İnsan ilişkilerinin temelini oluşturan, toplumu birbirine kopmaz bağlarla bağlayan görünmez değerler vardır. Güven, sadakat, dürüstlük ve belki de hepsinin çatısı sayılabilecek olan ahde vefa… Sözlük anlamıyla verilen söze bağlı kalmak, yapılan iyiliği unutmamak ve dostluğun hakkını vermek anlamına gelen ahde vefa, sadece bireysel bir erdem değil aynı zamanda toplumsal açıdan bir arada yaşama sözleşmesidir. Ancak günümüz dünyasına dönüp baktığımızda, bu köklü kavramın yerini hızla büyüyen bir bencillik ve çıkarcılık girdabına bıraktığını görmek zor değil. İnsanlık, tarih boyunca hiç olmadığı kadar birbirine bağlı (dijital olarak) ama hiç olmadığı kadar birbirinden kopuk ve yalnız bir dönemden geçiyor.
Modern dünya, bireyi kutsarken farkında olmadan onu yalnızlaştırdı. Kapitalizmin ve tüketim çılgınlığının pompaladığı “Önce sen”, “Hayatını yaşa”, “Seni mutlu etmeyen her şeyi ve herkesi arkanda bırak” şiarları, insanları sağlıklı bir bireyselleşmeden çıkarıp kör bir bencilliğe (narsizme) sürükledi.
Geçmişte bir söz, bir el sıkışma en büyük resmi belgeden daha değerliyken; şimdilerde imzalanan sözleşmeler bile çıkarlar çatıştığı anda bir kenara fırlatılabiliyor. İnsanlar artık ilişkilerini “Bu insan bana ne katabilir?” veya “Bu dostluktan ben ne kazanabilirim?” pragmatizmiyle kuruyor. Çıkar ilişkisi bittiği an, yılların emeği, paylaşılan anılar ve verilen sözler tek bir gecede unutulabiliyor. Çıkarlar konuşmaya başlayınca, vefa bir köşede sessizce ceketini alıp gidiyor.
Bu bencilleşme dalgasını tetikleyen birçok unsur olmasına karşın en çok körükleyenlerden biri şüphesiz dijitalleşme ve sosyal medya oldu. Her şeyin hızlı tüketim nesnesi haline geldiği bir çağda, insan ilişkileri de bundan nasibini aldı.
Sosyal medya bize sürekli daha iyisi, daha eğlencelisi, daha zengini olduğunu fısıldıyor. Bir tuşla yeni insanlara ulaşabilme kolaylığı, mevcut ilişkilerin değerini düşürüyor. Bir insana emek vermek, onun zor zamanında yanında olmak yerine yenisini bulmak daha cazip geliyor.
Ahde vefa, doğası gereği sabır, fedakârlık ve zaman ister. Modern insan ise sabretmek istemiyor. Zorluğa katlanmak, verilen sözün arkasında durmak ağır bir yük gibi algılanıyor. “Söz namustur” artık bir girdabın içinde eriyip yok oluyor.
Ahde vefanın ortadan kalkması, toplumda çok tehlikeli bir psikolojik kırılmaya yol açıyor: Güven krizi. Birine iyilik yaptığında, zor gününde elinden tuttuğunda karşılığında vefa görmek yerine nankörlükle karşılaşan bireyler, zamanla kabuklarına çekiliyorlar. “İyilik yap, denize at.” sözü, yerini “Kimseye güvenme, devir kötü” korkusuna bırakıyor. İnsanlar bencil yetiştikçe, çevrelerindeki bencil insanlardan darbe yiyor ve hayatta kalabilmek için kendileri de bencilleşiyor. Bu, toplumun hücrelerini içeriden çürüten kısır bir döngüdür.
Vefasızlık, modern insanın kendi elleriyle ördüğü yalnızlık hapishanesidir.
Bizler, “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” öğretisiyle büyümüş, aynı sofrada ekmek bölüşmeyi, tuz-ekmek hakkını mukaddes saymış bir kültürün mirasçılarıyız. Eskiler için birinin sofrasına oturmak, onunla dost olmak ve o dostluğa ömür boyu zeval getirmemek demekti. Oysa şimdilerde o sofraların da paylaşılan ekmeğin de hiçbir hükmü kalmadı. İnsanlar aynı masada oturup yüz yüze sıcak sohbetler ediyor, aynı tabaktan yiyip içiyor fakat daha sofradan kalkıp arkalarını döndükleri ilk saniyede, o insanın gıybetini yapmaktan, arkasından kuyu kazmaktan çekinmiyorlar. Yüzüne karşı övgüler dizilen insanlar, kapı kapandığı an birer yergi malzemesine dönüşüyor. Ekmeğin kutsallığı, edilen sohbetlerin samimiyeti, yerini anlık çıkarlara ve maskeli ilişkilere bırakıyor. Hatır bilmek, yerini “hatır gönül yıkmaya” bıraktığından beri, oturduğumuz sofraların bereketi de kurulan dostlukların sahiciliği de ne yazık ki tarih oluyor. Aynı sofrada ekmek bölüşmek kolaydır. Zor olan, o sofradan kalkınca nankörlüğün açlığına yenik düşmemektir.
İnsanların bencilleştiği, çıkarların dostlukların önüne geçtiği doğru ancak bu durum bir kader olmak zorunda değil. Ahde vefayı yeniden canlandırmak, aslında kaybettiğimiz insanlığımızı geri kazanmak demektir.
Birinin zor gününde yanında olmak, geçmişte yapılan bir iyiliği ömür boyu hürmetle hatırlamak, ne kadar haklı veya güçlü olursak olalım verdiğimiz sözden dönmemek bizi bencil birer robot olmaktan çıkarıp insan yapan yegâne unsurlardır. Unutmamak gerekir ki her şeyi tükettiğimiz bu dünyada vefasızlık sadece başkalarına değil, en çok da kendi ruhumuza verdiğimiz bir zarardır. Çünkü günün sonunda, bencil insanların kalabalıklar içindeki yalnızlığına karşılık, vefalı insanların inşa ettiği samimi dostluklar kalıcı olacaktır.
Gönül heybende vefa taşımıyorsan, çıktığın hiçbir yolda samimi bir dost bulamazsın. Çünkü vefasızın yoldaşı ancak kendi gölgesidir.
