Kavak ağacının ömrü kısa. On- on beş yılda kesilecek duruma geliyor. Yoksa içi boşalıyor, bir işe yaramıyor ya da yıkılıyor.
Odun olarak da kullanılmıyor. Mobilya işine zaten yaramıyor. Ancak meyve sandığı falan oluyordu, şimdi onlar da plastikten.
Kavak ile meşeyi karşılaştıracaktım. Meşe çok daha iyi falan diyecektim ama kavak da kontrplak, kağıt, taşıma sandığı gibi işlerde kullanılıyormuş.
Türkülerimizde de kullanılmış kavak. Yine dolgu malzemesi ama olsun.
“Kavak kavaktan uzundur,
Dibinde bir tiyek üzümdür” demiş ama diyeceği bir sonraki mısrada “Yâr benim iki de gözümdür.”
“Değirmenin oluğu,
Kavaktandır kavaktan” Oluk kavaktan olur mu bilemedim. Son iki mısra da şöyle;
“Gelinlerin duvağı,
İpektendir ipekten.”
Kavağın yetiştiği yerlerde su olmalı, yoksa işi zor. Beslenme kaynağı olmadan olmaz. “Susuz derelerde kavak biter mi?” demiş türküde. Bitmez efendim. “Dere boyu kavaklar” olursa “Açtı yeşil yapraklar” dersin sonra.
“İzmir’in kavakları,
Dökülür yaprakları.
Bize de derler Çakıcı,
Yıkarız konakları” türküsü var bizde. Atalarımız cesur olması için bebeği kırk gün kurt postunda yatırırlarmış. Çakıcı konakları yıkıyor ama inşallah yıkacağı gönül konağı değildir.
“Eğdim kavak dalını,
Döktüm yapraklarını,
Nazlı yâre ayırdım,
Gönül konaklarını.”
“Gönül öyle bir şehirdir ki Hak ne yarattıysa o şehre sığar” demiş Hacı Bektaş Veli.
Uzun kavak engine doğru gidiyor ama kız soruyor annesine “Anne beni verecek misin dengime” diye. İnşallah istediği olmuştur.
Bir türküde de söyle denmiş;
“Bu kavak meşe kavak,
Dalların döşe kavak,
Yâr dibinde uyumuş,
Sen binler yaşa kavak.”
Yârinin gölgesinde uyuması bile yetmiş sevdiğine. Demek ki kavak işe yarıyor. Yarıyor ama bir meşe ağacının otuz cm. çapa ulaşması için doksan sene geçmesi gerekiyormuş. Büyük bir meşe ağacının dibinde uyusaydı keşke.
Şecer, Arapça ağaç anlamına geliyormuş. Soy, nesil anlamına gelen “şecere”nin kökeni buradanmış.
Geçenlerde Yunus Emre Hz. türbesinin oradan gelirken yalnız ve büyük gölgeli bir ağaç görmüştüm. Yanında da yalağı uzun bir çeşme vardı. O ağacın gölgesi daha güzeldi bence.
“Gölgesinde otur amma
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara
Toprak senden incinmesin.” diyordu Abdurrahim Karakoç Ağabey.
Şehitlerimize, bu toprakları vatan yapanlara, atalarımıza, Abdurrahim Karakoç Ağabey’e, geçmişlerimize Allah rahmet eylesin.
