Hayatı ve Mücadelesi ile Celal Bayar

Tam boy görmek için tıklayın.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 3. Cumhurbaşkanı Mahmut Celal Bayar 1883 yılında Bursa’nın Gemlik ilçesinin Umurbey köyünde doğdu. Babası Abdullah Fehmi Efendi köydeki rüştiyede müdürlük ve bir ara Gemlik’te müftülük yapmıştı. İlk ve ortaöğrenimini ailesinin oturduğu Bursa’da tamamladı. Bursa’da açılan Ziraat Bankası veznedarlığı sınavını kazandı. Bankada veznedar olarak çalışırken, Fransız papazlar yönetimindeki Collège Français de l’Assomption’da Fransızca kurslarına devam etti. İpekböcekçiliği eğitimi veren Darüllâlim-i Harir (İpek Meslek Okulu) kurslarını izledi. 1905 yılında Deutsche Orient Bank’ın imtihanını kazanarak, burada kısa zamanda imza sahibi oldu. 1903’te, İnegöl eşrafından Refet Bey’in kızı Reşide hanım ile evlendi. Bu evlilikten iki erkek bir kız çocuğu oldu.

İttihat ve Terakki’nin Cemiyeti Bursa şubesinin önce rehber muavini, sonra da rehberi oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin partiye dönüşünce, Bursa sorumlu katipliğine getirildi.

 Aynı görevle 1911’de İzmir’e gönderildi. İttihat ve Terakki’nin propaganda ve örgütlenme çalışmalarını yürüttü. “Halka Doğru” derneğini kurarak aynı adla bir dergi yayımlayan Celal Bey, bu dergide Turgut Alp müstear ismiyle yazılar yazdı. “Millî İktisat” politikasının uygulamaya geçirilmesi için çalıştı. İzmir Kız Lisesi’nin, Basmahane’de Şimendifer Meslek Okulu’nun açılmasına ön ayak oldu. Kooperatifçiliği yaygınlaştırmaya çalıştı. İzmir’de bir Millî Kütüphane kurdurdu.

Celal Bey, spor yapan Altaylı gençleri İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katmak için gösterdiği çabanın sonucunda 1914 yılının 16 Ocak tarihinde Altay Spor Kulübü kuruldu.

İttihat ve Terakki iktidardan uzaklaştırılıp, bu partinin yöneticilerine karşı soruşturma ve suçlamalar başlayınca, İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılandı ve aklandı.

İzmir Redd-i İlhak Cemiyeti ve İzmir Müdâfaa-i Hukuku Osmaniye Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı.  İtilafçı hükumetler tarafından tutuklanması için talimat verilince arkadaşı jandarma yüzbaşısı Sarı Edip Efe ile birlikte İzmir’den kaçıp dağlara çıktı. Galip Hoca takma adıyla, zeybek ve köy hocası kılığında köy köy dolaşarak işgale karşı propaganda yaptı. Yunan işgaline karşı Aydın’ın geri alınması mücadelesine katıldı. Denizli cephesinde Demirci Mehmet Efe’ye danışman oldu. Balıkesir Kongresi kararıyla Akhisar cephesi alay komutanlığına getirildi.

1920’de Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na Saruhan (Manisa) mebusu seçildi. Meclis’te Kuvâ-yi Milliye’yi öven ve Saray’ın Kurtuluş Savaşı konusundaki ilgisizliğini yeren konuşmalar yaptı. İstanbul işgal edilince (16 Mart 1920) gizlice Bursa’ya geçti. Ankara’ya geçmeyi planlarken isyancı Anzavur kuvvetleri Bursa’ya doğru harekete geçince, Mustafa Kemal Paşa Celal Bey’den bir süre daha Bursa’da kalarak buradaki Kuvâ-yi Milliye örgütlerine katkıda bulunmasını istedi. 8 Mayıs 1920’de Ankara’ya geçerek, TBMM’ye Bursa mebusu olarak katıldı. Meclis’te eski İttihatçılarla iş birliği yapmayarak Mustafa Kemal Paşa’nın yakın çevresine girdi. İktisat encümeni raportörlüğü yaptı. 1920’de bir ara iktisat vekilliğine vekâlet etti. Çerkez Ethem ile TBMM arasında arabuluculuk yapmakla görevlendirilen kurula üye seçildi, Ethem ile görüşmeler yaptı. Mustafa Kemal Paşa’nın direktifleriyle Yeşil Ordu Cemiyeti ve resmî Türkiye Komünist Fırkası’nın yöneticileri arasında yer aldı.

1921-1922 yılları arasında iktisat vekili olarak görev yaptı. 1922’de Lozan Konferansı’na müşavir olarak katıldı. 1923 seçimlerinde, TBMM’ye İzmir Milletvekili olarak girdi. Türk Kurtuluş Savaşı’nda göstermiş olduğu üstün hizmetler dolayısıyla Kırmızı-Yeşil şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edildi.

Cumhuriyet’in ilanından sonra, Mart 1924’te Mübadele, İmar ve İskân vekilliğine atandı. Temmuz 1924’te bu görevden istifa etti. Aynı yıl Mustafa Kemal tarafından yeni bir ulusal banka kurmakla görevlendirildi. 26 Ağustos 1924’te ulusal ekonomi politikasının temel taşlarından olan ve Türkiye’nin ekonomik yaşamında belirleyici bir rol oynayan Türkiye İş Bankası’nı kurdu ve 1932’ye kadar bu bankanın genel müdürlüğünü yaptı.

1932’de iktisat vekilliğine getirilen ve 1937’ye kadar bu görevde kalan Bayar, devletçiliğin de önde gelen uygulayıcılarından oldu. Ama “İş Bankası Çevresi”nin baş temsilcisi olarak, daha katı bir devletçilikten yana olan İsmet Paşa çevresiyle tam olarak anlaşamadı. Bayar’ın devletçilik anlayışı, devletçiliği bir sistem olarak değil, ulusal kapitalist bir ekonominin yaratılmasında etkin bir yöntem olarak görmede odaklaşıyordu. Bayar’ın iktisat vekilliği döneminin ayırıcı özelliği, devletin ekonomiye düzenleyici müdahalelerinin artmasının yanı sıra, bizzat devlet eliyle sanayileşme girişiminin büyük boyutlara ulaşmasıydı. Bu amaçla 1. Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlandı. Sanayileşmenin yürütülmesi ve finansmanıyla görevli Sümerbank, Etibank gibi kuruluşlar oluşturuldu. Birçok alanda devlet tekeli getirildi. Sanayileşmeyi desteklemek amacıyla dış ilişkilerde korumacı bir siyaset izlendi, iç ticaret hadleri tarım aleyhine bozuldu. Birçok alanda millileştirmeye gidildi. Aşarın kaldırıldığı, toprak dağıtımına gidildiği, Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun çıkarıldığı, demiryolu yapımının hızlandırıldığı ve T.C. Merkez Bankası’nın kurulduğu bu dönemde, ekonomi politikasının bir numaralı belirleyicisi oldu.

İsmet İnönü, bazı konularda Atatürk’le anlaşmazlığa düşerek başbakanlıktan istifa edince, 1 Kasım 1937’de Bayar bu göreve getirildi. Ama yeni hükûmet genel politikada köklü bir dönüşüm gerçekleştiremedi. Hükumetin bileşiminde de önemli bir değişiklik yapılmadı, ekonomi politikası değiştirilmedi. Bayar hükûmeti döneminde devletçi yaklaşımı sürdüren Denizbank Kanunu çıkarıldı, birkaç devletleştirme yapıldıysa da bu alanda önemli bir girişim olmadı. Atatürk’ün ölümünden (10 Kasım 1938) sonra cumhurbaşkanı seçilen İnönü’nün yeniden başbakanlığa atadığı Bayar’ın bu görevi kısa sürdü, Ocak 1939’da istifa ederek başbakanlıktan ayrıldı.

  1. Dünya Savaşı yıllarında Celal Bayar’ın siyasi etkinliği sınırlı kaldı, yeniden milletvekili seçildiyse de önemli bir göreve getirilmedi. 1943’ten sonra hükümete karşı ılımlı muhalif bir tutum takındı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yönetimine karşı muhalefet, 1945 yılı Bütçe Kanunu’nun oylanması sırasında su yüzüne çıktı; 29 Mayıs 1945 günü, Şükrü Saraçoğlu Hükümetinin 1945 yılının yedi aylık bütçesi için yapılan oylamada Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan ve Emin Sazak’la birlikte bütçeye red oyu verdi, ardından, aynı gün içinde yapılan güven oylamasında hükumete güvensizlik oyu verenler arasında yer aldı. Parti içi muhalefet 7 Haziran 1945’te Bayar, Menderes, Koraltan ve Köprülü’nün CHP Meclis Grubu başkanlığına “Dörtlü Takrir” diye bilinen “Parti tüzüğü ve bazı kanunlarda tadilat” isteyen bir önerge vermesiyle iyice belirginleşti. Ülkede ve partide siyasal liberalleşme isteyen bu önerge, CHP grubunda, imza sahiplerinin dışındaki üyelerce reddedildi. Beraber dörtli takriri verdikleri Köprülü, Menderes Koraltan CHP’den ihraç edilince Eylül 1945’te milletvekilliğinden, Aralık 1945’te de CHP’den istifa etti. 7 Ocak 1946’da bu üç arkadaşıyla birlikte Demokrat Parti’yi (DP) kurdu ve partinin genel başkanlığına seçildi.

Tek parti dönemindeki baskıların ve  II. Dünya Savaşı yıllarındaki sıkıntıların halkta yarattığı hoşnutsuzluk yanında 2. Dünya Savaşı sonrasında dünyada esen demokratlaşma rüzgârından yararlanan Demokrat Parti; programına siyasal demokratikleşme, bürokrasinin gücünün kırılması, özel girişimin özendirilmesi gibi hususlara yer vermesi ile de kamuoyunun ilgi ve dikkatini çekti. DP “açık oy gizli tasnif” gibi ilginç bir yöntemle yapılan secimler sonucunda 1946 seçimlerinde 62 milletvekili çıkardı. Bayar da İstanbul’dan milletvekili seçildi. 1946-1950 yılları arasında, ana muhalefet partisi lideri olarak eski partisi CHP’ye karşı zaman zaman sertleşen bir muhalefet yürüttü. Ama CHP’ye karşı muhalefetin dozu konusunda, DP içindeki ılımlılar arasında yer aldı. Bayar ve arkadaşlarının muhalefetini yetersiz bulanlar DP’den ayrılarak Millet Partisi’ni kurdular.

1950 seçimlerinde oyların yüzde 53’ünü alan DP büyük bir seçim başarısı elde ederek tek başına iktidara gelince Celal Bayar, 22 Mayıs 1950’de cumhurbaşkanı seçildi ve DP genel başkanlığından çekildi. Türkiye’nin üçüncü cumhurbaşkanı olan Bayar, Cumhuriyet’in ilk sivil cumhurbaşkanıdır. 1954 ve 1957 seçimleri sonrasında yeniden cumhurbaşkanı seçilen Bayar 27 Mayıs 29 yıl boyunca cumhurbaşkanlığı makamında oturdu. DP iktidarı döneminde DP politikalarının belirlenmesinde Adnan Menderes’le birlikte birinci derecede söz sahibi oldu. Taşıdığı DP amblemli bastonda simgeleşen davranışlarıyla sürekli olarak DP’nin önderi olduğu görünümünü verdi. Seçimlerde etkin biçimde propaganda gezilerine katıldı. Bu nedenle muhalefet tarafından sık sık eleştirildi.

DP döneminde Batı blokuyla ilişkiler sıklaştırıldı, Türkiye Kore Savaşı’na ve NATO’ya katıldı. Bu temelde birçok dış gezi de yapan Bayar, 1954’te, ABD’ye resmî bir ziyarette bulunan ilk Türkiye Cumhurbaşkanı oldu. 1957 seçimleri öncesi, 20 Ekim 1957’de DP’nin İstanbul’daki mitingindeki konuşmasında “Türkiye’nin 30 yıl içinde bir “Küçük Amerika” olacağını” açıkladı. On yıllık DP iktidarı döneminde Türk toplumu derin dönüşümler yaşadı. Özel girişimi özendiren enflasyonist bir ekonomi politikası izlendi, ama devletin ekonomik ağırlığı azaltılmadı. Halkın siyasal katılımı arttı, siyasal üst kademenin yapısı değişti. Laiklik yönelimi terk edilmemekle birlikte, tek bir partinin katı laiklik politikasından vazgeçildi. 1950’lerin ikinci yarısında, ekonomik bunalımın da etkisiyle, DP gittikçe artan otoriter bir politika izledi, muhalefete karşı baskı uyguladı.

DP’nin artan baskısına karşı artan hoşnutsuzluktan yararlanan 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi DP iktidarını devirdi. Bayar, darbe sabahı Çankaya Köşkü’nde kendisini teslim almaya gelen subaylara karşı önce direnmeye çalıştı, sonra da ceketinin cebindeki tabancayı şakağına dayayarak intihar girişiminde bulundu. Ancak 77 yaşındaki Bayar’dan daha atik davranan askerler tabancayı elinden almayı başardılar. Bayar öbür DP yöneticileriyle birlikte tutuklandı, “vatana ihanet” ve “anayasayı ihlal” suçlamasıyla Yassıada’da, Yüksek Adalet Divanı’nda yargılandı. Yassıada’da tutuklu olduğu sırada, 25 Eylül 1960’ta, Düşükler Yassıada’da filmine tepki göstererek bel kemeriyle intihara teşebbüs etti ancak kurtarıldı.15 Eylül 1961’de idama mahkûm edildi. Hüküm verildiği zaman 78 yaşında olan Bayar’ın cezası Millî Birlik Komitesi tarafından yaşam boyu hapse çevrildi ve Yassıada’dan Kayseri Cezaevi’ne nakledildi. Sağlık nedeniyle serbest bırakıldığı 8 Kasım 1964’e kadar Kayseri Cezaevi’nde kaldı. 8 Temmuz 1966’da da hakkında verilen adli tıp raporuyla dönemin cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından, Anayasa’nın 97. maddesinde yazılı sebeplere dayanılarak affedildi.

Cezaları bağışlanan Bayar, 1961 Anayasası’na göre, eski cumhurbaşkanı olarak, Cumhuriyet Senatosu’nun doğal üyesi sayılıyordu. AP’li senato başkanı Tekin Arıburun’un, Senato’ya katılması yolundaki çağrısını, tabii üyeliği demokratik bulmadığını söyleyerek reddetti…

İstanbul Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Merkezi’nde 22 Ağustos 1986’da 103 yaşında vefat etti. Öldüğünde, dünyanın en yaşlı politikacısıydı. Cenazesi, 28 Ağustos 1986’da Ankara’da Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in de katılımıyla gerçekleşen devlet töreninden sonra doğum yeri olan Umurbey’de toprağa verildi.

[i] Emekli Başmüfettiş

Yazar
Fazlı KÖKSAL

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen