Göze geliriz bazen, göz değer hayallerimize. Yorgunluk taşıyan, yorgunluk tanıyan yokuşlara döneriz.
Dallar uzanır uzaklara. Neden mi? Ya bir kuşa yer açacaktır, ya bir sincaba, ya bir yaprağa, ya da bir meyveye kol olacaktır. Biz daha ötelere gitsin diyedir budadığımız. Şehirde çöpler taşınır uzaklara , dallarda hâyâl.
Azerbaycan’dan gelir tellerin ucunda bir türkü;
Gözlerin aldı meni,
Kemende saldı meni,
Amandır ha goymayın,
Yâr gözden saldı meni.
Senin ala gözlerin,
Canım ala gözlerin,
Gorharam bir den ölem,
Yada gala gözlerin.
Matemin gölgesi düşermiş hayata bazen. İnsan yalnızlığından uzaklaşamazmış. Ne kadar da kalabalık olurmuş bazen yalnızlıklar.
Muhlis Akarsu söyler;
“Garip gözü yaşlı olur,
Dört mevsimi kışlı olur,
Gider gelir suçlu olur,
Sen miydin benim garibim.”
Mağaranın gecesi de gündüzü de aynıymış, geceye yürürmüş hep. Uykusu da gelmezmiş o yüzden.
Kara bir tren gelir gider bir yerden bir yere,
“Gözüm yolda, gönlüm darda,
Ya kendin gel ya da haber yolla..”
Aşık Hüseyin’i alırlar eğlenmeye götürür Kadirli’nin zenginleri. Sahnede bir Acem Kızı türkü söyler. Mekânın sahibinden izin isterler “bir türkü de bizim Aşık Hüseyin söylesin” diye. Alır sazını, söyler “şano”da türkü okuyan Acem’den gelme kıza, hikayesini Halil Atılgan Ağabey yazmıştı;
Burada da ‘göz’ geçiyor da ondan koydum.
Çırpınıp da şanoya da çıkınca,
Eğlen şanoda da kal Acem Kızı.
Uğrun uğrun kaş altından bakınca,
Can telef ediyon bil Acem Kızı.
Gözlerin olmuştur zemzem dolabı,
Kaşın eder Beyrut ile Halep’i,
Kıvrılmış saçların sırma kelebi,
Gün vurdukça parlar tel Acem Kızı.
Seni gören Aşık neylesin canı,
Yumdukça gözünden döker mercanı,
Burnu fındık ağzı kahve fincanı,
Şeker mi şerbet mi dil Acem Kızı.
Seni gördüm yüreciğim sızılar,
Ak gerdanda dizim dizim gaziler,
Çark elinden çıkma gibi pazılar,
Altın burma takmış kol Acem Kızı.
Canım kurban olsun ikrar güdene,
Belin ince boyun benzer fidana,
Ateşine yanmış Tarsus Adana,
Nasıl zil vuruyor el Acem Kızı.
Kuş tüyünden olsun senin tüneğin,
Avrupa’dan gelsin cansız bineğin,
Berber aynasından duru yanağın,
Akar yanağından bal Acem Kızı.
Şol ela gözlerin zemzem dolabı,
Kaşın eder Beyrut ile Halep’i,
Kıvrışmış saçların sırma kelebi,
Gün vurdukça parlar tel Acem Kızı.
Aşık Hüsey’nim böyle naz’molur,
Çok sallanma tenhalarda göz olur,
Mısır haznesini versem az olur,
Sen de kıymetini bil Acem Kızı.
Buna bir kıta da Neşet Ertaş ilave eder daha sonra;
“Amerika kurban çatık kaşına,
Avrupa Belçika düşmüş peşine,
İngiliz Fransız köle döşüne,
Bir de Alman kurban bil Acem Kızı.”
Ne güneş saklanır ne de gece bitermiş. Yoluna aşık bir yolcu olmak gerekmiş.
Dilaver Cebeci Ağabey’e rahmetler dileyerek bir şiirini okuyalım. Dilaver Ağabey de “gözlerim” demiş, belki de gözlediğine demiş, kim bilir?
Gözlerim
Başımı kaldırıp baksam göklere,
Düşer hayretlere donar gözlerim.
Yoğun mavilikte bir kapı arar,
Ürperir kendine döner gözlerim.
Eşitsizlik üzre bir garip ahenk,
Ne izler ne sesler birbirine denk,
Bir beyaz huzmede saklı yedi renk,
Bakamaz sızılar yanar gözlerim.
Nazar etsem bir örümcek ağına,
Aklım uçar gider vahiy çağına,
Şehidin kanına gül yaprağına,
Baktıkça vurulur kanar gözlerim.
Şairim semaya dalma bu kadar,
Sonsuzluk ardında nice sonsuz var,
Bir yaz gecesinde kalınca naçar,
Gider rüyalara siner gözlerim.
Bir derin ummana girmek üzere,
Eşyanın sırrına ermek üzere,
Başka âlemleri görmek üzere,
Gün gelir kapanır söner gözlerim.
Dilaver Cebeci
