Son Halife Abdülmecit Efendi – Fazlı Köksal

Tam boy görmek için tıklayın.

“Düşüncede batılı, ruhça doğulu tam bir İstanbullu”: Son Halife Abdülmecit Efendi

Vahdeddin’in 17 Kasım günü bir İngiliz gemisiyle İstanbul’dan firar edince hilafet makamı boşaldı. Bunun üzerine Şeriyye Vekili Vehbi Efendi TBMM’de Müslümanlara yeni bir halife seçilmesi ve ona biat edilmesi gerektiğini dile getirdi…

TBMM üyeleri hanedan mensuplarından Abdülmecit Efendi’ye gerek milli mücadeleye bakışı gerekse bilgi ve kültürü nedeniyle sempati duyuyorlardı…

Abdülmecit Efendi; Fransızca, Almanca, İngilizce, Farsça, Arapça, beş lisan bilen çok iyi yetişmiş bir hanedan üyesiydi. Ressamdı. Türk resim sanatının öncülerinden Osman Hamdi Bey’in öğrencisiydi.

Saray ressamı Zonaro’dan ders aldı. Onunla arkadaşlık yaptı. İlkemizdeki ilk Ressamlar Cemiyeti’nin başkanıydı. İstanbul’da resim atölyeleri açtırdı, yetenekli gençlere yurtdışında resim eğitimi almaları için burs veriyordu. Tiyatro’ya meraklıydı. Piyano, keman, viyolonsel ve klavsen çalardı. Konçertolar, prelüdler besteledi. Özetle sanatın her çeşidiyle ilgilendi. İyi bir okuyucuydu. Dolmabahçe Sarayı’nda, 10 bin 867 kitaptan oluşan muhteşem kütüphanesi vardı. Yurtdışında yayınlanan dergilere aboneydi. Sporcuydu, at binerdi, eskrim yapardı, güreş tutardı. 1919 yılında bir kadın dergisine verdiği röportajda; kadınların da erkekler gibi eğitim alarak, kadınların meslek sahibi olmaları gerektiği, kadınların sanat alanındaki çabalarının desteklenmesi görüşünü savunmuştu.

Abdülmecid Efendi Millî Mücadele’yi her zaman takdir etmiş, bunu Avrupa’nın önde gelenleriyle ve yabancı gazetecilerle yaptığı mülakatlarla her zaman söylemiş ve Millî Mücadele’ye karşı tavır almamıştı. Hatta yaverine Ankara’ya iletmek üzere; “kendisinin eğer bir çağrı gelirse Anadolu’ya geçebileceğini” söyleyen bir mesaj ama bu girişiminden haberdar olan enişteleri Şerif ve Halit Beylerin sert tepki göstermesi üzerine bu mesajı gönderememişti. Vahdeddin’in kuşkulanması üzerine de 38 gün Yıldız Sarayı’nda hapsedilmişti.

Halkın ve askerin padişahı “Baba” ve “Halife” olarak görmesi TBMM Hükümetini isyanlarda çok zor durumda bırakıyordu. Bu durumda hanedandan birinin Ankara’ya getirilmesi, Milli Mücadele’ye önemli bir katkıda bulunabilirdi. Bunun için de Abdülmecid Efendi düşünülmüştü. Bu konu gerçekleşseydi “Padişah ve halife İstanbul’da esirdir. Lakin veliahdı kaçırıp yolladı. Padişaha vekillik ediyor” denecekti. Böylece isyan gailesinden kurtulunacaktı. Fakat Abdülmecid Efendi Anadolu’ya geçmek yerine bu sorumluluktan kurtulmak için durumu İngilizlere ihbar ettirmişti. İşgal güçleri diğer taraftan merkez kumandanı Emin Paşa’ya emir vererek Abdülmecid Efendi’nin Beşiktaş’taki sarayını abluka ettirtmişlerdi. Türk ordusu İzmir’e girdikten sonra ise Abdülmecid Efendi, geleceğini, fakat bunu İngilizlerin duyduğunu, sonrasında da gelemediğini söylemiş, İnebolu yoluyla oğlu Ömer Faruk’u yollamış ise de Ömer Faruk Efendi de Ankara tarafından kabul edilmemiştir.

Özetle Abdülmecit Efendi Milli Mücadele yanlısı bir düşünce içerisinde olmakla birlikte aktif olarak bu mücadeleye katılmakta tereddüt yaşamıştır. Abdülmecid Efendi veliaht iken meclise yazdığı mektupta TBMM’yi doğrudan tanıyan bir dil kullanmış, kazanılan siyasal başarılardan bahsetmiş, “milli meclisimiz” demişti.

Mustafa Kemal Paşa TBMM’nin İstanbul’daki temsilcisi Refet Bey’e gönderdiği bir telgrafta; “halifeliğe getirilecek Abdülmecid Efendi’nin eğilimleri, ruhsal durumu gibi konularda bilgi toplayıp kendilerine bilgi vermesini” istemişti…

Mecliste yapılan oturumlarda Abdülmecid Efendi’nin halife seçilmesi yönünde değerlendirmelerde bulunulmuştu. Nihayet yapılan seçim sonucunda Abdülmecid Efendi 162 oyun 148’ini alarak hilafet makamına seçilmişti. Meclis halifeye biat ve halifeyi kutlamak üzere Kırşehir milletvekili Hoca Müfid Efendi başkanlığında bir heyet oluşturdu. TBMM’nin tebrikleri iletildi. Batı basınında da yeni halife Abdülmecid Efendi’nin, edebiyat ve güzel sanatlara olan ilgisine dikkat çekilerek, halifenin müziğe ve resme ilgisinden yaptığı kıymetli resimlerden ve bu resimlerin Paris’in resim galerilerinde sergilendiği yolunda yazılar yer alıyordu…

Abdülmecit Efendi Topkapı Sarayı’nın kutsal emanetler dairesinde halifeliği devralırken, tarihte ilk kez Arapça yerine Türkçe dua edildi. Halife olarak ilk cuma namazına Fatih Camisi’ne gitti, tarihte ilk kez Türkçe hutbe okundu. O hutbede, İslam aleminin artık “cehaletle savaşması gerektiği” anlatıldı.

Ancak hilafete Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Cumhuriyetin ileri gelenleri sıcak bakmıyordu. Osmanlı’da da hilafet etkin olmaması bu kuruma soğuk bakılmasının en önemli nedenlerinden birisiydi… Abdülmecid Efendi’nin bazı hareketleri de Ankara’da kuşku uyandırıyordu. Padişahlar gibi cüppe giyme hevesine düşmüş, gösterişli Cuma namazları törenlerine heves etmişti. İstanbul halkın halifeye ilgisini canlı tutmaya çalışıyordu.

Refet Bey(Bele)’in halifeye olan aşırı saygısı ile hediyeleşmesi, Rauf ve Kazım Karabekir’in halifeye nezaket ziyaretleri Ankara’yı tedirgin etmişti. Bunun yanında iki ünlü Hintli Müslümanın, Ağa Han ve Emir Ali’nin İsmet Paşa’ya halifenin daha etkin olması konusunda gönderdiği mektubun daha başvekile ulaşmadan İstanbul basınında yer alması, Ankara’yı iyice sinirlendirmişti. Böylece 1 Mart’ta yeni yasama yılının açılmasıyla beraber hanedana ve halifeye ayrılacak bütçe hususu ile başlayan görüşmeler sonunda 3 Mart 1924’te hilafet kaldırıldı. Halife Abdülmecit ve ailesi de hanedanın diğer mensuplarıyla birlikte yurt dışına sürüldü.

Halife Abdülmecit 1924 yılından vefat ettiği 23 Ağustos 1944 tarihine kadar Nice ve Paris’te yaşadı…

Abdülmecid Efendi’nin bu dönemde kitap okuyarak, şiir yazarak, hatıralarını kaleme alarak ya da besteler yaparak zamanını sanatla iç içe geçirmiştir. Yaşadığı villanın çatı katını stüdyo haline getiren Abdülmecid Efendi, resim çalışmalarına devam etmiştir. Abdülmecid Efendi, akşamüstleri piyano çalarak ayırmıştır. Genellikle alafranga tarzdan hoşlanan Abdülmecid Efendi hanımlarıyla ve kalfalarıyla da oda müziği icra etmiş, ya da sadece onları dinlemiştir. Yaz aylarında plaja giden Abdülmecid Efendi zaman zaman ressamlarla, şairlerle vakit geçirmiş bazen de deniz günlerinde sanat partilerine katılıp ahbaplık kurduğu sanatkarları villasında ağırlamıştır.

Avrupa basınının onun hakkında yaptığı “düşüncede batılı, ruhça doğulu tam bir İstanbullu” yorumu gerçeğin tam ifadesiydi…

[i] Em. Başmüfettiş

Yazar
Fazlı KÖKSAL

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen