Ömrün İyi Rüyası

Tam boy görmek için tıklayın.

“Bir kerre sevip vuslata erdiyse cihanda, / Ömrün iyi rü’yâsına dalsın, uyusun rûh.”

İnsan bazen en çok sahip olduğu şeyi değil, en çok eksik kalan şeyi taşır içinde. Bu yüzden özlem, yalnızca bir uzaklığın adı değildir; insanın kendi içinde tamamlayamadığı parçaların yankısıdır aynı zamanda. Yahya Kemal’in “vuslat” kelimesi etrafında kurduğu dünya da tam burada başlar. Çünkü vuslat, sıradan bir kavuşma değildir; insanın içindeki parçalanmış zamanın yeniden bütün hâle gelmesidir. Bir insanın sevdiğine ulaşması, aslında kendi dağılmış ruhuna da ulaşmasıdır. Şairin “ömrün iyi rüyası” dediği şey biraz da budur: Hayatın bütün gürültüsünün içinde bir anlığına tamlık hissine değebilmek.

Modern insanın trajedisi ise tam burada başlar. Çünkü çağımız, insanı sürekli hareket hâlinde tutmasına rağmen ona gerçek bir vuslat sunamaz. İnsan her yere ulaşır ama hiçbir yere varamaz. Kalabalıkların içinde yaşar ama içindeki boşlukla baş başadır. Bu yüzden özlem artık yalnızca bir kişiye değil; kaybolmuş zamana, yitirilmiş çocukluğa, bozulmamış bir dünyaya, hatta insanın kendisine duyduğu derin bir hasrete dönüşmüştür. Yahya Kemal’in şiirindeki huzur duygusu bugün bize neredeyse imkânsız görünür. Çünkü artık ruhun “uyuyabileceği” bir sükûnet alanı kalmamıştır. İnsan, yorgunluğunu bile dinlendiremeden yaşamaktadır.

Şiirdeki “iyi rüya” ifadesi çok önemlidir. Çünkü hayat çoğu zaman bir mücadele, bir eksiklik ve bir bekleyiş olarak geçer. İnsanın ruhu sürekli bir arayış içindedir. Ancak bazen öyle anlar gelir ki bütün eksiklikler kısa süreliğine susar. Sevilen bir insanın sesi, eski bir şehrin akşamı, çocuklukta duyulan bir ezgi, uzun zamandır görülmeyen bir dostun bakışı… İşte insan o anlarda dünyanın hâlâ yaşanabilir olduğuna inanır. Belki de hayatı katlanılır kılan şey büyük mutluluklar değil, ruhun içine ansızın düşen bu küçük vuslat anlarıdır.

Tasavvuf geleneğinde de özlem ile vuslat arasındaki ilişki yalnızca beşerî bir aşk üzerinden okunmaz. İnsan dünyaya düşmüş bir varlık gibidir; bu yüzden içindeki özlem aslında hakikate dönme arzusudur. Mevlânâ’nın ney metaforunda olduğu gibi insan, koparıldığı yere dönmek ister. Çünkü her özlem biraz da ait olunan yere duyulan gizli bir çağrıdır. Yahya Kemal’in dizelerinde hissedilen dinginlik, yalnızca sevgiliye kavuşmanın huzuru değildir; aynı zamanda varoluşun yükünden kısa süreliğine kurtulmanın da huzurudur. Ruhun “uyuması”, ölüm gibi bir yok oluş değil; aksine uzun süren bir iç gürültünün sona ermesidir.

Belki de insanı en çok yoran şey, hiçbir şeye tam anlamıyla kavuşamadan yaşamaktır. Her şey biraz eksik, biraz yarım kalır. Bu yüzden özlem insanın kaderidir. Ama yine de insan, bütün kırılmışlığına rağmen bir vuslat ihtimalini içinde taşır. Çünkü umut, insan ruhunun vazgeçmediği son ülkedir. Ve bazen bir şiir, yıllardır söyleyemediğimiz şeyi bizim yerimize söyler: Eğer insan bir kez gerçekten sever ve gerçekten kavuşursa, dünya artık o kadar sert bir yer olmaktan çıkar. O zaman ruh, uzun bir yolculuktan dönen bir yolcu gibi, nihayet başını koyacak bir sessizlik bulur.

Yazar
Nuh Muaz KAPAN

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen