Fatmanur GÜLER
HİTÜ İslam Felsefesi Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi

ÖZET
Türk kültür ve düşünce tarihi araştırmalarında özgün bir yere sahip olan Emel Esin, çalışmalarını yalnızca tarihi olayların veya sanat eserlerinin incelenmesiyle sınırlamamış Türklerin dünya görüşünü, inanç sistemlerini ve düşünce biçimlerini anlamaya yönelik kapsamlı bir yaklaşım geliştirmiştir. Onun eserleri incelendiğinde, Türk düşünce tarihine yaptığı en önemli katkının, Türk kültürünü yalnızca siyasî ve askerî başarılar üzerinden değil, kendine özgü bir hikmet geleneği ve kozmolojik tasavvur çerçevesinde ele alması olduğu söylenebilir. Emel Esin, Türklerin tarih boyunca ortaya koydukları medeniyet ürünlerinin arkasında derin bir düşünce sistemi bulunduğunu göstermeye çalışmış ve böylece Türk düşünce tarihinin bağımsız bir araştırma alanı olarak değerlendirilmesine önemli katkılarda bulunmuştur.Esin’in çalışmalarının merkezinde yer alan temel fikirlerden biri, Türk kültürünün farklı medeniyetlerle etkileşim içinde gelişmiş olmakla birlikte kendi özüne sahip bir düşünce dünyası oluşturduğudur. Uzun yıllar boyunca Türk tarihine dair araştırmalarda göçler, savaşlar ve devletler ön plana çıkarılmış; buna karşılık Türklerin varlık, evren ve insan anlayışı yeterince incelenmemiştir. Emel Esin, özellikle Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan süreçte Türklerin geliştirdiği sembolleri, mitolojik unsurları, sanat eserlerini ve dinî tasavvurları analiz ederek bu eksikliği gidermeye çalışmıştır. Emel Esin’in Türk hikmeti üzerine yaptığı değerlendirmeler, onun düşünce tarihine yaptığı katkının merkezini oluşturur. Esin, Türk hikmetini yalnızca felsefi metinlerle sınırlı görmez; destanlarda, sanat eserlerinde, mimaride ve sembollerde de hikmetin izlerini arar. Bu yaklaşım, Türk düşüncesini yalnızca yazılı kaynaklar üzerinden değerlendiren geleneksel yöntemlerden ayrılır. Ona göre Türkler, evreni bir bütün olarak algılayan ve insanı bu bütünün anlamlı bir parçası olarak gören bir dünya görüşüne sahiptir. Gök, yer, ışık, ağaç, dağ ve su gibi semboller yalnızca doğa unsurları değil, aynı zamanda metafizik anlamlar taşıyan kavramlardır. Bu nedenle Türk kültüründeki sembolik dil, Türk hikmetinin en önemli taşıyıcılarından biri olarak değerlendirilmelidir. Esin’in dikkat çektiği bir diğer husus, Türk düşüncesinin sürekliliğidir. O, İslam öncesi Türk kültürü ile İslam sonrası Türk medeniyeti arasında kesin kopuşlar bulunduğu görüşüne karşı çıkar. Bunun yerine Türklerin yeni dinî ve kültürel çevrelere girerken eski düşünce unsurlarını dönüştürerek yaşattıklarını savunur. Bu yaklaşım sayesinde Türk düşünce tarihi, birbirinden kopuk dönemlerin toplamı olmaktan çıkar ve uzun süreklilikler üzerine kurulu bir gelişim süreci olarak okunabilir. Özellikle İslamiyet’in kabulünden sonra ortaya çıkan tasavvufî geleneklerde, mimarî sembolizmde ve sanat anlayışında eski Türk kozmolojisinin izlerini göstermeye çalışması, onun çalışmalarını özgün kılan yönlerden biridir. Emel Esin’in Türk düşünce tarihine yaptığı en önemli katkılardan biri de disiplinler arası araştırma yöntemidir. Tarih, sanat tarihi, dinler tarihi, antropoloji ve mitoloji gibi farklı alanları birlikte kullanarak Türk kültürünü bütüncül bir şekilde incelemiştir. Böylece düşünce tarihini yalnızca filozofların eserlerinden hareketle değil, kültürel üretimin tamamı üzerinden değerlendiren yeni bir perspektif geliştirmiştir.Bu nedenle biz de Türklerin İslam öncesi varlık-bilgi-değer anlayışının felsefi temellerini anlamaya yönelik yüksek lisans tezimize ön hazırlık olacak şekilde “Emel Esin’in Türk Kozmolojisi Eseri” adlı eserinin içerik analizini yapmayı hedefledik.
Anahtar Kelimeler: Türk Düşünce Tarihi, Emel Esin, Türk Kozmolojisi, Türk Mitolojisi, Sembolizm.
GİRİŞ
Türk düşünce tarihinin kökenlerini ve gelişim süreçlerini anlamaya yönelik çalışmalar, son yıllarda önemli bir ivme kazanmıştır. Uzun süre Türk tarihi araştırmalarında siyasi olaylar, devlet teşkilatı ve askerî başarılar ön planda tutulurken, Türklerin evren, insan ve varlık anlayışlarını konu edinen düşünsel ve kültürel unsurlar daha sınırlı bir ilgi görmüştür. Oysa bir toplumun medeniyet tasavvurunu anlayabilmek için onun yalnızca tarihsel ve siyasal tecrübelerini değil, aynı zamanda dünyayı anlamlandırma biçimini de incelemek gerekmektedir.
Türk kültür ve düşünce tarihi çalışmalarında önemli bir yere sahip olan Emel Esin, Türklerin İslam öncesi ve sonrası kültürel birikimleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışan araştırmacılar arasında öne çıkmaktadır. Esin, özellikle sanat tarihi, dinler tarihi, mitoloji ve kültür tarihi verilerini birlikte değerlendirerek Türklerin kozmolojik tasavvurlarını açıklamaya çalışmıştır. Onun Türk Kozmolojisine Giriş adlı eseri, Türklerin evren anlayışını, kozmolojik sembollerini ve dünya görüşlerini sistematik biçimde ele alan önemli çalışmalardan biridir. Bu çalışmanın amacı, Emel Esin’in Türk Kozmolojisine Giriş adlı eserini içerik analizi yöntemiyle inceleyerek yazarın Türk kozmolojisine ilişkin görüşlerini ortaya koymak ve bu görüşlerin Türk düşünce tarihi açısından taşıdığı önemi değerlendirmektir.
Bu doğrultuda çalışmada Esin’in Türk kozmolojisini açıklarken kullandığı temel kavramlar, semboller ve yorumlama biçimleri ele alınacaktır. Ayrıca Türklerin İslam öncesi dönemde geliştirdikleri varlık, bilgi ve değer anlayışlarının Esin tarafından nasıl yorumlandığı incelenecektir. Araştırmanın kapsamını Emel Esin’in Türk Kozmolojisine Giriş adlı eseri oluşturmaktadır. Çalışma, eserin içerdiği kozmolojik unsurların, sembollerin ve düşünsel temaların analiz edilmesiyle sınırlandırılmıştır.
Bununla birlikte gerekli görülen yerlerde Esin’in diğer eserlerine ve konuya ilişkin ilgili kaynaklara da başvurularak değerlendirmeler desteklenmiştir. Türk kozmolojisinin yalnızca mitolojik bir anlatı sistemi olmadığı, aynı zamanda Türklerin evreni ve insanı anlamlandırma biçimlerini yansıtan bir düşünce yapısı olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle çalışmada kozmolojik unsurlar, Türk düşünce tarihinin bir parçası olarak değerlendirilmiştir.
Emel Esin’in ortaya koyduğu yorumlar da bu perspektif çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem aracılığıyla eserde yer alan kavramlar, semboller ve temalar sistematik biçimde incelenmiş; yazarın temel tezleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen veriler yorumlanırken tarihsel ve kültürel bağlam dikkate alınmış, Türk düşünce tarihine ilişkin literatürde yer alan çalışmalarla karşılaştırmalı değerlendirmeler yapılmıştır. Literatür incelendiğinde Türk kozmolojisi üzerine yapılan çalışmaların büyük ölçüde mitoloji, dinler tarihi ve kültür tarihi ekseninde şekillendiği görülmektedir. Ancak Emel Esin’in çalışmaları, Türk kozmolojisini sanat tarihi, sembolizm ve düşünce tarihi perspektiflerinden birlikte ele alması bakımından özgün bir konuma sahiptir. Bu yönüyle onun eserlerinin yeniden değerlendirilmesi, Türk düşünce tarihinin anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.
Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Emel Esin’in hayatı, ilmî kişiliği ve eserleri ele alınacaktır. İkinci bölümde Türk Kozmolojisine Giriş adlı eserin içerdiği temel kavramlar, semboller ve kozmolojik unsurlar incelenecektir. Üçüncü bölümde ise eserde ortaya konulan görüşler Türk düşünce tarihi açısından değerlendirilerek genel sonuçlara ulaşılacaktır. Böylece Emel Esin’in Türk kozmolojisine ilişkin yaklaşımının Türk düşünce tarihi içindeki yeri ve önemi ortaya konulmaya çalışılacaktır.
1. HAYATI VE ESERLERİ
1.1. Hayatı
Emel Esin 1914 yılında İstanbul’da doğmuştur. Osmanlı’nın son dönemine ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına tanıklık eden bir çevrede yetişmesi, onun tarih ve kültür bilincinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Eğitim hayatı boyunca Doğu ve Batı kültürlerini birlikte inceleme fırsatı bulmuş; özellikle sanat tarihi ve Türk kültür tarihi alanlarına yönelmiştir. Yurt dışında da eğitim gören Emel Esin, Batılı akademik yöntemlerle Türk kültür mirasını değerlendirmeyi başarmış isimlerden biri olmuştur. Böylece “Türklük doğduğu mekânın içine hapsolmayıp insanlık tarihi boyunca tüm dünyaya yayılır”.[1]
Fransa ve İngiltere’de eğitim görmesine rağmen kendi kültürel köklerinden uzaklaşmamış, aksine Batı’da öğrendiği akademik yöntemleri Türk-İslâm kültürünü incelemek için kullanmıştır. Özellikle Kur’an-ı Kerim ve Divan-ı Hikmet’ten etkilendiğini söylemesi, onun manevî dünyasının çalışmalarına yön verdiğini göstermektedir.[2]
Araştırmalarının merkezinde “Türk kültürünün sürekliliği” düşüncesi yer alır. Ona göre Türkler yalnızca askerî ve siyasi başarılarıyla değil, aynı zamanda güçlü bir sembol dünyası, sanat anlayışı ve kozmolojik tasavvurla da büyük bir medeniyet kurmuşlardır. Bu nedenle Emel Esin, eski Türk inançları ile İslam sonrası Türk sanatı arasındaki bağlantıları incelemiştir. Özellikle Orta Asya’daki duvar resimleri, minyatürler, mimari süslemeler ve semboller üzerine yaptığı çalışmalar büyük önem taşır.
Emel Esin’in dikkat çekici yönlerinden biri de Türk sanatını yalnızca estetik bir alan olarak görmemesidir. O, sanat eserlerini aynı zamanda bir düşünce sisteminin, inanç yapısının ve dünya görüşünün yansıması olarak ele almıştır. Bu yaklaşım, onun eserlerini klasik sanat tarihi çalışmalarından ayırır. Türklerde gök tasavvuru, ışık sembolizmi, hükümdarlık anlayışı ve kozmolojik düzen gibi konuları sanat eserleri üzerinden yorumlamıştır.[3]
Özellikle Türk kozmolojisi üzerine yaptığı çalışmalar, sonraki araştırmacılar için önemli bir kaynak niteliği taşır. Türklerde evren anlayışının sanat ve devlet düşüncesiyle ilişkisini inceleyen Emel Esin, İslamiyet öncesi unsurların İslamî dönemde tamamen kaybolmadığını, dönüşerek yaşamaya devam ettiğini savunmuştur. Bu yönüyle onun çalışmaları, kültürel devamlılık fikrini merkeze alan özgün bir yaklaşım sunar.[4]
Başlıca eserleri arasında Türk Kozmolojisine Giriş, İslamiyet’ten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslam’a Giriş gibi çalışmalar yer alır. Aşağıda tam künyesini vereceğimiz bu eserlerde yalnızca etmiştir. Akademik dili zaman zaman yoğun olsa da, ortaya koyduğu perspektif Türk kültür tarihine dair derin bir bakış sağlar.
Emel Esin’in çalışmaları günümüzde özellikle Türk kültürü, sanat tarihi, mitoloji ve siyaset düşüncesi alanlarında araştırma yapan akademisyenler için hâlâ önemli bir başvuru kaynağıdır. O, Türk tarihine sadece olaylar ve savaşlar üzerinden değil; semboller, sanat eserleri ve düşünce dünyası üzerinden yaklaşılması gerektiğini göstermiştir. Bu nedenle Emel Esin, Türk kültür tarihçiliğinde özgün ve öncü bir isim olarak kabul edilir.
Emel Esin’in ailesi, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e geçiş sürecinde hem siyasal hem de entelektüel açıdan önemli bir konuma sahipti. Emel Esin’in düşünsel yönünün oluşmasında ailesinin tarihî ve kültürel birikiminin büyük etkisi olduğu kabul edilir.
Babası Ahmet Ferit Tek, Osmanlı’nın son döneminde yetişmiş önemli fikir ve siyaset adamlarından biridir. Türkçülük düşüncesinin erken temsilcileri arasında yer alan Ahmet Ferit Tek, aynı zamanda diplomatlık ve devlet görevlerinde bulunmuştur. II. Meşrutiyet dönemindeki fikir hareketlerinde etkili olmuş, özellikle milliyetçilik ve modernleşme tartışmalarında önemli bir rol oynamıştır. Cumhuriyet döneminde de büyükelçilik görevleri üstlenmiştir. Bu nedenle Emel Esin, küçük yaşlardan itibaren siyaset, tarih ve kültür meselelerinin konuşulduğu bir entelektüel çevrede yetişmiştir.[5]
Annesi Müfide Ferit Tek ise Türk edebiyatı ve kadın düşünce tarihinde dikkat çeken isimlerden biridir. Özellikle milliyetçi düşünceyi işleyen romanlarıyla tanınmıştır. Eserlerinde Türk kimliği, vatan fikri ve toplumsal dönüşüm konularını işlemiştir. Aynı zamanda Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde kadın aydın kimliğinin önemli temsilcilerinden biri sayılır. Bu yönüyle Emel Esin’in sanat ve kültüre olan ilgisinin aile ortamında şekillendiği söylenebilir.[6]
Ailesinin tarih açısından önem taşımasının temel sebeplerinden biri, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte ortaya çıkan yeni Türk kimliği ve kültür anlayışının oluşumunda etkili olmalarıdır. Ahmet Ferit Tek siyasal ve ideolojik alanda, Müfide Ferit Tek ise edebiyat ve kültür alanında bu dönüşümün aktörleri arasında yer almıştır. Emel Esin de bu mirası farklı bir alana taşıyarak Türk sanat tarihi ve kültür araştırmalarında önemli çalışmalar yapmıştır. Bu nedenle Emel Esin’in ailesi yalnızca bireysel başarılarıyla değil, Türk modernleşmesi, Türkçülük düşüncesi ve Cumhuriyet dönemi kültür hayatına yaptıkları katkılar bakımından da tarihî bir öneme sahiptir.
Emel Esin, Türk kültür tarihine yalnızca akademik çalışmalar yapan bir araştırmacı olarak değil, aynı zamanda medeniyet fikri üzerine düşünen bir entelektüel olarak katkıda bulunmuştur. Onun hayatı incelendiğinde, kişisel tecrübeleriyle ilmî çalışmalarının birbirini sürekli beslediği görülür. Özellikle çocukluk yıllarından itibaren içinde bulunduğu kültürel atmosfer, daha sonra geliştireceği Türk sanat ve medeniyet anlayışının temelini oluşturmuştur.
Babası Ahmet Ferit Tek’in Türkçülük fikri etrafında şekillenen siyasî ve fikrî çevresi ile annesi Müfide Ferit Tek’in edebî kimliği, Emel Esin’in erken yaşlardan itibaren kültür meselelerine ilgi duymasını sağlamıştır. Ancak onu farklı kılan yalnızca bu aile mirası değildir. Avrupa’da aldığı eğitim sayesinde Batı düşünce geleneğini ve sanat anlayışını yakından tanımış, buna rağmen kendi kültürel kimliğini korumayı başarmıştır. Böylece Doğu ile Batı arasında sıkışan değil, iki medeniyet arasında karşılaştırma yapabilen bir bakış açısı geliştirmiştir.[7]
Emel Esin’in düşünce dünyasında seyahatlerin özel bir yeri vardır. 1941 yılında, babasının Tokyo’daki büyükelçiliği sırasında sefâret başkâtibi olan, Plevne gazilerinden İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu Seyfullah Esin ile evlendi. Emel Esin bu defa da eşinin görevleri sebebiyle hayatını yine yurt dışında geçirmek zorunda kaldı.[8]
Diplomatik görevler sebebiyle bulunduğu farklı coğrafyalar ona yalnızca yeni şehirler değil, farklı medeniyetlerin hafızasını da göstermiştir. Özellikle Orta Asya yolculukları, onun için bir kültürel dönüşüm niteliği taşır. Türkistan şehirlerinde gördüğü mimarî eserler, eski Türk sanatının izleri ve İslâm medeniyetinin etkileri, onda Türk kültürünün sürekliliği fikrini güçlendirmiştir. Ona göre Türk kültürü yalnızca Anadolu ile sınırlı değildir; Orta Asya’dan başlayıp İslâm dünyasıyla birleşen geniş bir medeniyet alanının ürünüdür. Kore, Mançurya, Türkistan ve Azerbaycan üzerinden yaptığı yolculuklar sırasında Türk kültürünün tarihî izlerini doğrudan gözlemleme fırsatı bulmuştur. Bu durum, onu masa başında çalışan bir araştırmacıdan farklı kılar. Emel Esin, Türk sanatını ve kültürünü yalnızca metinlerden değil, bizzat mekânlardan, eserlerden ve tarihî çevrelerden okuyarak anlamaya çalışmıştır.
Bu anlayış, onun sanat tarihine yaklaşımında da belirgindir. Emel Esin, sanatı sadece estetik bir uğraş olarak görmez. Ona göre sanat, bir milletin dünya görüşünü ve hayat anlayışını yansıtan en güçlü aynadır. Türk sanatındaki semboller, motifler ve mimarî anlayış, Türklerin tarih boyunca taşıdığı ruhun izlerini barındırır. Bu yüzden çalışmalarında minyatürlerden mimariye, mezar taşlarından destanî figürlere kadar geniş bir alanı incelemiştir. Özellikle Türk sanatının “hamâsî” karakter taşıdığı düşüncesi, onun kültür yorumunun merkezindedir. Çünkü ona göre Türk sanatında hareket, güç ve maneviyat iç içedir. Onun ilmî yönünün en dikkat çekici taraflarından biri de disiplinler arası yaklaşımıdır. Sanat tarihi, mimari, mozaik, vitray, tarih ve dil çalışmalarını bir arada yürütmüştür. Özellikle Türk kültürünü anlamada sanatı merkez alması önemlidir. Çünkü dönemin birçok araştırmacısı tarih, dil veya sosyoloji üzerinden çalışmalar yaparken Emel Esin kültürün en görünür tezahürünün sanat olduğunu düşünmüştür. Bu yönüyle Türk kültür tarihi çalışmalarına özgün bir yöntem kazandırmıştır.[9]
Emel Esin’in önemli yönlerinden biri de İslamiyet’i Türk kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmesidir. Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra yalnızca din değiştirmediğini, aynı zamanda yeni bir medeniyet ruhu kazandığını düşünür. Bu nedenle çalışmalarında eski Türk kültürü ile İslami unsurlar arasında süreklilik kurmaya çalışmıştır. Hayatına ilki gençliğinden beri okuduğu Kur’an-ı Kerim ve Ahmet Yesevî‘nin Dîvân-ı Hikmet‘i olmak üzere iki kitabın çok tesir ettiğini bizzat ifade etmektedir.[10]
Bu bağlamda Emel Esin’in Türklerin cihanşümul bir sistem kurmalarına “Universalism” demesi ve Türk hikmetinin (Felsefesi/Metafiziği) temellerine işaret etmesi önemlidir. Esin, Antik Çağ’da Yunan filozoflarını etkileyen bilgelik atası Anaharsis; Orta Çağ’da Türkler’deFârâbîvardır, der. Onunla birlikte Yusuf Balasagunî, Mahmud Kâşgarî, Edîb Ahmed Yüknekî ve Hoca Ahmed Yesevî’nin Türklerin manevî ortamını oluşturduklarını belirtir. Bu düşünürlerin Türk hikmeti/felsefesinin halka ulaşmasındaki odak noktalar olduğunu, Arap-Fars manevî etkisini kırarak geleneksel Türk mâneviyatının canlandırılmasına vesile olduklarını söyler.[11]
1.2. ESERLERİ
Emel Esin’in eserleri şunlardır:
- Türkistan Seyahatnamesi.
- Meccathe Blessed Madinah the Radiant.
- İslâmiyetten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslâma Giriş.
- Antecedentsand Development of Buddhistand Manichean Turkish Art in Eastern Turkestan and Kansu.
- Turkish Miniature Painting.
- Aspects of Turkish Civilisation in Cyprus.
- Lebbeyk: Hac Hâtıraları.
- Turkish Art in Cyprus.
- Sadullah Paşa Yalısı.
- Türk Kozmolojisi
- Türk Kültür Tarihi İç-Asya’daki Erken Safhalar
Onun en önemli eserlerinden biri olan Türk Kozmolojisine Giriş, Emel Esin’in düşünce dünyasını anlamak açısından temel kaynaklardan biridir. Bu eser, eski Türklerin evren anlayışını, gök tasavvurunu ve kutsal kabul edilen sembollerini ayrıntılı biçimde ele alır. Emel Esin burada özellikle gök, güneş, ay, yıldız, hayat ağacı, dağ ve hayvan figürleri gibi unsurların Türk sanatındaki yansımalarını inceler. Eski Türklerde göğün kutsallığı ve hükümdarlık anlayışı arasındaki ilişkiyi açıklarken, sanat eserlerinde kullanılan renklerin ve motiflerin bile kozmolojik anlamlar taşıdığını ortaya koyar. Ona göre Türk sanatındaki semboller yalnızca süsleme amacı taşımaz; aynı zamanda metafizik ve dinî bir düşüncenin ifadesidir.Bu eserde ayrıca Şamanizm, Gök Tanrı inancı ve Budizm gibi inanç sistemlerinin Türk sanatına etkileri üzerinde de durulur. Emel Esin, Türklerin farklı dinlerle karşılaşmalarına rağmen eski sembolik dünyalarını bütünüyle terk etmediklerini savunur. Özellikle İslam sonrası Türk sanatında görülen bazı motiflerin kökenini Orta Asya’daki eski inanç sistemlerine bağlaması, onun çalışmalarını özgün kılan yönlerden biridir.[12]
Uyanık’ın ifadesiyle söyleyecek olursak, “Türk felsefesinin hikmetinin realist bir özelliğe sahip olmasının yanı sıra anlaşılabilir bir metafizik zeminde, sahici bir epistemolojik düzlemde ifade edildiği görülür. İyi kurgulanmış kozmik bir düzende kendinî gerçekleştirme imkânı bulduğu anlaşılır.”[13]
Emel Esin’in önemli çalışmalarından biri de İslamiyet’ten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslam’a Giriş adlı eseridir. Bu kitapta Türklerin İslamiyet öncesindeki sosyal yapıları, devlet anlayışları, dinî inançları ve kültürel hayatları incelenir. Emel Esin, burada Türklerin İslamiyet’i kabul sürecini yalnızca din değiştirme olayı olarak değerlendirmez; aksine bunu büyük bir kültürel dönüşüm ve sentez hareketi olarak yorumlar. Türklerin eski gelenekleri ile İslam medeniyeti arasında kurdukları bağ, eserin temel meselelerinden biridir.
Eserde özellikle Uygur kültürü, Göktürk mirası ve Orta Asya şehirleşmesi üzerinde durulur. Emel Esin, Türklerin göçebe bir toplum olarak tanımlanmasının eksik bir yaklaşım olduğunu savunur ve Orta Asya’daki şehir kültürünün gelişmişliğini örneklerle açıklar. Ona göre Türkler yalnızca savaşçı değil; aynı zamanda güçlü bir sanat, mimari ve düşünce geleneğine sahip bir millettir.[14]
Emel Esin’in sanat tarihi açısından önemli eserlerinden biri de Türk ikonografisi üzerine yaptığı çalışmalardır. Bu araştırmalarında Türk sanatındaki insan, hayvan ve tabiat figürlerini sembolik açıdan değerlendirir. Özellikle kartal, çift başlı kartal, kurt, at ve ejder figürleri üzerine yaptığı yorumlar dikkat çekicidir. Ona göre bu figürler yalnızca dekoratif değil; iktidar, koruyuculuk, göksel güç ve kutsallık gibi anlamlar taşır. Çift başlı kartal motifi üzerine yaptığı incelemelerde, bu sembolün Türk hakimiyet anlayışıyla ilişkisini ele alır. Selçuklu sanatında sıkça görülen bu motifin kökenlerini Orta Asya’ya kadar götürür ve sembolün devlet gücünü temsil ettiğini belirtir. Aynı şekilde kurt figürünü, Türklerin köken mitleri ve devlet anlayışıyla ilişkilendirir.[15]
Emel Esin’in minyatür sanatı üzerine yaptığı çalışmalar da oldukça önemlidir. Türk minyatürlerinin yalnızca estetik eserler olmadığını; dönemin düşünce dünyasını ve kültürel yapısını yansıtan belgeler olduğunu savunur. Özellikle Uygur resim sanatı ile Osmanlı minyatürleri arasındaki bağlantıları incelemesi, Türk sanatındaki tarihsel süreklilik fikrini güçlendirmiştir. Onun dikkat çeken çalışmalarından biri de Türk mimarisi ve süsleme sanatları üzerinedir. Kubbe, kemer, çini ve geometrik süslemelerin sembolik anlamlarını inceleyen Emel Esin, İslam sanatındaki soyut anlayışın Türk estetik düşüncesiyle birleştiğini savunur. Özellikle Selçuklu mimarisindeki taş süslemeler ve geometrik motiflerin kozmolojik anlamlar taşıdığına dikkat çeker.
Emel Esin ayrıca Budist Türk sanatı üzerine de çalışmalar yapmıştır. Özellikle Uygur dönemine ait duvar resimleri ve el yazmaları üzerine yaptığı incelemelerde, Türklerin Budist sanatını nasıl özgünleştirdiğini açıklamıştır. Bu yönüyle onun çalışmaları yalnızca İslam sanatıyla sınırlı kalmamış; Türk kültürünün farklı dönemlerini bütünlüklü biçimde ele almıştır.[16]
Onun eserlerinde metodolojik açıdan dikkat çeken önemli bir unsur da disiplinlerarası yaklaşımıdır. Emel Esin; sanat tarihi, arkeoloji, dinler tarihi, filoloji, mitoloji ve tarih disiplinlerini birlikte kullanmıştır. Çin kaynaklarından İslam tarihçilerine, destanlardan mimari yapılara kadar çok geniş bir malzemeyi karşılaştırmalı biçimde değerlendirmiştir. Bu nedenle onun çalışmaları, yalnızca sanat tarihçileri için değil; Türk kültürü üzerine çalışan bütün araştırmacılar için temel kaynak niteliği taşır.
Emel Esin’in eserlerinde sürekli tekrar eden temel düşünce, Türk kültüründe “süreklilik” fikridir. Ona göre Türkler farklı coğrafyalara yayılmış, farklı dinleri benimsemiş ve çeşitli medeniyetlerle etkileşime girmiş olsalar da özlerinde taşıdıkları sembolik ve kültürel dünyayı korumayı başarmışlardır. Bu nedenle Anadolu’daki pek çok sanat unsurunun kökeni Orta Asya’ya kadar uzanır.[17]
Emel Esin’in Türkistan gezisinden hareketle yazdığı Türkistan Seyahatnamesi eseri bir gezi kitabı değil; aynı zamanda Türk tarihinin, kültürünün ve medeniyet hafızasının izlerini süren bilimsel ve kültürel bir inceleme niteliği taşır. Emel Esin, Türkistan coğrafyasını gezerken gördüğü şehirleri, mimari eserleri, türbeleri, eski yerleşimleri ve sanat unsurlarını tarihî bir perspektifle değerlendirir. Böylece eser, sıradan bir seyahat anlatısından çok daha geniş bir anlam kazanır. Kitapta Türkistan, yalnızca bir coğrafî alan olarak değil; Türk milletinin tarih boyunca şekillenen kültürel ve manevi merkezi olarak ele alınır. Emel Esin’e göre Türkistan, Türklerin devlet anlayışının, sanatının, inanç sistemlerinin ve düşünce dünyasının doğduğu temel medeniyet havzasıdır. Bu nedenle eserde Semerkant, Buhara, Taşkent, Kaşgar ve Yesi gibi şehirler yalnızca tarihi mekanlar olarak değil; Türk-İslam medeniyetinin hafızasını taşıyan merkezler olarak anlatılır.
Eserde en dikkat çekici yönlerden biri, Emel Esin’in tarihî yapıları sembolik ve kültürel açıdan yorumlamasıdır. Özellikle türbeler, camiler, medreseler ve eski şehir kalıntıları üzerinden Türk sanatındaki süreklilik fikrini göstermeye çalışır. Orta Asya sanatına dair genel bilgiler sunmaktan hariç Türkistan sanatının hızla yayıldığını, Selçuklu ve Osmanlı’yı dahi etkilediğini ifade etmiştir.[18] Bu nedenle Türkistan’daki mimari eserler, Anadolu’daki Türk sanatının köklerini anlamak açısından büyük önem taşır.
Emel Esin’in gözünde Türkistan, yalnızca geçmişte kalmış bir medeniyet alanı değil; Türk kimliğinin tarihsel köklerini anlamayı sağlayan canlı bir mirastır. Türkistan Seyahatnamesi, Türkistan coğrafyasını tarih, sanat, kültür ve medeniyet açısından değerlendiren önemli bir eserdir. Emel Esin bu kitapta, Türkistan’ın yalnızca geçmişin bir hatırası olmadığını; Türk kültürünün köklerini taşıyan büyük bir medeniyet merkezi olduğunu göstermeye çalışır. Eser, Türk dünyasının ortak hafızasını anlamak isteyenler için değerli bir kaynak olmasının yanında, okuyucuya Türkistan’ın tarihî ve manevi atmosferini de hissettiren önemli bir kültür yolculuğu niteliği taşımaktadır.
2.1.Türk Kozmolojisine Giriş Adlı Eserin İçerik Analizi
Emel Esin’in Türk Kozmolojisi adlı eseri, eski Türklerin evren tasavvurunu, gök ve yer anlayışını, dinî sembollerini ve mitolojik düşünce dünyasını inceleyen önemli çalışmalardan biridir. Eserin tam adı Türk Kozmolojisi: İlk Devir Üzerine Araştırmalar olup ilk kez 1979 yılında Edebiyat Fakültesi Matbaası tarafından yayımlanmıştır.
Bu eser, yalnızca mitolojik hikâyeleri anlatan bir kitap değildir; aynı zamanda eski Türk düşüncesinin felsefî ve dinî arka planını çözümlemeye çalışan akademik bir incelemedir. Emel Esin, Çin kaynakları, Orhun Yazıtları, Uygur metinleri, Budist ve Maniheist belgeler, eski Türk sanat eserleri ve ikonografik veriler üzerinden Türklerin evren anlayışını yorumlar.[19]
Emel Esin’in Türk Kozmolojisi adlı eseri, yalnızca eski Türklerin mitolojik dünyasını anlatan bir çalışma değil; Türk kültürünün düşünsel temelini çözümlemeye çalışan disiplinlerarası bir incelemedir. Eser, tarih, dinler tarihi, sanat tarihi, ikonografi, antropoloji ve kültür tarihi gibi farklı alanları bir araya getirerek Türklerin evren tasavvurunu yeniden kurmaya çalışır. Bu yönüyle kitap, Türkiye’de Türk mitolojisi ve kozmoloji alanında yazılmış en özgün akademik çalışmalardan biri kabul edilir.
Emel Esin’e göre eski Türklerde evren; gök, yer ve yeraltı olmak üzere katmanlı bir yapıdan oluşur. İnsan ile tabiat arasında kutsal bir bağ vardır ve devlet düzeni de bu kozmik düzenin yeryüzündeki yansıması olarak görülür. Hakanın “kut” sahibi olması, yani yönetme yetkisinin gökten geldiğine inanılması da bu anlayışın bir parçasıdır.
Kut, ilk bakışta hükümdara verilen ilahi bir yetki gibi görünse de, aslında bundan çok daha derin bir anlam taşır. O, yalnızca yönetme hakkı değil; aynı zamanda evrensel düzenin yeryüzünde sürdürülmesinin bir işaretidir. Gök Tanrı’nın evrene bahşettiği düzen, hükümdar aracılığıyla toplumsal hayata yansır. İktidarla ilişkisi bağlamında “kut” Kutadgu Bilig adlı eserde Aytoldı üzerinden açıklanır. Kut’un geçici ve dönek bir mizacı olduğu tasviriyle, yönetim ve iktidarın vazgeçilmezi olarak görülmesinden kaynaklanan karşıt algılar buna sebep olmuştur. Bu nedenle kut, bir iktidar ayrıcalığından ziyade bir denge sorumluluğu olarak anlaşılmalıdır.[20]
Emel Esin’in Türk kozmolojisine dair analizleri, bu ilişkinin sembolik boyutunu anlamamıza yardımcı olur. Özellikle üç katmanlı evren tasavvuru, kut kavramının arka planını aydınlatır. Gök, mutlak düzenin ve kutsallığın alanıdır; yeryüzü bu düzenin gerçekleştiği sahnedir. Hükümdar ise bu iki alan arasında bir aracı, bir denge unsuru olarak konumlanır. Kut, tam da bu aracılığın metafizik ifadesidir. Bu bağlamda hükümdar, yalnızca bir siyasi figür değil; aynı zamanda kozmik düzenin temsilcisidir. Onun adaleti sağlaması, aslında evrenin düzenine uygun hareket etmesi anlamına gelir. Eğer hükümdar zulmederse, bu yalnızca toplumsal bir bozulma değil; aynı zamanda kozmik düzenin ihlali olarak görülür. Bu yüzden kutun kaybı, sadece bir iktidar değişimi değil, daha derin bir anlamda düzenin yeniden kurulmasıdır.
Kitabın en dikkat çekici bölümlerinden biri yön ve renk ilişkileridir. Emel Esin, Türklerde renklerin yalnızca estetik unsur olmadığını; kozmolojik anlam taşıdığını belirtir. Örneğin: Mavi gök/doğu,beyaz batı,siyah kuzey kırmızı rengi ise güney olarak belirlenmiştir.Bu renk-yön ilişkisi devlet teşkilatında,çadır düzeninde, bayraklarda, askeri yapılanmada, sanat eserlerinde karşımıza çıkar.Esin’e göre Türk sanatındaki geometrik düzenin arkasında da bu kozmolojik sistem bulunur.
Türk mitolojisinde sıkça karşılaşılan hayat ağacı sembolü de bu bütünlüğü yansıtır. Gök ile yer arasında yükselen bu ağaç, varlığın sürekliliğini ve katmanlar arasındaki bağı temsil eder. Kut anlayışı, bu ağacın siyasal düzlemdeki karşılığı gibidir: nasıl ki hayat ağacı evrenin ekseniyse, hükümdar da toplumsal düzenin eksenidir. Ancak bu eksen sabit değil, sürekli korunması gereken bir dengedir. Bazen bir düşünceyi anlamak için kitaplara değil, bir ağacın altına oturmak yeterlidir. Kökleri toprağın derinliklerine inerken dalları göğe uzanan bir ağaç… İşte Emel Esin’in anlattığı Türk kozmolojisi bana hep böyle bir görüntü hatırlatır. Çünkü bu kozmolojide evren, parçalanmış bir yapı değil; yukarıdan aşağıya, görünenden görünmeyene doğru uzanan tek bir varlığın farklı hâlleri gibidir. Hayat ağacı bu yüzden önemlidir. O ağaç, sadece bir bitki değildir; bir bağdır. Kökleri yeraltına uzanırken, dalları göğe değiyorsa, bu bir rastlantı değildir. Bu, varlığın parçalanmadığını, aksine her düzeyde birbirine bağlı olduğunu anlatır.
Emel Esin’in hayat ağacı sembolizmine örnek olarak ağaç ana hikayesini örnek verebiliriz. Eski Türklerin, etrafında yaşadığı Kara-Korum adlı bir dağ vardı. Bu dağdan Selenge ve Tola adlı iki nehir akardı. Bu iki nehrin arasında çok büyük ve tenha bir ağaç vardı. Bir gün bu ağacın üzerine gökten kutsal bir ışık indi. Bunu gören halk burada bir şeyler olur diye ağacı gözetmeye başladılar. Işık peyda olduktan sonra ağacın gövdesinde gebe bir kadında olduğu gibi şişkinlik yaranmaya başladı. Işık her gün ağacın üzerine iner ve ağaç da her geçen gün daha da şişkinleşirdi. Nihayet, dokuz ay on günden sonra ağacın karnı yarıldı ve gövdesinden beş çocuk çıktı. Bir başka varyanta göre ağaçtan bir kapı açıldı; içeride beş çadır, her bir çadırda da bir çocuk vardı. Çocukların: – Bizim ana babamız kim, sorusuna halk: – Sizlerin ana babası bu dağ ile bu ağaçtır, cevabını verdi. Bu çocuklardan en küçüğünün adı Bögü/Buka Han idi. Sonradan o, Uygurların en bilgili hükümdarı oldu ve cihan devleti kurmak için mücadeleye başladı. Mitin başka bir varyantına göre Tanrıoğlu, hangi sebeptense bir ağacın altına bırakılır ve ağaç onun büyümesini sağlar. Bu Tanrıoğlunun adı Buka idi. Bazı bilgilere göre Buka Tekin Esege-Malan’ın torunu veya oğludur.[21]
Emel Esin’in Türk Kozmolojisi adlı eserinde hayvan sembolizmi, eski Türk düşüncesinin en önemli unsurlarından biri olarak ele alınır. Esin’e göre hayvan figürleri yalnızca estetik süsleme ya da folklorik motif değildir; bunlar Türklerin evren anlayışını, kutsal düzen fikrini ve siyasi meşruiyet düşüncesini taşıyan sembolik yapılardır. Bu nedenle Türk sanatında ve mitolojisinde görülen hayvanlar, kozmolojik düzenin yeryüzündeki yansımaları olarak değerlendirilir.
Eski Türk düşüncesinde insan ile tabiat arasında keskin bir ayrım bulunmaz. Doğa canlı, ruh taşıyan ve kutsal bir yapı olarak görülür. Hayvanlar da bu kutsal düzenin parçasıdır. Emel Esin, Orta Asya bozkır kültüründe hayvanların yalnızca ekonomik yaşamın unsuru değil, aynı zamanda metafizik anlam taşıyan varlıklar olduğunu belirtir. Bu yüzden Türk sanatındaki hayvan figürleri çoğu zaman güç, koruyuculuk, göksel bağlantı, hükümdarlık veya ruhsal rehberlik gibi anlamlar taşır.
Kitapta en önemli sembollerden biri kurttur. Bozkurt figürü, Türk kültüründe soyun devamı ve yol göstericilik anlamına gelir. Ergenekon ve türeyiş destanlarında kurdun bir rehber olarak ortaya çıkması tesadüf değildir. Emel Esin’e göre kurt, yalnızca bir efsane kahramanı değil; Türklerin kendilerini kozmik bir soy düzeni içinde görmelerinin sembolüdür. Kurt aynı zamanda bağımsızlık ve hareket fikrini temsil eder. Bozkır hayatının sertliği içinde kurt, dayanıklılığın ve özgürlüğün işaretidir. Bu nedenle hükümdarlık anlayışıyla da ilişkilendirilmiştir.
Kartal figürü ise gökle bağlantılı bir semboldür. Kartalın yükseklerde uçması, onun göğe ve ilahi alana en yakın varlıklardan biri olarak görülmesine yol açmıştır. Emel Esin, özellikle çift başlı kartal motifinin yalnızca dekoratif bir unsur olmadığını vurgular. Bu sembol, evrenin iki yönünü kontrol eden kozmik hâkimiyet fikrini temsil eder. Selçuklu sanatında da görülen çift başlı kartalın köklerini eski Türk kozmolojisine bağlar. Kartal aynı zamanda hükümdarın kudretini ve göksel meşruiyetini simgeler. Hakanın gökten kut alması düşüncesiyle kartal sembolü arasında güçlü bir ilişki kurulur.
Geyik motifi kitapta daha mistik bir anlam taşır. Türk destanlarında ve şamanik anlatılarda geyik çoğu zaman yol gösterici bir varlık olarak ortaya çıkar. Emel Esin’e göre geyik, ruhsal yolculuğun ve kutsal rehberliğin sembolüdür. Özellikle avcıyı bilinmeyen bir yere götüren geyik anlatıları, insanın dünyevi olandan kutsal olana yönelişini temsil eder. Geyiğin zarif ve ulaşılması zor yapısı, onu ruhani dünyanın işareti hâline getirir. Bu nedenle geyik figürü yalnızca av hayvanı olarak değil, kutsal bir varlık olarak değerlendirilmiştir.
Ejder figürü de eserde dikkat çekici biçimde incelenir. Türk kültüründe ejder çoğu zaman Çin etkisiyle açıklansa da Emel Esin, Türklerin bu sembolü kendi kozmolojik anlayışlarına göre yeniden yorumladığını belirtir. Özellikle bulut ve su motifleriyle birlikte kullanılması, onun doğa güçlerini temsil ettiğini gösterir. Bazı Türk devlet armalarında ve mimari süslemelerde ejderin kullanılması, bu figürün koruyucu bir anlam taşıdığını düşündürür.
At ise eski Türk yaşamının merkezindeki hayvandır. Ancak Emel Esin’e göre at yalnızca savaş ve göç aracı değildir. At, insan ile gök arasında bağlantı kuran kutsal bir varlık olarak düşünülmüştür. Şamanın ruhsal yolculuklarında ata benzer imgeler görülmesi bu anlayışla ilişkilidir. Ayrıca ölen hükümdarlarla birlikte atların gömülmesi, atın öteki dünyaya geçişte rehber kabul edildiğini gösterir.
Kitapta kuş figürleri de önemli bir yere sahiptir. Özellikle doğan ve şahin gibi avcı kuşlar hakimiyet, keskin görüş, göksel güç sembolü olarak yorumlanır. Bu kuşların hükümdarlık alametleri arasında yer alması, onların siyasi otoriteyle ilişkilendirildiğini gösterir.
2.2. Emel Esin’in Türk Kozmolojisi Adlı Eserinde Şamanizm Meselesi
Türkistan’da “Eski Türk Dinî”nin esaslarını yani Kök/Tek/Gök Tanrı tasavvurunu (Tengrizm) anlaya bilmek için Türk töresi ve geleneklerinin bilinmesi gerekir. Türkistan’da Soğd kültürü, Zerdüştlük (Mecusilik)12ve bunu reform ettiğini iddia eden Mazdekizm, Budizm, (bu ikisi ve İsevi gelenekten etkilenerek oluşturulan) Maniheizm ve Şamanizm öğretilerinin etkileri araştırılmalıdır. Şamanizmin “Atalar Kültü, Tabiat tasavvuru ve Kök-Tek Tanrı” inancına ilaveler katılarak varlığını Türkler arasında sürdüren bir “gelenek” olarak değerlendirilebildiği de belirtilmektedir.[22] Nitekim bu Emel Esin’in Türk Kozmolojisi adlı eserinde şamanizm meselesi, eski Türk dinî hayatını açıklayan temel unsurlardan biri olarak ele alınsa da o, bu kavrama oldukça temkinli yaklaşır. Ona göre Türklerin inanç sistemi yalnızca “şamanizm” kavramıyla açıklanamayacak kadar geniş, karmaşık ve özgün bir yapıya sahiptir. Bu nedenle eser, Türk din tarihini sadece şaman ritüelleri üzerinden yorumlayan yaklaşımlara karşı önemli bir eleştiri niteliği taşır. Emel Esin’in temel iddiası, Batılı araştırmacıların uzun süre eski Türk inançlarını bütünüyle “şamanizm” adı altında toplamasının indirgemeci bir yaklaşım olduğudur. Çünkü bu bakış açısı, Türklerin kozmolojik düşüncesini, devlet anlayışını, gök merkezli kutsallık fikrini ve metafizik sistemini yeterince açıklayamaz. Esin’e göre eski Türk dini yalnızca büyüsel ayinlerden ya da ruh çağırma pratiklerinden ibaret değildir; aksine evrenin düzenine dayanan kapsamlı bir kutsallık anlayışına sahiptir.
Kitapta şaman figürü tamamen reddedilmez. Ancak şamanın toplum içindeki işlevi ile bütün inanç sisteminin özü birbirinden ayrılır. Şaman ruhlarla iletişim kuran, hastalıkları iyileştiren, ayin yöneten, kutsal yolculuk gerçekleştiren bir dinî aracı olarak değerlendirilir. Fakat Emel Esin’e göre Türklerin asıl merkezî inancı Gök Tanrı düşüncesidir. Bu nedenle Türk dini, yalnızca şaman merkezli değil; göksel düzen merkezli bir yapı taşır.
Emel Esin ayrıca Türk şamanizminin başka kültürlerle etkileşimini de inceler. Özellikle Budizm, Maniheizm, İran dinleri, Çin kozmolojisi Türk inanç sistemi üzerinde etkiler bırakmıştır. Ancak Esin’e göre Türkler bu etkileri doğrudan taklit etmemiş, kendi kozmolojik yapıları içinde yeniden yorumlamıştır. Bu nedenle Uygur dönemi sanatında görülen ışık, güneş ve kozmik düzen imgeleri hem şamanik hem Budist unsurların birleşimi olarak değerlendirilir.
Eserde şamanizm ile sanat arasındaki bağ da önemli yer tutar. Kaya resimleri, hayvan mücadele sahneleri, göksel semboller ve dairesel kompozisyonlar şamanik dünya görüşünün sanat üzerindeki etkileri olarak yorumlanır. Özellikle merkez fikri ve göğe yükselme düşüncesi, Türk sanatındaki simetrik düzenin arkasındaki metafizik yapı olarak değerlendirilir.
Emel Esin’in yaklaşımının en dikkat çekici yönü, şamanizmi “ilkel büyü sistemi” şeklinde gören anlayışa karşı çıkmasıdır. Ona göre Türklerin inanç sistemi son derece gelişmiş sembolik ve metafizik bir yapıya sahiptir. Şamanizm bu yapının bir parçasıdır; fakat tamamı değildir. Eski Türk dini kozmoloji devlet fikri, kutsal düzen, gök merkezli metafizik, doğa ile uyum gibi daha geniş unsurlar üzerine kuruludur. Nitekim Uyanık’a göre de Şamanizm’in sihre yönelik tutumlara dair bir öğreti olarak incelenmesinin ve Gökalp’in bahsettiği “Eski Türk Dinî” yani Toyonizm ile Şamanizm’i özdeşleştirmenin tutarlı değildir. İlaveten o, Şamanizm’in Budizm’e yakın olup olmadığı da araştırılması gerektiğini vurgular.[23]
2.3. Emel Esin’in Sembolik Okumasına Örnek: Er Sogotoh Elley’in Evlenmesi
Bu bilgilere ek olarak kısa bir hikaye ile bir kadın düşünür olarak Emel Esin’in sembollerine örnek okuma yapalım. İslam öncesi Türklerdeki kadın anlayışını göstermesi açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.
Er SogotohElley ihtiyar babasını atla beraber gömdükten sonra, diğerini de soyarak ölü aşı yaptı. Daha sonra da nehrin aşağısına doğru yüzmeye başladı. Nehir ise gittikçe genişlemeye başladı. Sonra da o, toplanmış otları gördüğünde, yakınlarda insan meskeni olduğunu anladı. Az sonra iki konik yapılı sade çadır göründü. Er Sogotoh, çadıra girmedi, bekledi ki oradan birisi dışarı çıksın. Nihayet çadırdan yaşlı bir kadın çıktı. Eller, o zamanın adeti üzere sol dizi üste çökerek sol elini yanağına dayanak ederek üç defa onun önünde eğildi.
Ev sahibine Omogoy Bay denirdi, ihtiyar kadın onun karısı idi. Onların iki kızları vardı. Kızlardan biri güzel yüzlü, diğeri de deli idi. Rivayet edirler ki, eski zamanlarda Omogoy Bay adında bir adam vardı. Ona kadar Yakut toprağında Tunguzlar yaşıyordu. Omogoy Bay şimdiki Yakutsk şehrinin yukarısında Lena nehrinin sahilinde Oy Bes adlı bir yerde kendine mesken salmıştı. Onun ailesi ihtiyar karıdan ve iki kızından oluşmaktaydı. Oğlu yoktu. Kızlardan biri onun kendi kızı, diğeri ise götürüp büyüttükleri kız idi. Omogoy’un kendi kızı gündüzleri hündür[24] ahşap oturacağın üzerinde oturur, geceleri de çadırın içinde yatardı. Büyüttükleri kız ise hayvanlara bakar, ev işlerini görür, yemek hazırlardı. Omogoy’un at sürüleri ve sığırları vardı. Hatta onun Tunguzlardan olan işçileri de vardı. Anlatılanlara göre Lena nehriyle kuş tüyü ve ağaç parçaları gelmeye başladı. İşçiler bunu görünce, durumdan Omogoy’u haberdar ettiler.
Omogoy Bay şöyle dedi: – Gidin öğrenin; nehrin yukarısında yerleşen ve benim topraklarımda av eden kimdir? Kim ona buralarda av etmeye izin vermiştir? Onu yakalayarak yanıma getirin. İşçilerden yedi adam nehrin yukarısına doğru gittiler. On verstlik[25]mesafede onlar, ocağın yanında uzanmış bir adamla karşılaştılar. Belli oldu ki o, avladığı ördeklerin tüyünü yolarak nehre atar, ocak yakmak için kestiği ağaçların da parçalarını suya döker. Bununla da o, bu yerlerde yaşayanların dikkatini çekmeyi düşünüyordu. Onun yanında balta, yay ve palma ağacından hazırlanmış oklar vardı.
Omogoy Bay’ın adamları onu alıp sahiplerinin yanına getirdiler. Omogoy bu tanımadığı adama bakarak çok sevindi ve dedi: – Onun kolları adeleli, boynu da kalındır. O benim en güçlü işçim olacak. Hiç kimsenin tanımadığı bu adam, onun yanında yaşamaya başladı. Onun adı Er Sogotoh Elley Bootur idi.
Elley onların evinde üç yıl yaşadı. Omogoy Bay’ın karısı Er Sogotoh, Elley’i tarif etmeden duramıyordu. Bu durum Omogoy Bay’a hoş gelmedi. Bir gün o, karısına şöyle dedi: Görünüyor ki ben artık ihtiyarladığımdan, sen bu gençle aşk yaşıyorsun. Bu yüzden de onu çok övüyorsun.
İhtiyar kadın kocasına şöyle cevap verdi: – Sen farkında değilsin, onun sesini duyduğun anda titriyorsun. Elley’in sesi yıldırım gürültüsü mü ki ben ondan korkayım, diyerek Omogoy itiraz etti.Ancak ihtiyar kadın devam ederek şöyle dedi: Bakalım ben haklı mıyım, yoksa haksız mı?
Sabah erkenden Elley bağırarak hayvanları otlağa götürdüğünde sen çadırın içinde elbiseni serip üzerinde oturuyor olacaksın. Ben de senin eline içi içecekle dolu ahşap bir kase vereceğim. Yaşlı adam razı geldi. Ancak Elley’in sesini duyduğu gibi o, elindeki kaseyi üzerine döktü.
Başka bir rivayete göre Omogoy Bay, kasenin içindekileri üzerine dağıttıktan sonra karısının haklı olduğunu bildirdi ve Er Sogotoh hakkında, o gerçekten de Tanrı’nın himayesinde olup İyehsit’in gözetimi altındadır, dedi.
İhtiyar kadın: – Bak şimdi sen kendin gördün, ben mi yalan konuşuyorum, kendime maşuk mu arıyorum, yoksa sen ihtiyar yaşında aklını mı kaybettin? dedi.
Kocası: – Evet, sen haklısın. Onu benim yanıma getir, ben onun dış görüntüsüne iyice bakacağım, cevabını verdi.
Er SogotohElley’i davet ettiler. O, çadıra girip oturdu, nereden geldiğini, kim olduğunu anlattı. Omogoy ona, ahşap kasede kımız verilmesini söyledi. Elley, kımıza daha dokunamadan Omogoy , bastonunu kaptı ve onun kafasını yarmak için bir darbe indirdi. Elley ani hareketle kenara sıçradı ve sordu:
– İhtiyar, bu ne demek? Omogoy onu sakinleştirerek dedi: – Ben bunu şaka olsun diye yaptım. Dinle beni. Biz yaşlandık, öldükten sonra ocağımızı yakacak kimsemiz yok. Benim kızımla evlen ve bütün malımın mülkümün varisi ol.
Elley bu teklife şöyle yanıt verdi:- Ben teklifinizi kabul ederim, ancak bir şartla. Bana, deli kızınızla evlenmek için izin verin. Bu teklifi duyan Omogoy çok sinirlendi, kızına çeyiz olarak bir kuyruksuz sığırla bir kuyruksuz at vererek onların her ikisini evden kovdu.
Yakutların anlattığına göre Elley, Omogoy Bay’ın benim kızlarımdan birisi ile evlen teklifini kabul etti ve kızları yakından izlemeye başladı. Baktı ki Omogoy’un kendi kızı küçük bayıra çıkarken hasta hasta gidiyor. Ancak diğer kız, o kadar hızlı gidiyor ki sidiği köpükleniyor. Elley, babasının vasiyetini hatırladı ve bu alametleri görüp Omogoy’un büyüttüğü kızla evlendi.
Omogoy Bay’ın kendi kızı dertten aklını kaybetti ve çok geçmeden öldü. Omogoy, Elley’in bu seçiminden memnun kalmadı ve kızının ölümünden onu sorumlu tuttu. Onun, Er Sogotoh Elley’i lanetlemesi de bu yüzdendir.
Er Sogotoh evlendikten sonra Omogoy’un yazlığının öteki tarafına yerleşti. Burada o, masa, sandalye, çeşitli ahşap aletler, kase, piyale yaptı. İlk defa olarak tütsünün çıkması için baca yaptı. Daha sonra demirci küresi, örs, balyoz, balta ve çeşitli demir aletler yaptı. Elley aynı zamanda çömlek eşyalar yapmayı öğrendi.
Zamanla Omogoy’un bütün hayvanları, yavaş yavaş onun otlağında toplandılar. İhtiyar kadın, damadının yaşamına bakarak seviniyordu, ancak Omogoy sinirlenirdi ve Er Sogotoh’u eşkıya diye adlandırırdı.
Bir gün Omogoy Bay bastonuna yaslanarak Elley’in yanına geldi ve: Sen eşkıyasın, benim sevimli kızımla evlenmedin, kendine layık olan eşkıya kızla evlendin. Benim kızım kederden sararıp soldu. Bu yüzden de ben seni lanetliyorum. Benim sözlerim kılıçtan keskin, oktan hızlı olsun.
Kızımı incinmiş ve ezilmiş ruhu senin vücuduna ve kanına yerleşsin, soyunu kıyamete kadar intihara sürüklesin, diye beddua etti.
O zamandan sonra bin yıllar geçse de Yakutların arasında suda boğularak ölenler oldu. Daha sonra Er Sogotoh Elley Bootur, ısıah merasimini geçirerek büyük şölen verdi. En üst gökte alnında kartal olan Yüryüng Ayıı-Toyon var. Daha sonra atların artımından sorumlu, Yakutların ecdadı Uordaah Cesegey-Toyon var.
Sonra ev hayvanlarını koruyan Ayıısıt Hotun var. Şölende Elley, kımız dolu kaseyi kaldırarak bu tanrısal ruhlara, kendi hayvan sürüsünü artırmaları için yalvardı. O zaman, yakından üç beyaz kuş öterek uçup gitti. Denildiğine göre Omogoy ilk defa üç büyük beyaz kuşu görünce bu tanrısal ruhların varlığına inandı ve korkudan titremeye, esim esim esmeye başladı, gözleri yerinden çıkacakmış gibi büyüdü, kendinden geçerek yere düştü. O zamanlarda, insanlar arasında Tanrı’nın ve ruhların varlığını hatırlamak, ondan hayır duası almak için ısıah merasimi düzenlemek geleneği yaygındı. Aradan uzun yıllar geçti. Er Sogotoh Elley’in dokuz oğlu, dokuz da kızı oldu.[26]
Emel Esin’in değerlendirmeleri açısından Er Sogotoh Elley anlatısı, yalnızca bir kahramanlık hikâyesi değil, Türk kozmolojisinin ve Türk hikmet geleneğinin izlerini taşıyan sembolik bir metindir. Esin’e göre Türk kültüründe mitolojik anlatılar, toplumların evren tasavvurunu, kutsal anlayışını ve insan idealini yansıtan önemli kaynaklardır. Bu bağlamda Elley, sıradan bir insan olmaktan ziyade topluma düzen getiren, teknik bilgi kazandıran ve yeni bir yaşam biçimi kuran kültür kahramanı olarak ortaya çıkmaktadır. Onun demircilik, zanaatkârlık ve toplumsal kurumlar geliştirmesi, Türk düşüncesinde bilginin, emeğin ve üretimin medeniyet kurucu bir değer taşıdığını göstermektedir. Anlatıda yer alan göksel varlıklar, bereket ritüelleri ve Isıah töreni ise Emel Esin’in Türk kozmolojisinde vurguladığı gök merkezli evren anlayışının yansımalarıdır. İnsan, tabiat ve kutsal âlem arasında kurulan uyum, Türk kozmolojik düşüncesinin temel özelliklerinden biridir. Elley’nin tanrısal koruma altında gösterilmesi ve toplumsal refahın göksel güçlerle ilişkilendirilmesi, kozmik düzen ile toplumsal düzen arasındaki sıkı bağı ortaya koymaktadır. Bu anlatıda dikkat çeken bir diğer unsur ise kadın tasavvurudur. Metinde kadın yalnızca aile içinde pasif bir unsur olarak değil, soyun devamını sağlayan, bereketi temsil eden ve geleceği şekillendiren bir figür olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özellikle Elley’nin evleneceği kadını seçerken gösterilen işaretler, eski Türk kültüründe kadının üretkenlik, dayanıklılık ve yaşam gücü ile ilişkilendirildiğini göstermektedir. Ayrıca Yakut inanç sisteminde önemli bir yere sahip olan Ayıısıt Hotun gibi koruyucu dişil ruhların varlığı, kadınlığın yalnızca biyolojik bir olgu olarak değil, kutsallık ve bereketle bağlantılı bir ilke olarak düşünüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu durum, Emel Esin’in Türk kozmolojisinde sıkça işaret ettiği üzere, eski Türk düşüncesinde kadın unsurunun kozmik düzenin tamamlayıcı ve kurucu bir parçası olarak algılandığını göstermektedir. Dolayısıyla Er Sogotoh Elley anlatısı, Emel Esin’in yorumları doğrultusunda değerlendirildiğinde yalnızca bir köken destanı değil; Türklerin evren anlayışını, toplumsal düzen tasavvurunu, kültür kahramanı idealini ve kadın-bereket ilişkisine dayalı kozmolojik düşüncelerini yansıtan önemli bir kültürel metin olarak okunabilir. Bu yönüyle anlatı, Türk düşünce tarihinin temel kavramlarını mitolojik bir dil aracılığıyla günümüze taşıyan değerli kaynaklardan biridir.
SONUÇ
Emel Esin, Türk kültür ve medeniyet tarihini yalnızca siyasî olaylar veya kronolojik gelişmeler üzerinden değil, semboller, mitolojik unsurlar, sanat eserleri ve kozmolojik tasavvurlar üzerinden okuyarak Türk düşünce tarihine özgün bir metodolojik katkı sunmuştur. Onun çalışmaları, Türklerin İslamiyet öncesi ve sonrası dönemlerini birbirinden kopuk süreçler olarak değil, kültürel süreklilik içinde değerlendiren bütüncül bir yaklaşımın ürünüdür.
Bu yönüyle Esin, Türk kültür tarihinin derin yapılarında yer alan sembolik ve metafizik unsurları görünür kılmıştır. Özellikle Türk Kozmolojisi adlı eserinde ortaya koyduğu analizler, eski Türklerin evren anlayışının yalnızca mitolojik anlatılardan ibaret olmadığını; devlet, toplum, sanat ve inanç sistemlerini şekillendiren kapsamlı bir dünya görüşüne dayandığını göstermektedir. Gök, yer ve yeraltı ekseninde kurulan kozmik düzen; kut anlayışı, hayat ağacı sembolizmi ve hayvan motifleri aracılığıyla hem siyasî meşruiyetin hem de kültürel kimliğin temel unsurları hâline gelmiştir. Esin’in değerlendirmeleri, Türk düşüncesinde insan, tabiat ve kutsal arasındaki ilişkinin ne derece güçlü ve sistematik olduğunu ortaya koymaktadır.
Bunun yanında Emel Esin, eski Türk inançlarını yalnızca şamanizm kavramı üzerinden açıklayan indirgemeci yaklaşımları eleştirerek Türk dinî düşüncesinin daha geniş bir metafizik ve kozmolojik zemine sahip olduğunu savunmuştur. Bu yaklaşım, Türk kültürünün farklı din ve medeniyetlerle kurduğu ilişkileri daha sağlıklı değerlendirmeye imkân tanımaktadır. Böylece Esin, Türk kültür tarihini durağan bir geçmiş anlatısı olmaktan çıkarıp süreklilik, dönüşüm ve yeniden yorumlama ekseninde ele alan bir perspektif geliştirmiştir.
Sonuç olarak Emel Esin’in çalışmaları, Türk kültürünün tarihsel derinliğini, sembolik zenginliğini ve medeniyet kurucu niteliğini anlamak açısından günümüzde de önemini korumaktadır. Onun ortaya koyduğu disiplinler arası yöntem, Türk kozmolojisi ve kültür tarihi araştırmaları için güçlü bir teorik zemin oluşturmakta; Türk düşüncesinin evren, insan ve düzen tasavvurunu anlamaya yönelik çalışmalara rehberlik etmeye devam etmektedir. Bu nedenle Emel Esin, yalnızca bir sanat tarihçisi değil, Türk medeniyetinin düşünsel temellerini açıklamaya çalışan öncü bir kültür tarihçisi ve mütefekkir olarak değerlendirilmelidir.
KAYNAKÇA
Akyol, Aygün. Kutadgu Bilig’de Ahlak ve Siyaset. Ankara: Araştırma Yayınları, 2017.
Bayat, Fuzuli. Kadim Türklerin Mitolojik Hikayeleri. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2.Basım,2017.
Cunbur, Müjgan. “Dr.Emel Esin’i Kaybettik”. Erdem İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi(Haziran 2019), 300.https://erdem.gov.tr/tam-metin-pdf/915/tur
Esin, Emel. İslamiyet’ten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslam’a Giriş.2.Cilt. İstanbul: Edebiyat Fakültesi Matbaası,1978.
Esin, Emel. Türk Kültür Tarihi İç Asya’daki Erken Safhalar.Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, 1997.
Esin, Esin. Türk Kozmolojisi (İlk Devirler Üzerine Araştırmalar).İstanbul: Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1979.
Esin, Esin. Türk Kozmolojisine Giriş. İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2001.
Özel, Ahmet.”Emel Esin”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. Erişim 28 Mayıs 2026.https://islamansiklopedisi.org.tr/esin-emel
Saraç, Zafer.”Türkistan Seyahatnamesi”. Tarih Kritik Dergisi, 6/1 (Ocak 2020) 107.https://dergipark.org.tr/tr/pub/tarihkritik/article/670596
Şen, Hüseyin. “Emel Esin”. Türk Maarif Ansiklopedisi. Erişim 28 Mayıs 2026. https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/esin-emel
Ulutaş Özyurt, Selcen – Yılmaz, Neslihan. “Emel Esin Biyografisi ve Türkistan Seyahatnamesi”. Gelecek Vizyonlar Dergisi , 4/4 (2020), 36.
Uyanık, Mevlüt. “Türk Felsefesini “Ezelî Hikmet” Işığında Okumak”.Türk Hikmeti .ed. İsmail Erdoğan-Enver Demirpolat. 57-88. İstanbul: Ihlamur Kitap, 2024.
Uyanık, Mevlüt, Türk Felsefesinin Temalaştırılması, Ankara: Elis Yayınevi, 2025.
Uyanık, Mevlüt, Açık Toplum İçin Bir Nefes Felsefe, İstanbul: Post Yayınevi, 2023.
Ünal, Yenal. “Ahmet Ferit Tek’in Hayatı ve Siyasi Faaliyetleri”. Tarih Okulu Dergisi 1 (Mart 2008), 26.https://dergipark.org.tr/tr/pub/usakjhs/article/164134
Vidisözlük. Erişim 12 Haziran 2026. https://tr.wiktionary.org/wiki/h%C3%BCnd%C3%BCr
Vikipedia. Erişim 12 Haziran 2026. https://en.wikipedia.org/wiki/Verst
Yüksel, Erol. “Ahmet Ferit Tek”. Atatürk Ansiklopedisi. Erişim 11 Haziran 2026. https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/146/Ahmet-Ferit-Tek-(1878-1971)
[1] Zafer Saraç, “Türkistan Seyahatnamesi”, Tarih Kritik Dergisi 6/1 (Ocak 2020), 107.https://dergipark.org.tr/tr/pub/tarihkritik/article/670596
[2] Hüseyin Şen, “Emel Esin”, Türk Maarif Ansiklopedisi (Erişim 11 Haziran 2026).https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/esin-emel
[3] Emel Esin, Türk Kozmolojisine Giriş (İlk Devir Üzerine Araştırmalar) (İstanbul: Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1979), 22.
[4]Müjgan Cunbur, ”Dr.Emel Esin’i Kaybettik”, Erdem İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi (Haziran 2019), 300.https://erdem.gov.tr/tam-metin-pdf/915/tur
[5] Erol Yüksel, “Ahmet Ferit Tek”, Atatürk Ansiklopedisi(11 Haziran 2026).https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/146/Ahmet-Ferit-Tek-(1878-1971)
[6] Emel Esin, Türk Kültür Tarihi İç Asya’daki Erken Safhalar, (Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları,1997), 140.
[7] Yenal Ünal, “Ahmet Ferit Tek’in Hayatı ve Siyasi Faaliyetleri”, Tarih Okulu Dergisi 2008/1 (Mart 2008), 26.https://dergipark.org.tr/tr/pub/usakjhs/article/164134
[8]Ahmet Özel, “Emel Esin”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (Erişim 28 Mayıs 2026). https://islamansiklopedisi.org.tr/esin-emel
[9] Saraç, “Türkistan Seyahatnamesi”, 109.https://dergipark.org.tr/tr/pub/tarihkritik/article/670596
[10] Şen, “Emel Esin”.https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/esin-emel
[11] Mevlüt Uyanık, Türk Felsefesinin Temalaştırılması, Ankara: Elis Yayınevi, 2025,15-25,32, Açık Toplum İçin Bir Nefes Felsefe, İstanbul: Post Yayınevi, 2023, 175.
“Türk Felsefesini “Ezelî Hikmet” Işığında Okumak”,Türk Hikmeti, ed.İsmail Erdoğan-Enver Demirpolat, (İstanbul: Ihlamur Kitap, Ekim 2024), 57-88.
https://www.kirmizilar.com/bir-turk-felsefesinin-imkani-prof-dr-mevlut-uyanik-ile-soylesi/
[12] Emel Esin, Türk Kozmolojisine Giriş(İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2001), 39-50.
[13] Uyanık, Türk Felsefesinin Temalaştırılması, 440.
[14] Emel Esin, İslamiyet’ten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslam’a Giriş (İstanbul: Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1978), 176-179.
[15] Esin, İslamiyet’ten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslam’a Giriş, 80-85.
[16] Esin, Türk Kozmolojisine Giriş, 79-81.
[17] Selcen Özyurt Ulutaş – Neslihan Yılmaz, “Emel Esin Biyografisi ve Türkistan Seyahatnamesi”, Gelecek Vizyonlar Dergisi 4/4 (2020), 31-33.https://www.futurevisionsjournal.com/files/62/manuscript/manuscript_2792/fvj-2792-manuscript-030724.pdf
[18] Ulutaş – Yılmaz, “Emel Esin Biyografisi ve Türkistan Seyahatnamesi”, 36.
[19] Esin, Türk Kozmolojisi (İlk Devir Üzerine Araştırmalar), 159-170.
[20] Aygün Akyol, Kutadgu Bilig’de Ahlak ve Siyaset (Ankara: Araştırma Yayınları, 2017), 42.
[21] Fuzuli Bayat, Kadim Türklerin Mitolojik Hikayeleri (İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2017), 123-124.
[22] Uyanık, Türk Felsefesini Temalaştırmak, 228-230
[23] Uyanık, Türk Felsefesini Temalaştırmak, 230.
[24] Vidisözlük, “Hündür”,(Erişim 12 Haziran 2026).https://tr.wiktionary.org/wiki/hündür
[25] Vikipedia, “Verst”, (Erişim 12 Haziran 2026).https://tr.wikipedia.org/wiki/Verst
[26] Bayat, Kadim Türklerin Mitolojik Hikayeleri, 132-136.
