Çok eski zamanlarda, uçsuz bucaksız bir vadinin ortasında Gümüş Yankılar adında bir köy varmış. Bu köyün insanları çok çalışkanmış ancak bir kusurları varmış: Kimse kimseyi tam olarak dinlemez, herkes sadece kendi sesinin haklılığına inanırmış. Köyün tam ortasında ise devasa, kristalden bir kule yükselirmiş. Bu kulenin içinde, bölgenin en bilge kişisi kabul edilen yaşlı bir hattat yaşarmış.
Bir gün, köyün en yetenekli ama en sabırsız genci, kuleye çıkıp Hattat’ın huzuruna çıkmış. “Efendim,” demiş, “büyük okullar bitirdim, binlerce sayfa kitap okudum ama hâlâ kalbimdeki huzursuzluğu dindiremiyorum. Gerçek bilgiye nasıl ulaşabilirim?”
Hattat, önündeki parşömene zarif bir harf bırakarak başını kaldırmış. Gence içi su dolu, ağzına kadar tıka basa metal paralarla doldurulmuş bir kâse uzatmış. “Bu kâsedeki suları dökmeden, kulenin en altındaki vadiye inip oradaki Sessiz Göl’den su doldurup geri gelmen gerek.” demiş. “Ama bir şartım var: Giderken geçtiğin yollardaki hiçbir aynaya bakmayacaksın.”
Genç adam yola koyulmuş. Kâsenin içindeki paralar ağır geliyormuş, en ufak bir sarsıntıda su taşıyormuş. Vadiye inerken yolun her iki yanında devasa aynalar varmış. Aynaların içinden sesler geliyormuş:
“Bak, ne kadar hızlı yürüyorsun!”
“Şu duruşuna bak, ne kadar bilgili görünüyorsun!”
“Herkes seni konuşuyor, en büyük sensin!”
Genç, bu övgü dolu yankılara dayanamayıp aynaya her baktığında, ayağı bir taşa takılıyor ve kâsedeki suyun yarısı dökülüyormuş. Vadiye vardığında kâsede tek damla su kalmamış. Mahcup bir şekilde geri dönmüş. Hattat gülümsemiş: “Neden başarısız oldun biliyor musun?” diye sormuş. “Çünkü sen, bilginin kendisiyle değil, bilginin sendeki yansımasıyla ilgilendin. Aynalara her baktığında, dışarıdaki gürültü senin içindeki dikkati dağıttı.”
Hattat eklemiş:
“Gerçek öğrenme üç aşamadan geçer:
Susmak: Kendi sesini susturmazsan, hakikatin fısıltısını duyamazsın.
Bakmak: Aynalara (kendi egona) değil yola (gerçeğe) bakmalısın.
Taşımak: Bilgi, o ağır madeni paralar gibidir. Eğer dikkatin dağılırsa yükün ağırlaşır, suyun (ruhun) ise dökülür.”
Genç o gün anlamış ki çok diplomaya sahip olmak, binlerce kitap okumak, çok şey bilmek değildir. Gerçek bilgi, kişinin kendi yankısından kurtulup hayatın sessiz ritmini dinleyebilmesidir. O günden sonra kuleye geri dönüp Hattat’ın yanında çıraklığa başlamış. Artık aynalara değil yazdığı harflerin arasındaki o derin boşluğa bakıyormuş.
Demet BALTA
