XV. Yüzyıldan Sonra Karadeniz Havalisi

Tam boy görmek için tıklayın.

Minyatür: Özcan Özcan

 

Abdulkadir BAŞ[i]                                                                                                      

 

ÖZET

Bu makalede, XV. yüzyıldan sonra Karadeniz havalisinin siyasi, askerî, demografik, dinî ve iktisadî tarihi ele alınmaktadır. Çalışmanın temel odağını Canik beylikleri, Hacıemiroğulları ve Tacettinoğulları gibi yerel Türk hanedanlarının bölgedeki hâkimiyeti; Osmanlıların Canik havalisini ilhak süreci; Trabzon’un 1461 yılında fethi; Çepni iskânı; Safevî hareketinin etkileri; Celâlî isyanları, Kazak saldırıları ve yeniçeri sistemindeki bozulmalar oluşturmaktadır. Ayrıca Trabzon Komnenosları ile Türk beylikleri ve Akkoyunlular arasındaki ilişkiler, bölgenin Rum/Romalı kimliği etrafındaki kavramsal tartışmalar ve Canik’in kendir, kereste, liman ticareti gibi iktisadî unsurları incelenmektedir. Makale, Karadeniz’deki Türk varlığının yalnızca 1461’deki Trabzon fethiyle başlatılamayacağını; Danişmentlilerden itibaren devam eden siyasi, askerî ve iskân süreçleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.

 

ANAHTAR KELİMELER: Karadeniz, Canik, Trabzon, Hacıemiroğulları, Çepniler, Osmanlı Devleti, Safevîler, iskân, iktisat tarihi

 

ABSTRACT

This  article examines the political, military, demographic, religious, and economic  history of the Black Sea region after the fifteenth century. It focuses on the rule of local Turkish dynasties such as the Canik principalities, the Hacıemiroğulları, and the Tacettinoğulları; the Ottoman annexation of Canik and Trabzon; the conquest of Trabzon in 1461; the settlement of the Çepni communities; the impact of the Safavid movement; and the social consequences of the Celali rebellions, Cossack attacks, and the deterioration of the Janissary system. The article also discusses relations between the Empire of Trebizond, the Turkish principalities, and the Aqqoyunlu, as well as the conceptual debate surrounding the identity of the Rum/Roman population and the economic foundations of Canik, including hemp, timber, port trade, and shipbuilding. It argues that the history of the Turkish presence in the Black Sea cannot be reduced to the conquest of Trabzon in 1461 and should instead be assessed through the political, military, and settlement processes that had continued since the Danişmendids.

 

KEYWORDS: Black Sea, Canik, Trabzon, Hacıemiroğulları, Çepni, Ottoman Empire, Safavids, settlement, economic history

GİRİŞ

Karadeniz havalisinin tarihi, yalnızca Trabzon’un 1461 yılında Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle başlayan tek çizgili bir süreç olarak değerlendirilemez. Bölge, Danişmentlilerden itibaren farklı Türk siyasi teşekküllerinin faaliyet gösterdiği; yerel hanedanların, Türkmen topluluklarının, dervişlerin ve ticaret ağlarının etkili olduğu çok katmanlı bir tarihî coğrafyadır. Canik ve Doğu Karadeniz’de kurulan beylikler, Osmanlı öncesi dönemde siyasi hâkimiyetin yanı sıra iskânın, dinî kurumların ve ekonomik hayatın şekillenmesinde de önemli rol oynamıştır.

Bu çalışmada, XV. yüzyıldan sonraki gelişmeler kronolojik ve tematik bir bütünlük içinde ele alınmaktadır. Öncelikle Osmanlı öncesi siyasi yapı ve Canik beyliklerinin faaliyetleri incelenmekte; ardından Osmanlı ilhakı, Trabzon’un fethi ve bölgenin idari teşkilatlanması üzerinde durulmaktadır. Sonraki bölümlerde Safevî hareketi, nüfus hareketleri, Çepnilerin dinî ve sosyal yapısı, yeniçeri sistemindeki bozulma, ayan ailelerinin yükselişi ve Canik’in iktisadî hayatı değerlendirilmektedir.

Önceki yazılarımızda Karadeniz Bölgesi’nin Türk-İslâm hâkimiyetine girişini ve Canik Beylikleri özelinde kurulan Türk hanedanlarını ayrıntılarıyla ele aldık. Bilinenin aksine Karadeniz Türk İslam  tarihinin Fatih Sultan Mehmed Han’ın Trabzon’u fethettiği 1461 yılında başlamadığını; 1050’lerden itibaren Danişmentliler ile başlayan ve farklı siyasî teşekküller aracılığıyla devam eden Türk-İslâm hâkimiyetinin bölgede uzun bir tarihî geçmişe sahip olduğunu ortaya koyduk.

OSMANLI  ÖNCESİ  SİYASİ VE DEMOGRAFİK YAPI

Canik yöresinde Türklerin Malazgirt Savaşı’ndan önce de bulunduğuna ilişkin değerlendirmelerimizi önceki bölümlerde ifade etmiştik. Bu hususa ilişkin olarak Birinci Haçlı Seferi sırasında yaşanan bir olay da dikkat çekicidir. Haçlı orduları İznik yakınlarında toplandıktan sonra Niksar istikametinde ilerleme kararı almış, Canik bölgesini(Samsun, Ordu, Giresun, Amasya, Tokat, Çorum,) iyi tanıyan Tztitas isimli bir Peçenek komutanı, beş yüz askeriyle birlikte Canik’ten İznik’e çağrılmıştır.¹

Beş yüz askeri bulunan bir Peçenek komutanının Canik bölgesinde bulunması, bölgede daha önce yerleşmiş bir Türk varlığının yerleşik olduğu ihtimalini gündeme getirmektedir. Söz konusu askerlerin aileleri de dikkate alındığında, bölgede önemli miktarda Peçenek nüfusunun bulunmuş olabileceği düşünülebilir.²

Ordu ili ve yöresi, Hacıemiroğulları Beyliği’nin 1398 yılında Yıldırım Bayezid’in nüfuz alanına girmesiyle Osmanlı hâkimiyetine bağlanmış; ancak bu bağlanma kesin bir ilhak niteliği taşımamıştır. Ankara Savaşı sonrası Timur’un Anadolu beyliklerine eski topraklarını vermesi ile, Canik beylikleri de hakimieyet sahalarında hükmetmeye devam etmiştir. Bölgenin 1427 yılında Osmanlı Devleti tarafından kesin olarak ilhak edilmesinin ardından kaza teşkilatına dâhil edildiği anlaşılmaktadır.³

Osmanlılar yöreyi topraklarına kattıktan sonra Hacıemiroğulları Beyliği’nin eski idarî iç teşkilatlanmasını büyük ölçüde değiştirmemişlerdir.⁴ Bununla birlikte dış teşkilatlanmada 1455-1613 yılları arasında Bolaman Irmağı sınır kabul edilerek Ordu ve yöresi iki kazaya ayrılmıştır.

1178 yılında Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın Anadolu Türk siyasî birliğini oluşturma amacı doğrultusunda başta Danişmentli Devleti olmak üzere Anadolu’daki beylikleri Selçuklu hâkimiyeti altında toplaması, Anadolu’nun siyasî tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. 1243 Kösedağ Savaşı’nın ardından ise Anadolu’da Moğol-İlhanlı hâkimiyetinin etkisi başlamıştır. 1308 yılında Sultan II. Mesud’un Samsun’da vefatından sonra yerine oğlu Taceddin Altınbaş Çelebi’nin Ebu Said Bahadır Han tarafından meşru sultan olarak atanmasıyla, Balıkesir’den Batum’a kadar uzanan Orta ve Kuzey Anadolu coğrafyasında Selçuklu hanedanının siyasî meşruiyetinin bir süre daha devam ettiği ileri sürülmektedir.

Sultan Altınbaş’tan sonra oğlu Şehzade Alâeddin Keykubat’ın Samsun çevresinde varlık göstermeye çalıştığı, Şehzade Ali Bey’in ise Kubadoğulları Beyliği’ni kurarak 1427 yılına kadar Canik’te Selçuklu hanedanıyla ilişkilendirilen bir siyasî yapı oluşturduğu belirtilmektedir. Aynı dönemde Danişmentli mirasının devamı niteliğinde değerlendirilen Bayramlu (Hacıemiroğulları) ve Taceddinoğulları beylikleri de Canik ve Doğu Karadeniz’deki Türk-İslâm hâkimiyetinin devamında rol oynamıştır.

Bölgede Türk siyasî birliğinin önündeki önemli engellerden biri Trabzon Komnenos Devleti olmuştur. Bu nedenle Türk beylikleri yaklaşık iki asrı aşan dönem boyunca Trabzon üzerine çok sayıda akın düzenlemişlerdir. Bu akınlara ilişkin bilgiler hem Trabzon saray tarihçisi Panaretos’un kayıtlarında hem de Türk ve Gürcü kaynaklarında yer almaktadır.⁵

Moğol hâkimiyeti sonrasında Samsun ve çevresinde bağımsızlıklarını ilan eden Türk siyasî teşekkülleri yalnızca Batılı tarihçiler tarafından ihmal edilmemiştir. Trabzon’daki kilise tarihçisi Panaretos ile Kadı Burhâneddin’in hayatını kaleme alan Aziz b. Esterâbâdî’nin eserleri bulunmasaydı, Samsun ve çevresinde Selçuklular ile Osmanlılar arasındaki dönemin tarihini takip etmek daha güç olacaktı. Komnenosların Karadeniz hâkimiyeti yalnızca Trabzon şehriyle sınırlı olduğu düşünülmesine rağmen, onlara imparatorluk unvanı verilirken askerî ve nüfus bakımından güçlü olan Samsun merkezli Türk siyasî teşekküllerinin önemsiz görülmesi tarihî gerçekliğin bütünlüğü açısından yeniden değerlendirilmelidir.

Eğer Osmanlı Devleti Samsun ve Canik yöresini daha önce bölgede hüküm süren Türk beyliklerinden devralmış ve bölgedeki Türk varlığı bir asırdan fazla bir süre bu siyasî unsurlar tarafından devam ettirilmişse, söz konusu beyliklerin bölge tarihindeki yerlerinin daha belirgin biçimde ortaya konulması gerekir. Karadeniz bölgesine yönelik Türk siyasî ve askerî faaliyetlerinde Trabzon’un önemli bir hedef olduğu görülmektedir. Canik beylikleri de bu amaca ulaşmak üzere Trabzon üzerine çok sayıda sefer düzenlemiştir.⁶

Yıldırım Bayezid’in 1402 Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesinden sonra Anadolu’da yeniden ortaya çıkan beylikler içerisinde Canik ve Doğu Karadeniz topraklarının Osmanlı yönetimi Hacıemiroğlu ailesine bırakılmıştır. Bu bölge Tapu Tahrir Defterleri’nde Vilâyet-i Bayramlu adıyla kaydedilmiştir.⁷

XIV. yüzyılın ikinci yarısından, özellikle 1370-1380’li yıllardan itibaren Yukarı Kelkit Vadisi’nde yaşayan Çepnilerin kuzeye doğru ilerleyerek Tirebolu’nun doğusunda Karadeniz’e dökülen Harşit Deresi çevresine yerleştikleri görülmektedir.⁸

Osmanlı Devleti’nin uzun mücadeleler sonucunda oluşturduğu Anadolu siyasî birliği, XV. yüzyılın başında Ankara Savaşı sonrasında bozulmuş ve Anadolu beylikleri bu defa Timur’a tâbi olarak yeniden ortaya çıkmıştır.⁹ Fetret Devri’nin ardından tahta geçen Mehmed Çelebi (1413-1421), Yıldırım Bayezid’in bıraktığı yerden Anadolu’daki siyasî birliği yeniden tesis etmeye başlamış ve kısa sürede devletin önemli ölçüde toparlanmasını sağlamıştır.

OSMANLI ÖNCESİ TÜRK HÂKİMİYETİ VE CANİK BEYLİKLERİ

Osmanlı öncesi dönemde Samsun ve Giresun’da kurulan Canik beylikleri, bölgedeki Türk varlığının siyasî, sosyal ve demografik bakımdan yerleşmesi ve gelişmesinde önemli roller üstlenmiştir. XIV. yüzyılın ortalarında Trabzon’da yaklaşık altı bin kişinin yaşadığı dikkate alındığında, Canik beyliklerinden yalnızca birinin dahi bundan daha fazla asker çıkarabilmesi, Canik bölgesinin Müslüman Türk nüfusu bakımından önemli bir yoğunluğa sahip olduğunu düşündürmektedir.¹⁰

Anadolu’da merkezî bir idare kurma düşüncesinde olan Yıldırım Bayezid, Anadolu beyliklerinin topraklarını Osmanlı ülkesine dâhil ederek bunları sancaklar hâline getirmiştir.¹¹ Ankara Savaşı sonrasında yeniden bağımsız hareket etmeye başlayan beylikler ise II. Murad döneminde Yörgüç Paşa’nın Canik seferiyle yeniden Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.¹²

Yörgüç Paşa’nın Osmanlı öncesinde Amasya’da hüküm süren Kutluşahlar Beyliği ile aile bağı bulunması ayrıca dikkat çekicidir. Hacı Şadgeldi Bey’in torunu Safiye Hatun ile evlenen Yörgüç Paşa, aynı zamanda Sultan II. Murad’ın hanımı Yeni Hatun’un kız kardeşiyle kurduğu evlilik nedeniyle Osmanlı hanedanıyla da yakın bir bağ oluşturmuştur. Bu aile ilişkileri, Yörgüç Paşa’nın yanı sıra kardeşi Hızır Paşa ve yeğeni Mehmed Paşa’nın Osmanlı şehzadelerine lalalık yapmaları, Atabeyzadeler denilen bu aile reislerinin bölgenin imar faaliyetlerinde bulunmaları ve uzun süre Vilâyet-i Rûm’un idaresinde görev almaları bakımından önem taşımaktadır.¹³

Sultan II. Murad’ın komutanlarından Yörgüç Paşa, 1427 yılında Hacıemiroğulları’nı tekrar ve kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine almış; beylik toprakları bölünerek sancaklara ayrılmış, tahrirleri yapılmış ve tımar sistemine dâhil edilmiştir.¹⁴

Yine Sultan II. Murad döneminde 1442 yılında deniz yoluyla Trabzon’a gönderilen Osmanlı kuvvetleri şehri ele geçirememiş olmakla birlikte, Trabzon Rum Devleti’ni vergiye bağlayarak geri dönmüştür.¹⁵

1456 yılında Erdebil Ocağı’nın ruhanî reislerinden Şeyh Cüneyd, Türkmenlerle birlikte Trabzon üzerine yürümüş ve Komnenos kuvvetlerini mağlup etmişse de Fatih Sultan Mehmed’in Hızır Bey’i Trabzon’a destek göndermesi üzerine kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştır.¹⁶

Fatih Sultan Mehmed, 15 Ağustos 1461 tarihinde Trabzon’a girmiş; daha önce Bayramlu Beyliği tarafından fethedilmiş yerlerin dışında kalan Vakfıkebir’den Hopa’ya kadar uzanan yerleşim alanlarını Osmanlı topraklarına katmış ve bölgeyi sancak teşkilatına dâhil etmiştir.¹⁷

Trabzon’un fethiyle birlikte bölgenin Türkleşmesi ve özellikle Çepnilerin yerleşik hayata geçiş süreci hız kazanmıştır. Osmanlılardan çok önce Orta ve Doğu Karadeniz’e hâkim olan Türklerin fetih sırasında padişaha yardım ettikleri ve sonrasında Osmanlı Devleti tarafından zeamet ve tımar gibi dirliklerle devlet hizmetine alındıkları görülmektedir.¹⁸

1453 yılında İstanbul’un fethi sonrasında şehrin Türkleştirilmesi amacıyla Samsun ve çevresinden, ayrıca kendisinin de Samsun kökenli olduğu belirtilen Akşemseddin’in tavsiyesi doğrultusunda nüfus nakilleri yapılmıştır. 1461 yılında Trabzon’un fethedilmesinden sonra da Samsun, Ordu ve Amasya gibi Türk hâkimiyetindeki Danişmentli coğrafyasından Trabzon’a nüfus nakilleri gerçekleştirilmiştir.

Selçuklu Türkleri ve bölgede kurulan Türk beylikleri, yaklaşık dört yüz yıl boyunca Trabzon üzerine birçok sefer düzenlemiş ve şehri kuşatmış, ancak Trabzon’un kesin olarak ele geçirilmesi Fatih Sultan Mehmed döneminde mümkün olmuştur.¹⁹

İstanbul’un 1204 yılında IV. Haçlı Seferi sırasında Latinler tarafından işgal edilmesi üzerine, İmparator I. Andronikos Komnenos’un torunları Aleksios ve David, Gürcü kraliçesinin yardımıyla aynı yıl Trabzon’da bağımsız bir Komnenos siyasî yapısı kurmuşlardır. Anadolu Selçukluları ile evlilik ilişkileri oluşturan ve vergi ödeyerek siyasî varlığını sürdüren bu yapı, I. Manuel Komnenos döneminde en parlak dönemlerinden birini yaşamıştır.²⁰

I. Bayezid’in Samsun ve çevresini Osmanlı hâkimiyetine almasından sonra Trabzon Komnenos Devleti’nin Osmanlılara vergi vermek zorunda kaldığı; ancak David Komnenos döneminde bu verginin kesilerek Akkoyunlularla ittifak yoluna gidildiği ve Avrupa’daki çeşitli devletlerle Osmanlılara karşı ittifak arayışlarında bulunulduğu belirtilmektedir. Bu gelişmelerin ardından Fatih Sultan Mehmed 1461 yılında Trabzon’u fethederek Komnenosların siyasî hâkimiyetine son vermiştir.²¹

Trabzon, Osmanlı egemenliği altında önce sancak, daha sonra eyalet merkezi olarak şehzadeler ve mutasarrıflar tarafından idare edilmiştir. İlk sancak beyinin Hızır Bey olduğu, daha sonra sancak beyliğinin Şehzade Abdullah’a verildiği belirtilmektedir. Yavuz Sultan Selim’in uzun süre Trabzon’da sancakbeyliği yapması ve oğlu I. Süleyman’ın Trabzon’da doğması, şehrin Osmanlı hanedanı açısından taşıdığı önemi göstermektedir.²²

Trabzon’un uzun süre şehzadeler tarafından yönetilmesi, şehirde padişah ve saltanat makamına yönelik güçlü bir bağlılığın oluşmasına katkıda bulunmuştur. Yeni doğan çocuklara, parklara, kamu binalarına ve caddelere padişah isimlerinin verilmesi, bu tarihî bağlılığın sonraki dönemlerdeki yansımaları arasında değerlendirilebilir.

TRABZON’DA DEREBEYLİK DÜZENİ

Trabzon’da XVII. yüzyılın sonlarından XIX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar yoğun bir derebeylik düzeninin yaşandığı görülmektedir. Bir taraftan aile işletmelerini geliştiren, diğer taraftan ekonomik olarak güçlendikleri dönemlerde devlet görevleri aracılığıyla zilyetliklerini genişleten bazı aileler zaman içerisinde feodal karakter taşıyan bir güç hâline gelmiş ve Osmanlı merkezî yönetimini uzun süre meşgul etmiştir.²³

SAFEVÎ TEŞEKKLÜLÜ VE NÜFUS HAREKETİ

XVI. yüzyıl, Erdebil’deki Safevî tarikatının devletleşme sürecine girmesiyle Anadolu tarihi bakımından yeni bir dönemin başlangıcına sahne olmuştur. 1500 yılında henüz on dört yaşında olan Şeyh Haydar’ın oğlu İsmail, Erzincan’a gelmiş ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerine haber göndererek Türkmenleri kendi çevresinde toplamaya çalışmıştır. Bu çağrıya uyan Türkmen toplulukları köylerden ve yaylalardan Erzincan’a yönelmiştir. Şeyh İsmail’in önderliğindeki hareket, 1501 yılında Akkoyunluları yenerek Tebriz’e girmiş ve Safevî Devleti’nin kurulmasıyla sonuçlanmıştır.²⁴

Anadolu’dan Azerbaycan ve İran’a yönelik Türkmen göçleri Safevî Devleti’nin kuruluşuyla sınırlı kalmamış, XVII. yüzyılın ortalarına kadar devam eden göç hareketleriyle Safevî coğrafyası Anadolu’dan beslenmiştir.²⁵ Anadolu’daki bazı nüfus azalmalarının sebeplerinden biri de Balıkesir’den Hatay’a, Orta Anadolu’dan Doğu Anadolu’ya kadar farklı güzergâhlarda gerçekleşen bu göç hareketleri olmuştur.

Yavuz Sultan Selim’in Trabzon sancakbeyi olduğu dönemde Anadolu’da başlayan karışıklıklar sebebiyle 1508 yılında Harşit Vadisi üzerinden Bayburt’a kadar uzanan bir sefer gerçekleştirdiği belirtilmektedir.²⁶

XVI. yüzyılın sonlarına doğru başlayan ve XVIII. yüzyılın başlarına kadar devam eden Celalî isyanları da Anadolu’nun nüfus ve yerleşim yapısı üzerinde önemli etkiler meydana getirmiştir. Tımar ve kapıkulu sistemindeki bozulmalar, dirliklerin farklı gruplara verilmesi, uzun savaşların meydana getirdiği ekonomik sorunlar ve güvenlik problemleri, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde nüfus hareketlerine yol açmıştır.²⁷

1640’lı yıllarda Rus Kazaklarının başta Samsun ve Trabzon sahilleri olmak üzere Karadeniz kıyılarına düzenledikleri saldırılar da sahil bölgelerinden iç kesimlere doğru göçlere neden olmuştur.²⁸

Osmanlı Devleti’nin duraklama ve gerileme dönemlerinde uzun süren savaşların meydana getirdiği mali yükün halk üzerindeki vergilerle karşılanmaya çalışılması, halkın ekonomik yükünü artırmıştır. Bunun yanında sancak ve eyalet idarecilerinin kapılarında toplanan, savaşların ardından büyük ölçüde terhis edilen sekban ve levendlerin kırsal kesimlerden gelmeleri ve savaş sonrasında işsiz kalmaları, iç karışıklıkların önemli unsurlarından biri hâline gelmiştir. Celalîler ve medrese öğrencilerinin oluşturduğu suhte gruplarının faaliyetleri asayiş problemlerini artırmıştır.²⁹

Adalet mekanizmasındaki bozulmalar da halkın yaşadığı sorunları ağırlaştırmıştır. Köylülerin mahkemelerde ve hükümet kapılarında haklarını elde edememeleri, bölgeye gönderilen bazı devlet görevlilerinin halka karşı kötü muamelede bulunmaları ve bu uygulamalara bazı görevlilerin müsamaha göstermesi, sosyal huzursuzluğu artıran unsurlar arasında yer almıştır.³⁰

Bunlara iklim olaylarındaki değişimler de eklendiğinde, yerleşik nüfusun daha elverişli ve nemli bölgelere doğru hareket ettiği görülmektedir.³¹ XVI. yüzyılın sonlarından itibaren nüfus istikrarının bozulması yalnızca Canik Sancağı’nın değil, Osmanlı ülkesinin genel sorunlarından biri hâline gelmiştir.³²

TRABZON’UN FETHİ VE TÜRK-İSLÂM KİMLİĞİNİN GÜÇLENMESİ

Komnenoslar, İstanbul’un fethinden sonra Doğu Roma’nın Anadolu’daki son siyasî kalıntısı olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu nedenle Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon’u kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine almak istemesi siyasî açıdan önemliydi. 1456 yılında Erdebilî Şeyh Cüneyd’in Türkmenlerle birlikte Trabzon’u ele geçirmek istemesi üzerine Fatih’in Hızır Bey’i Trabzon’a göndermesi ve Cüneyd’in geri çekilmek zorunda kalması bu siyasetin göstergelerinden biridir.³³

15 Ağustos 1461 tarihinde Fatih Sultan Mehmed tarafından Trabzon’un fethedilmesiyle birlikte Doğu Roma’nın Karadeniz’deki son önemli siyasî merkezi de Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Fetihten sonra şehrin Türk-İslâm kimliğini güçlendirmek amacıyla çeşitli tedbirler alınmış, Komnenos ailesi ve bazı bürokratlar İstanbul’a gönderilmiş, şehirden yaklaşık üç bin gayrimüslimin başka bölgelere nakledildiği belirtilmiştir. Bunun yanında Canik Beylikleri çevresinden ve Dulkadir Türkmenlerinden de bölgeye nüfus yerleştirildiği ifade edilmektedir.

1470 yılında II. Bayezid’in büyük oğlu Şehzade Abdullah’ın Trabzon’a atanmasıyla şehir bir şehzade sancağı hâline gelmiştir. 1473 yılında Akkoyunlularla yapılan Otlukbeli Savaşı’nın Osmanlı zaferiyle sonuçlanması, Karadeniz’in doğu kesiminde Osmanlı hâkimiyetinin güçlenmesini sağlamıştır.³⁴

Trabzon ve çevresinin Osmanlı Devleti açısından daha da önem kazanması, Şehzade Selim’in 1487 yılında Trabzon sancakbeyi olarak atanmasıyla gerçekleşmiştir. Şehzade Selim’in Trabzon’daki görev süresi boyunca bölgenin sınırlarını genişletmeye yönelik Gürcistan seferleri düzenlediği ve Safevî tehlikesine karşı tedbirler aldığı belirtilmektedir.

DOĞU KARADENİZ’İN FETHİNDE BEYLİKLERİN ROLÜ

Doğu Karadeniz’in Osmanlı hâkimiyetine giriş sürecindeki askerî ve idarî faaliyetlerin önemli bir kısmının temeli Osmanlı öncesi Türk beyliklerine dayanmaktadır. Bayramlu Beyliği’nde Süleyman Bey ile başlayan genişleme hareketinin 1399 yılında Giresun’un fethiyle Vakfıkebir’e kadar uzandığı; güneyde Şalpazarı ve Harşit Vadisi’nin ise Trabzon’un Osmanlılar tarafından fethinden çok önce Türk-İslâm iskânına açıldığı belirtilmektedir.

Erzincan’da Ahi Eyne Bey, Bayburt Emiri Mehmed Rikabdar Bey ve Akkoyunlu Türkmenlerinin liderlerinden Tur Ali Bey gibi isimlerin doğrudan Komnenosları hedef alan gaza faaliyetlerinde bulundukları görülmektedir.

Trabzon’un fethine kadar geçen yaklaşık bir asırlık dönemde, söz konusu beyliklerin idaresindeki kuvvetler içerisinde kanaat önderi konumunda bulunan dervişlerin geniş coğrafyaya yayıldıkları ve burada kolonizasyon faaliyetlerinde bulundukları anlaşılmaktadır.³⁵

BOZULAN YENİÇERİ SİSTEMİ

XVI. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Osmanlı ordusunda ateşli silahların yaygınlaşmasına paralel olarak yeniçeri sayısı artarken sipahilerin gücü ve otoritesi zayıflamaya başlamıştır. XVI. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle Celalî isyanları sırasında Anadolu’nun çeşitli bölgelerine gönderilen yeniçeriler, bulundukları yerlerde uzun süre kalmaları sonucunda sosyal ve ekonomik hayat içerisinde önemli mevkiler elde etmişlerdir.

Zaman içerisinde İstanbul’daki merkezî yönetime bağlılıkları azalan bazı yeniçeri grupları, mahallî güç odaklarına dönüşmüşlerdir. Tarım arazilerine yönelmeleri, bölgesel ticarete müdahil olmaları ve şehirlerin sosyal ve ekonomik hayatında etkili hâle gelmeleri, onları sadece askerî bir unsur olmaktan çıkarmıştır.³⁶ Silahlı güç olmaları ve merkezî yönetim dışında kendi adlarına vergi toplamaları, savaşlar ve ekonomik sıkıntılarla bunalan halkın yeniçerilere ve dolayısıyla devlete yönelik tepkisini artırmıştır.

CANİKLİZADELER VE CANİK’İN YÖNETİMİ

1730’lu yıllardan sonra Canik Sancağı’nda nüfuz sahibi ayan ve güçlü ailelerin etkisi artmaya başlamıştır. 1730’lardan XIX. yüzyılın başlarına kadar Caniklizadeler ailesi, muhassıllık ve mutasarrıflık yoluyla sancağın idaresinde belirleyici hâle gelmiştir. Caniklizadelerin Trabzon Eyaleti içerisinde mutasarrıf olarak görev yaptıkları kayıtlardan anlaşılmaktadır.³⁷

Eyaletin zaman zaman Çarşamba’daki saraydan, zaman zaman Ordu’daki yazlık sarayından, zaman zaman da Trabzon’dan yönetildiği görülmektedir.

Samsun’dan Trabzon’a uzanan tarihî, ekonomik ve kültürel birikim, modern idarî sınırlarla tamamen birbirinden ayrılabilecek nitelikte değildir. Yüzyıllar boyunca karşılıklı göçler, ekonomik ilişkiler, tarım ve hayvancılık faaliyetleri ve sosyal bağlar, bu coğrafyanın insanlarını birbirine bağlamıştır. Aynı denize bakan, önemli ölçüde ortak tarihî köklere sahip bu toplulukların kaderleri de tarih boyunca birbirleriyle ilişkili olmuştur.1461 yılında Trabzonun fethiyle başlayan Canik’ten Trabzon’a olan göç, 1916’da Rusların Harşite kadar gelmesiyle tersine dönmüş ve bir milyona yakın nüfus yollara düşmüştür. Bu olay bölge tarihinde muhacerat olarak bilinir. Bu göç sırasında on binlerce insan yollarda hayatını kaybetmiş, bugün Ordu Perşembe Bekirli mahallesinde olduğu gibi Karadeniz sahili boyunca  muhacerat kabristanları ortay çıkmıştır.Hasan İzzettin Dinamo Savaş ve Açlar adlı biyografik romanında Trabzon’dan Samsun Çarşamba’ya olan muhaceratı anlatırken, okuyucuyu adeta Karadeniz’in yağmurlarında, çamurlu yollarda bata çıka umuda yürüyüşünü hissettirmektedir.

Bu vesileyle her fırsatta dedelerimizden duyduğumuz “Uşaklar, hepimiz aynı denizin balığıyız, aynı tavaya dizilmişiz, bizler hasım değil hısımız” özdeyişini kulağımıza küpe yapmalı, Karadeniz’in bu vatanın sigortası olduğunun bilincine vararak, geçmişimize karşı onurlu, geleceğimize karşı sorumlu hareket etmeliyiz.

ŞEYH CÜNEYD MESELESİ

Âşıkpaşazâde’ye göre Cüneyt, Erdebil Tekkesi’nin başına geçmesinin ardından iktidar mücadelesi sebebiyle Erdebil’den ayrılarak Anadolu’ya sığınmıştır.³⁸ Anthony Bryer ve Laonikos Chalkokondyles de Cüneyt’in 1456-1458 yılları arasında Trabzon üzerine hareket ettiğini kaydetmektedir.

Cüneyt Erdebil’den ayrıldıktan sonra önce Konya’ya gitmiş ve kendisine arazi verilmesini istemiştir. Ulemayla yaşadığı tartışmaların ardından Sultan II. Murad’a şikâyet edilmiştir. Sultan II. Murad’ın Cüneyt’e hediyeler göndererek Konya’dan ayrılmasını istemesi üzerine Cüneyt Çukurova’ya geçmiş ve bir müddet İskenderun’da kalmıştır. Burada da taraftar toplamaya devam eden Cüneyt, yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle Suriye’ye geçmiş; Memlük Sultanı’na şikâyet edilmesinin ardından tekrar Anadolu’ya dönmüştür.

1456 yılında Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan’a sığınan Cüneyt, burada önemli bir siyasî destek elde etmiştir. Uzun Hasan ile Trabzon Komnenosları arasındaki akrabalık bağlarının da etkisiyle Cüneyt’in çevresinde güçlü bir Türkmen topluluğu oluşmuştur. Uzun Hasan’ın desteğini aldığı dönemde kendisine sadık bir askerî güç oluşturan Cüneyt, bu güçle Trabzon’u kuşatmıştır.

Cüneyt’in ordusuna katılan Türkmenlerin önemli bir kısmının Trabzon’un güneyindeki Harşit ve Kelkit vadileri ile Canik dağlarının güneyinde kalan sahalardan geldiği değerlendirilmektedir. Bu hareketin yalnızca askerî değil, aynı zamanda bölgedeki Türkmen nüfus hareketleri açısından da önemli sonuçları olmuştur.

Cüneyt’in ordusuna katılanların ve onların ailelerinin daha sonraki dönemlerde Safevî hareketi içerisinde yer aldığı, Cüneyt’in torunu Şah İsmail’in Safevî Devleti’ni kurmasından sonra bu toplulukların bir bölümünün gönüllü, bir bölümünün ise zorunlu olarak Tebriz ve Erdebil’e taşındığı ileri sürülmektedir. Hanefi Bostan’ın Harşit havzasında nüfus azalması ve Kızılbaş hareketlerinin bölge nüfusu üzerindeki etkileri hakkındaki çalışmaları bu hususun değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır.

AKKOYUNLULAR-TRABZON İLİŞKİLERİ

Doğu Karadeniz’de 1461 yılına kadar hüküm süren ve Canik Beylikleri ile sınır ilişkileri bulunan Trabzon Komnenos Devleti’nin merkezinde, yani bugünkü Ortahisar çevresinde yaklaşık altı bin kişinin yaşadığı belirtilmektedir. Bu nüfus içerisinde saray bürokrasisi ve Komnenos ordusu içinde Türk kökenli olduğu belirtilen Kuman, Kıpçak, Peçenek, Cordon ve Moğol unsurlarının da bulunduğu ileri sürülmektedir. Panaretos’un kayıtlarında geçen isimler bu konunun araştırılması bakımından önem taşımaktadır.

Müslüman Türklerin Trabzon Komnenoslarıyla zaman zaman akrabalık ilişkileri kurarak siyasî ittifaklar oluşturdukları görülmektedir. Taceddinoğulları, Bayramlu ve Akkoyunlu beylerinin Trabzon sarayından kız alarak akrabalık ilişkileri oluşturdukları ve bu bağları siyasî ittifakların bir unsuru olarak kullandıkları belirtilmektedir.

Akkoyunluların Trabzon ile ilişkilerini ve Trabzon bölgesinin etnik yapısına etkilerini iki dönem içerisinde değerlendirmek mümkündür. İlk dönem, Bayburt bölgesinde yaşayan, Trabzon’un güneyindeki dağlarda yaylayan ve daha sonra Doğu Anadolu, İran ve Azerbaycan’ın bir bölümünü kapsayan geniş bir devlet kuran Akkoyunlu beylerinin Trabzon Komnenosları ile ilişkileri çerçevesinde şekillenmiştir.

İkinci dönem ise Akkoyunlu Devleti’nin Safevîler tarafından ortadan kaldırılmasından sonraki süreçtir. Bu dönemde Akkoyunlu bakiyelerinin Yavuz Sultan Selim tarafından Trabzon Sancağı topraklarına yerleştirildiği ve bu toplulukların bölgedeki Türk-İslâm nüfusunun oluşumunda önemli bir unsur hâline geldiği belirtilmektedir.

1461 yılında Trabzon’un fethinden sonra Uzun Hasan’ın Trabzon tahtına yeniden bir Komnenos prensi getirmek amacıyla girişimde bulunduğu ve bir isyan çıkarmaya çalıştığı, ancak bu teşebbüsün Fatih Sultan Mehmed tarafından takip edilerek bastırıldığı ifade edilmektedir. Sağ kalan Komnenos hanedan üyelerinin önce İstanbul’a, ardından Serez’e gönderildiği; hanedanın erkek varislerinin ise önce hapsedilip daha sonra idam edildiği belirtilmektedir.³⁹

Fatih Sultan Mehmed 1461 yılında çıktığı Anadolu seferinde Cenevizlilerin elindeki Amasra’yı almış, Candaroğullarının elindeki Sinop’u Osmanlı hâkimiyetine katmış ve Trabzon’da Komnenosların siyasî varlığına son vermiştir. Aynı dönemde Karadeniz’in kuzey sahillerinde Müslüman Türk-Moğol hanlıkları bulunmaktaydı. Osmanlıların 1475 yılında Kefe’yi ele geçirmesiyle Ceneviz ve Venedik kolonilerinin Karadeniz’deki etkinliği büyük ölçüde sona ermiş ve Karadeniz Osmanlı hâkimiyet alanı içerisinde kapalı bir deniz niteliği kazanmıştır.⁴⁰

Trabzon’un fethinden sonra bölgenin uzun bir süre nispeten münferit bir idarî yapı içerisinde kaldığı, merkezî idare teşkilatının yanında kalelerde dizdarlar ve subaşılar; şehir ve kasabalarda kadılar, zaimler ve diğer yöneticiler aracılığıyla idare edildiği anlaşılmaktadır. Devlet merkezinden zaman zaman vezirler ve önemli devlet adamlarının gönderildiği görülmektedir.

Trabzon’un merkezî yönetim açısından önem kazanması özellikle II. Bayezid döneminde ve Şehzade Selim’in buraya sancakbeyi olarak gönderilmesiyle belirginleşmiştir.

XVI. yüzyılın başlarında Trabzon Vilayeti ve I. Selim döneminde bölgenin Rum Eyaleti ile idarî ilişkisi bulunmaktaydı. Bu eyalet Amasya, Tokat, Sivas, Niksar, Şarkîkarahisar ve Canik gibi sancaklardan oluşmaktaydı. Yavuz Sultan Selim döneminde Safevî ve Memlük topraklarından yapılan fetihlerle Bayburt, Kemah, Divriği ve Malatya gibi sancakların da idarî yapıya eklenmesiyle Vilâyet-i Rûm’un sınırları genişlemiştir.⁴¹

RUM VE ROMALI KAVRAMLARI

Önceki yazılarımızda kavram tartışmaları başlığı altında Rum ve Romalı kavramları arasındaki farklılıklara değinmiştik. Burada da aynı konuya kısaca temas etmek gerekir.

Karadeniz tarihinde “Rum” kavramının doğrudan Helen, Yunan veya Grek kavramlarıyla özdeşleştirilmesi tarihî açıdan tartışmalı bir yaklaşımdır. Anadolu’da “Rum” olarak ifade edilen topluluklarla Konya, Sivas ve Ankara gibi merkezlerde “Rûmî” olarak ifade edilen toplulukların Roma siyasî mirasıyla ilişkili,yani Roma imparatorluğunun tebası olduğu ifade edilmektedir. Bu toplulukların Grek-Ortodoks mezhebini benimsemeleri ve ibadet dili olarak Yunancayı kullanmaları, onların etnik kökenlerinin yalnızca dil veya mezhep üzerinden açıklanamayacağını göstermektedir.

Karamanlılar olarak bilinen toplulukların Grek alfabesini kullanmalarına rağmen günlük konuşma dillerinin Türkçe olması da dil, din ve kimlik arasındaki ilişkinin tek yönlü olmadığını göstermektedir.

Milattan önceki dönemlerde Karadeniz’de bulunduğu ileri sürülen Birinci Pontos Devleti’nin doğrudan Yunan-Pontos kimliğiyle açıklanmasının doğru olmadığı; Mithradates tarafından kurulan yapının Pers soylu bir hanedan tarafından oluşturulan Karadeniz merkezli bir krallık olduğu bilinmektedir. Benzer şekilde I. Aleksios Komnenos tarafından 1204 yılında Trabzon’da kurulan siyasî yapının da doğrudan “İkinci Pontos Rum Devleti” veya “Trabzon Pontos Rum İmparatorluğu” şeklinde tanımlanması, Kommenosların Pers soylu olmamaları sebebiyle hatalı bir tanımlamadır.⁴²

Kur’an-ı Kerîm’de yer alan Rûm Suresi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin adı, Yavuz Sultan Selim’in annesi Gülbahar Hatun’un Bânû-yı Rûm olarak anılması ve Âşıkpaşazâde’nin Anadolu’nun fethinde rol alan toplulukları Ahiyân-ı Rûm, Bacıyân-ı Rûm, Gaziyân-ı Rûm ve Abdâlân-ı Rûm şeklinde sınıflandırması, “Rum” kelimesinin tarih boyunca farklı anlam katmanlarına sahip olduğunu göstermektedir.

Anadolu Ortodokslarının önemli bir bölümünün Yunancadan ziyade Türkçe konuştuğu ve bu toplulukların XIX. yüzyıldaki bazı istatistikî çalışmalarda kendilerini Yunan kimliğinden ziyade Türk olarak tanımladıkları belirtilmektedir. Trabzon’un Osmanlı hâkimiyetine geçişinin askerî bakımdan nispeten ani olmasına rağmen, şehirde yaşayan toplulukların Osmanlı idarî sistemi içerisinde zamanla yeniden örgütlendiği ve Trabzon’un Osmanlı siyasî ve sosyal düzenine dâhil olduğu ifade edilmektedir.⁵⁰

XVII. yüzyılda Doğu Karadeniz’in sahil kesiminde görülen nüfus azalmasının sebepleri arasında Rus Kazaklarının saldırıları, gayrimüslim nüfusun başka bölgelere göç etmesi ve Celalî isyanları bulunmaktadır.⁴³

ŞEHZADE SELİM’İN TRABZON SANCAKBEYLİĞİ

Fatih Sultan Mehmed döneminde Sivas Vilayeti’ne bağlı Amasya Sancağı’nda büyük oğlu Şehzade Bayezid sancakbeyi olarak görev yaparken, Trabzon Sancağı’nda da Bayezid’den büyük oğlu Şehzade Abdullah sancakbeyi olarak bulunmuştur. Trabzon İskelesi Camii şadırvanında Şehzade Abdullah’ın 1470 tarihli kitabesinin bulunması, onun şehirdeki idarî varlığını gösteren önemli bir tarihî veridir.

Şehzade Abdullah’ın 1481 yılına kadar Trabzon sancakbeyliği yaptığı, Fatih Sultan Mehmed’in vefatının ardından II. Bayezid’in padişah olmasıyla birlikte Şehzade Selim’in 1481 yılında Trabzon sancakbeyi olarak tayin edildiği belirtilmektedir. Şehzade Selim’in 1510 yılına kadar yaklaşık yirmi dokuz yıl Trabzon’da görev yaptığı ifade edilmektedir.⁴⁴

II. Bayezid, Şah İsmail meselesinde Kızılbaş hareketinin Anadolu’ya giderek artan nüfuzunu başlangıçta yeterince değerlendirememiştir. Bu sırada Şehzade Selim’in Trabzon’a gönderilmesi, şehrin İstanbul dışındaki siyasî merkezlerden biri olarak önem kazanmasına yol açmıştır.

Selim Trabzon’a geldikten sonra Gürcistan meselesine yönelmiş ve bu bölgeye Osmanlı askerleri göndermiştir. Aynı zamanda Atabegliklerle yakın ilişkiler kurarak İspir ve Bayburt tarafından gelebilecek Kızılbaş-Safevi etkisini sınırlandırmaya çalışmıştır. Akkoyunlu beylerinden Ferruhşah’ın da Şehzade Selim’e gelerek Safevî tehlikesine karşı yardım istediği belirtilmektedir. Şehzade Selim, Şah İsmail’in Akkoyunlu topraklarını ele geçirmesini ve bölgedeki uygulamalarını yakından takip etmiş ve Safevî tehdidinin boyutlarını erken dönemde fark etmiştir.⁴⁵

Şah İsmail kısa zamanda güçlenmiş ve Akkoyunluları takip ederek onların hâkimiyetindeki bölgeleri ele geçirmeye başlamıştır. Şerur Savaşı’nda Akkoyunluları yendikten sonra Kars, Erzurum ve Erzincan taraflarına yönelmiş; Erzincan, Kiğı, Tercan, Bayburt ve Erzurum’a kendi taraftarlarını yerleştirmiştir. Bu gelişmeler Osmanlı Devleti’nin Safevî meselesini doğrudan bir güvenlik problemi olarak değerlendirmesine yol açmıştır.⁴⁶

KARADENİZ ÇEPNİLERİNİN DİNÎ ANLAYIŞI

Oğuzların yirmi dört boyundan biri olan Çepnilerin Türkistan’dan göç ederek önce İran’a, buradan da Anadolu’ya geldikleri genel olarak kabul edilmektedir. XI. yüzyılda başlayan, XII. yüzyılın ortalarında belirginleşen bu göç hareketinin zaman ve mekân bakımından birkaç yüzyıla yayılan bir süreç içerisinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

Karadeniz Bölgesi Çepnilerinin iki ana güzergâh üzerinden sahile ulaştıkları görülmektedir. Bunlardan bir grubun Kelkit Vadisi’nin Karadeniz’e açılan kapısı olan Harşit Vadisi’ni, diğer grubun ise Aksu, Batlama, Melet ve Turnasuyu gibi daha küçük akarsular tarafından şekillendirilen vadileri kullandıkları anlaşılmaktadır.

Çepnilerin bir kısmının Gümüşhane-Bayburt yöresinden, diğer bir grubun ise Niksar-Koyulhisar –Mesudiye çevresinden hareket ederek sahil bölgesine indiği; yeni iskân edildikleri bölgelere bu iki farklı kültür havzasının inanç ve kültür unsurlarını taşıdıkları değerlendirilmektedir. Niksar Ulu Camii’nin 1145 yılında Çepnizade Hasan Bey tarafından yaptırıldığı ve caminin bulunduğu mevkinin “Çepnibey Mahallesi” olarak adlandırıldığına ilişkin bilgiler bu açıdan dikkat çekicidir. Ayrıca tahrirlerde “Danişmend” imlasıyla çok sayıda yer ve şahıs adının bulunması da bölgedeki Çepni ve Danişmentli mirasının araştırılması bakımından önemlidir.⁴⁷

XIV. yüzyılın başlarında Ahmed Eflâkî ve İbn Battûta’nın Karadeniz hakkında verdikleri bilgiler, Karadeniz sahillerine inmeden önce bölgede ahilerle yoğun bir etkileşim bulunduğuna işaret etmektedir. Sahile doğru gerçekleşen göçlerle birlikte sûfî kolonizasyon faaliyetlerinde bulunan ahilerin varlığı tahrir defterlerinden de takip edilebilmektedir.

1455 ve 1485 tarihli Tahrir Defterleri’nde Niksar’lı  Ahi Şahin, Ahi Nahcivan ve Ahi Pehlivan gibi alperenlerin Ordu-Giresun yöresinde kurdukları vakıflara geniş yer verilmiştir. Bu vakıfların hizmet alanları mektep, medrese, cami ve zaviye gibi dinî ve sosyal kurumlar etrafında şekillenmiştir.

Ordu’da Şeyh Ali Beylü’de Samid Abdal, Dereköy’de Şeyh Eyne Bey, Turnasuyu’nda Şeyh Pir, Giresun Pirariz’de Şeyh İdris, Duroğlu Beldesinde Yakup Halife ve Yavuzkemal’de Şeyh Mustafa gibi isimler de bu dinî-sosyal yapının temsilcileri arasında zikredilebilir.

Trabzon’un fethinden sonra tamamlanan bölgenin 1486 tarihli tahririnde, bugünkü Giresun yöresini içine alan Vilâyet-i Çepni’de bazı yayla bölgeleri de dâhil olmak üzere toplam altmış iskân biriminde sekiz cami, altı zaviye ve iki medresenin bulunduğu kayıt altına alınmıştır. Vilâyet-i Bayramlu olarak adlandırılan Ordu yöresinde ise bu sayıların daha yüksek olduğu görülmektedir.

1530 tarihli muhasebe defterinde Karadeniz Çepni toplumunun Sünnî karakterini gösteren 180 mülazım-ı cami, 13 müderris ve 36 zaviyedarın kayıtlı olduğu belirtilmektedir. Trabzon’un Şalpazarı yöresinden batıya doğru Çepnilerin yaşadığı köy ve kasabalarda din hizmetlerini yürüten şeyh, müderris ve cami görevlilerinin bulunduğuna ilişkin çeşitli bilgi ve belgeler mevcuttur.

Timur’un Anadolu seferi sırasında Hacıemiroğulları’nın Timur’un hâkimiyetini kabul ederek Osmanlı hâkimiyetine daha önce girmiş topraklarını yeniden aldığı belirtilmektedir. Clavijo’nun 1404 yılında Trabzon’a uğradığında Orta Karadeniz bölgesinin Hacıemiroğulları’nın hâkimiyetinde bulunduğunu ve beyliğin 10.000 atlı askere sahip olduğunu, ayrıca Trabzon Devleti’nden vergi aldığını kaydettiği aktarılmaktadır.⁴⁸

Fatih Sultan Mehmed kısa zamanda Anadolu’da İsfendiyaroğulları, Trabzon ve Akkoyunlu topraklarını Osmanlı hâkimiyetine katmış; Karaman ve Dulkadir beyliklerini ve Kırım Hanlığı’nı Osmanlı tabiiyetine almıştır. Böylece Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Karadeniz’deki siyasî hâkimiyet alanı büyük ölçüde genişlemiştir.

II. Bayezid döneminde bazı önemli sefer ve zaferlere rağmen devletin genişleme hızında bir durgunluk ortaya çıkmıştır. II. Bayezid’in İran ve Doğu Anadolu’da yeni bir devlet kuran Şah İsmail’in Anadolu’daki faaliyetlerine karşı yeterli ölçüde erken ve güçlü bir politika geliştirememesi, Safevî hareketinin güç kazanmasına imkân sağlamıştır.

Yavuz Sultan Selim Trabzon valisi iken Şah İsmail’in meydana getirdiği tehlikeyi yakından görmüş ve zaman zaman düzenlediği akınlarla başarılar elde etmiştir. Ancak büyük çaplı bir harekete girişme imkânının bulunmaması ve babasının sulh politikasının devam etmesi nedeniyle harekâtlarını sınırlı tutmuştur. 1512 yılında tahta çıkan Sultan Selim, Safevî tehdidini ortadan kaldırmak amacıyla 1514 yılında Şah İsmail üzerine sefere çıkmıştır.⁴⁹

CANİK’TE İKTİSADİ HAYAT

Osmanlılar Canik bölgesini ele geçirdiklerinde, bölgede yüzyıllardır idarî, sosyal ve iktisadî bakımdan kökleşmiş Danişmendlilerden itibaren gelen Müslüman bir toplulukla karşılaşmışlardır. Selçukluların bölgeye gelişlerinden sonra hüküm süren siyasî yapıların farklı karakterlere sahip olmasına rağmen, bölgedeki Müslüman Türk halkının Osmanlılarla önemli ölçüde ortak kültürel unsurlara sahip olması, Osmanlı yönetiminin Canik’te yerleşmesini kolaylaştırmıştır.

Canik bölgesinin Osmanlı dönemindeki en önemli ekonomik faaliyetlerinden biri, donanma açısından büyük öneme sahip kendir ve kereste üretimine bağlı olarak gelişen tersane faaliyetleridir. Bunun yanında tütün, çeltik ve mısır da bölgenin önemli tarımsal ürünleri arasında yer almıştır.

XV. ve XVI. yüzyıllarda Samsun’da boyahane, mumhane, salhane, mezbaha, kapan, ihtisab, pazar bacı, meyhane ve damga rüsumu gibi çeşitli ekonomik faaliyetlerden gelir elde edildiği kaydedilmiştir.⁵¹

Samsun limanı bu dönemde oldukça faal bir ticaret merkezi durumundaydı. Özellikle Kırım ve oradan Rus stepleri ile Kafkaslara uzanan geniş bir ticaret hinterlandına sahipti. Pamuklu ürünler ve esir ticareti de bu ticaret ağında önemli bir yer tutmaktaydı. XIV. yüzyılda Kafkaslardan getirilen esirlerin Mısır’a nakledildiği bilinmektedir. Memlük hükümdarlarından Kansu Gavri’nin ailesinin Kafkasya’dan Mısır’a gönderilmek üzere Samsun’a geldiği sırada onun Samsun’da doğduğu ve bu nedenle Memlük kaynaklarında doğum yerinin Samsun olarak gösterildiği aktarılmaktadır.⁵²

Evliya Çelebi’nin ifadelerinde de görüldüğü üzere Canik’te kendir üretimi son derece önemli bir düzeye ulaşmıştı. Kendir üretimi, özellikle Osmanlı donanmasının ihtiyaçları bakımından stratejik bir öneme sahipti. XVII. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti önemli bir deniz gücüne sahip olmuş ve ülkenin çeşitli sahillerindeki tersanelerde gemi üretimi gerçekleştirilmiştir.

XVIII. yüzyıla kadar Canik sancak beyleri, kendirin toplanması, işlenmesi ve bedelinin ödenmesi sırasında meydana gelen sorunların giderilmesine önemli ölçüde zaman ayırmak zorunda kalmışlardır. Kendir yalnızca gemicilik faaliyetlerinde değil, halkın giyim ve günlük kullanım ihtiyaçlarında da temel hammaddelerden biri olmuştur. XIX. yüzyılın ortalarına kadar Canik bölgesinde yoğun olarak üretilen kendir, bu tarihten sonra daha çok yerel ihtiyaçları karşılayacak ölçekte üretilmeye başlanmıştır.⁵³

Kendir üretiminin yanında halat ve urgan imalatı ile kendirin yarı işlenmiş hâle getirilmesi gibi faaliyetler de mahallî ekonomi açısından önem taşımıştır. Samsun kadısının satın aldığı kendirin bir bölümünün yarı mamul durumda olması da bu üretim zincirinin varlığını göstermektedir.⁵⁴

Karadeniz’in Osmanlı hâkimiyetinde bir iç deniz niteliği kazanmasından sonra bölgedeki iç ticaretin genişlediği görülmektedir. Trabzon, Sinop, Samsun ve Kefe limanları arasında karşılıklı gelişen ticaret ağı, bu limanlarda yaşayan ve Canik bölgesinden gelen tüccarların da katıldığı geniş bir ekonomik çevre oluşturmuştur.⁵⁵

XVI. yüzyılda Toroslarda ortaya çıkan ve Karadeniz’de de etkileri görülen suhte ayaklanmaları, ardından gelen Celalî isyanları ve eşkıyalık hareketleri Osmanlı Devleti’nin genelinde olduğu gibi Karadeniz bölgesinde de uzun süreli güvenlik sorunlarına yol açmıştır.⁵⁶

Suhte ve Celalî eşkıyalarının yanında bazı devlet görevlilerinin halka karşı kötü muamelede bulunması da sosyal huzursuzluğu artırmıştır. Canik halkı XVI. yüzyılın sonları ile XVII. yüzyılın başlarında bir taraftan Celalî ve suhte gruplarının baskılarıyla, diğer taraftan bazı devlet görevlilerinin uygulamalarıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Canik ve Karadeniz sahilleri bu iç güvenlik sorunlarının ardından XVII. yüzyılın başlarında Abaza ve Kazak saldırılarından da etkilenmiştir. Denizden gerçekleştirilen saldırılar sahil bölgelerinin sosyal ve ekonomik hayatını olumsuz etkilemiş, halkın daha güvenli gördüğü iç kesimlere doğru göç etmesine neden olmuştur.⁵⁷

TRABZON KOMNENOSLARI VE PONTUS MESELESİ

1243 yılından sonra Moğollara bağlı olarak varlığını sürdüren Trabzon Komnenoslarının XIII. yüzyılın sonunda hâkimiyet alanı Giresun ve Trabzon çevresine kadar daralmış; 1396 yılında Giresun’un da kaybedilmesiyle 1461 yılına kadar ellerinde kalan temel merkez Trabzon olmuştur.

Pontus düşüncesini yeniden canlandırmak isteyen bazı yaklaşımlar, Pontus Pers Devleti ile Doğu Romanın son krallığı Trabzon Komnenos Devleti arasında doğrudan bir tarihî bağ kurmaktadır. Ancak Trabzon Komnenos Devleti’nin Roma siyasî mirasının bir devamı olduğu ve Pontus Pers Devleti ile doğrudan özdeşleştirilemeyeceği açıktır. Elmalarla armutların farklı olması gibi, Persler de Romalılardan farklıdır.Anadolu’da Türk hâkimiyetinin sağlamlaştığı ve Anadolu’nun Türk yurdu hâline gelmeye başladığı bir dönemde kurulan Trabzon siyasî yapısının, kuruluşundan kısa süre sonra Selçukluların siyasî üstünlüğünü kabul etmek zorunda kaldığı bilinmektedir.⁵⁸

Speros Vryonis Jr., Doğu Roma’dan Osmanlı Devleti’ne intikal eden nüfusun tamamen ortadan kalkmadığını ve XIX. yüzyılda önemli bir azınlık hâline geldiğini savunmaktadır. Yüzyıllar boyunca farklı toplulukların karşılıklı etkileşim içerisinde olduklarını ve bu tarihî tecrübenin her iki toplumun kültüründe de iz bıraktığını belirtmektedir. XIX. yüzyılda Rusya ve Yunanistan’dan Anadolu’ya gerçekleşen nüfus hareketlerinin yanı sıra ekonomik imkânlar, göç hareketlerinin yönünü etkileyen unsurlar arasında değerlendirilmiştir.⁵⁹

XIII. yüzyıldan itibaren Trabzon Komnenos Devleti, izole bir siyasî yapı hâline gelmemek amacıyla Karadeniz kuşağındaki ve güneyindeki Venedik, özellikle de Ceneviz kolonileri aracılığıyla İstanbul ve Batı dünyasıyla bağlantı kurmuştur. Karadeniz ticaretinde önemli bir konuma sahip olan Cenevizlilerin Kefe üzerinden yürüttükleri faaliyetler ve İran’dan ipek temininde yaşanan gelişmeler Trabzon limanının önemini artırmıştır. Timur’un Kuzey Karadeniz’de meydana getirdiği siyasî ve askerî hareketlilik de Trabzon limanının ticari önemini güçlendiren faktörlerden biri olmuştur.⁶⁰

SONUÇ

Karadeniz havalisinin XV. yüzyıldan sonraki tarihi, Osmanlı hâkimiyetinin kurulmasıyla birlikte yeni bir idarî çerçeveye kavuşmuş; ancak bu dönüşüm, bölgede daha önce mevcut olan Türk siyasi, askerî, dinî ve demografik birikimi ortadan kaldırmamıştır. Canik beylikleri ve özellikle Hacıemiroğulları, Tacettinoğulları ve diğer yerel hanedanlar, Türk-İslam hâkimiyetinin yerleşmesinde ve Trabzon’a yönelik askerî-siyasi baskının sürdürülmesinde belirleyici olmuştur.1427’de Canik’in kesin olarak Osmanlı idaresine alınması ve 1461’de Trabzon’un fethedilmesi, bölgenin Osmanlı siyasi sistemi içine dâhil edilmesini tamamlayan başlıca gelişmelerdir.

Trabzon’un fethi sonrasında sancak ve eyalet teşkilatı, şehzade idaresi, tımar sistemi, vakıflar ve iskân politikaları bölgenin kurumsal yapısını değiştirmiştir. Bununla birlikte Çepni topluluklarının hareketleri, derviş ve ahi çevrelerinin faaliyetleri, Akkoyunlu bakiyeleri ve Safevî etkisi, bölgenin nüfus ve kültür tarihinde süreklilikler meydana getirmiştir. XVI. Yüzyılın sonlarından itibaren Celâlî isyanları, suhte hareketleri, devlet görevlilerinin baskısı, Kazak saldırıları ve ekonomik sorunlar nüfus hareketlerini ve sahil yerleşimlerini etkilemiştir.

Canik’in kendir, kereste, tersane, tarım ve liman ticaretine dayalı ekonomisi, Karadeniz’in Osmanlı iç denizi hâline gelmesiyle daha geniş ticaret ağlarına bağlanmıştır. Bu nedenle bölgenin tarihi, yalnızca askerî fetihler veya etnik kimlik tartışmaları üzerinden değil; siyasi hâkimiyet, iskân, dinî kurumlar, ticaret, üretim ve nüfus hareketlerinin birbirini etkilediği bütüncül bir çerçevede ele alınmalıdır.

DİPNOTLAR

  1. Necati Demir, “Anadolu’da Teşekkül Etmiş Halk Hikâyelerinde Haçlı Seferleri”, Uluslararası Haçlı Seferleri Sempozyumu, Ankara, 1997, s. 135.
  2. Necati Demir, Ordu İli ve Yöresi Ağızları, Türk Dil Kurumu, Ankara, 2001, s. 38.
  3. Bahattin Yediyıldız, “Ordu Yöresine Ait Bazı Folklor Unsurlarının Tarihi Kökleri”, III. Milletlerarası Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara, 1984, s. 183.
  4. Bahattin Yediyıldız, Ordu Kazası Sosyal Tarihi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1985, s. 41.
  5. İbrahim Tellioğlu, İlkçağdan Osmanlıya Samsun, İlkadım Belediyesi, Samsun, 2012, s. 156.
  6. İbrahim Tellioğlu, İlkçağdan Osmanlıya Samsun, s. 146.
  7. Hüseyin Erdoğan – Yaşar Çelep, “Osmanlı Öncesi Hacıemiroğulları Tarihi”,www.emirogullari.com/emiroglu/id19.htm
  8. Faruk Sümer, Çepniler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1992, s. 14.
  9. Ali Çelik, “Çepnilerin Anadolu’nun Türkleşmesindeki Yeri ve Önemi”, Türkler Ansiklopedisi, C. 6, Yeni Türkiye Yayınları, s. 319.
  10. İbrahim Tellioğlu, İlkçağdan Osmanlıya Samsun, s. 146.
  11. Tuncer Baykara, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyasına Giriş,Bilge Kültür Sanat,2019,s 184
  12. Kazım Dilcimen, Canik Beyleri,Ahali Matbaası, 1940, s. 25
  13. Mustafa Çağhan Keskin, Vilâyet-i Rûm’un İdaresi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2024, s. 12.
  14. Necati Demir, Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesinin Tarihi Alt Yapısı, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 2005, s. 84.
  15. Hanefi Bostan, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayatı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2002, s. 4.
  16. Hanefi Bostan, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayatı, s. 4.
  17. Hanefi Bostan, “15 ve 16. Yüzyılda Trabzon Şehrinde Nüfus ve İskân Hareketleri”, Trabzon Tarihi Sempozyumu, Trabzon, 2005, s. 167.
  18. Ali Çelik, “Çepnilerin Anadolu’nun Türkleşmesindeki Yeri ve Önemi”, Türkler Ansiklopedisi, C. 6, Yeni Türkiye Yayınları, s. 319.
  19. J. Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, C. II, Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1989, s. 50.
  20. İsmail Hacifettahoğlu, Öncesi ve Sonrasıyla Trabzon’un Fethi, Trabzon Belediyesi Yayınları, Trabzon, 2001, s. 15.
  21. İsmail Akbal, Millî Mücadelede Trabzon’da Muhalefet, Serander Yayınları, Trabzon, 2008, s. 24.
  22. Hüseyin Albayrak, Fetihten Günümüze Trabzon, Trabzon Valiliği Kültür Yayınları, Trabzon, 1998, s. 15.
  23. Kudret Emiroğlu, “Türkiye’nin Kalesi, Trabzon Şehri”, Birikim, S. 130, Haziran-Temmuz 1996.
  24. Faruk Sümer, Çepniler, Türk Tarih Kurumu, 2024, s. 72.
  25. Süleyman Pekin, Harşit Havzasında Çepniler, Berikan Yayınları, Ankara, 2013, s. 58.
  26. “Gümüşhane Çepni Tarihi”, Emiroğulları Ailesi.
  27. Mahmut Goloğlu, Trabzon Tarihi, Sevinç Yayınları, İstanbul, 2000, s. 53.
  28. Mehmet Öz, “Osmanlı Devrinde Samsun Şehrinin Nüfus Yapısı”, Samsun Sempozyumu, C. 3, Samsun Valiliği, Samsun, 2012, s. 487.
  29. Büha Güner, Türkiye Ziraatının Coğrafi Esasları, İstanbul Üniversitesi, İstanbul, 1979, s. 81; Mehmet Eröz, ilgili çalışma, s. 256; Osman Köse, “Canik’in Osmanlılar Dönemindeki İktisadi Hayatı”, s. 90.
  30. Süha Güner, ilgili çalışma, s. 86; Emine Erdoğan, “XVI. Yüzyılda Canik Sancağında Eşkıyalık Faaliyetleri”, Geçmişten Geleceğe Samsun, s. 62.
  31. William Griswold, Anadolu’da Büyük İsyan, çev. Ülke Tansel, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2000.
  32. Mustafa Bilge, Kargaşadan Sayısala, 2019, s. 65.
  33. Hikmet Öksüz, Trabzon Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2015, s. 31.
  34. Hikmet Öksüz, Trabzon Tarihi, s. 31.
  35. Mehmet Fatsa, “15 ve 16. Yüzyılda Trabzon Sancağında Dinî Zaviyeler”, I. Uluslararası Geçmişten Günümüze Trabzon’da Dinî Hayat Sempozyumu, C. 2, Trabzon Belediyesi Yayınları, Trabzon, 2016, s. 934.
  36. Kenan İnan, “17. Yüzyılda Trabzon’da Yeniçeri Zabıtları, Berberzadeler”, CIEPO 22, Uluslararası Osmanlı Öncesi Osmanlı Çalışmaları Kongresi, C. 1, Trabzon Belediyesi Yayınları, Trabzon, 2016, s. 145.
  37. Rıza Karagöz, “12 No’lu Sivas Ahkâm Defterine Göre Samsun ve Çevresi”, Samsun Sempozyumu, C. 3, Samsun Valiliği, Samsun, 2012, s. 506.
  38. Nihal Atsız, Âşıkpaşazâde Tarihi.
  39. Mehmet Bilgin, “Trabzon Tarihi”, Trabzon Tarihi Sempozyum Bildirileri, Trabzon, 2000, s. 84.
  40. Mehmet Bilgin, Karadeniz Dünyası, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2017, s. 31.
  41. Cavit Çepnioğlu, Oğuz Çepni Boyu, Yarın Yayıncılık, 2014, s. 450.
  42. Ahmet Musaoğlu, Trabzon Ayasofya Tarihi, Ortahisar Belediyesi Yayınları, Trabzon, 2015, s. 247.
  43. Hanefi Bostan, Arşiv Belgelerine Göre Karadeniz’de Nüfus Hareketleri, Nöbetçi Yayınevi, İstanbul, 2012, s. 103.
  44. Remzi Kılıç, “Trabzon Valisi Şehzade Selim ve Faaliyetleri”, Trabzon ve Çevresi Uluslararası Tarih, Dil, Edebiyat Sempozyumu Bildirileri, Trabzon Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, Trabzon, 2002, s. 190.
  45. İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, VIII. Defter, yay. haz. Ahmet Uğur, Ankara, 1997, s. 272.
  46. Enver Konukçu, “Trabzon Valisi Şehzade Selim”, Trabzon ve Çevresi Uluslararası Tarih, Dil, Edebiyat Sempozyumu Bildirileri, Trabzon Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, Trabzon, 2002, s. 95.
  47. Mehmet Fatsa, Karadeniz’de Zaviyeler, s. 405.
  48. Murat Keçiş, Trabzon Komnenos Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2013, s. 123.
  49. Osman Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2003, s. 297.
  50. Speros Vryonis Jr., Küçük Asya’da Ortaçağ Hellenizminin Çöküşü, Kolophon Yayınları, İstanbul, 2010, s. 562.
  51. Mehmet Öz, Canik Sancağı, s. 108.
  52. Feridun Emecen, Karadeniz Kıyı Kentleri Tarihi, Turkuvaz Kitap, İstanbul, 2020, s. 113.
  53. İbrahim Eser, “18. Yüzyılda Sinop-Samsun İlişkilerine Dair Bazı Gözlemler”, Geçmişten Geleceğe Samsun I, ed. Cevdet Yılmaz, Samsun, 2006, s. 763.
  54. Mehmet Öz, XV-XVI. Yüzyıllarda Canik Sancağı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1999, s. 98.
  55. Osman Köse, “Canik’in Osmanlılara Geçmesinden Sonra Canik’te İktisadi Hayat”, İlk Çağdan Günümüze Samsun, ed. Cevdet Yılmaz, Canik Belediyesi Yayınları, Samsun, 2011, s. 91.
  56. Emine Erdoğan, “XVI. Yüzyılda Canik Sancağında Eşkıyalık Faaliyetleri”, Geçmişten Geleceğe Samsun, C. I, ed. Cevdet Yılmaz, Samsun, 2006, s. 60.
  57. Osman Köse, “Canik’in Osmanlılara Geçmesinden Sonra Canik’te İktisadi Hayat”, s. 96.
  58. Fatma İnce, “Selçuklu İmparatorluğu’nun Dış Politikasında Trabzon”, İlkçağdan Günümüze Karadeniz, ed. Mehmet Özkan, Akçağ Yayınları, Ankara, 2019, s. 160.
  59. Speros Vryonis Jr., Küçük Asya’da Ortaçağ Hellenizminin Çöküşü ve 11. Yüzyıldan Başlayarak 15. Yüzyıla Kadar İskânlama, Kalkedon Yayınları, İstanbul, 2020, s. 556.
  60. Mehmet Tezcan, Karadeniz ve Kafkasya, Serander Yayınları, Trabzon, 2021, s. 31.
  61. Özcan Özcan, Kapak Minyatür, Fehmi Demir, Mavi Fetih, Maarif Mektepleri Yay,2017,

[i] Araştırmacı Yazar

Yazar
Abdülkadir BAŞ

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen