Her gün onlarca yapay konularla meşgul ediliyor gündem. Üst akıl denilen toplum mühendislerinin belirlediği, kurguladığı oyunlar.
Sosyal medya trol denilen paralı yecüc mecüc ordusuyla yönetiliyor ve yönlendiriliyor. Toplumun sinir uçlarına, yaralarına, mukaddesatına, atasına hatta namusuna dokunularak oynanıyor.
Toplum artık düşünmüyor, toplu olarak bağırıyor, küfrediyor, hırsından ne yapacağını bilemiyor. Akademisyenler ve aydınlar bu konularda cesaret edebiliyorlarsa sayfalarında kanaatlerini paylaşıyorlar. Üst aklın kuklaları bu Babil kulesinde dilini ve muvazenesini kaybetmiş halkın küfürlerinden yargı yoluyla bol bol para kazanıyor.
Siyaset, sanat, ekonomi, spor, iç ve dış politika, kültür, milli ve manevi değerler, din, mezhep meşrep aklınıza ne geliyorsa her gün her cepheden açılan savasa karşı mücadeleye zorlanıyor halk.
Kimliklere bölünmüş bu ülke adeta bir Babil kulesi.
Her konuda konuşmak, tepki vermek zorunda!
Asıl konuşması, yazması gerekenler ise toplumla müsavi hatta daha geride!
Çünkü düşünmeyi bırakın kanaatini söylemek bile bulunduğu makam ve mevki izin verdiği ölçüde!
Bir ülkeyi esir almak istiyorsanız orayı Babil kulesine çevirirsiniz!
Halk bilgi ve uzmanlık alanı olmadığı her konuda savunmaya geçer, akademi ve aydınlar ise sadece kanaat bildirir!
Oysa her konuda mütemadiyen savunma yapmak ve fikir belirtmek düşünceyi öldürür!
Babil kulesinde düşünme yoktur, anlama yoktur, kimse kimsenin dilinden anlamaz, saldırır, bağırır, küfreder, hakaretleri iade eder, çırpınır, sinirleri harab olur, toplum her zerresine kadar kutuplaşır!
Susmak belki de bu çağda yapılması gerekli en değerli eylem hatta ibadet.
Çünkü insan susunca duyar her şeyi…
Daha önce fark etmediği bir çok şeyi susunca duyar.
İnsan susunca önce duymaya, düşünmeye ve anlamaya başlar.
Susma orucundan sonra konuşmamış mıydı İsa?
Herkesin konuştuğu yerde biter düşünce ve sustuğu yerde başlar tefekkür.
Mübarek Anadolu konuşanlardan çok susanların, susmuşların yurdu.
Turkuaz çinilerle bezeli Sultan mahfillerinde murakabeye dalmışların yurdu…
Sözden önce sükût vardı!
Önce sükût olmasaydı nasıl duyardı Rabbini ruhlar? Hangi sözü verirdi misakta?
Bazen susmalı ve durmalı dostlar.
Daima durmakta olanı düşünmeli.
Gönle dalmalı yani…
Gönülde yanan ışıkla görmeli…
Gönül gözü dedikleri şey nedir erenler daha iyi bilir ama bana göre Tanrı ateşinin yandığı yer deniliyor Türkçe’de oraya…
Susmadan, durmadan, düşünmeden ve anlamadan varılmıyor oraya…
Yaklaştım mı?
Bilmiyorum…
Saliha MALHUN
