Abdulkadir BAŞ[i]
ÖZET
Bu makale, Karadeniz havzasında Türk siyasî varlığının oluşumunu, özellikle Orta ve Doğu Karadeniz’de “Canik beylikleri” diye adlandırılan teşekküller üzerinden incelemektedir. Çalışmanın temel tezi, Canik beyliklerinin birdenbire ortaya çıkan küçük yerel güçler değil; XI-XII. yüzyılda başlayan Türk iskânı, Danişmendli-Selçuklu yayılması, Moğol sonrası otorite boşluğu, Türkmen/Çepni hareketliliği ve Trabzon Rum Devleti ile uzun süreli sınır mücadelesinin sonucu olarak şekillenen bölgesel hanedanlar olduğudur. Bu çerçevede Kubadoğulları, Taşanoğulları, Taceddinoğulları, Hacıemiroğulları ve Bafra çevresindeki yerel beyler ele alınmış; ayrıca Batı Karadeniz’de Çobanoğulları-Candaroğulları çizgisi daha geniş “Karadeniz beylikleri” bağlamında değerlendirilmiştir. Makale, siyasî olayları yalnızca savaşlar ve fetihlerle sınırlamayıp vakıflar, yollar, ticaret güzergâhları, Türkmen iskânı ve içtimai-dinî kurumlaşma üzerinden de okumaktadır.
Anahtar Kelimeler: Canik, Karadeniz beylikleri, Taceddinoğulları, Hacıemiroğulları, Kubadoğulları, Taşanoğulları, Çepniler, Trabzon Rum Devleti, Terme, Danişmendliler, Selçuklular.
ABSTRACT
This article examines the formation of Turkish political presence in the Black Sea basin, specifically through the principalities known as the “Canik beyliks” in the Central and Eastern Black Sea regions. The main thesis of the study is that the Canik beyliks were not suddenly emerging local powers, but rather regional dynasties shaped as a result of the Turkish settlement that began in the 11th-12th centuries, the expansion of the Danishmendids and Seljuks, the post-Mongol authority vacuum, Turkmen/Chepni mobility, and the long-term border struggle with the Empire of Trebizond. In this context, the Kubadoğulları, Taşanoğulları, Taceddinoğulları, Hacıemiroğulları, and local beys around Bafra are discussed. The article interprets political events not only through wars and conquests but also through foundations (waqfs), roads, trade routes, Turkmen settlement, and socio-religious institutionalization.
Keywords: Canik, Black Sea beyliks, Taceddinoğulları, Hacıemiroğulları, Kubadoğulları, Taşanoğulları, Chepnis, Empire of Trebizond, Terme.
GİRİŞ
Bütün Türk devletleri birbirinin ardılları, aynı kökün, aynı kültürün siyasi birimleridir. Bazen hanedanın değiştiği görünse de taban büyük ölçüde aynıdır. Devletlerin birbirinin ardılı olması ve uzun Türk asırlarının yaşanması Türk tarihine bütünlük ve süreklilik kazandırır. Her Türk imparatorluk devleti, hanlık, yabguluk ve kağanlığının hatta her Türk topluluğunun Türk tarihi içinde bir yeri, bir değeri ve bir işlevi vardır. Her biri göreceli olarak Türkün tarihine etkilerde, katkılarda bulunmuş, Türk tarih kervanının yönünü etkilemiştir.¹
Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşları üzerine yorumlarında Prof. İlber Ortaylı konuyu şöyle dile getiriyor: “Selçuklu yıkılmamıştır, Osmanlı yıkılmamıştır, devlet devam ediyor. Yönetici sınıfıyla, kendi adetleriyle, kuralları ve vergileriyle devam ediyor. Devletin adı değişti tabii. Türk tarihinde bir ara fasıla olmamıştır.”²
Söz konusu ifade, H. Nihal Atsız’ın teziyle paralellik arz etmektedir; zira Atsız, Türk tdevletini Doğu ve Batı olarak iki ana kola ayırır ve Türkiye Cumhuriyeti’ni, temelleri 1040 yılında atılan Batı Türk devletinin (Türkiye) bir devamı olarak kabul eder.
Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma süreci, yalnızca askerî fetihlerle açıklanamayacak kadar karmaşık ve çok katmanlı bir tarihi dönüşümü ifade etmektedir. Bu süreç, XI. yüzyılda başlayan Türk akınlarının ardından yerleşim, iskân politikaları ve sosyo-kültürel yapılanmalar aracılığıyla kalıcı bir hal almıştır. Bu meyanda Karadeniz bölgesi, özellikle de Canik sahası, Anadolu’nun Türkleşmesinde kritik bir önem taşır.
Karadeniz tarihi yazımında Anadolu beylikleri meselesi çoğu zaman Batı Anadolu merkezli anlatıların gölgesinde kalmıştır. Oysa Kuzey Anadolu’daki Türk siyasî teşekkülleri, hem Anadolu’nun Türkleşmesi hem de Karadeniz arkaalanının yeniden örgütlenmesi bakımından özel bir yere sahiptir. Bilhassa Samsun-Ordu-Giresun hattı ile bunların güneyindeki Kelkit Vadisi, Niksar, Havza, Ladik ve Vezirköprü koridoru, Türk ilerleyişinin yalnızca askerî değil; aynı zamanda nüfus ve iktisat eksenini de oluşturmuştur.
“Canik” kavramı, Osmanlı ve geç Orta Çağ adlandırmasında bugünkü dar Samsun çevresinden daha geniş bir sahayı, yani Samsun-Ordu havalisini ve bazı dönemlerde buna bitişik iç kısımları ifade etmektedir. Bu coğrafya üzerinde ortaya çıkan beylikler, merkezî bir tek devlet değil; birbirleriyle akrabalık, rekabet, tâbilik ve ittifak ilişkileri kuran çok odaklı siyasî yapılardır. Bu sebeple “Canik beylikleri” kavramı tek bir hanedanı değil, bir bölgesel siyasî kümeyi anlatmaktadır.
Bu çalışmanın temel amacı, Canik beyliklerinin tarihî zeminini, ortaya çıkışını ve Osmanlı Devleti’ne intikal sürecini tarihi bir perspektifle incelemektir. Bu doğrultuda şu sorulara yanıt aranacaktır: Canik beyliklerinin tarihî zemini ne zaman oluştu? Bu beylikleri ortaya çıkaran coğrafî ve nüfus şartlar nelerdi? Trabzon Rum Devleti, Kadı Burhaneddin ve Osmanlı ile ilişkiler bu yapıların kaderini nasıl belirledi? Ve nihayet, bu beylikler yalnızca askerî kuvvetler miydi, yoksa kalıcı bir Türk-İslâm toplumsal düzeni de kurabildiler mi?
- TARİHSEL ARKA PLAN: ANADOLU’NUN TÜRKLEŞMESİ VE KARADENİZ’İN KONUMU
1.1. Anadolu’nun Türkleşme Süreci
Türklerin Anadolu’ya girdikten sonraki ilk yüzyılı çeşitli savaşlar ve mücadelelerle geçmiştir. Selçukluların Anadolu’yu yurt tutma süreçleri ile başlayan 11. ve 12. yüzyıllar; devlet teşkilatlanmasının oluşturulduğu, içtimai, kültürel ve dinî kurumların şekillendiği, buna bağlı olarak sanat faaliyetlerinin arttığı, bilim, düşünce ve hukuk düzeninin tamamlandığı yoğun bir zaman dilimidir.³
Anadolu’nun Türkleşmesi süreci, 1071 Malazgirt Zaferi sonrasında hız kazanmış; ancak bu dönüşüm, askerî fetihlerle sınırlı kalmayıp nüfus, iktisadi ve kültürel unsurların birlikte şekillendirdiği çok katmanlı bir süreç olarak gelişmiştir. Anadolu’ya yönelen Türkmen kitleler kısa sürede bölgenin etnik ve kültürel yapısını değiştirmeye başlamış; bu süreç özellikle sınır bölgelerinde belirgin biçimde hissedilmiştir.⁴
Karadeniz’de Türk siyasi varlığının temelleri 1018 yılında Çağrı Bey’in Anadolu seferiyle atılmıştır, Selçuklu Beyliği 1040 yılında kazanılan Dandanakan Savaşı’yla devlete dönüşmüştür. 1048’de İbrahim Yınal’ın Batı Seferiyle,Canik Ormanlarına kadar uzandıktan sonra Doğu Roma memleketine saldırması ile devam etmiştir. 1054 yılında Tuğrul Bey’in Anadolu seferiyle Anadolu’yu üç koldan saran Selçuklu birlikleri Roma’nın askerî gücünü tespit etmiş ve 1057’de yeniden bölgeye gelmiştir. 1058 yılında Emir Dinar komutasındaki Türkmen beyleri Çoruh Vadisi’ni takip ederek Kelkit vadisine kadar girmiş ve Şebinkarahisar’ı fethetmiştir.⁵
Karadeniz bölgesi bu dönüşüm içinde kendine özgü bir yer tutmaktadır. Bölgenin dağlık coğrafyası, kıyı ile iç kesimler arasında doğal bir ayrım oluşturmuş; bu durum hem askerî kontrolü zorlaştırmış hem de yerel güçlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Özellikle Canik Dağları’nın güney etekleri ile Kelkit ve Yeşilırmak havzaları, Türkmen iskânı açısından uygun alanlar olarak öne çıkmıştır.⁶
Selçuklunun dehası 11. ve 13. asırlarda parlar; peş peşe büyük kumandanlar, siyaset adamları, ilim ve fikir adamları, büyük hamlelerle, zaferlerle ve eserlerle ortaya çıkarlar. Muhammed Alparslan’ların, Melik Şah’ların, Nizamül Mülk’lerin, yine bu asırlar içinde Kaşgarlı Mahmud’ların, Yusuf Has Hacip’lerin, hatta Mevlâna’ların ve Yunus’ların gelip geçmesi bir tesadüf değildir. Dinamik ve içtimai etkileşime açık, devamlı bir gelişme içinde bulunan bir cemiyet, dehalar için bereketli bir ortam hazırlar.⁷
1.2. Danişmendliler Dönemi ve İlk Türkmen Yerleşimleri
Karadeniz bölgesinde Türk-İslam siyasi varlığının ilk ciddi temelleri, Danişmendliler döneminde atılmıştır. Danişmend Gazi tarafından kurulan bu beylik, özellikle Niksar, Tokat ve Amasya çevresinde güçlü bir hâkimiyet kurarak Karadeniz’e açılan geçitleri kontrol altına almıştır.⁸ Malazgirt Savaşı’ndan (1071) hemen sonra tarih sahnesinde yer alan bu beylik; Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat, Kayseri, Malatya, Gümüşhane ve yörelerinde hâkimiyetini sürdürmüştür.
Danişmendlilerin en önemli özelliklerinden biri, yalnızca askerî fetihlerle yetinmeyip ele geçirilen bölgelere Türkmen nüfus yerleştirmeleridir. Bu iskân politikası sayesinde Canik bölgesinde kalıcı bir Türk nüfusu oluşmuş; sonraki yüzyıllarda ortaya çıkacak beyliklerin nüfus temeli hazırlanmıştır. Danişmend Gazi’nin 1104’teki Canik seferiyle Halkümbed Kalesi gibi stratejik noktalar ele geçirilmiş, Ünye, Bafra ve Çarşamba ovalarına Türkmen iskânı gerçekleştirilmiştir.⁹
1178 yılında Danişmendlilerin Anadolu Selçuklu Devleti tarafından ortadan kaldırılması bölgedeki siyasi dengeleri değiştirmiş; ancak Türkmen yerleşimi ve kültürel etkiler kalıcı olmuştur. Bu sebeple Danişmendliler dönemi, Canik beyliklerinin ortaya çıkışında bir “hazırlık evresi” olarak değerlendirilmelidir.¹⁰
1.3. Türkiye Selçukluları ve Karadeniz’e Açılma Politikası
Danişmendlilerin ortadan kaldırılmasının ardından Karadeniz bölgesi Türkiye Selçuklu Devleti’nin kontrolüne girmiştir. Selçuklular, özellikle ticari çıkarlar doğrultusunda Karadeniz limanlarına ulaşmayı hedeflemiş; bu doğrultuda Sinop ve Samsun gibi liman şehirlerine yönelik politikalar geliştirmiştir.1155 civarında Danişmendli Nizameddin Yağıbasan tarafından ele geçirilen Samsun’un, 1178’de Selçuklularca tamamen alınması, bölgenin büyük ölçüde Türk hâkimiyetine girmesini sağlamış; Danişmendliler de bu süreçte Trabzon Rum İmparatorluğu’na karşı sınır beyliği işlevi görmüştür.
Bu dönemde Canik bölgesi, Selçuklu merkezî otoritesinin doğrudan kontrolünden ziyade yarı bağımsız uç bölgeler şeklinde yönetilmiştir. Bu durum, yerel beylerin güçlenmesine ve ilerleyen süreçte bağımsız beyliklerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
Uçlara, özellikle Alaattin Keykubat’ın son on yılında Türkmenler yerleştirilmiştir. Bunun sebebi Cengiz Han’ın Harzemşahlara saldırmasıydı (1220-1221). Bu durum hem göçebe Türkmenleri hem de Harzemşahlı bilginleri ve emirlerini Anadolu’ya çekti. Bu suretle Türkmenler Doğu Roma-Selçuklu sınır hattında toplanarak bir ara bölge oluşturdular.¹¹
- yüzyıl sonu ve XII. yüzyılda Danişmendliler ve Türkiye Selçukluları döneminde kök salıp yerleşik hâle gelen Karadeniz Türkleri, 13. yüzyıl sonunda Moğol baskısına karşı yurt genelinde ortaya çıkan Tevaif-i Müluk, yani mahallî Türk beyliklerinin yaygınlaştığı dönemde; hem Türkiye Selçuklu devletinin devamı olmak iddiasıyla Selçuklu hanedanı içinden çıkan şehzadeler hem de bölgeyi ilim, kültür, sanat ve imar alanında ilk eserleri ortaya koyan Danişmendlilerin devamı olan aynı hanedandan çıkan beyliklerle kriz dönemi denilebilecek Moğol sarsıntısı devrinde dahi millî kurtuluş hareketleri Canik topraklarında başlamıştır. Canik Beylikleri olarak anılan müstakil siyasi teşekküller 13. yüzyıl sonlarında belirginleşmiştir.
Malazgirt’ten hemen sonra kuzeye yönelen Türk hareketliliği, Danişmendlilerin Orta Karadeniz’e uzanması ve Türkiye Selçuklularının kuzey limanlarına ilgi göstermesiyle Karadeniz’de Türk hâkimiyeti kalıcı olarak başlamış olur. Özellikle Niksar, Mesudiye, Havza, Ladik, Vezirköprü ve Samsun hattı Türklerin Karadeniz’e çıkışında hem bir göç koridoru hem de savunma hattı işlevi görmüştür. Sahildeki Terme ve yerleşim yeri o devirde bugünkü Ordu köyü civarında olan Çarşamba ise Komnenoslarla sınır oluşturması sebebiyle stratejik bir noktada bulunmakta ve düşmanla aradaki ilk savunma hattını oluşturmaktaydı.
- MOĞOL İSTİLASI VE ANADOLU’DA SİYASİ PARÇALANMA
2.1. Kösedağ Savaşı ve Siyasi Boşluk
1243 yılında meydana gelen Kösedağ Savaşı, Anadolu Selçuklu Devleti’nin siyasî gücünü ciddi ölçüde zayıflatmış ve Anadolu’da merkezî otoritenin çözülmesine yol açmıştır. Bu gelişme, özellikle uç bölgelerde yer alan Türkmen unsurların daha bağımsız hareket etmelerine zemin hazırlamıştır. Moğol hâkimiyetinin dolaylı ve baskıcı yapısı, yerel beylerin kendi güç alanlarını oluşturmalarına imkân tanımıştır.¹²
Canik bölgesi, coğrafi yapısı itibarıyla bu süreçten en fazla etkilenen alanlardan biri olmuştur. Dağlık arazi yapısı, kıyı ile iç kesimler arasındaki ulaşımın sınırlı olması ve merkezî otoritenin bu bölgeye nüfuz etmekte zorlanması, yerel güçlerin ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır. Bu bağlamda Canik, yalnızca bir coğrafi bölge değil; aynı zamanda siyasi parçalanmanın somutlaştığı bir alan hâline gelmiştir. Bu dönemde Çepni boyuna mensup Türkmen toplulukları, Canik dağlarının güney eteklerinde yoğunlaşarak siyasi organizasyonların temelini oluşturmuştur.
Kösedağ Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan kargaşa uçlarda da tesirli oldu. Moğol katliamı ve Selçuklu idarecilerinin eli kolu bağlı olması, sınır boylarında biriken Türkmen kitlelerini huzursuz ediyordu. Ancak Türk-Roma sınırında toplanan bu insan yığınının önünde olabildiğince verimli Doğu Roma toprakları uzanıyordu. Bu kriz ortamında Türkmenlerin hedefi, bağlı oldukları devlete sadakat değil, kendileri için rahatça yaşayabilecekleri yurt açmaktı.
Moğollar, Süleyman Pervane’yi ortadan kaldırdıktan sonra Türkiye Selçuklularını tamamen itaat altına almışlardı; yeni getirdikleri birliklerle Anadolu’yu fiilen işgal etmişlerdi.
Haris Moğol komutanlarının zulmü ve aldıkları ağır vergiler halk arasında büyük bir huzursuzluk ve hoşnutsuzluk yaratmıştı.
Aşiret beylerinin bir kısmı bu durumdan faydalanarak Konya ile ilgilerini kestiler. Selçuklu hükümeti, İlhanlı işgali altında bulunan yerlerin halkını koruyamaz hâle gelmişti. Moğol noyanının, umumi valinin ve erlerin zulmüne katlanamayan halk kitleleri akın akın uç beylerinin yanlarına gittiler. Onların gelmesiyle sınırlarda nüfus kalabalıklaştı; buralarda yaşayan halkı geçindirmek zorlaştı. Uç beyleri bu maddî sıkıntıyı gidermek için akınlar yapmaya ve fetihlerde bulunmaya mecbur oldular. Moğollar yalnızca Orta ve Doğu Anadolu’ya hâkim olduklarından kıyılara ve dağlık bölgelere sokulamadılar; buralarda yaşayan Türkmen beylerini yok edemediler. Selçuklu Devleti’nin enkazı üzerinde yirmiden fazla beylik kurulmuştur.¹³
1261’de IV. Kılıçarslan’ın tek sultan olarak kaldığı dönemde Moğollar, Selçuklu topraklarının tamamına sahip olmuştur. O zamana kadar kaynaklarda genellikle isimsiz bozguncu olarak bahsedilen sınır Türkmenleri, o andan itibaren daha çok liderlerinin isimleriyle anılan, açıkça fark edilebilir gruplar hâlinde ortaya çıktılar.¹⁴
Moğol istilasının en belirgin siyasi sonucu, Batı Anadolu’da bağımsız beyliklerin ortaya çıkması ve Türkçe konuşan, yerleşik hayata geçen toplulukların meydana gelmesidir.
Moğol istilası yüz binlerce insanı yerinden etmişti; yerinden oynatılan bu insanların büyük çoğunluğu Türklerden oluşuyor ve tamamına yakını Anadolu’ya akıyordu. Cengiz Han ve ordusunun yapmış olduğu katliamlar Müslüman toplumların nüfusunda büyük azalmaya yol açmış; Harzem, Maveraünnehir, Horasan, Irak ve kısmen Suriye’den göç etmek zorunda kalan âlimler, zenginler ve tüccarlar sayesinde Anadolu’da Türkmen nüfusu artmış ve Türkmen beyliklerinin kurulmasına zemin hazırlanmıştır. Anadolu’da Türk nüfusunun ezici çoğunluğa ulaşmasının en büyük etkenlerinden birinin Moğol istilası olduğu söylenebilir.¹⁵
2.2. Beylikler: İnkıraz Değil, İnkişaf
Türk beylikleri bir siyasi inkırazın değil, aksine yeniden inkişafın, vatan tutmanın, yurt kurmanın ve teşkilatlanmanın temsilcisi olmuştur. Bu yapılar Selçuklu sonrası ortaya çıkan kargaşa ve hâkimiyet boşluğunu sükunetle ve sağlam hamlelerle doldurmuştur.
Selçuklu devletinin son devresinde İlhanlıların artan müdahalesine rağmen Anadolu Türklüğü, siyasi ve idarî varlığını teslim etmeyerek kendi içinden çıkan beyliklerle Osmanlı’nın Anadolu Türk birliğini sağlayacağı ana dek varlığını koruyabilmiştir.¹⁶
Selçuklular ile Osmanlılar arasındaki ara dönemde, Moğol tahakkümünün Anadolu Selçuklu iktidarını parçaladığı dönemde ortaya çıkan beylikler, Türk siyaset ve kültürünün varlığını muhafaza etmenin ötesinde gelişmesi, yayılması ve Anadolu’nun ücra köşelerine kadar kökleşmesi gibi zorlu bir vazifeyi başarılı bir biçimde yerine getirmişlerdir.¹⁷
Türkiye tarihinin geç orta çağ dönemine Anadolu tarihi coğrafyasında damga vuran Anadolu Türk Beylikleri dönemi, XI. yüzyılın sonlarından XVI. yüzyıl başlarına kadar uzanan bir süreci içerir. Bu yaklaşık dört yüz yıllık süreç boyunca hemen hemen her şehrin beylik statüsünde yönetildiği görülmektedir.¹⁸
Moğol etkisinin azalması, Türkmenlerin daha rahat hareket etmelerinin önünü açmış; beylikler birbirlerini yok etmek yerine rekabet etme politikası uygulamışlardır. Bu dönemde Anadolu harabe hâlde değildi; bilakis beylikler arasında imar, ilim, ulaşım, ticaret ve sağlık alanlarında yaşanan bir yarış sahasına dönüşmüş, birbirinden güzel eserler ortaya çıkmıştır.
Moğol istilası sırasında büyük bir krize girmesine rağmen beylikler devrinde Anadolu’da ticaret ve sanayi yeniden hareketlendi. Anadolu’nun dört köşesinde tezgâhlarda pamuklu kumaşlar dokunuyor, halılar, kilimler, çadırlar işleniyor, ipek dokunuyordu. Hayvancılığa ve tarıma dayalı sanayi ürünleri pek çok ülkeye ihraç ediliyordu. Anadolu’da kurulan Türk devletleri, daha önceki devletler gibi birer göçebe devlet değildi; Türk devletleri daima tarım ve sanayi işletmeciliğini geliştirmeye önem vermiş ve Anadolu coğrafyasını bu doğrultuda mükemmel biçimde kullanmışlardır.
Anadolu beyleri, Moğollardan kaçan Türkmen tazyikini kendi hâkimiyet alanlarına çekerek ordu-millet kabiliyetine sahip yeni kitlelerle rakiplerine karşı sayıca üstün olmaya gayret ediyorlardı.
- ve 13. yüzyıllardan başlayarak Anadolu’da Türk yerleşmelerine geniş ölçüde önderlik ettiği arşiv belgeleriyle ayrıntılı olarak ortaya konulan şeyh ve dervişler, değişik sufi eğilimlere mensup, farklı memleketlerden gelen çeşitli tarikat mensuplarınca temsil ediliyordu. Anadolu’da Türk yerleşimlerine paralel olarak sayıları ve etkileri giderek artan şeyh ve dervişler, Anadolu Selçukluları, Beylikler ve Osmanlı devrinde gerek merkezi yönetim gerekse taşra yönetiminde rol alan çevrelerle sıkı ilişkiler geliştirdiler.¹⁹
2.3. Doğu Roma’nın Çöküşü ve Batı Anadolu Beyliklerinin Yükselişi
Anadolu’da yalnızca Türkler için değil, Doğu Roma İmparatorluğu için de Kösedağ Savaşı’ndan sonra kargaşa dönemi başlamıştı. 1243’ten sonra hem İznik Rum Devleti hem de İstanbul’u işgal eden Latinler Moğollarla sınırdaş olmuşlardı.
1204 yılında Latin istilasıyla İstanbul’dan İznik ve Trabzon’a sığınmak zorunda kalan Doğu Roma İmparatorluk ailesi, 1261’de Latinlerin çekilmesiyle VIII. Mihail’in İznik’ten İstanbul’a dönerek çöken son Roma İmparatorluğu’nu yeniden ayağa kaldırma çabalarına sahne oldu. VIII. Mihail’in İznik’i bırakıp İstanbul’a dönmesi, Roma’nın elindeki son Anadolu topraklarını da gözden çıkararak Boğaz’a çekilmesi demekti.
Selçuklu-Doğu Roma sınırlarındaki garnizon askerleri, ücretlerini alamayınca görevlerini bırakıp ya Türklerin safına katılıyor ya da başka yerlere göçüyordu. Roma’nın doğu hudutları Moğol-Selçuklu ya da uç akıncılarının saldırılarına karşı zayıf düştü.
1296’da İstanbul ve Anadolu’da yaşanan büyük deprem sonrasında uç Türkmenleri Batı Anadolu ve Marmara hudutlarına adeta akıyordu.
İmparator II. Andronikos 1302 yılında Alanlardan oluşan ordusuyla Türklere karşı sefere çıktı. 1304 yılında Katalan askerî gücüne dayalı bir sefer daha başlatıldı. Katalan hârekâtı Türkler karşısında başarılı görünse de kendisini Anadolu’nun prensi olarak adlandıran Katalan reisi Roger de Flor’un Doğu Roma topraklarında ayrı bir devlet kurma düşüncesi yüzünden Türklerden daha tehdit edici kabul edildi ve 1305 yılında Edirne Sarayı’nda bir suikastle ortadan kaldırıldı. İmparatorluğun bu seçimi, Türklerle barış yapabilecek bir müttefiki ortadan kaldırmış ve Batı Anadolu’nun kesin olarak Türklerin eline geçtiğini onaylamıştır. Üstelik bundan sonra Doğu Roma için Batı Anadolu beyleri; hem Balkanlarda tutunmak hem de taht mücadelelerinde gereken askerî desteği temin etmek amacıyla ittifak kurulacak en yakın müttefikler olacaktır.²⁰
Uçlarda, özellikle Batı Anadolu’da ortaya çıkan beylikler Moğol tehdidinden uzakta, Doğu Roma’nın önce takibatına uğrayarak sonra saray iktidarında güç sağlamak için ittifak kurduğu müttefik konumuna yükseldi. Denizli ve Karaman yöresi Türkmenleri ise Moğollara karşı Selçuklu saltanatını desteklemekteydi.
Beyliklerin bağımsız hareket etmeleri Moğol İlhanlı valilerinin etki alanlarıyla doğru orantılıdır. Örneğin doğrudan İlhanlı sarayına bağlı olan Orta Anadolu’da Alaattin Eretna, Anadolu genel valisi olarak hareket ederken; çevresindeki Türkmen toplulukları Eretna’nın egemenliğini tanımak zorunda kalmış, ancak Doğu Roma hudutlarında ve İlhanlı etkisinden uzak sahalarda yer alan Menteşe, Germiyan, Karaman gibi beylikler daha rahat hareket edebilmiştir. Emir Timurtaş’ın Selçuklu şehzadelerini ve hanedana mensup aileleri katlettirmesi, merkezde Moğol İlhanlı baskısının ne şiddette olduğunun açık bir işaretidir.
2.4. Eretna Beyliği
Anadolu Selçuklu Devleti’nin çöküşünden sonra XIII. yüzyıl sonu ile XIV. yüzyıl başında, İlhanlı hâkimiyetinin zayıflayan otoritesinden de yararlanarak yavaş yavaş beliren mahallî kuvvetler; önceleri birer aşiret iken coğrafi şartlar ve idarî kadronun yetenekleri doğrultusunda gelişen siyasi teşekküllere dönüşmüştür.
Selçukluların sınırlarını korumak için uçlara yerleştirdikleri kuvvetler, zamanla uç beyleri etrafında kenetlenerek beylik hâlini almıştır. Anadolu’da İlhanlı egemenliğinin 1343’te İlhanlı valisi Eretna Bey’in bağımsızlığını ilan etmesiyle çökmesi, Tevaif-i Müluk yani Anadolu beyliklerinin hareket alanını serbestleştirmiştir.
1335’te evlat bırakmadan ölen İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın ardından İlhanlılar taht mücadelesine düştü. Anadolu valisi olarak görev yapan Eretna Bey, 1338’de Memlük Sultanı Melik Nasır’a müracaat ederek onun tabiyetine girmiş; 1344’te de bağımsızlığını ilan etmiştir. Türk ve Moğol unsurların sentezine dayanan bu yapı, Canik, Amasya, Tokat ve Samsun gibi bölgeleri kapsayan geniş bir coğrafyada Sivas merkezli, şehir odaklı bir yönetim anlayışı benimsemiştir. Sekiz yıllık iktidarının ardından Eretna’nın yerine tecrübesiz ve genç oğlu emir olarak seçilmiş; Kadı Burhaneddin Ahmed, genç emire naip olarak tayin edilmiş ve kısa süre sonra Sivas’ta bağımsızlığını ilan etmiştir. Ancak Eretna Beyliği, Canik bölgesinde tam bir merkezî denetim sağlayamamış ve yerel beylikler güçlenmeye devam etmiştir.²¹
Anadolu’da kurulan beylikler ilk dönemde İlhanlılara bağlıydı; İlhanlı hükümdarı adına para bastırdıkları sikkelerinden anlaşılmaktadır. Anadolu beylikleri İlhanlılardan kurtulmak için zaman zaman çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır. Anadolu genel valisi Timurtaş, babası Emir Çoban’ın İlhanlı hükümdarı Ebu Said tarafından öldürülmesi üzerine aynı akıbete uğrayacağından korkarak yerine kayınbiraderi Eretna’yı bırakıp Mısır’a kaçmıştır. Bundan istifade eden Anadolu beyleri daha serbest kalmış; hatta aynı yıl 1327’de Osmanoğlu Orhan Bey istiklal alameti olarak para bastırmıştır. 1335 yılında İlhanlı hükümdarı Ebu Said’in ölümünün ardından İlhanlı devletinin parçalanmasıyla Anadolu beylikleri tam bağımsızlıklarına kavuşmuştur.²²
2.5. Kadı Burhaneddin Dönemi
Eretna Beyliği’nin zayıflamasıyla birlikte sahneye çıkan Kadı Burhaneddin Ahmed, 1381’de Sivas merkezli bağımsız bir devlet kurmuştur. Kadı Burhaneddin dönemi, Anadolu’da siyasi parçalanmanın en yoğun yaşandığı dönemlerden biri olmuştur. Kadı Burhaneddin, kuzeydeki Türkmen beyleri üzerinde otorite kurmaya çalışmış; onları hem Trabzon Rum Devleti’ne hem de batıdan yükselen Osmanlı tehdidine karşı bir tampon güç olarak kullanmıştır.²³
Taceddinoğulları’nın Kadı Burhaneddin ile girdiği mücadeleler, Canik siyasetinin aynı anda hem kuzeye hem güneye bakan iki cepheli yapısını gözler önüne sermektedir. Aziz b. Erdeşîr-i Esterâbâdî’nin Bezm u Rezm adlı eseri, bu açıdan vazgeçilmez bir kaynak niteliği taşımaktadır. Öte yandan Eretna-Kadı Burhaneddin dönemi, Canik’te Çepni Türkmenlerinin yerleşimini hızlandırmış ve beyliklerin bağımsızlık ilanına zemin hazırlamıştır.
- CANİK BEYLİKLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE SİYASAL YAPISI
3.1. Beylikleşme Sürecinin Genel Karakteri
Samsun’dan Trabzon’un doğusuna kadar uzanan sahil kesimi tarih boyunca Canik olarak adlandırılmıştır. Selçuklu döneminde Canik yöresinin içine Samsun, Ordu, Giresun, Tokat, Amasya ve Sivas’ın kuzey bölgeleri dahil edilmiştir.²⁴
XIV. yüzyılın başlarından itibaren Canik bölgesinde çeşitli beylikler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu beylikler, ortak bir merkezî otoriteye bağlı olmaksızın kendi siyasi ve askerî yapılarını kurmuşlardır. Moğol hâkimiyetinin giderek zayıflamasıyla birlikte özellikle Samsun-Kavak-Ladik, Vezirköprü-Havza-Merzifon ve Niksar-Kelkit-Ordu-Giresun kuşağında farklı bey aileleri müstakil hareket etmeye başlamıştır.
Canik beylikleri, klasik anlamda merkezî bir devlet yapısından ziyade bölgesel güç dengelerine dayalı esnek siyasî yapılardır. Bu beyliklerin en belirgin özelliği, belirli bir hanedan etrafında örgütlenmiş olmalarına rağmen geniş bir bürokratik yapıdan yoksun olmalarıdır. Bu yapıların temel dayanağı Türkmen nüfusu olup, özellikle Çepni Türkmenleri bölgedeki siyasî yapılanmanın en önemli unsurlarından biri olmuştur.²⁴
Bu beyliklerin temel karakteri şöyle özetlenebilir: Bunlar bir bakıma sınır bölgesi devletçikleridir. Arkalarında Türkmen/Çepni nüfusu, önlerinde Trabzon Rum Devleti sahili, güneylerinde Kadı Burhaneddin ve iç Anadolu güçleri, batılarında ise Osmanlı ve Candaroğulları bulunmaktaydı. Bu çoklu sınır ilişkisi, onların hem esnek hem de kırılgan bir siyasî yapıya sahip olmalarına yol açmıştır.
Bu beylikleri ilerleyen yazılarımızda daha teferruatlı olarak, ayrı ayrı ele alacağız; ancak burada yeri gelmişken bu beyliklerin kısaca genel özelliklerinden bahsetmekle yetineceğiz.
3.2. Kubadoğulları Beyliği
İlhanlılar tarafından Anadolu’ya vali olarak gönderilen Emir Çoban oğlu Timurtaş’ın Selçuklu ailesini imha ettiği rivayet edilmektedir. Fatih Sultan Mehmed zamanında Alaiye beyi olan Kılıçarslan Bey’in Selçuklu ahfadından olduğu kaynaklarda belirtilmekte olup Selçuklu bakiyesinin daha uzun süre varlığını sürdürebildiği anlaşılmaktadır. Bu şehzade ailelerinden biri de 1420’lere kadar varlığını koruyan Kubadoğulları Beyliği’nin kurucusu Sultan II. Mesud’un ahfadıdır.
Kubadoğulları Beyliği, Canik bölgesinin en önemli siyasi teşekküllerinden biri olarak Samsun-Kavak-Ladik çevresinde ortaya çıkmıştır. 1318’de İlhanlı valisi Altunbaş Bey tarafından kurulan beylik, zamanla Samsun limanını da kontrol edecek ölçüde güçlenmiştir. 1394’te Samsun’un ele geçirilmesi, beyliğin kıyı-arka alan bağlantısını sağlayabildiğini gösteren önemli bir gelişmedir.²⁶
Tevarih-i Al-i Selçuk’ta Yazıcızade Ali, Sultan II. Mesud’un oğlu Taceddin Altınbaş Gazi Çelebi’ye Tatar Hanı (İlhanlı Moğol Hükümdarı Ebu Said Bahadır Han) tarafından Canik, Kastamonu, Sinop, İznik, Karesi ve Saruhan hudutlarının verildiğini ifade eder. Gazi Çelebi’nin Sinop’ta yaptırdığı donanma ile Karadeniz kıyılarında Çerkes, Rus ve Kefe Frenklerine karşı gaza ettiğini de kaydeder.²⁷
Kubadoğulları’nın önemi, yalnızca Selçuklu hanedanından gelen yerel bir aile olmalarından değil; Samsun gibi stratejik bir liman şehrini kontrol ederek Karadeniz ticaret ve strateji ağında söz sahibi olmalarından kaynaklanmaktadır. Karadeniz ticaret yolları üzerinde yer alan Samsun, hem iç bölgelerle hem de dış ticaret ağlarıyla bağlantı sağlamış; bu durum beyliğe yalnızca askerî değil, iktisadi açıdan da güçlü bir konum kazandırmıştır.
Osmanlı’nın 1419’daki müdahalesi bu hanedanın bölgesel önemini teyit etmektedir. Osmanlı Sultanı I. Mehmed (Çelebi), Amasya Valisi Yörgüç Paşa’yı görevlendirmiş; Yörgüç Paşa, Kubadoğlu Cüneyt Bey’i Terme yakınlarında yakalatarak idam ettirmiştir. Bu olay, Osmanlı merkezî idaresinin Canik bölgesindeki beylikleri nasıl tasfiye ettiğinin çarpıcı bir örneğidir.²⁸
3.3. Taşanoğulları Beyliği
Taşanoğulları Beyliği, Vezirköprü-Havza-Merzifon hattında örgütlenen beylik düzeyinde bir yapı olarak 1334’ten itibaren bu sahada hâkimiyet kurmuştur. Beyliğin kurucusu Taşan Bey, Tâceddin Altunbaş’ın atabeyi idi. Altunbaş’ın vefatından sonra Vezirköprü, Havza ve Merzifon’a hâkim olan Taşan Bey, kardeşleri arasında bölgesel idare paylaşımı gerçekleştirmiştir.²⁹
Vezirköprü-Osmancık arasındaki Zeytun hattı ile Havza üzerindeki denetimleri, Taşanoğulları’nı iç kesim geçitlerinin sahibi hâline getirmiştir. Esterâbâdî’ye dayanan bilgiye göre Taşanoğulları yaklaşık bin asker çıkarabilmekteydi; bu rakam modern araştırmada yaklaşık beş bin kişilik bir Türkmen nüfus tahminiyle ilişkilendirilmiştir. Taşanoğulları, yalnızca birkaç kaleye kapanmış bir aile değil; belirli bir insan ve askerî kaynak tabanına sahip bölgesel bir güçtü.
3.4. Taceddinoğulları Beyliği
Taceddinoğulları Beyliği, Canik dünyasının en belgeli hanedanlarından biridir. Niksar merkezli olarak kurulan beylik, zaman zaman Kelkit, Amasya, Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon’a kadar genişleyen bir etki alanına sahip olmuştur. Bu geniş saha, Taceddinoğulları’nın yalnızca bir kıyı beyliği değil; kıyı ile iç havza arasındaki geçiş kuşağını kontrol eden bir siyasî güç olduğunu ortaya koymaktadır.³⁰
Beyliğin banisi Emir Doğanşah’tır; bugün Çarşamba’da Taceddinoğlu Kalesi, Yeşilırmak kenarında yüzyıllara meydan okumaktadır. Taceddin Bey’den sonra Mahmud Çelebi, Alparslan ve Hasan Bey gibi isimler öne çıkmaktadır. Beyliğin tarihinin bir tarafında Kadı Burhaneddin ile mücadele, diğer tarafında Osmanlı’ya tâbilik ve yeniden manevra arayışı bulunmaktadır. 1398’de Yıldırım Bayezid’in Canik seferinde Taceddinoğlu Mahmud’un Osmanlı üstünlüğünü tanıması, beyliklerin bağımsızlık ile tâbilik arasında pragmatik bir siyaset izlediğini gözler önüne sermektedir.
Taceddinoğulları’ndan Alparslan’ın oğulları Hüsâmeddin Hasan ve Mehmed Yavuz, Kadı Burhaneddin’e karşı yenilgiler sonrasında Niksar’dan çekilerek Çarşamba ve Terme yöresinde etkinliklerini sürdürmüşlerdir. Bu durum, Terme’nin beylikler için stratejik bir sığınak ve ikincil bir merkez olduğunu kanıtlamaktadır. Terme, verimli toprakları ve Karadeniz’e yakınlığı ile beylik içi güç mücadelelerinde ya da dış baskılardan kaçışta önemli bir kale ve yerleşim yeri vazifesi görmüştür.
3.5. Hacıemiroğulları Beyliği
Hacıemiroğulları Beyliği, Ordu-Giresun ekseninde yükselen ve Doğu Karadeniz’in Türkleşmesinde en etkili beyliklerden biri olarak öne çıkan hanedandır. Beyliğin kökeni Danişmendlilere dayanmakta olup³¹ özellikle Çepni Türkmenleriyle sıkı bağ içinde olduğu bilinmektedir. 1313’ten itibaren Trabzon üzerine akınlar düzenlemiş; 1297’den itibaren de Ünye’nin doğusuna doğru genişleyen Türkmen baskısı, XIV. yüzyılda Hacıemiroğulları çatısı altında daha belirgin bir görünüm kazanmıştır.
Canik beylikleri içinde en güçlüsü ve hâkimiyeti en uzun süren Mesudiye merkezli Bayramlı-Hacıemiroğulları Beyliği olmuştur. Danişmendli Devleti’nin bakiyesi olarak 1270’lerde Kuşdoğan Bey’in gazalarıyla adını duyuran beylik, Bayram Bey zamanında sahile inerek doğu-batı yönünde fetih hareketlerine başlamıştır.³²
Osmanlı Devleti’nin Trabzon’u fethinden bir asır önce Ortahisar dışında Komnenosları çevirmeye almış; Kelkit, Yeşilırmak ve Harşit vadileri bir daha el değiştirmemek üzere 1300’lerden itibaren Türk egemenliğine girmiştir. Fatih Sultan Mehmed, Trabzon seferinde ordusuna Bayramlı Beyliği’nden 10.000’i aşkın sipahi desteği almış; bölgeyi bilen ve daha önce defalarca kuşatan Canik Türklerinin desteğiyle Bizans’ın son kalesini ele geçirmiştir.
3.6. Bafra ve Diğer Yerel Beylikler
Canik dünyası yalnızca büyük hanedanlardan ibaret değildi. Bafra çevresindeki yerel beyler, Kutluşahlar ve bazı küçük sahil-ova beyleri de bu siyasî kümeye dâhildi. Bafra, 1277’de vezir Süleyman Pervane’nin oğlu Mesut’un hâkimiyetindeydi; neslinden Mirza Bey ve diğerleri 1420’ye kadar Bafra’ya hâkim oldular.³³
Bafra, verimli ova ve liman gerisi özelliğiyle siyasî rekabetin doğal merkezi hâline gelmiştir. Bafra Türbe Köyü’nde bulunan ve 1412 tarihinde inşa edildiği tahmin edilen Emirza Bey Türbesi, bölgedeki beylik döneminin en somut arkeolojik verisini oluşturmaktadır. Bafra ve Samsun, Anadolu’nun iç kesimlerinden gelen tahıl, deri ve orman ürünlerinin dış dünyaya açıldığı merkezlerdi; Bafra özellikle gemi yapımı için gerekli kereste ve halat yapımında kullanılan kendir üretimiyle Trabzon donanması ve Ceneviz tüccarları için hayati bir tedarikçi konumundaydı.
- TRABZON RUM DEVLETİ İLE İLİŞKİLER
Canik beyliklerinin tarihini anlamanın anahtarı, onları Trabzon Rum Devleti’nden bağımsız düşünmemektir. Sahilde varlığını sürdüren Komnenos hanedanı ile iç kesimlerden kıyıya doğru ilerleyen Türkmen beyleri arasında sürekli bir gerilim mevcuttu. Bu gerilim; zaman zaman akın ve savaş, zaman zaman vergi ve tâbilik, zaman zaman da evlilik diplomasisi biçiminde tezahür etmiştir.
Michael Panaretos’un kroniği, Çepni ilerleyişini, Ordu çevresindeki Türk teşkilatlanmasını ve Trabzon Rum Devleti’nin buna verdiği tepkileri en net biçimde aktaran kaynaklar arasında yer almaktadır. Komnenos hanedanının Hacıemiroğulları ve Taceddinoğulları gibi güçleri yatıştırmak amacıyla kız alıp verme siyasetini benimsemesi³⁴; Rum devletinin tamamen savunmada kalmadığını, siyasî dengeleme araçlarını da kullandığını göstermektedir. Ancak bu politika, uzun vadede kırsal arka alanın Türkmenleşmesini durdurmaya yetmemiştir.
Sonuç olarak Rum hâkimiyeti giderek sahil kalelerine sıkışmış; iç bölgeler ve geçit kuşağı Türk beylerinin kontrolüne geçmiştir. Bu bağlamda Canik beylikleri, yalnızca “Rum’a karşı gazâ yapan” yapılar olarak değil; ticaret, esir değişimi, evlilik, kısa süreli ittifaklar ve yerel çıkar dengelerinin şekillendirdiği sınır toplulukları olarak da okunmalıdır.
- KARADENİZ’İN TÜRKLEŞMESİNDE iktisadi, içtimai YAPI VE KURUMLAŞMA
5.1. İktisadi Yapı ve Ticaret
Canik beyliklerinin iktisadi yapısı büyük ölçüde tarım, hayvancılık ve ticarete dayanmaktaydı. Özellikle kıyı bölgelerinde deniz ticareti önemli bir yer tutarken, iç kesimlerde tarımsal üretim ön plana çıkmaktaydı. Samsun gibi liman şehirleri Karadeniz ticaret ağının önemli merkezleri arasında yer almış; bu limanlar aracılığıyla hem iç ticaret hem de uluslararası ticaret yürütülmüştür.
Vezirköprü-Havza-Ladik hattı, İç Anadolu’yu Samsun limanına bağlayan en kritik güzergâh olup yalnızca askerî geçiş için değil; Mezopotamya ve İç Anadolu’dan Karadeniz’e uzanan ticaret yollarının kontrolü açısından da hayatî bir öneme sahipti. Karadeniz kıyısını elde tutmak isteyen her siyasî güç, dağların güneyindeki bu koridora da hâkim olmak zorundaydı.³⁵
5.2. Vakıf, Zaviye ve Kurumlaşma
Canik beyliklerini yalnızca siyasî ve askerî açıdan değerlendirmek yetersiz kalır. Vakıf kayıtları ve mimari izler, bu hanedanların içtimai-dinî kurumsallaşma ürettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Taceddinoğulları döneminde Çarşamba ve Terme çevresinde kurulan zaviyeler, camiler ve tekkeler; bölgenin İslâmlaşması, eğitim hizmetleri, yolcu ve tüccarların desteklenmesi ile toplumsal dayanışmanın örgütlenmesi açısından işlev görmüştür.³⁶
Bu bölgeler, aynı zamanda Ahi ve Kalenderî gibi derviş gruplarının da faaliyet gösterdiği, manevî hayatın canlı olduğu merkezlerdi. Saru Şeyh Zaviyesi, Gazi Hasan Bey’in cami ve tekkesi ile Mehmed Yavuz Bey’in mescidi bu açıdan özellikle dikkat çekmektedir. Söz konusu kurumsal derinlik, Karadeniz’in Türkleşmesini yalnızca fetih değil; mekânın içtimai ve dinî manada yeniden inşası olarak anlamamızı zorunlu kılmaktadır.
5.3. İçtimai Yapı ve Çepni Türkmenleri
Canik beyliklerinin toplumsal yapısı büyük ölçüde Türkmen topluluklarına, özelde ise Çepni boyuna dayanmaktaydı. Selçukluların bölgeyi fethetmek amacıyla sınır boyuna yerleştirdiği Oğuzların Çepni boyuna mensup bu topluluklar; yalnızca askerî faaliyetlerle değil, aynı zamanda yerleşik hayata geçerek tarım, hayvancılık ve ticaret faaliyetleriyle bölgenin sosyo-iktisadi yapısını da kalıcı biçimde şekillendirmiştir.
Türkmen toplulukları, nemli kıyı şeridinden ziyade hayvancılığa uygun yaylak ve kışlak alanlarını tercih etmişlerdir. Bu sebeple yerleşimler daha çok iç kesimlerde yoğunlaşmış; kıyı ile iç bölge arasında farklı bir nüfusk yapı oluşmuştur. Göçebe yaşam tarzından yerleşik hayata geçerek bölgenin sosyo-kültürel dönüşümünü gerçekleştiren bu topluluklar, beyliklerin hem askerî hem de nüfusk temelini oluşturmuştur.
Osmanlı Devleti doğarken Anadolu’da iktisadi ve siyasi buhranlar birbirini takip ediyordu. Türk-Moğol istilası Selçuklu Devleti’ni ortadan kaldırmış; devletin yıkılmasıyla birlikte millî bütünlük de bozulmuştu. Selçuklu toprakları üzerinde kurulan beylikler, askerî ve iktisadi güçten yoksun olmakla birlikte kendi çevresinde etkili olan siyasi otoriteler olarak birbiriyle mücadele ederken istilacılara da karşı koymaya çalışıyorlardı. Beylikler, Doğu Roma’dan fethedilen topraklara derhal Türk aileleri yerleştirerek buraların Türkleşmesini sağlıyordu.³⁷
- OSMANLIYA GEÇİŞ VE TARİHİ MİRAS
6.1. Osmanlı’nın Anadolu Birliğini Sağlama Süreci
1299 senesinde Bilecik fethedilmiş olup Osmanlı hükümetinin genişlemeye başladığı ve Selçuklu Devleti’nin inkıraz yılı olarak mütalaa edilen bu tarih, Devlet-i Aliyye’nin kuruluş senesi olarak kabul edilmektedir.³⁸
Osman Bey, 1299 senesinde vuku bulan bu savaşlardan elde edilen ganimetlerin bir kısmını yollamak ve zaferi bildirmek için Selçuk Sultanına bir elçi göndermek üzere iken III. Alaeddin Keykubat’ın Gazan Han’ın askerleri tarafından tutuklanarak İran’a götürüldüğü haberi geldi. Bunun üzerine hediye takdimine gerek kalmayıp Moğolların vereceği zararı önlemek için tedbirler alınmasına karar verildi.
Selçuk Sultanının başına gelen bu felâket, Anadolu’da derin siyasi ve içtimai değişiklikler meydana getirmiştir. Selçuklu beyleri ve askerleri dağılmaya ve birer tarafa sığınmaya mecbur kaldılar. Bunların büyük çoğunluğu, bilhassa kılıç erleri, uçta daima gaza ve zaferle meşgul olarak şöhret yapan Osman Gazi’nin yanına geldi. Miratü’l-Edvar’da bu hadise “O hinde, Rum ayanının ekserisi Osman Bey’in himayesine iltica ettiler” ibaresiyle geçtiği gibi; Cenabî’de de “Sultan Alaeddin’in gâlip ümerası ve askeri Osman Han’a geldiler” şeklinde kaydedilmiştir. Camiü’t-Düvel’de ise “Oğuz beylerinin ekseri Osman Bey’in âsitân-ı saadet-nişanına yüz sürdüler” cümlesiyle bu hadiseye işaret edilir.³⁹
- yüzyılın başında Anadolu’da teşekkül eden Oğuz beyliğinin yarım yüzyıl içinde Tuna’dan Fırat’a uzanan bir imparatorluk hâline gelişmesi; imparatorluğun kuruluşu meselesi, Macaristan’dan İran ve Türkistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyadaki şartların incelenmesini gerektirmektedir.⁴⁰
Cenabî Mustafa Efendi bu dönemi ifade ederken şöyle demektedir: “Sultan Alaeddin zamanında Osmanlı padişahlarının atası Osman Gazi ortaya çıktı. Birçok şehri ele geçirdi. Sultan Alaeddin vefat ettikten sonra uç beylerinden Aydın, Saruhan, Menteşe ve Germiyanoğulları gibi yöneticiler etrafa saldırıp Selçuklu topraklarını ele geçirmeye başladılar. Sultan Alaeddin’in askerlerinin ve emirlerinin çoğu Sultan Osman’ın yanında toplandılar.” Cenabî bu sözlerle ortaya çıkan önemli beylikleri de zikretmektedir.⁴¹
Anadolu, Malazgirt zaferiyle kesinkes açılan süreçte bir Türk yurdu, “Turchia”/Türkiye olmuş ve daha XII. yüzyılda “dışarıdan” bakan Haçlılar bu kimliği tespit etmişlerdi. Selçuklu, beylikler ve Osmanlı dönemleri hanedan ve siyasi yapılarla adlandırılsa da onlar, Müslüman Arapların ve Hristiyan Batılıların gözünde “Türkler” idi. Bu süreçte Türklük ve Müslümanlık iç içe geçti; Müslüman olmak, Türk olarak tanımlandı. Dolayısıyla Türk kimliği XIX. yüzyıl sonları ya da XX. yüzyıl başlarında inşa edilmedi; bin yıllık bir siyasi sürecin ürünü olarak ortaya çıktı.⁴²
On üçüncü asrın ilk yarısına doğru Moğol istilası başlamış, Anadolu Türk birliği bozulmuş, fetret devrine girilmiş, yer yer yeniden beylikler kurulmaya başlamıştı. Doğudan Moğol istilası, batıdan Haçlı orduları aziz Türk milletini asırlarca kıskaca almış; fakat onu Anadolu’dan atamamıştır. Anadolu artık Türkün mukaddes ve vazgeçilmez vatanıdır; her ne pahasına olursa olsun korunacaktır. Nitekim beylikler hâlinde de olsa Türk milleti vatanını asırlarca kimseye kaptırmamıştır.
6.2. Osmanlı Müdahalesi ve Canik Beyliklerinin Tasfiyesi
XIV. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti’nin Anadolu’da siyasî birliği sağlama hedefi doğrultusunda izlediği sistematik genişleme politikası, Canik beyliklerini doğrudan etkilemiştir. 1398’de Yıldırım Bayezid’in Canik seferi sonucunda bölgedeki birçok beylik Osmanlı üstünlüğünü tanımak zorunda kalmıştır. Bu süreçte Taceddinoğulları ve Hacıemiroğulları gibi güçlü beylikler, Osmanlı ile doğrudan temas kurmuş ve siyasi varlıklarını koruyabilmek için tâbilik ilişkisini kabul etmiştir.⁴³
1402 Ankara Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti’nin geçici olarak zayıflaması, Canik bölgesindeki beyliklerin kısa süreliğine yeniden bağımsız hareket etmesine imkân tanımıştır. Ancak bu fırsat, kalıcı bir siyasi yapı oluşturmak için yeterli olmamıştır. 1428’de Yörgüç Paşa’nın Canik seferine kadar Canik beylikleri güçlerini korumayı başarmıştır.
6.3. Kesin Hâkimiyet ve Canik Sancağı
Osmanlı Devleti’nin Canik bölgesindeki kesin hâkimiyeti, Çelebi Mehmed ve II. Murad dönemlerinde sağlanmıştır. 1417/1418 Canik seferi ve 1420’de Samsun’un ele geçirilmesi, bu sürecin dönüm noktalarını oluşturmaktadır. 1428’den sonra Bayramlu haricinde tüm beyliklerin Osmanlı egemenliğini kabul ettiği bilinmektedir; Bayramlı Beyliği ise Osmanlı egemenliğini kabul etmekle birlikte idaresini sürdürmüştür.
Bu süreçte Canik Sancağı oluşturulmuş ve bölge merkezî bir idarî yapıya bağlanmıştır. Tımar sistemi, sancak teşkilatı ve vakıf düzenlemeleri, bölgenin Osmanlı idaresine uyum sağlamasında belirleyici rol oynamıştır. Osmanlı Devleti, Canik beyliklerini ortadan kaldırmaktan ziyade başlangıçta onları tâbi kılma ve sisteme uydurma politikası izlemiş; bu yaklaşım bölgedeki direnişi azaltmış ve Osmanlı hâkimiyetinin kalıcılaşmasını sağlamıştır.
6.4. Canik Beyliklerinin Tarihi Önemi
Canik beylikleri, Anadolu tarihinin geçiş dönemini temsil eden önemli siyasi yapılardır. Bu beylikler, Selçuklu sonrası parçalanma döneminde ortaya çıkmış ve Osmanlı öncesi siyasi yapının önemli unsurlarından biri olmuştur. Kubadoğulları, Taşanoğulları, Taceddinoğulları ve Hacıemiroğulları; limanlar, geçitler, ova-arka alan ilişkisi ve Türkmen nüfus tabanı sayesinde ciddi bir siyasî ağırlık kazanmıştır.
Bu beyliklerin en önemli katkılarından biri, Karadeniz bölgesinin Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde oynadıkları roldür. Türkmen nüfusun yerleşmesi, tarım faaliyetlerinin gelişmesi ve dinî kurumların kurulması bu sürecin temel dinamiklerini oluşturmuştur. Ayrıca bu beylikler, Osmanlı Devleti’nin bölgeyi kolayca ilhak etmesine zemin hazırlamış; yerel yönetim tecrübesi, askerî organizasyon ve iktisadi yapı, Osmanlı’nın bölgeye uyumunu hızlandırmıştır.
SONUÇ
Karadeniz ve Canik beylikleri üzerine yapılan bu inceleme, birkaç temel sonuca ulaştırmaktadır. Her şeyden önce, Canik beyliklerini doğrudan XII. yüzyılda kurulmuş siyasî devletler olarak nitelendirmek zamanın şartlarına uymaz; ancak onların ortaya çıkış zemini kesinlikle XI-XII. yüzyıldaki Türk ilerleyişinde, Danişmendli-Selçuklu fetihlerinde ve Karadeniz’e açılan geçitlerin denetiminde aranmalıdır. XII. yüzyıl, Canik beyliklerinin resmen kurulduğu değil; onların insan ve mekân altyapısının oluştuğu dönem olarak değerlendirilmelidir.
İkinci olarak, Canik beylikleri küçük ve geçici mahallî oluşumlar değil; Moğol sonrası Kuzey Anadolu’nun yeniden örgütlenmesinde etkin rol oynamış bölgesel hanedanlardır. Bu beylikler, Moğol sonrası dönemde yalnızca yerel aşiret reislikleri olmayıp; Osmanlı ve çevre güçlerle müzakere edebilen, zaman zaman onlarla savaşabilen bölgesel aktörler konumundaydı.
Üçüncü olarak, bölgenin tarihi ancak çok dilli kaynaklarla anlaşılabilir. Michael Panaretos, Bezm u Rezm, İbn Bîbî, Bizans ve Ermeni kronikleri, vakıf kayıtları ve modern araştırmalar birlikte değerlendirildiğinde, Karadeniz’de Türk hâkimiyetinin hem askerî hem de içtimai boyutu görünür hâle gelmektedir.
Son olarak, Canik beylikleri Osmanlı’ya yenilmiş “ara dönem güçleri” olmaktan ibaret değildir. Onlar; Karadeniz arka alanını kalıcı biçimde Türkleştiren, İslâmî kurumlar yerleştiren, geçitleri ve limanları denetleyen, Rum-Trabzon dünyası ile Türk iç havzası arasında yeni bir siyasî ve kültürel denge kuran Alperen Gazilerdir. Bu sebeple Karadeniz beylikleri, Anadolu Türk tarihinin kenarında değil; merkezinde değerlendirilmesi gereken önemli bir araştırma alanı olmaya devam etmektedir.
DİPNOTLAR
1 Suat İlhan, Türk Olmak, Alfa Yayınları, İstanbul, 2010, s. 310.
2 İlber Ortaylı, Tarihin Sınırlarına Yolculuk, Timaş Yayınları, İstanbul, 2007, s. 70.
3 Zehra Odabaşı, Bir Medeniyetin Aynası: Türkiye Selçuklu Dönemi Vakıfları, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2025, s. 49.
4 Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler): Tarihleri, Boy Teşkilatı, Destanları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1999, s. 341.
5 Zerrin Günal, Uç Savaşçıları, 1. Kitap, Urzeni Yayınevi, İstanbul, 2023, s. 237.
6 İbrahim Tellioğlu, Doğu Karadeniz’de Türkler, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2018, s. 75-80.
7 Seyid Ahmed Arvasi, Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz, Burak Yayınları, İstanbul, 1994, s. 123.
8 Abdülkerim Özaydın, “Dânişmendliler”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1993.
9 Refet Yinanç, Danişmendliler, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1999, s. 45.
10 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1988, s. 128.
11 Zerrin Günal, Uç Savaşçıları, 1. Kitap, Urzeni Yayınevi, İstanbul, 2023, s. 294.
12 Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2009, s. 45.
13 Çağatay Uluçay, İlk Müslüman Türk Devletleri, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2020, s. 295.
14 Barbara Flemming, Geç Ortaçağ Döneminde Pamfilya, Pisidya ve Likya’nın Tarihi Coğrafyası, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2023, s. 42.
15 Ahsen Batur, 1200 Yıllık Sürgün, Selenge Yayınları, İstanbul, 2021, s. 151; Eyüp Yılmaz, Tasavvufun Anadolu’ya Yayılmasında Moğol İstilasının Etkisi, Sakarya Üniversitesi SBE, Yayınlanmamış Lisans Tezi, Sakarya, 2014, s. 111.
16 Mehmet Ersan ve Mustafa Alican, Beylikler Devri, Timaş Yayınları, İstanbul, 2024, s. 20.
17 Mehmet Ersan ve Mustafa Alican, a.g.e., s. 20.
18 Zerrin Günal, Uç Savaşçıları, 1. Kitap, Urzeni Yayınevi, İstanbul, 2023, s. 12.
19 Ahmet Yaşar Ocak, İslam’ın Ayak İzleri, Timaş Yayınları, İstanbul, 2023, s. 90.
20 Zerrin Günal, Uç Savaşçıları, 2. Kitap, Urzeni Yayınevi, İstanbul, 2025, s. 55.
21 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1984, s. 155.
22 Çağatay Uluçay, a.g.e., s. 302.
23 Aziz b. Erdeşîr-i Esterâbâdî, Bezm u Rezm, (Çev. Mürsel Öztürk), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1990, s. 210.
24 Cevdet Yılmaz, İlkçağdan Cumhuriyete Canik, Canik Belediyesi Yayınları, 2011, s. 4.
25 Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler), a.g.e., s. 156.
26 Kâzım Dilcimen, Canik Beyleri, Samsun Halkevi Dil-Tarih-Edebiyat Şubesi, Samsun, 1940, s. 45.
27 Yazıcızade Ali, Tevarih-i Al-i Selçuk, Çamlıca Yayınları, İstanbul, 2017, s. 713.
28 Kâzım Dilcimen, a.g.e., s. 48.
29 Kâzım Dilcimen, a.g.e., s. 48.
30 “Tâceddinoğulları”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 39, İstanbul, 2010, s. 350.
31 Bahaeddin Yediyıldız, Ordu Töresinin Tarihi Kaynakları, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1992.
32 S. Gülten, M. Özkan vd., Bayramlı-Hacıemiroğulları Beyliği; Hanefi Bostan, Arşiv Belgeleriyle Karadeniz’de Nüfus, Türk Tarih Kurumu Yayınları.
33 Bafra Belediyesi Kültür Yayınları, Bafra Sempozyum Bildirileri, Cilt I, Samsun, 2015, s. 45.
34 Michael Panaretos, Trabzon Kroniği, (Çev. ve ed.), Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2004, s. 67.
35 İbrahim Tellioğlu, “Türklerin Karadeniz’e Çıkışında Vezirköprü-Havza-Ladik Hattının Önemi”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, c. 26, sy. 1, 2008, s. 92.
36 Haşim Şahin, “Taceddinoğulları Döneminde Çarşamba’da Tesis Edilen Vakıf Eserleri”, Vakıflar Dergisi, sy. 48, Aralık 2017, s. 45-48.
37 Necdet Sevinç, Osmanlı’nın Yükselişi ve Çöküşü, Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul, 2022, s. 66.
38 Ziya Nur Aksun, Beylikten Cihan İmparatorluğuna, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2025, s. 27.
39 Ziya Nur Aksun, Osmanlı Tarihi, Cilt 1, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1994, s. 21.
40 Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye, Cilt 1, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2009, s. 12.
41 Muharrem Kesik, Cenabi’ye Göre Türkiye Selçukluları, Selenge Yayınları, İstanbul, 2022, s. 83.
42 Mehmet Öz, Osmanlı Tarihi Üzerine, Cilt 1, Cedit Neşriyat, Ankara, 2019, s. 55.
43 Yaşar Yücel, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1989, s. 231.
KAYNAKÇA
Aksun, Ziya Nur. Beylikten Cihan İmparatorluğuna. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2025.
Aksun, Ziya Nur. Osmanlı Tarihi. Cilt 1. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 1994.
Arvasi, Seyid Ahmed. Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz. İstanbul: Burak Yayınları, 1994.
Arvasi, Seyid Ahmed. Doğu Anadolu Gerçeği. İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 1992.
Bafra Belediyesi Kültür Yayınları. Bafra Sempozyum Bildirileri. Cilt I. Samsun, 2015.
Bates, Ülkü. “Moğol İstilasının Türk Mimarisine Etkisi”. Gün İsmail Hakkı Konyalı Armağanı Dergisi, S. 1. Bursa, 2014.
Batur, Ahsen. 1200 Yıllık Sürgün. İstanbul: Selenge Yayınları, 2021.
Bostan, Hanefi. Arşiv Belgeleriyle Karadeniz’de Nüfus. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Bryer, Anthony. The Empire of Trebizond and the Pontos. London, 1980.
Demir, Necati. “Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesinin Tarihî Altyapısı”. Karadeniz Tarihi Sempozyumu Bildirileri. Cilt I. Trabzon, 2005.
Dilcimen, Kâzım. Canik Beyleri. Samsun: Samsun Halkevi Dil-Tarih-Edebiyat Şubesi, 1940.
Ersan, Mehmet ve Mustafa Alican. Beylikler Devri. İstanbul: Timaş Yayınları, 2024.
Esterâbâdî, Aziz b. Erdeşîr. Bezm u Rezm. (Çev. Mürsel Öztürk). Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990.
Flemming, Barbara. Geç Ortaçağ Döneminde Pamfilya, Pisidya ve Likya’nın Tarihi Coğrafyası. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023.
Gökoplu, Kübra ve Mustafa Eğilmez. Son Kapı. İstanbul: Post Yayınları, 2024.
Günal, Zerrin. Uç Savaşçıları. 1. Kitap. İstanbul: Urzeni Yayınevi, 2023.
Günal, Zerrin. Uç Savaşçıları. 2. Kitap. İstanbul: Urzeni Yayınevi, 2025.
Gülten, S., Özkan, M. vd. Bayramlı-Hacıemiroğulları Beyliği.
Hüseyin Hüsamettin. Amasya Tarihi. İstanbul: Amasya Belediyesi Yayınları, 2022.
İlhan, Suat. Türk Olmak. İstanbul: Alfa Yayınları, 2010.
İnalcık, Halil. Devlet-i Aliyye. Cilt 1. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
İnalcık, Halil. Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2009.
Karamustafa, Ahmet T. God’s Unruly Friends: Dervish Groups in the Islamic Later Middle Period, 1200-1550. Salt Lake City: University of Utah Press, 1994.
Kesik, Muharrem. Cenabi’ye Göre Türkiye Selçukluları. İstanbul: Selenge Yayınları, 2022.
Lane Poole, Stanley. (Çev. Halil Edhem Eldem). İslam Devletleri Tarihi. İstanbul: Selenge Yayınları, 2020.
Ocak, Ahmet Yaşar. İslam’ın Ayak İzleri. İstanbul: Timaş Yayınları, 2023.
Odabaşı, Zehra. Bir Medeniyetin Aynası: Türkiye Selçuklu Dönemi Vakıfları. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2025.
Ortaylı, İlber. Tarihin Sınırlarına Yolculuk. İstanbul: Timaş Yayınları, 2007.
Öz, Mehmet. Osmanlı Tarihi Üzerine. Cilt 1. Ankara: Cedit Neşriyat, 2019.
Özen, Firdevs. Canik Beyliklerinden Bafra Beyliği. Academia.edu, 2023.
Özaydın, Abdülkerim. “Dânişmendliler”. TDV İslâm Ansiklopedisi. İstanbul, 1993.
Panaretos, Michael. Trabzon Kroniği. İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları, 2004.
Polat, Suat. “Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinde Hükümdar Türkler: Canik Beylikleri”. Karabük Üniversitesi İçtimai Bilimler Enstitüsü Dergisi, c. 12, sy. 2, 2022, s. 841-856.
“Samsun”. TDV İslâm Ansiklopedisi. Cilt 36. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 2009.
Sarısakal, Baki. Bir Kentin Tarihi: Samsun. Samsun: Samsun Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, 2002.
Sarıyıldız, Bekir. “Orta Çağ Doğu Karadeniz Türk Tarihinin Kaynakları Üzerine Bir Değerlendirme”. Uluslararası Karadeniz İncelemeleri Dergisi, sy. 32, 2022, s. 115-130.
Sevinç, Necdet. Osmanlı’nın Yükselişi ve Çöküşü. İstanbul: Bilgeoğuz Yayınları, 2022.
Sümer, Faruk. Oğuzlar (Türkmenler): Tarihleri, Boy Teşkilatı, Destanları. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1999.
Şahin, Haşim. “Taceddinoğulları Döneminde Çarşamba’da Tesis Edilen Vakıf Eserleri”. Vakıflar Dergisi, sy. 48, Aralık 2017, s. 39-54.
“Tâceddinoğulları”. TDV İslâm Ansiklopedisi. Cilt 39. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 2010.
Tellioğlu, İbrahim. Doğu Karadeniz’de Türkler. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2018.
Tellioğlu, İbrahim. “Türklerin Karadeniz’e Çıkışında Vezirköprü-Havza-Ladik Hattının Önemi”. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, c. 26, sy. 1, 2008, s. 89-98.
Uluçay, Çağatay. İlk Müslüman Türk Devletleri. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2020.
Ünal, Mehmet Ali. “Anadolu’da Beylikler”. Osmanlı Tarihi. Ed. Halil İnalcık. Cilt 1. İstanbul: Timaş Yayınları, 2010.
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. Anadolu Beylikleri. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1984.
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1988.
Yazıcızade Ali. Tevarih-i Al-i Selçuk. İstanbul: Çamlıca Yayınları, 2017.
Yediyıldız, Bahaeddin. Ordu Töresinin Tarihi Kaynakları. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1992.
Yinanç, Refet. Danişmendliler. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1999.
Yılmaz, Cevdet. İlkçağdan Cumhuriyete Canik. Samsun: Canik Belediyesi Yayınları, 2011.
Yılmaz, Eyüp. Tasavvufun Anadolu’ya Yayılmasında Moğol İstilasının Etkisi. Sakarya Üniversitesi SBE, Yayınlanmamış Lisans Tezi, Sakarya, 2014.
Yücel, Yaşar. Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1989.
[i] Araştırmacı Yazar
