmamış veya öylesine yanlış uygulanmış ki kontrol mekanizmaları işletilememiş.

Olan yine masum insanlara oldu!

Allah kaybettiğimiz yavrularımıza ve fedakâr Ayla öğretmene rahmet eylesin. İçi yanan ailelerin ve Milletimizin başı sağ olsun.

Aziz Dostlar,

Dikkatimizi çeken bir başka husus da tedbirler konusunda: Her okulun önünde polis görevlendirmek elbette doğru bir karardır. Ancak çok geç kalınmış bir tedbirdir.

İlgilerden açıklamalar, uzmanlardan bilinen fikirler havada uçuşuyor. Ama ortak konuları dikkatimizi çekti:

“-Efendim ABD’de şunlar yapıldı, falanca filanca ülkede bunlar!”

Acaba misal getirdikleri devletlerde yaşayanların ayırt edici özellikleri, o devletlerde işlenen suçların işleniş sebep ve biçimleri bizim insanımızınkine uyuyor mu sorusunu hiç düşünüyor muyuz?

Türkiye’de suç fiillerinin sebepleri ve saikleri bölgeler ve şehirler arasında dahi farklılık gösterirken mesela ABD’nin Los Angeles şehrinde işlenen suçun sebeplerini, işleniş saiklerini bizimkiyle nasıl bir tutabiliriz ve buna göre çıkardığımız kanunlarla nasıl yargılama yapabiliriz?

Ama bunu yıllardır inatla yapıyoruz. Mesela İnfaz Kanununu kaç sefer değiştirdik, Ceza Kanundaki kavramların tariflerini de öyle bir değiştirdik ki içinden çıkılamaz hale geldi!

Olmadı, olamadı!

Suç-ceza dengesini bozduk. Türkiye suç patlaması yaşıyor!!!

Esasında yasa yapmak hukukun mühendislik ve sanatçılık tarafıdır. Pek çok alanda yapılacak ve toplumu adeta didik didik eden çeşitli araştırmalardan, tartışmalardan sonra âlim seviyesindeki hukukçuların hazırlayacakları yasa taslaklarının Meclise gelmesi ile kanunlaşma süreci başlamalıdır.

Yani sıradan bir metnin parmakların indirilip kaldırılması ile olacak bir şey değildir!

Biz önce kendinize bakıp, kendi insanımızın psikolojik, kültürel toplumsal, elbette ekonomik haritasını çıkarıp olması gerekeni yapmalıyız.

Bunu yaparken de içinde yaşadığımız toplumun geçmişini, bugün yaşananları ve gelecekte yaşanabilecekleri dünyadaki durumu da göz önüne alarak bütün ilim alanlarından gelecek verilerle değerlendirmeliyiz.

Toplum geleceğe yönelik olarak elbette değişiyor, değişecektir. Buna bağlı olarak yeni suç tipleri ortaya çıkacak, bugün işlenen suç tiplerinin bir kısmı da başka şekle dönüşecektir. Misal verirsek yapay zekâ yardımı ile işlenen suçlar çocuk suçluluğunu da artık içine almaktadır.

Dokuz canımızı katleden ve alt kültür adacığında yetişen suçlunun da günümüz teknolojisini çok iyi kullandığını görüyoruz.

Anlaşılan o ki kendi öz kültüründen kopmuş, küfürleri dahi İngilizce eden, ruh hastası olan bu çocuk hiçbir tedbirin alınmadığı internet oyun alanında, yani sanal bir dünyada suçla ilgili her türlü bilgiyi ve tecrübeyi kazanmıştır.

Bu durumda “Günümüzde ve elbette geleceğe yönelik olarak kendi öz kültürümüze bağlı olarak sağlam karakterli insan yetiştirmek için şartlar ve gereken tedbirler nelerdir” sorusunun cevabı açık seçik, hiçbir muğlak tarafı olmayacak şekilde ortaya konmalı ve hedef bu olmalıdır.

Bu hedeften nerelerde sapma gösterdiğimizi tespit edip ona göre çareler aramak ve bulmak mecburiyetindeyiz!

Zira Türkiye’de asıl kaynak olan ana kültürden kopmalarla oluşan ve giderek artan alt kültür adacıkları durmadan büyüyor, buna bağlı olarak sosyal ve kültürel sapmalar hızla artıyor.

Bu kültür adacıklarında yetişen insanlar zengin ya da fakir olabilir, pahalı okullardan mezun olabilir veya eğitimi olmayabilir, birkaç dil biliyor olabilir ya da Türkçemizi dahi konuşmakta zorlanabilir. Ama ortak özellikleri birdir.

Okula gidip öğretmen döverler, hukuk kuralları onlar için önemli değildir, çiğnenmek için vardır adeta, her şey onların hakkıdır, v s…

Aziz Dostlar,

Suç da tıpkı kimyasal tepkimeler gibidir: Maddi ve manevi elemanlar bir araya gelince suç kaçınılmazdır. Mucizeler olmazsa suç fiilinin oluşması kesindir.

O halde önce aile ve eğitim camiamız, sokaklarımız için gereken her türlü tedbir alınmalı ve derhal düzgün yasalar çıkarılmalıdır.

Bu, zor ve canımızı yakan bir konu… Bizden bu kadar olsun!

İki güzeller güzeli eser ile yazımıza virgül koyalım: İlki İranlı ünlü ressam ve minyatür üstadı Mahmud Farsçıyan’dan bir tablo: Tabiatın ihtişamı;

İkincisi Feridüddin Attar’ın ünlü eseri Mantık’ut- Tayr’dan bir minyatür.

Hayra karşı geliniz Efendim.

Suzan ÇATALOLUK

Yazar
Suzan ÇATALOLUK

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen