Baktım ekinlerin çoğu biçilmiş.
Bizim içinde ekin geçen türkülerimiz var.
“Ekinler ekiliyor” meselâ.
“Ekin ektim çöllere de,
Yoldurmadım ellere.” demiş bir türküde.
Sonrası da var;
“On beşinde yâr sevdim de,
Sevdirmedim ellere.”
“Ekin ekilen yere,
Sapı bükülen yere.” Ne olurmuş?
“Can kurban canım kurban,
Kekil dökülen yere”
Bir Kerkük türküsü de şöyle;
“Dağlara serptim ekin,
Aldırdım elimdekin.
Ne gavur ne müslüman,
Olmasın menim tekin”
Dedem Yemen’e gitmiş, iki sene İngilizlere esir düşmüş. Yanında yine bizim köyden Abdullah Dede varmış. Bulundukları kampta esirlere çuvallara kum doldurtur, doldurdukları çuvalı yine sırtlarında taşıtırlarmış. Çuvalın ucunu deler yükünü hafifletirmiş Abdullah dede. Herhalde ekin zamanı olmalı ki şöyle demiş; “Çömez Ali, hinçi kövde gızla ekin piçmiş, dinlenyodur. Çalcabaşı’nda acaba türkü söyleyolla mı?”
“Yüce dağ başına ekin ekilmez” demiş bir türküde ama bizim çöllere de ekin ektiğimiz zamanlar oldu.
Gahi iniş, gahi yokuş,
Hasretlerim ağuş ağuş,
Yemen’den mi gelir bu kuş?
Kanadında gözyaşı var.
Yunan gitmiş, emmimle Ali Dede dağlarda gezerken Yunanlıların bıraktıklarını bulmuşlar. Kurcalarken Ali Dede’nin elinde patlamış bir el bombası. Eli dirseğinden kopmuş. Eline üzüleceği yerde “hinci bana gızla da gelmez” diye konuşuyormuş.
Yunus Emre de diyor ya;
“Bu dünyada bir nesneye,
Yanar içim, göynür özüm.
Yiğit iken ölenlere,
Gök ekini biçmiş gibi.”
Huma Kuşu hep gökte uçarmış hiç yere inmezmiş ya. Dolayısıyla dalın kıymetini de bilmezmiş. Türküde öyle diyor. Bir başka kıtada da şöyle diyor türküde,
“Çift sürüp ekin ekmeyen,
Meydana sofra dökmeyen,
Arının kahrın çekmeyen,
Ne bilir balın kıymatın”
Bodrum’lular erken biçermiş ekini. Herhalde mevsimden olsa gerek.
Dolu başak da baş indirirmiş.
Merhamet nefsi yendirir,
Ehli kâmil güvendirir,
Dolu ekin baş indirir,
Olmalı vakur dediler.
Türkülü, başakları dolu ekinlerimizi zamanında biçelim inşallah.
Mehmet Ali KALKAN
