Uğur UTKAN
Öz
Bu çalışma, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel politikalarının arka planında yer aldığı iddia edilen ideolojik, kurumsal ve tarihsel unsurları incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada öncelikle ABD dış politikasında İsrail’in ayrıcalıklı konumu ve bu ilişkinin oluşumunda etkili olduğu ileri sürülen İsrail yanlısı lobilerin rolü ele alınmaktadır. Bu bağlamda, Amerikan siyasal sistemi içerisinde faaliyet gösteren lobi örgütlerinin karar alma süreçleri üzerindeki etkileri, ekonomik yardımlar, diplomatik destekler ve askeri iş birlikleri çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Bununla birlikte, ABD-İsrail ilişkilerinin yalnızca siyasi ve ekonomik boyutlarla sınırlı olmadığı; aynı zamanda dini ve ideolojik temellere dayandığı iddiası çerçevesinde Evanjelizm ve Hristiyan Siyonizmi gibi akımların etkisi analiz edilmektedir. Bu dini yaklaşımların, Ortadoğu politikalarının şekillenmesinde nasıl bir motivasyon kaynağı oluşturduğu tartışılmaktadır.
Çalışmanın temel iddialarından biri ise, ABD’nin kuruluş sürecinde Masonluk etkisinin belirleyici olduğu ve bu etkinin günümüze kadar uzanan bir süreklilik arz ettiğidir. Bu kapsamda, Amerikan siyasi ve kurumsal yapısının oluşumunda Masonik sembolizm, örgütlenme ve aktörlerin rolü tarihsel örnekler üzerinden ele alınmaktadır.
Sonuç olarak çalışma, ABD’nin küresel hegemonya politikalarının; lobi faaliyetleri, dini ideolojiler ve tarihsel örgütsel yapılar gibi çok katmanlı unsurların etkileşimiyle şekillendiğini ileri sürmektedir. Bu çerçevede, ABD dış politikasının anlaşılabilmesi için yalnızca görünür siyasi dinamiklerin değil, aynı zamanda derin yapısal ve ideolojik faktörlerin de dikkate alınması gerektiği savunulmaktadır.
Anahtar Kelimeler: ABD dış politikası, İsrail lobisi, Evanjelizm, Hristiyan Siyonizmi, Masonluk, emperyalizm
Abstract
This study aims to examine the ideological, institutional, and historical factors that are claimed to underlie the global policies of the United States. First, it analyzes the privileged position of Israel in U.S. foreign policy and the role of pro-Israel lobbying groups, which are argued to be influential in shaping this relationship. In this context, the impact of lobbying organizations operating within the American political system on decision-making processes is evaluated in terms of economic aid, diplomatic support, and military cooperation.
Furthermore, the study explores the argument that U.S.–Israel relations are not limited to political and economic dimensions, but are also rooted in religious and ideological foundations. In this regard, movements such as Evangelicalism and Christian Zionism are examined as key motivational forces influencing U.S. policies in the Middle East.
One of the central arguments of this study is that Freemasonry played a significant role in the founding of the United States and that this influence has continued over time. Accordingly, the role of Masonic symbolism, organization, and actors in the formation of American political and institutional structures is discussed through historical examples.
In conclusion, the study argues that U.S. global hegemonic policies are shaped by the interaction of multiple layers, including lobbying activities, religious ideologies, and historical organizational structures. Therefore, it is asserted that understanding U.S. foreign policy requires considering not only visible political dynamics but also deeper structural and ideological factors.
Keywords: U.S. foreign policy, Israel lobby, Evangelicalism, Christian Zionism, Freemasonry, imperialism
Giriş
Kendini “dünyanın imparatoru” gören ABD’nin bugüne kadar izlediği dış politikasını, özellikle de Ortadoğu’da izlediği politikaları muhakkak sorgulayan olmuştur.
ABD’nin neden sürekli Siyonist İsrail’e yarayacak politikaları izlediğini soranlar olmuştur.

İsrail’in dünyanın tek Yahudi devleti (!) olduğu yanılgısıyla bu devletin ABD nezdinde Hristiyan ve Müslüman ülkelerden farkının ne olduğunu merak eden olmuştur.
Bu soru işaretlerine yanıt bulmaya öncelikle İsrail’in dünyanın tek Yahudi devleti (!) olduğu yanılgısına çok defa düşenlere yanıt vererek başlayalım.
Bir defa şu konu üzerinde ittifak etmek lazımdır ki, ABD dünyanın en büyük ve güçlü Yahudi devleti.
İsrail, küçük Yahudi devleti
Küçük Yahudi devleti, büyük Yahudi devletini hâkimiyeti ve hegemonyası altına almış, parmağında çeviriyor, her istediğini yaptırıyor.[1]
Konuyu daha detaylı bir şekilde inceleyecek olursak İsrail’in ABD’den her yıl 3 milyar civarında yardım aldığı, bunun da her bir İsrail vatandaşı için yaklaşık 500 dolarlık bir destek olduğu biliniyor. Ekonomik yardım yanında diplomatik ve diğer yardımların varlığını da belirtmek gerekir. Bu durum İsrail’in ABD dış politikasındaki ayrıcalıklı konumunu belirtmek açısından önemlidir. ABD’deki İsrail yanlısı lobinin Amerikan kamuoyunda İsrail’in faaliyetleri konusunda olumlu bir izlenim oluşturmak için özellikle Kongre’de önemli faaliyetlerini sürdürmektedir. ABD kongresinde İsrail yanlısı lobilerin oluşturduğu grup diğer kongre üyelerinin İsrail yanlısı bir tutum izlemeleri için çabalarını sürdürmektedirler. Gerektiğinde İsrail lehinde akademik yayınlar da dahil çeşitli çalışmaların yayınlanması, İsrail’in faaliyetlerini eleştiren çalışmaların ise engellenmeye çalışılması, bu tür yazı yazanların gazete ya da üniversitelerden dışlanması gibi faaliyetler sürdürülmektedir.[2]
Böylesine etkisi olan bu nüfuz alanı sadece bireysel çabalarla değil, profesyonelce örgütlenmiş ve Washington koridorlarında sarsılmaz bir meşruiyet kazanmış kurumlar aracılığıyla yönetilmektedir. Bu yapıların en somut ve etkili örneği, Amerikan karar alma mekanizmalarını doğrudan hedef alan stratejik hamleleriyle tanınan komitelerdir. Ama elbette komiteler bu hamleleri yaparken İsrail’in çıkarlarını Amerikan ulusal çıkarlarıyla özdeşleştirme ve buna dayanan bir algı inşasını gerçekleştirerek Kongre üyeleri nezdinde etki yapmayı bir doktrin haline getirmiş ve böylelikle yaptıkları lobicilik faaliyetlerinde başarılı olmaktadırlar. Kongre üyeleri nezdinde etki yapmayı ve böylece onlarda ikna ediciliği güçlendirme sürecinin merkezinde ise hem finansal gücü hem de siyasi ağlarıyla rakipsiz kabul edilen devasa bir organizasyon ağının varlığını da inkâr etmemek gerekir. Yani özetle devlet kurumlarından medya kuruluşlarına ve hatta üniversitelere kadar uzanan bu denetim mekanizması, İsrail politikasının ABD’de tartışılmasını neredeyse imkansız hale getiren bir ‘tabu’ yaratmıştır. Bu tabunun siyasi düzlemdeki en büyük koruyucusu ve uygulayıcısı ise şüphesiz ki Amerikan dış politikasının şekillenmesinde kilit rol oynayan kurumsal lobi merkezleridir. Lobi merkezlerinin bu baskı ve yönlendirme faaliyetleri, tesadüfi bir toplumsal hareketten ziyade, kurumsal bir disiplinle hareket eden yapıların stratejik planlamasının bir sonucudur.[3]
Bu planlamayı yapan da komiteler olup Yahudi lobisinin ete kemiğe bürünmüş hali olan Amerikan-İsrail Kamu İlişkileri Komitesi (AIPAC) ABD’deki en güçlü lobi olarak bilinmektedir. Bu komitenin Washington’un Ortadoğu politikasını yönlendirdiği bilinmektedir. Mart 2003’teki Irak işgalinde bu ve benzeri İsrail lobilerinin önemli etkisi olduğu ifade edilmektedir. Mearsheimer ve Walt bu lobilerin çabalarının Irak’a saldırılmasında önemli rolleri olduğunu ifade ederken şimdi de İran’a saldırı için çaba gösterdiklerini söylemektedirler. ABD’nin eski başkanlarından Bill Clinton, Amerikan-İsrail Kamu İlişkileri Komitesi’ni Washington’daki lobicilik faaliyetlerinde en önde gelen kurum olarak göstermektedir. Mearsheimer ve Walt İsrail’i destekleyen sertlik yanlısı kuruluşların ve AIPAC’in savaş kampanyasında önemli rol oynadıklarını, Saddam’ın 11 Eylül’le bir ilişkisi bulunmadığı halde dönemin savunma bakan yardımcısı Paul Wolfowitz’in ve benzer yeni-konservatif gruba ait olanların 11 Eylül saldırısından Saddam’ın sorumlu olduğu konusunda direttiklerini belirtmektedirler. Saddam’ın devrilmesinin teröre karşı mücadelede çok önemli olduğu bu ekip tarafından kabul ettirilmiş fakat Mearsheimer ve Walt’un da belirttikleri gibi gerçekte 11 Eylül’ ün aslında bölgede savaş için bir bahane olduğu ve Saddam’ın saldırılarla bir ilişkisi olmadığı ve toplu imha silahlarına da sahip olmadığı ortaya çıkmıştır. ABD’deki İsrail lobisinin yeni hedefinin İran olduğu görülmektedir. İran’ın aslında İsrail’i tehdit ettiği düşünüldüğü için saldırılacak ülke listesinde yer aldığı zamanın ABD Başkanı Bush tarafından da dile getirilmiştir. İran ve Suriye ile görüşülmesinden yana görüş bildiren, eski ABD dışişleri bakanı J. Baker’ın öncülüğünde hazırlanan Irak Raporu İsrail lobisinin engellemesine takılmıştır. Mearsheimer ve Walt’ın çalışmasını eleştiren İsrail’in eski dışişleri bakanı Shlomo Ben-Ami Ortadoğu’ da Amerikan karşıtlığının arttığını ifade ederek ABD’nin bölgesel müdahalelerinin önünü açmaya çalıştığı görülmektedir. Bölgedeki ABD karşıtlığını Arafat’ın geçmiş hatalarına bağlamaya çalışan Ben-Ami, Arafat’ın İsrail-Filistin barış sürecine katkı yapmadığını iddia ederek bölgedeki gerginliğin sorumluluğunu başkalarına atmaya çalıştığı görülmektedir. Buna karşılık Mearsheimer ve Walt, Arafat’ın Aralık 2000’de Clinton tarafından yapılan önerileri reddetmediğini, görüşmeler sürerken İsrail başbakanı Barak’ın Ocak 2001’de görüşmeleri kestiğini, yerine gelen Ariel Sharon’un görüşmelerin başlatılmasını reddettiğini, bunda da İsrail yanlısı lobilerin önemli rol oynadıklarını ifade etmektedirler. ABD’deki İsrail yanlısı lobilerin gücünün, Ankara tarafından Ermeni lobisine karşı bir denge unsuru olarak kullanılabileceği düşünülmüştür. Uzun yıllar İsrail yanlısı bazı lobilerin faaliyetleri için on milyonlarca dolar aktarılmasına karşın sözde soykırım meselesi Washington tarafından Türkiye’ye karşı bir baskı aracı olarak kullanılmaya devam etmiştir. Türkiye’nin ABD’deki İsrail yanlısı lobilere önemli ölçüde mali kaynak aktarması Türkiye karşıtı faaliyetleri engellememiş, aksine İsrail yanlısı lobinin Ortadoğu’da İsrail’in çıkarlarının Türkiye’nin çıkarlarıyla ters düştüğü durumlarda Ermeni lobisinin Türkiye karşıtı faaliyetlerinin Ankara üzerinde bir baskı olarak kullanılmasını engelleme konusunda bir adım atmadığı görülmüştür. ABD’deki lobi faaliyetlerinin ABD’nin hayati çıkarlarıyla ters düşmesi düşünülemez. Bu nedenle Ermeni lobisinin ABD tarafından gerektiğinde Türkiye’ye karşı kullanıldığı açıktır. ABD’nin Ortadoğu’daki hayati çıkarları İsrail’in güvenliği ve petrolün kontrolü olarak belirtilmektedir. Irak işgalinin petrolle ilgili olduğu artık ABD’de de inkar edilmemektedir. Ayrıca neden İsrail’in petrolü olmasın diye yazılar da yayınlanmaktadır. Musul-Kerkük bölgesinden İsrail’in Akdeniz kıyılarına uzanan boru hatları bunu sağlamayı amaçlamaktadır. Burada Türkiye’nin Kerkük-Yumurtalık boru hattı sessizce dışlanmakta, Bakü-Ceyhan hattı 21. yüzyılın en önemli projelerinden biri olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Ankara’nın PKK terörüyle meşguliyeti emperyalizmin bölgesel hesaplarıyla bağlantılı düşünülmeli, ABD’deki lobilerin emperyal hesapların dışına çıkmasının imkanı olmadığı bilinmelidir.[4]
Öte yandan lobilerin Washington üzerinde böylesine sahip olduğu olağanüstü nüfuz, sadece siyasi kararların yönlendirilmesiyle sınırlı kalmamış, aynı zamanda İsrail’e yönelik eşi benzeri görülmemiş bir mali desteğin kapılarını da sonuna kadar açmıştır. AIPAC gibi kuruluşların İsrail’i ABD’nin Ortadoğu’daki vazgeçilmez bir müttefiki, can damarı ve stratejik bir kalesi olarak pazarlamayı başarmışlardır. Bu durum, Amerikan vergi mükelleflerinin kaynaklarının düzenli olarak Tel Aviv’e akıtılmasını siyasi bir zorunluluk haline getirmiştir. Dolayısıyla, lobicilik faaliyetlerinin en somut ve ölçülebilir sonucu, ABD bütçesinden İsrail’e ayrılan payda kendini göstermektedir. Gelgelelim bu durum, kendini dış politikada da tarihsel olarak göstermiştir.[5]
Kendini özellikle dış politikada gösteren bu tabloyu daha detaylı ele alalım:
İsrail’in Yardım Meleği ABD
1973’teki Ekim Savaşı’ndan bu yana Washington İsrail’e, diğer tüm devletlere sağladığı yardımı gölgede bırakan bir miktarda destek sağladı. İsrail 1976’dan beri en fazla doğrudan yıllık ekonomik ve askeri yardım alan ve İkinci Dünya Savaşı’ndan beri de toplamda en fazla yardım alan ülke oldu. ABD’nin İsrail’e doğrudan sağladığı toplam yardım 2003 yılı dolar fiyatlarına göre 140 milyar doları aştı.[6]
İsrail her yıl yaklaşık olarak 3 milyar dolar doğrudan dış yardım alıyor, bu da yaklaşık olarak ABD dış yardım bütçesinin beşte birini oluşturuyor. Yani ABD her bir İsrailli başına yıllık 500 dolar değerinde yardım sağlıyor.[7]
İsrail’in şu an kişi başına düşen yıllık geliri itibariyle Güney Kore ya da İspanya’ya eş değer zenginlikte bir endüstri devleti olduğu düşünüldüğünde, ABD’nin bu cömertliği özellikle çarpıcı niteliktedir.[8]
İsrail, Washington’ın diğer özel muamelelerinden de yararlanmaktadır.[9]
ABD’den yardım alan diğer devletler dört taksit halinde paralarını alırken İsrail bütün ödeneğini her mali yılın başında bir seferde almakta, böylece ekstra faiz elde etmektedir. ABD’den askeri yardım alan ülkelerin çoğu bu yardımın tamamını ABD’de harcamak zorundadırlar, fakat İsrail kendisine ayrılan kaynağın yaklaşık olarak % 25’ini kendi savunma sanayisini desteklemek için kullanabilir. İsrail, ABD’den aldığı yardımı nasıl harcadığına dair hesap vermek zorunda olmayan tek ülkedir, bu da paranın Batı Şeria’da yerleşim yerleri kurulması gibi ABD’nin karşı çıktığı şeyler için kullanılmasının engellenmesini neredeyse imkansız hale getirmektedir. Hatta ABD, Pentagon’un istemediği ya da ihtiyacının olmadığı Lavi uçağı gibi silah sistemleri geliştirmesi için İsrail’e yaklaşık 3 milyar dolar yardımda bulunmuş, aynı zamanda da İsrail’in, Blackhawk helikopterleri, F-16 jetleri gibi üst düzey silahlara erişimini sağlamıştır. Son olarak da, ABD İsrail’e NATO müttefiklerine vermeyi reddettiği istihbaratlara erişim imkanı vermekte ve İsrail’in nükleer silahlar edinmesine göz yummaktadır.[10]
Ayrıca Washington, İsrail’e yoğun bir diplomatik destek de sunmaktadır. 1982’den beri ABD, İsrail’i eleştiren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne ait otuz iki kararı veto etti ve bu rakam, diğer tüm Güvenlik Konseyi üyelerinin kullandığı ve toların toplam sayısından daha fazladır.[11]
ABD, Arap devletlerinin İsrail’ in nükleer silah cephaneliğini Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) gündemine taşıma çabalarını da engellemektedir.[12]
ABD savaş zamanında da İsrail’in imdadına yetişmekte ve barış görüşmeleri esnasında onun tarafını tutmaktadır. Nixon yönetimi, Ekim Savaşı sırasında İsrail’e yeniden destek sağlamış ve Sovyet müdahalesi tehdidine karşı onu korumuştur. Washington tıpkı 1993 Oslo Anlaşmaları’ndan önceki ve sonraki görüşmelerde kilit rol oynadığı gibi savaşı bitiren görüşmeleri de yakinen takip etmiştir.[13]
Her iki olayda da ABD’li ve İsrailli yetkililer arasında zaman zaman sürtüşmeler yaşanmıştır, fakat ABD konumunu İsrail’e göre belirlemiş ve sürekli olarak onların görüşlerini desteklemiştir. 2000 yılında Camp David’deki Amerikalı bir katılımcı daha sonra şunları söylemiştir: “Çoğunlukla İsrail’in avukatlığını yaptık.”[14]
Daha da önemli olan şey, Washington, faaliyetleri ABD politikasıyla çatıştığı zamanlarda bile İsrail’e işgal ettiği bölgelerdeki (Doğu Şeria ve Gazze Şeridi) eylemlerinde büyük serbestlik tanımıştır. Dahası Irak işgaliyle başlayan, Bush yönetiminin Orta Doğu’yu dönüştürme ihtirası kısmen de olsa İsrail’in stratejik pozisyonunu iyileştirmek içindir. Savaş zamanındaki anlaşmaların dışında, bir ülkenin diğerine bu kadar uzun bir zaman boyunca benzer miktarlarda malzeme yardımı ve diplomatik destek sağladığına dair başka bir örnek düşünmek çok zordur. Kısacası Amerika’nın İsrail’e sağladığı desteğin eşi benzeri yoktur.
Eğer İsrail hayati nitelikte bir stratejik değer olsaydı ya da istikrarlı ABD desteği için zorlayıcı bir ahlaki durum söz konusu olsaydı, ABD’nin bu sıradışı cömertliğini anlamak daha kolay olabilirdi, fakat hiçbir gerekçe ikna edici değildir.[15]
Bu durum bizi kaçınılmaz bir soruya götürmektedir: Eğer ne stratejik çıkarlar ne de ahlaki zorunluluklar bu sıradışı desteği açıklamıyorsa, ABD neden bu politikayı sürdürmektedir? Cevap, Amerikan siyaset sahnesinde benzersiz bir güce sahip olan İsrail Lobisi’nde yatmaktadır. Lobi, Amerikan dış politikasını sistematik bir biçimde İsrail’in çıkarları doğrultusunda yönlendirmeyi başararak, Washington’un Orta Doğu’daki hareket alanını daraltmaktadır. Daha da önemlisi 1991 öncesindeki Soğuk Savaş döneminde ABD ve Batı Bloku için bir varlık (asset) hüviyetini taşımasına rağmen günümüzde İsrail’in ABD için stratejik bir yük (liability) haline geldiği alenen ortada olan bir gerçektir.[16]
ABD üzerinde böylesine pervasızca bir otoriteye ve güce sahip olan Siyonist Yahudi lobisinin gücü kısıtlanabilir mi? ABD’nin yaşadığı Irak fiyaskosuna, Arap ve İslam dünyasında Amerikanın imajını kurtarmasının açık gerekliliğe ve AIPAC yetkililerinin ABD hükümet sırlarını İsrail’e aktarılması ile ilgili son zamanlardaki açıklamalara bakıldığında bunun gerçekleştirilebileceği düşünülebilir. Aynı zamanda Arafat’ın ölümünün ve daha ılımlı olan Abu Mazen’in seçilmesinin Washington’u bir barış anlaşması için etkin biçimde baskı yapmaya zorlayacağı da düşünülebilir. Özetle, ABD liderlerinin Lobi ile aralarına mesafe koyması ve daha geniş çaptaki ABD menfaatlerine uygun bir Orta Doğu politikası benimsemeleri için yeterli nedenler mevcuttur. Özellikle İsrail ve Filistin arasında adil bir barış sağlamada Amerikan gücünün kullanılması, aşırılığı önlemek ve Orta Doğu’ da demokrasiyi yaymak gibi daha geniş kapsamlı amaçların geliştirilmesine hizmet edecektir. Ancak bu yakın zamanda gerçekleşmeyecek.[17]
AIPAC ve müttefiklerinin (Hristiyan Siyonistler dahil) lobileşen dünyada herhangi ciddi bir rakipleri yok. İsrail’in bugünkü durumunu gerçekleştirmenin daha da zorlaştığını biliyorlar ve buna faaliyetlerini ve çalışanlarını arttırarak karşılık veriyorlar. Dahası Amerikan politikacılar kampanya katkılarına ziyadesiyle duyarlı kalıyorlar ve siyasi baskının diğer formları ve büyük medya organları ne yaparsa yapsın İsrail’e yakın kalacak gibiler.[18]
Bu durum oldukça endişe verici, çünkü Lobi’nin etkisi çeşitli cephelerde soruna yol açmakta. Amerika’nın Avrupalı müttefikleri de dahil olmak üzere tüm devletlerin karşı karşıya olduğu terör tehlikesini arttırmakta. ABD liderlerinin barış yapması için İsrail’e baskı yapmasını engellemekte olan lobi, aynı zamanda İsrail-Filistin çatışmasının sona erdirilmesini de imkansız kılmıştır. Bu durum aşırıcılara güçlü bir toplanma aracı vermekte, potansiyel terörist ve sempatizan sayısını arttırmakta ve dünyada İslami radikalliğe katkıda bulunmaktadır. Bunun da ötesinde Lobi’nin İran ve Suriye’de rejimi değiştirme kampanyaları Birleşik Devletler’in muhtemelen feci sonuçlarla bu ülkelere saldırmasına neden olabilir. Diğer bir lrak’a ihtiyacımız yok. En azından, Lobi’nin bu ülkelere karşı düşmanca tutumu Washington’un onları da El-Kaide karşıtı yapmasını ve yardımlarına ihtiyaç duyduğu Irak direnişine karşı yanına almasını özellikle zorlaştırmaktadır. Olayda etik bir boyut da söz konusudur. Lobi sayesinde, Birleşik Devletler işgal edilen bölgelerdeki İsrail yayılmasının gerçek sağlayıcısı olmuş ve Filistinlilere karşı -işlenen suçlara ortak olmuştur.[19]
Ama elbette ki İsrail, bu hegemonya gücünü ABD’yi avucunun içine alan Siyonist Yahudi baronlarına borçlu olsa da tek etken bu değildir.
Hristiyan Siyonistler diyebileceğimiz Evanjelistleri de ABD’nin politikalarının üzerine İsrail’in gölgesinin düşmesinde büyük pay sahibidir. AIPAC ve Amerikan Siyonizmi’nin müttefiklerinin başını “Evanjelikler” olarak da bilinen Hristiyan Siyonistler çekmektedir.

Evanjelizm sözcüğünün karşılığı “Kitab-ı Mukaddes’e dönmek veya yönelmek” olup, Kitab-ı Mukaddes’ten kasıt sadece İncil değil, aynı zamanda Eski Ahit denilen Tevrat ve onunla birlikte Zebur’dur. Ama asıl kaynak elbette ki İncil’dir, İncil’i oluşturan kitaplardır. Bunlar; Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’dır. Evanjelist ve Evanjelik kelimeleri farklı anlamlara gelmektedir. Evanjelist sözcüğü en basit anlamıyla “Hristiyanlık bildirisini vaaz eden, yayan kişi” anlamına gelir. Evanjelizm’in kökleri 17. yüzyıl İngilteresi’ndeki isyankâr püriten (tutucu) küçük burjuvaziye temelde ise 16.yy’a dayanan Protestanlığın içinde gelişimi gösterilir. Protestanların bir nevi daha radikal, tutucu ve muhafazakar kesimini ifade eder. Evanjelikler, ABD’yi kuran ve tutuculuğuyla bilinen Protestan mezhebi Puritenler’in devamıdır. Evanjelizmin temelleri İngiliz George Whitefield (1715-1770), Methodizm’in kurucusu John Wesley (1703-1791) ve Amerikalı filozof ve teolog Jonathan Edwards (1703-1785) tarafından atılmıştır. Bu üç kişi ABD’nin en büyük Protestan mezhebi olan Baptistlerin ve Metodistlerin oluşmasındaki en önemli kişilerdir. Hristiyan Avrupa, Yahudileri önce 1290’da İngiltere’den İspanya ve Portekiz’e, 1492’de de İspanya ve Portekiz’den sürgün etmişlerdir. Yahudiler ya din değiştirmek ya da bulundukları coğrafyaları terk etmek zorunda kalmışlardır. 19.yy’nın sonlarına kadar Evanjelizm diye bir mezhep yoktu. Theodor Herzl gibi bazı Siyonist Yahudiler’in çalışmalarıyla klasik Hristiyan düşüncesi ve bakış açısı deformasyona uğramıştır. Bilhassa İngiltere özelinde Evanjelizm, Protestanlığı deforme ederek Hristiyanlığın Yahudi karşıtı tutumunu, tarih boyunca süregelen husumetini ortaya çıkaran literatürü ve tarihi tahrip ve ortadan kaldırmaya yönelik bir tutum izler. İngiltere’nin Hristiyan-Yahudi ortak güdümü üzerine oluşmasını hedefleyen Yahudi yanlısı bir Hristiyan siyonizmidir. Bu durum, güdülen emperyalist emellerin de ortaya çıkardığı koşullar da işin içine eklendiğinde zamanla Siyonizm ve Evenjelizm arasında sarsılmaz ilişkilerin doğmasını sağladı.[20]
Ama elbette ki Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi olayına Yahudilerin neden olduğu inancı, Musevileri, yakın zamana kadar kilisenin geleneksel düşmanı yapmış olmasına rağmen reform hareketinin ardından Avrupalı Hristiyanlar, Yahudilere çok daha fazla ilgi duymaya başlamış ve onlara yönelik bakış açılarını değiştirmişlerdir.[21] Bazı tarihçiler bu durumu Rönesans ve Reform hareketlerinin İbrani literatürüne olan ilgisine ve özellikle de Reformun Eski Ahit üzerindeki vurgusuna bağlamaktadır. Reformun bu özelliği, Yahudiler üzerindeki ilgiyi artırmış ve bunun sonucu olarak da Yahudileşme hareketleri gösteren Protestan (Evangelist) mezhebine ait bazı gruplar oluşmuştur.[22]
19. yüzyılda Protestan mezhebine mensup Evangelistler, Yahudilerin Tevrat’taki kehanete uygun olarak vaat edilmiş topraklara dönmeleri gerektiği fikrini inançlarının bir parçası haline getirmiştir.[23] Bunlara göre İsa Mesih’in ikinci gelişinin akabinde, İsa Mesih ve ona tabi olanlar Kudüs’ten tüm milletleri idare edecektir. Böylece Evangelist dinî gruplar, Eski Ahit’e bağlanarak, Mesih inancını ve Yahudilerin dünyayı idare hakkına sahip olduklarını kabul etmişlerdir.[24] Söz konusu Evangelist gruplar, Kutsal Kitap’ın tamamen Tanrı’nın kendi isteklerini yazdırdığı sözlerden derleme olduğu düşüncesiyle referanslarını yalnızca Kutsal Kitap ile sınırlandırırlar.[25] Dinî tarihin, kültürel kökenini, Yahudilikte gören ve İsa Mesih’e bağlamanın doğruluğunu, onların tarihi serüvenleriyle temellendiren Protestan gruplar, Yahudileri yeni dünya sisteminin önemli bir unsuru olarak görmektedir.[26]
Evangelistler, tüm bu kehanetleri aynı Yahudiler gibi yorumlamakta, kehanetlerin gerçekleşmesi ile birlikte İsa Mesih’in geleceğine inanmakta ve kehanetlerin gerçekleşmesi için Yahudilere her türlü desteği vermektedirler.[27] Evangelistleri, Yahudilere karşı tavır değiştirmeye iten en önemli olay ise Yahudilerin II. Dünya Savaşı’nın hemen akabinde kutsal topraklarda bir İsrail devleti kurmuş olmalarıdır.[28] Her şeyi Kutsal Kitap temelinde yorumlayan düşünce, pek çok Evangelist’i İsrail Devleti destekçisi yapmıştır. Çünkü İsrail’in varlığı, İsa Mesih’in dönüşü için gerçekleşecek kehanetlerden biri olarak görülmektedir.[29]
ABD’de yaşayan fundamentalist gruplar, İsa Mesih’in yeryüzüne dönüşünü hazırlayacak birçok olayın Kudüs’te gerçekleşeceğine inanmaktadır. Onlara göre; Kudüs, İsa Mesih’in Krallığı için giriş kapısı olacaktır. Başka bir deyişle dünyanın geleceğine dair olayların ortaya çıkışı, sürdürülmesi ve Dünya Krallığının gerçekleştirileceği mekân Kudüs’tür. Dünya’nın sonunun geldiğini savunan bütün fundamentalist Yahudi ve Hristiyan grupların Kudüs üzerinden şekillenen dinî görüşleri kendi aralarındaki ittifakın dini boyutunu oluşturmaktadır.[30]
Öte yandan Ortadoğu’yu kendi inanç çerçevesinde şekillendirmek isteyen en önemli dini aktörlerden olan Evangelistler, kıyametin 2000’li yıllarda Ortadoğu’da çıkacak bir kaosun ardından kopacağına inanmaktadırlar. Bu yüzden de bu bölgede kaos oluşturacak her türlü etkinliğe destek vermektedirler. Çünkü, onlara göre; kaos sonrasında İsa Mesih gelecek ve onlar da İsa Mesih sayesinde dünyaya hâkim olacaklardır. Bu yüzden de İsa Mesih’in dünyaya gelmesi için kaos hızlandırılmalıdır. Yine onlara göre; İsa Mesih’in dönmesi için Yahudilerin vaat edilmiş topraklara kavuşması ve Mescid-i Aksa’nın yıkılıp yerine, eskiden var olan, Süleyman Tapınağı’nın da yeniden inşa edilmesi gerekmektedir.[31] Evangelistler, bu nedenle Ortodoks Yahudilerden destek görmektedir. Evangelistlere göre Kudüs Evangelizmin merkezi haline getirilecektir. Bunlar Tanrı’nın isteğiyle gerçekleştirilmektedir. İsa Mesih geldikten sonra içinde Müslümanların da olduğu büyük bir ordu ona karşı savaşacak fakat İsa Mesih “Megido Dağı”nda yani Armegedon’da onları yenecektir. Evangelisterden bir grup ise savaş sırasında İsa Mesih’in onları göğe çıkartacağına, bu sayede kurtulacaklarına ve gökyüzünden yerdeki kargaşayı seyredeceklerine inanmaktadır.[32]
Öte yandan 1983’te bir söyleşide dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan şunları söylemiştir; “Aşikâr ki, Eski Ahit’teki eski peygamberlerimize ve Armageddon’la ilgili önceden haber verilmiş alametlere geri dönüp baktığımızda, ‘Acaba olacakları görecek nesil biz miyiz?’ diye merak ediyorum. İnanın bana, bu kehanetler açık bir şekilde yaşamakta olduğumuz bu günleri gösteriyor.” 20.yy başlarına kadar içinde hiç barındırmadığı fikir ve inançlar, Siyonistlerin yoğun çabaları neticesinde “İncil Tefsiri” kisvesi adı altında Hristiyanlığa sokulmuştur. Ancak akla ve mantığa aykırı inançları içinde barındıran ve hatta 18 asırdır çeşitli deformasyonlara uğramış olsa bile bir inanç ve fikir literatürü bulunan Hristiyanlığın doktrinlerine ters düşen bu fikirler Katolikler, Ortodokslar ve hatta Protestanlar tarafından bile kabul görmemiştir ve birtakım sorgulamaları da beraberinde getirmiştir ki örneğin “İsa’yı öldüren Yahudiler neden Hristiyanların yeni dünya düzeninde kader ortağı olsun?” minvalinde soruların sorulmasını beraberinde getirmiştir. Yine “Hristiyanlar neden Yahudileri seçilmiş insanlar olarak görsün?” sorularının sorulmasına sebep olmuştur. Burada çok iyi planlanmış Siyonist bir aklın oyununun mevcut olduğu aşikardır.[33]

Siyonist Yahudilerin ve Evanjelik radikallerin ABD-İsrail arasındaki bağlara olan etkisi malum olsa da ABD’nin Siyonizm’e hizmet eden bir aktör olmasında başat faktör çok başkadır. Her ne kadar göz ardı edilse de bu faktör ne Siyonist Yahudiler ne de Evanjelik radikaller olmadan ABD’nin Siyonizm yanlısı bir aktör olması için yeterlidir. O etken de A.B.D.’nin kuruluş temellerine dayanır. Artık sağır sultanın da malum olduğu üzere bütün sistemi Siyonist Yahudi baronların elinde olan A.B.D., bir defa kuruluş temelleri itibarıyla aslında bir Mason Cumhuriyeti’dir. Yani ABD’nin kuruluşundaki Masonik etkiyi dikkate almak gerekir. Gerçekten de A.B.D., Anayasası ve Kurumları masonlar tarafından şekillendirilmiştir.[34]
Bu bağlamda şu hususlar oldukça dikkat çekicidir:
“Amerikan Doları’nın üzerine Birleşik Devletler’in ‘Büyük Mührü’ basıldı. Bu, yanılgısız olarak tamamen ‘Masonik’ti. 13 basamaklı, dört köşeli piramidin üstünde, üçgen içinde her şeyi gören “Ulu Göz”,altında masonluğun çok eski düşlerinden biri olan “Yeni Seküler Düzen”in gelişimini bildiren grift yazı. 18 Eylül 1793’te Capitol’ün köşe taşı, resmen yerleştirildi. Maryland Büyük Locası merasimi yönetti ve George Washington’dan ÜSTAD-I MUHTEREM olarak görev yapması istendi. MARYLAND JÜRİSDİKSİYONU’na katılmış localar ile birlikte, George Washington’un VİRGİNİA’daki kendi locası, ALEXANDRIA’daki törende hazır bulundu. Bir topçu birliğini de içeren müthiş bir geçit töreni yapıldı. Arkasından bando, bandoyu takiben de George Washington, locaların tüm görevlileri ve üyeleri tam takım regalyalarını kuşanmış bir biçimde gelmekteydi. Güneydoğu köşe taşının yerleştirildiği çukura vardığında; George Washington’a, olayın anısını simgeleyen ve katılan tüm locaların isimlerini içeren gümüş bir onurluk takdim edildi. Topçu birliği top atışı yaptı. Daha sonra George Washington çukura inerek onurluğu taşın üzerine yerleştirdi. Etrafına da Masonik Ayinin standart simgesel donatısı olan mısır, şarap ve yağ kapları yerleştirildi. Katılanların tümü duaya katılarak Masonik şarkılara eşlik etti. Topçular tekrar top atışı yaptı. G. Washington ve mahiyetindekiler daha sonra köşe taşının doğusuna doğru hareket ettiler ve burada başkan; geleneksel üç basamaklı platformun üzerindeki kürsüde ayakta durarak, söylevde bulundu. Söylevi, Masonik şarkılar takip etti ve topçular son atışı yaptılar. G. Washington’un merasim sırasında kullandığı “çekiç, gümüş mala, gönye, düzeç”, bugün Kolombiya Federal İdare bölümündeki 5 numaralı Poatamac Locası’nda bulunmaktadır. Taktığı önlük ve eşarp ise kendi locası olan 22 numaralı Alexandria Locası’ndadır.”[35]
Daha da önemli olan gerçeklik şudur ki, George Washington öldüğünde mason onuruyla gömüldü. George Washington mason ulusal anıtı bile yapıldı. Mason Yahudi Bankerler, Hayim Solomon ve Robert Morris, Washington’un ordularını finanse ettiler.[36]
Bu arada önceki satırlarımızda Amerikan Doları’ndaki masonik köklere bakmışken elbette bu konuyu daha derinlemesine ele almadan geçmek olmayacaktır. Öyleyse şimdi bu konuyu daha derinlemesine inceleyelim:

1 Amerikan Doları’nın ön yüzünde George Washington yer alır, bir de terazi-duvarcı gönyesi-anahtardan oluşan Hazine Bakanlığı mührü. Arka yüzünde ortada “In God We Trust” (tanrıya güveniriz) yazar. Bütün kâğıt ve madeni paralarda da bu cümlecik vardır. Arka yüzdeki iki daire içinde gördüğümüz semboller ABD’nin resmi mührüdür. Bu mühür 1935’de Franklin D. Roosevelt’in çıkardığı kanunla 1 Dolar’a işlenmiştir. Bu mührün ön tarafındaki kartal ABD’nin sembollerinden biri olup Başkanın bulunduğu yerlere asılır, arka plandaki piramit ise sadece 1 dolarda bulunur. Yani 1 doların arka yüzü, ABD’nin resmi mührünün (1882’de çizilmiş) açılmış olarak görüldüğü tek yerdir. Kartal’ın göğsünde Amerikan bayrağının şeritleriyle bazenmiş kalkan, sol pençesinde 13 zeytinli bir zeytin dalı, sağ pençesinde 13 ok vardır, ağzındaki kurdelâda Latince “E pluribus unum” (birçok şeyden ibaret olan tek şey) yazar. Kartalın başı üzerinde 13 yıldızdan oluşan bir küme vardır. Bunlar İngiltere’den bağımsızlığını kazandığında ABD’yi oluşturan ilk 13 eyaleti sembolize eder. Bu kümenin yıldızları öyle yerleştirilmişlerdir ki; yıldızları çizgiyle birleştirince Davut Yıldızı (Mogen David) çıkar. Yani İsrail Bayrağındaki meşhur altıgen yıldız. Piramit ise 13 kat tuğladan yapılmıştır, tepesi kopmuş gibidir ve ışık saçan bir göz parlar. Bu göz “Rabb’ın gözü” dür. Piramidin en alt katında ABD’nin kuruluş tarihi Romen Rakamlarıyla işlenmiştir. Çemberin içinde iki latince cümle yazılıdır: Üstte, “Anuit Coeptis” (tanrı bizden yanadır), altta ise, “Novus Ordo Seclorum” (zamanın yeni düzeni).
(Belki de “Yeni Dünya Düzeni” tanımlanıyor!)
Bilindiği gibi Masonluğun tarihini çok eskilere Hz. Süleyman’a hatta Adem’e kadar götürenler olduğu gibi, günümüz Masonluğunun 1717’de İngiltere’de Büyük Loca olarak kurulduğu ve 1723’te bu locada Anderson Yasaları olarak bilinen ve Mason Anayasası olarak kabul edilen kurallarla bir disiplin haline geldiği kabul edilmektedir. Masonluğu daha bilimsel bir çerçeveye oturtmak isteyenler ise Avrupa’da Korporasyon, Doğu’da ise Loncalara dayanan bir inanış olduğunu ileri sürerler. Her ne olursa olsun Masonların kabul ettiği belli sembol ve şekiller vardır. Bunların başında 1948’den beri İsrail bayrağında yer alan Davut Yıldızı gelmektedir. Tıpkı 1 ABD dolarında olduğu gibi. Piramit, ışık saçan göz, pergel, duvarcı aletleri, mala, cetvel, gönye ve tokmaklar diğer Masonik işaretlerdir. Piramit “ebediyet, kuvvet ve bilgi” anlamına gelir, tepesindeki ışık (nur) saçan göz ise “her şeyi görmeye muktedir olan” kainatın ulu mimarının gözüdür. Bunları dünyanın en büyük iki Mason mabedinden biri olan Pensilvanya eyaletindeki Philadelphia Masonic Temple (Mason tapınağı)’da görmek mümkün. Mabed duvarlarında 1 dolarda bulunan pergel ve gönyeler, ölçek, mala ve cetvel kabartmaları, bol bol piramit ve ışık saçan göz sembolleri bulunur. Philadelphia Masonluğun Amerika’daki bilinen merkezidir. Bu binanın yapımına 1868 yılında başlanmış, temel atma töreninde George Washington’un 75 yıl önce Washington’daki Kongre Binasının temelini atarken kullanmış olduğu çekiç kullanılmıştır. Bu arada günümüze kadar görev yapan 43 Başkanın 21’inin Mason olduğunu belirtmek gereklidir, bu başkanlar ise; G. Washington, J. Monroe, A. Jakson, W. Harrison, J. Tyler, J. Polk, Z. Taylor, F. Pierce, J. Buchanan, A. Lincoln, A. Johnson, J. Garfield, W. McKinley, T. Roosevelt, W. Taft, W. Harding, F. Roosevelt, H. Truman, L. Johnson, G. Ford, J. Carter’dır.[37]
Bunların emrinde çalışmış on binlerce küçük dereceli Mason bulunuyordu.[38]
John Kennedy’ye dek, Amerikan başkanlarının üzerine yemin ettikleri İncil, George Washington’un bağlı bulunduğu locanın İncil’iydi.[39]
Öte yandan Washington’daki Kongre Binasındaki müzede G. Washington’u Mason duası yaparken gösteren tunç heykel, ve Mason önlüklü tokmaklı resmi, ve önlüğü sergileniyor ki bu önlüğün işlemeleri Madam Lafayette tarafından yapılmıştır. Amerikan Anayasasını imzalayan 59 kişiden 13’ü Mason’dur. Müzede ünlü devlet adamı ve fizikçi Benjamin Franklin’in 1734’te kendi matbaasında bastığı The Constitutions of Free Masons (Hür Masonların Anayasası) adlı kitabı da sergilenmektedir. Bu binanın kapı çıkışında “Masonluğun ilkeleri bütün iyi insanlar tarafından kabul edilebilecek ahlâkî prensiplerdir. Onlara insan soyuna hoşgörüyle bakmayı öğretir” ibaresi asılıdır. Bu nasıl prensiplerdir ki, kadınlar Mason olamazlar (cinsel ayrımcılık), ateistler Mason olamazlar (inanç ayrımcılığı), bedensel engelliler Mason olamazlar (fiziksel ayrımcılık), varlıklı olmayanlar Mason olamazlar (ekonomik ayrımcılık), anarşistler Mason olamazlar (politik ayrımcılık).
* * *
“Bütün insanlar eşit yaratılmıştır.”
Bu kadar ayrımcılıktan sonra, ABD Başkanı Thomas Jefferson’ın (belgelenmemiş Mason olarak kabul edilmektedir) yıllardır bir kanun gibi dilden dile dolaşan bu sözü inandırıcılık ve samimiyetten payını ne kadar da almış, artık siz karar verin.[40]
Ayrıca ABD ve masonluk demişken şunu da belirtmekte fayda vardır ki yaşanan Amerika İç Savaşı sonrası Güney ve Kuzey birleşirken, mason büyük locaları da tek çatı altında birleşmeyi tartışırlar ama anlaşılamaz. Her büyük locanın ayrı olarak varlığını sürdürmesine karar verilir. ABD, devletlerin bir araya gelerek kurduğu Birleşik Devlet olduğu ve siyasi olarak 52 eyaletten oluştuğu için her eyalette birisi beyazların, birisi de siyahların olmak üzere, ikişer Büyük Loca var. Kural dışı mı? Kesinlikle.[41]
Dolayısıyla ABD, iç savaştan itibaren hayli geniş ve yaygın bir Mason örgütlenmesine sahne olmuş, ABD anayasası ve kurumları Masonlar tarafından şekillendirilmiştir.[42]
Zaten bağımsızlığını ilan ettiği 1776 yılından itibaren yükselişe geçen ABD’nin, bu gelişiminde Masonların büyük payı vardır. ABD başkanları, Bağımsızlık Bildirgesi’ni ve Amerikan Anayasası’nı oluşturanlar ile yetkin kişilerin önemli bir kısmı Mason’dur.[43]
George Washington’un 1752’de Masonlaştırılması ile birlikte, Masonluk erken bir tarihte Atlas Okyanusu’nu da aşarak eski imparatorluğun kolonilerine ulaşmıştır.[44]
Yani kısaca şunu söyleyebiliriz ki, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşunda, ezoterik bir örgüt olan Masonluğun önemli rolü olmuştur. Bütün bunlara ek olarak kültürünü yayma politikası güden bu ülkenin en önemli aracı, birçok ülkede izleyicisi olan, sinemasıdır. ABD’nin kültürünün önemli bir parçasını oluşturan ve sembolizmaya dayalı masonluğun izlerinin, Amerikan Sineması’nda da yer aldığı[45] su götürmez bir hakikattir.
Daha da önemlisi televizyonlarda oynayan kovboy filmlerinin efsane isimlerinden John Wayne de ünlü bir masondur. John Wayne K. Tucson, Arizona’da 56 numaralı Marion McDaniel Locasında 9 Temmuz 1970’de tekris oldu, 10 Temmuz 1970’de kalfalığa geçti ve 11 Temmuz 1970 tarihinde de Üstatlığa yükseltildi. Üstadı Muhterem DR. Seneca Kardeşti. John Wayne sonradan bir Hollywood Locasına katıldı ve ölümüne kadar Masonik intizamını korudu. Wayne, California, Glendale, De Molay Şapitirinin, Los Angeles’te de Al Malaikeh Shrine’ının üyesiydi. Kendisine, İskoç Ritine Şeref 33 derecesi verilmişti.[46]
Ama Wayne’in Mason olmasına rağmen, ailesi Mason cenazesine başvurmamıştır.[47]
Düşünebiliyor musunuz? Başta John Wayne olmak üzere Amerikan sinemasının önemli isimlerinin dahi masonik bağları mevcutken ABD’de masonik bağları olmadan birinin yükselebilmesine, etki sahibi olmasına imkân olabilir mi?
Üstelik bugün dahi ABD bünyesinde beyazlar için 51, siyahlar için 51 olmak üzere birçok büyük loca bulunmaktadır. 18. ve 19. yy ’da New York şehrinin ekonomik ve siyasi gücünden ötürü, New York Büyük Locası, ABD emperyalizminin dışa açılan mason kapısı olarak belirlenmiştir. New York Büyük Locası, Orta Doğu, Kuzey Afrika coğrafyalarında yoğunluklu olarak localar kendisine bağlı localar kurdu.[48]
Şimdi hep birlikte ABD emperyalizminin adeta kapısı diyebileceğimiz NYBL’yi, yani New York Büyük Locası’nı yakından tanıyalım. Zira bu locayı tanımadan ABD emperyalizmi açısından Pandora’nın kutusunu açmak mümkün olmayacaktır.
İngiltere’nin “Athol” veya “Antients” (Kadim) Büyük Locası tarafından 15 Aralık 1782’de kurulan NYBL, 6 Haziran 1787’de bağımsızlığını ilan etti ve “New York Eyaleti’nin Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası” unvanını aldı. New York Büyük Locası’nın (NYBL) tarihi boyunca 65’in üzerinde Büyük Üstat görev almıştır. Loca sayısı ve üye sayısı bakımından ABD’nin en büyük ve en köklü localarındandır. NYBL ilk büyük üstadı Robert R. Livingston, 1784’te Büyük Üstat olarak atandı ve on altı yıl görevini sürdürdü. Robert R. Livingston, Amerika Bağımsızlık Bildirgesini yazan 5 kongre üyesinden biridir. Amerika Hürriyet Heykelinin ilk taşını da Robert R. Livingston koymuştur. New York şehrinde yemin eden tek Amerika Birleşik Devletleri Başkanının yemin törenine başkanlık etmiştir. Birleşik Devletlerin ilk başkanı mason George Washington’un yemin töreninde kullanılan İncil, New York Bü. L. St. John’s Locası No. 1’e aittir. Günümüzde istendiği durumda Amerika Birleşik Devletler Başkanının yemin töreninde kullanılmakta. Ülke içinde birçok başkan ve üst dereceli devlet adamını bünyesinde yetiştirmiştir.[49]
Tüm bunlar malumken ABD’deki Evanjelist-Siyonist vesayetin sonlanması imkan dahilinde olamaz. Öyle çünkü bizzat ABD’nin kendi kuruluş kodlarında bu vesayete yatkınlık var. O yatkınlık da ABD’nin kuruluş mayasının özünü oluşturan masonluktur.
Sözün Özü
Bu çalışma kapsamında ele alınan veriler ve literatür ışığında, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel ölçekte yürüttüğü politikaların tek boyutlu açıklamalarla izah edilemeyecek derecede karmaşık ve çok katmanlı bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. ABD dış politikasının şekillenmesinde; yalnızca klasik anlamda ulusal çıkar, güvenlik ve ekonomik faktörlerin değil, aynı zamanda güçlü lobi faaliyetlerinin, dini-ideolojik motivasyonların ve tarihsel-kurumsal yapıların belirleyici rol oynadığı anlaşılmaktadır.
Özellikle İsrail ile kurulan ilişkinin sıradan bir müttefiklik düzeyinin ötesinde, sistematik ve süreklilik arz eden bir ayrıcalık taşıdığı; bu ayrıcalığın ise büyük ölçüde örgütlü lobi faaliyetleri ve kamuoyu yönlendirme mekanizmaları aracılığıyla sürdürüldüğü değerlendirilmektedir. Bununla birlikte Evanjelizm ve Hristiyan Siyonizmi gibi dini akımların, dış politika tercihlerini etkileyen önemli ideolojik zeminler oluşturduğu da göz ardı edilemez bir gerçeklik olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın dikkat çektiği bir diğer önemli husus ise, ABD’nin kuruluş sürecinde etkili olduğu iddia edilen masonik yapıların, yalnızca tarihsel bir unsur olarak kalmayıp, sembolik ve kurumsal düzeyde günümüze uzanan bir süreklilik arz ettiği yönündeki yaklaşımdır. Bu perspektif, Amerikan siyasal sisteminin yalnızca görünür kurumlar üzerinden değil, aynı zamanda daha derin ve tarihsel kodlar üzerinden de okunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Sonuç itibarıyla, ABD emperyalizmi olarak tanımlanan küresel güç projeksiyonunun; lobi faaliyetleri, dini ideolojiler ve tarihsel örgütlenme biçimlerinin kesişim noktasında şekillendiği ileri sürülebilir. Bu bağlamda, ABD dış politikasını anlamaya yönelik analizlerin, yalnızca yüzeydeki siyasi gelişmelere odaklanmakla sınırlı kalmaması; aksine, bu politikaların arka planında yer alan çok katmanlı güç ilişkilerini ve ideolojik dinamikleri de kapsayacak şekilde derinleştirilmesi gerekmektedir. Bu çalışma, söz konusu çok boyutlu yapıya dikkat çekerek, ABD’nin küresel rolünün daha eleştirel ve bütüncül bir perspektifle değerlendirilmesine katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Kaynakça:
Aaron David Miller, “Israel’s Lawyer, (İsrail’in Avukatı)” Washington Post, 23 Mayıs 2005
Ali Erbaş, Hristiyanlıkta Reform ve Protestanlık Tarihi, İnsan Yayınları, İstanbul, 2007
Ali İsra Güngör, Hristiyanlıkta Evanjelik Hareket, Aziz Andaç Yayınları, Ankara, 2005
Atilla Akar, Derin Dünya Devleti (Gizli Doktrinin Küresel Efendileri), Timaş Yayınları, İstanbul, 2003
Avner Cohen, lsrael and the Bomb(İsrail ve Bomba) (New York: Columbia University Press, 1999)
Aytunç Altındal, Gül ve Haç Kardeşliği, Alfa Yayıncılık, İstanbul, 2004
Baki Adam, Yahudilik ve Hristiyanlık Açışından Diğer Dinler, Pınar Yayınları, İstanbul, 2002
Berdal Aral, Küresel Siyaset ve Uluslararası Örgütler, İstanbul: Küre Yayınları, 2016, sf. 210-235
Davut Kılıç, Ortadoğu’nun Dinî Jeopolitiği ve Günümüze Yansımaları Üzerine Bir Deneme, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 13/1, 2008
Donald Neff, “An Updated List of Vetoes Cast by the United States to Shield lsrael from Criticism by the U.N. Security Council, (İsrail’i BM Güvenlik Konseyi’nin Eleştirisi’nden koruyan ABD’nin Veto Ettiği Kararların Güncelleştirilmiş Listesi)” Washington Orta Doğu Raporu, Mayıs/Haziran 2005
Dünya Bankası Atlası (Washington, DC: Gelişim Bilgi Grubu, Dünya Bankası, Eylül 2004
Erhan Çağrı, Amerikan Dış Politikasının Belirleyicileri, İmge Kitabevi, Ankara, 2007
Faik Çelik, Amerikan Dolarında Mason Simgeleri, Derkenar, 14 Ekim 2003, https://derkenar.com/faik-celik+amerikan-dolarinda-mason-simgeleri, erişim tarihi: 03.04.2026
Gökhan Özcan, “ABD Dış Politikasında İsrail Lobisi: Güç, Nüfuz ve Eleştiriler.” Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 1 (2014)
Grace Halsell, Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak: Armageddon Savaşı ve Hristiyan Siyonizmi, Çev. Mustafa Tuncer, İstanbul: Janissary Yayınları, 2005
Greenbook web sitesi, 8 Kasım 2005, http://qesdb.cdie.org/gbk/, erişim tarihi: 03.04.2026
Hakan Yılmaz Çebi, Masonluğun Gizli Dili, Maviçatı Yayınları, İstanbul, Şubat 2018
Hürol Taşdelen, Amerikan Emperyalizminin Masonik Örümcek Ağı, www.huroltasdelen.com sitesi yayını, Ankara, Şubat 2019
Hürol Taşdelen, Mason Derneği Eski Üyesi Kalemiyle, Mason Tarikatı ve Emperyalizm I, www.huroltasdelen.com sitesi yayını, Ankara, Şubat 2019
İsmail Vural, Evanjelizm Beyaz Saray’ın Gizli Dini, Karakutu Yayınları, İstanbul, 2003
John Wayne, Masonlar.org, 25 Eylül 2006, https://masonlar.org/masonlar_forum/index.php?topic=124.0, erişim tarihi: 03.04.2026
John Wayne, Vikipedi, https://tr.wikipedia.org/wiki/John_Wayne, erişim tarihi: 03.04.2026
Kathleen Christison, Perceptions of Palestine (Filistin Algısı): Their Influence on U.S. Middle East Policy (ABD’nin Orta Doğu Politikası Üzerindeki Etkileri) (Berkeley, CA: University of California Press, 2001)
“Lessons of Arab-Israeli Negotiating (Arap-İsrail Görüşmeleri Üzerine Dersler): Four Negotiators Look Back and Ahead (Geriye ve İleriye Bakan 4 Görüşmeci),” Panel Transkripti, Orta Doğu Enstitüsü, 25 Nisan, 2005
Marc Perelman, “Washington Seeking to Reduce Number of Anti-lsrael Votes at U.N., (BM’deki İsrail Karşıtı Oyları Azaltmak İsteyen Washington)” Forward, 14 Kasım 2003
Mehmed Şevket Eygi, İki Yahudi Devleti, Millî Gazete, 21 Haziran 2019, https://www.milligazete.com.tr/iki-yahudi-devleti, erişim tarihi: 03.04.2026
Mestinaz Gündaş, Amerikan Sineması’nda Mason Sembolleri ve Anlamları, Tez Danışmanı Doç. Dr. Battal Odabaş, T.C. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo-Televizyon-Sinema Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2009
Micheal Baigent, Richard Leigh, Mabet Ve Loca, çev. Muzaffer Renan Mengü, Emre Yayınları, İstanbul, 2000
Mustafa Güldağı, Derin Amerika – Amerika’nın Küresel Kuşatması, Lopus Yayınevi, İstanbul, 2024
Nadim Macit, İmparatorluk Politikalarında Teo-Stratejiler ve Türkiye, Fark Yayınları, Ankara, 2008
Naseer Aruri, Dishonest Broker (Düzenbaz Komisyoncu): The U.S. Role in Israel and Palestine (İsrail ve Filistin de ABD’nin Rolü) (Cambridge, MA: South End Press, 2003
Nathan Guttman, “U.S. Accused of Pro-Israel Bias at 2000 Camp David, (2000 David Kampında İsrail Yanlısı Olmakla Suçlanan ABD.)” Ha’aretz, 29 Nisan 2005
Noam Chomsky, Fateful Triangle (Sadık Üçgen): The United States, Israel and the Palestinians (ABD, İsrail ve Filistin) (Cambridge, MA: South End Press, 1999)
Paul Findley, ABD’de İsrail Lobisi: Onlar Konuşmaya Cesaret Ediyorlar, çev. Sefa Gökdağ, Pınar Yayınları, İstanbul, 1994
Paul Kriwaczek, Yahudi Medeniyeti, ed. Ayşe Belma Dehni, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2007
“Report of the Open Ended Working Group on the Question of Equitable Representation on and lncrease in the Membership of the Security Council and Other Matters Relared to the Security Council, (Güvenlik Kurumuna ait Üyelik Artışı ve Diğer Konularla ilgili Eşit Temsiliyet Sorusunda Çalışan Grup Raporu)” Annex III, U.N. Genel Meclis Resmi Raporları; 58.Bölüm, Destek No. 47, 2004
Ron Kampeas, ”After Restructuring, AIPAC Plans to Focus on Wider Range of Konus,” JTA, 26 Eylül 2005
Seymour Myron Hersh, The Samsan Option: Israel’s Nuclear Arsenal and American Foreign Policy(Samson Seçeneği: İsrail’in nükleer silahlanması ve Amerikan Dışişleri Politikası) (New York: Random House, 1991)
Stephen Knight, Biraderlik – Masonların Gizli Dünyası, çev. Kemal Çiftçi, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1990
Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014
Stephen Sizer, Hristiyan Siyonizmi: Armageddon Yol Haritası?, Çev. Nevfel Baytar, İstanbul: Küre Yayınları, 2012
Stephen Zunes, “U.S. Declares Open Season on UN Workers,(ABD BM Çalışanları için Açık Sezon İlan Ediyor.)” CommonDreams.org, 10 Ocak 2003
Şaban Kardaş ve Ali Balcı (Ed.), Uluslararası İlişkilere Giriş: Tarih, Kuram, Kavram ve Konular, İstanbul: Küre Yayınları, 2014
Şinasi Gündüz, Hristiyanlık, Ankara: İSAM Yayınları, 2010
Tom Segev, üne Palestine (Bir Filistin), Complete: Jews and Arabs under the British Mandate (Tamamı: İngiliz Mamdası Altındaki Araplar ve Yahudiler), New York: Henry Holt, 2000
Tayyar Arı, Geçmişten Günümüze Orta Doğu: Siyaset, Savaş ve Diplomasi, Cilt 1, Bursa: MKM Yayıncılık, 2014
William Quandt, Peace Process: American Diplomacy and the Arab-Israeli Conflict Since (Amerikan Diplomasisi ve Arap-İsrail Anlaşmazlığı) 1967, 3. baskı (Washington, DC: Brookings Institution Press, 2005), Bölüm 5-7
Yusuf Besalel, Osmanlı ve Türk Yahudileri, Gözlem Gazetecilik, İstanbul, 1999
[1] Mehmed Şevket Eygi, İki Yahudi Devleti, Millî Gazete, 21 Haziran 2019, https://www.milligazete.com.tr/iki-yahudi-devleti, erişim tarihi: 03.04.2026
[2] Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014, sf. 5, 6
[3] Tayyar Arı, Geçmişten Günümüze Orta Doğu: Siyaset, Savaş ve Diplomasi. İstanbul: Alfa Yayınları, 2017, sf. 408-415; Gökhan Özcan, “ABD Dış Politikasında İsrail Lobisi: Güç, Nüfuz ve Eleştiriler.” Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 1 (2014), sf. 52-58; Paul Findley, ABD’de İsrail Lobisi: Onlar Konuşmaya Cesaret Ediyorlar, çev. Sefa Gökdağ, Pınar Yayınları, İstanbul, 1994, sf. 215-242 (Medya Bölümü) ve sf. 243-280 (Akademi Bölümü); yine konu ile ilgili bkz. Erhan Çağrı, Amerikan Dış Politikasının Belirleyicileri, İmge Kitabevi, Ankara, 2007
[4] Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014, sf. 6-8, Önsöz Kısmı, Emin Gürses
[5] Berdal Aral, Küresel Siyaset ve Uluslararası Örgütler, İstanbul: Küre Yayınları, 2016, sf. 210-235; Şaban Kardaş ve Ali Balcı (Ed.), Uluslararası İlişkilere Giriş: Tarih, Kuram, Kavram ve Konular, İstanbul: Küre Yayınları, 2014, sf. 405-420
[6] USAID (Birleşmiş Milletler Uluslararası Gelişim Ajansı)’e göre yabancı ülkelere olan borç ve ödenekleri rapor eden “Greenbook”ta,
İsrail’in Birleşmiş Milletlerden 2003 yılında $140.142.800 (sabit 2003 dolarıyla) aldığı belirtiliyor. Greenbook web sitesinden alınmıştır.[http://qesdb.cdie.org/gbk/] 8 Kasım 2005; akt. Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014
[7] “Greenbook”a göre, İsrail 2003’te Birleşmiş Milletler’den yaklaşık 3,7 milyar dolar direkt yardım temin etmiştir. International Institute for Strategic Studies [IISS-uluslararası stratejik çalışmalar kurumu] ve CIA’e göre İsrail’in nüfusu 6.276.883’tür. IISS, The Military Balance (Askeri Denge): 2005-2006 (Oxfordshire: Routledge, 2005), s. 192; http://www.cia.gov/cia/publications/factbook/ Bu her İsrailli başına $589 anlamına geliyor. Eğer aynı nüfusun toplam 3 milyar dolar yardım aldığını düşünülürse, her bir İsraillinin 478 $ aldığı sonucu elde ediliyor.; akt. Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014
[8] bkz. http://www.cia.gov/cia/publications/factbook/; Dünya Bankası Atlası (Washington, DC: Gelişim Bilgi Grubu, Dünya Bankası, Eylül 2004), sf. 64-65; akt. Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014
[9] İsrail’in pek çok konuda yaptığı özel anlaşma ve pazarlıklarla ilgili tartışma için bkz. Clyde R. Mark, “lsrael: U.S. Foreign Assistance (İsrail: ABD Yabancı Desteği),” Kongre için Bölüm
Özeti (Washington, DC: Kongre Araştırma Servisi, 26 Nisan 2005).; akt. Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014
[10] Avner Cohen, lsrael and the Bomb(İsrail ve Bomba) (New York: Columbia University Press, 1999); Seymour Myron Hersh, The Samsan Option: Israel’s Nuclear Arsenal and American Foreign Policy(Samson Seçeneği: İsrail’in nükleer silahlanması ve Amerikan Dışişleri Politikası) (New York: Random House, 1991).; akt. Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014
[11] “Report of the Open Ended Working Group on the Question of Equitable Representation on and lncrease in the Membership of the Security Council and Other Matters Relared to the Security Council, (Güvenlik Kurumuna ait Üyelik Artışı ve Diğer Konularla ilgili Eşit Temsiliyet Sorusunda Çalışan Grup Raporu)” Annex III, U.N. Genel Meclis Resmi Raporları; 58.Bölüm, Destek No. 47, 2004, sf. 13-14; Donald Neff, “An Updated List of Vetoes Cast by the United States to Shield lsrael from Criticism by the U.N. Security Council, (İsrail’i BM Güvenlik Konseyi’nin Eleştirisi’nden koruyan ABD’nin Veto Ettiği Kararların Güncelleştirilmiş Listesi)” Washington Orta Doğu Raporu, Mayıs/Haziran 2005; Stephen Zunes, “U.S. Declares Open Season on UN Workers,(ABD BM Çalışanları için Açık Sezon İlan Ediyor.)” CommonDreams.org, 10 Ocak 2003.
Güvenlik Konseyi Birleşmiş Milletler’in veto edeceğini bildiği için, oylanmayışının pek çok karar vardı. Güvenlik Konsey’i İsrail’in belli hareketlerini eleştirmeyi bir yük olarak gördüğü
için, eleştiri sık sık hiçbir devletin kararlarını veto edemediği BM Genel Meclisi’nden geliyordu. Böyle durumlarda BM Micronezya ve Marshall Adaları’nı da İsrail ve ABD gibi gören muhaliflerin 133’e 4 gibi oy sayılarıyla çıkmazda buluyor. Buna karşılık 2003 Kasımda gönderilen raporda, Amerikan-Yahudi Komitesi’nin kışkırttığı Bush Yönetimi İsrail karşıtı kararların BM Genel Meclisinde minimuma indirilmesi için en büyük kampanyayı başlatmıştı. Marc Perelman, “Washington Seeking to Reduce Number of Anti-lsrael Votes at U.N., (BM’deki İsrail Karşıtı Oyları Azaltmak İsteyen Washington)” Forward, 14 Kasım 2003.; akt. Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014
[12] Marc Perelman, “International Agency Eyes Israeli Nukes (Uluslararası Servis İsrail’in Atom Bombalarını Gözlüyor),” Forward, 5 Eylül 2003.; akt. Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014
[13] William Quandt, Peace Process: American Diplomacy and the Arab-Israeli Conflict Since (Amerikan Diplomasisi ve Arap-İsrail Anlaşmazlığı) 1967, 3. baskı (Washington, DC: Brookings Institution Press, 2005), Bölüm 5-7, sf. 10-12.; akt. Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014
[14] Nathan Guttman, “U.S. Accused of Pro-Israel Bias at 2000 Camp David, (2000 David Kampında İsrail Yanlısı Olmakla Suçlanan ABD.)” Ha’aretz, 29 Nisan 2005. Ayrıca bknz. Aaron David Miller, “Israel’s Lawyer, (İsrail’in Avukatı)” Washington Post, 23 Mayıs 2005; “Lessons of Arab-Israeli Negotiating (Arap-İsrail Görüşmeleri Üzerine Dersler): Four Negotiators Look Back and Ahead (Geriye ve İleriye Bakan 4 Görüşmeci),” Panel Transkripti, Orta Doğu Enstitüsü, 25 Nisan, 2005. ABD’nin Filistinlilere karşı sürekli nasıl İsrail taraftarı olduğuyla ilgili genel tartışmalar için, bknz. Noam Chomsky, Fateful Triangle (Sadık Üçgen): The United States, Israel and the Palestinians (ABD, İsrail ve Filistin) (Cambridge, MA: South End Press, 1999); Kathleen Christison, Perceptions of Palestine (Filistin Algısı): Their Influence on U.S. Middle East Policy (ABD’nin Orta Doğu Politikası Üzerindeki Etkileri) (Berkeley, CA: University of California Press, 2001); Naseer Aruri, Dishonest Broker (Düzenbaz Komisyoncu): The U.S. Role in Israel and Palestine (İsrail ve Filistin de ABD’nin Rolü) (Cambridge, MA: South End Press, 2003). Ayrıca 1919-1948 yılları arasında İngiliz Mandası altında İngilizlerin Yahudileri Filistinliler’e karşı kayırdıkları da açık bir gerçektir. Bknz. Tom Segev, üne Palestine (Bir Filistin), Complete: Jews and Arabs under the British Mandate (Tamamı: İngiliz Mamdası Altındaki Araplar ve Yahudiler) (New York: Henry Holt, 2000).; akt. Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014
[15] Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014, sf. 11-13
[16] Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, “İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası”, Akademik Orta Doğu, Cilt 1, Sayı 1, 2006, sf. 1-7.
[17] Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014, sf. 73
[18] Ron Kampeas, ”After Restructuring, AIPAC Plans to Focus on Wider Range of Konus,” JTA, 26 Eylül 2005; akt. Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014
[19] Stephen Martin Walt & John Joseph Mearsheimer, İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev. Elif Ocak, Zodyak Yayınevi, İstanbul, 1. Baskı Mart 2014, sf. 74
[20] Şinasi Gündüz, Hristiyanlık, Ankara: İSAM Yayınları, 2010, sf. 112-115; Yusuf Besalel, Osmanlı ve Türk Yahudileri, İstanbul: Gözlem Gazetecilik, 1999, sf. 18-22; Stephen Sizer, Hristiyan Siyonizmi: Armageddon Yol Haritası?, Çev. Nevfel Baytar, İstanbul: Küre Yayınları, 2012, sf. 85-92; Grace Halsell, Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak: Armageddon Savaşı ve Hristiyan Siyonizmi, çev. Mustafa Tuncer, İstanbul: Janissary Yayınları, 2005, sf. 124-128; Tayyar Arı, Geçmişten Günümüze Orta Doğu: Siyaset, Savaş ve Diplomasi, Cilt 1, Bursa: MKM Yayıncılık, 2014, sf. 245-250
[21] Paul Kriwaczek, Yahudi Medeniyeti, ed. Ayşe Belma Dehni, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2007, sf. 247
[22] İsmail Vural, Evanjelizm Beyaz Saray’ın Gizli Dini, Karakutu Yayınları, İstanbul, 2003, sf. 94
[23] İsmail Vural, Evanjelizm Beyaz Saray’ın Gizli Dini, Karakutu Yayınları, İstanbul, 2003, sf. 14
[24] Grase Hallsell, Tanrıyı Kıyamete Zorlamak, çev. Mustafa Acar, Hüsnü Özmen, Kim Yayınları, Ankara, 2003, sf. 76
[25] Ali Erbaş, Hristiyanlıkta Reform ve Protestanlık Tarihi, İnsan Yayınları, İstanbul, 2007, sf. 127
[26] Nadim Macit, İmparatorluk Politikalarında Teo-Stratejiler ve Türkiye, Fark Yayınları, Ankara, 2008, sf. 270
[27] İsmail Vural, Evanjelizm Beyaz Saray’ın Gizli Dini, Karakutu Yayınları, İstanbul, 2003, sf. 17
[28] Baki Adam, Yahudilik ve Hristiyanlık Açışından Diğer Dinler, Pınar Yayınları, İstanbul, 2002, sf. 130
[29] Ali İsra Güngör, Hristiyanlıkta Evanjelik Hareket, Aziz Andaç Yayınları, Ankara, 2005, sf. 19; Davut Kılıç, Ortadoğu’nun Dinî Jeopolitiği ve Günümüze Yansımaları Üzerine Bir Deneme, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 13/1, 2008, sf. 65-86
[30] Nadim Macit, İmparatorluk Politikalarında Teo-Stratejiler ve Türkiye, Fark Yayınları, Ankara, 2008, sf. 269
[31] Davut Kılıç, Ortadoğu’nun Dinî Jeopolitiği ve Günümüze Yansımaları Üzerine Bir Deneme, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 13/1, 2008, sf. 65-86
[32] Davut Kılıç, Ortadoğu’nun Dinî Jeopolitiği ve Günümüze Yansımaları Üzerine Bir Deneme, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 13/1, 2008, sf. 65-86
[33] Şinasi Gündüz, Hristiyanlık, Ankara: İSAM Yayınları, 2010, sf. 112-115; Yusuf Besalel, Osmanlı ve Türk Yahudileri, İstanbul: Gözlem Gazetecilik, 1999, sf. 18-22; Stephen Sizer, Hristiyan Siyonizmi: Armageddon Yol Haritası?, Çev. Nevfel Baytar, İstanbul: Küre Yayınları, 2012, sf. 85-92; Grace Halsell, Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak: Armageddon Savaşı ve Hristiyan Siyonizmi, Çev. Mustafa Tuncer, İstanbul: Janissary Yayınları, 2005, sf. 124-128; Tayyar Arı, Geçmişten Günümüze Orta Doğu: Siyaset, Savaş ve Diplomasi, Cilt 1, Bursa: MKM Yayıncılık, 2014, sf. 245-250
[34] Detay için bkz. Atilla Akar, Derin Dünya Devleti(Gizli Doktrinin Küresel Efendileri), Timaş Yayınları, İstanbul, 2003
[35] Micheal Baigent, Richard Leigh, Mabet Ve Loca, çev. Muzaffer Renan Mengü, Emre Yayınları, İstanbul, 2000, sf. 285; Hakan Yılmaz Çebi, Masonluğun Gizli Dili, Maviçatı Yayınları, İstanbul, Şubat 2018, sf. 158, 159
[36] Konu ile ilgili bkz. Mustafa Güldağı, Derin Amerika – Amerika’nın Küresel Kuşatması, Lopus Yayınevi, İstanbul, 2024, sf. 1-70
[37] Faik Çelik, Amerikan Dolarında Mason Simgeleri, Derkenar, 14 Ekim 2003, https://derkenar.com/faik-celik+amerikan-dolarinda-mason-simgeleri, erişim tarihi: 03.04.2026
[38] Aytunç Altındal, Gül ve Haç Kardeşliği, Alfa Yayıncılık, İstanbul, 2004, sf. 158
[39] Aytunç Altındal, Gül ve Haç Kardeşliği, Alfa Yayıncılık, İstanbul, 2004, sf. 243
[40] Faik Çelik, Amerikan Dolarında Mason Simgeleri, Derkenar, 14 Ekim 2003, https://derkenar.com/faik-celik+amerikan-dolarinda-mason-simgeleri, erişim tarihi: 03.04.2026
[41] Hürol Taşdelen, Mason Derneği Eski Üyesi Kalemiyle, Mason Tarikatı ve Emperyalizm I, www.huroltasdelen.com sitesi yayını, Ankara, Şubat 2019, sf. 175
[42] Atilla Akar, Derin Dünya Devleti, Profil Kitap, İstanbul, 2011, sf. 159
[43] Mestinaz Gündaş, Amerikan Sineması’nda Mason Sembolleri ve Anlamları, Tez Danışmanı Doç. Dr. Battal Odabaş, T.C. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Radyo-Televizyon-Sinema Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2009, sf. 1
[44] Stephen Knight, Biraderlik – Masonların Gizli Dünyası, çev. Kemal Çiftçi, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1990, sf. 36
[45] Mestinaz Gündaş, Amerikan Sineması’nda Mason Sembolleri ve Anlamları, Tez Danışmanı Doç. Dr. Battal Odabaş, T.C. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo-Televizyon-Sinema Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2009, Öz Sayfası
[46] John Wayne, Masonlar.org, 25 Eylül 2006, https://masonlar.org/masonlar_forum/index.php?topic=124.0, erişim tarihi: 03.04.2026
[47] John Wayne, Vikipedi, https://tr.wikipedia.org/wiki/John_Wayne, erişim tarihi: 03.04.2026
[48] Hürol Taşdelen, Amerikan Emperyalizminin Masonik Örümcek Ağı, www.huroltasdelen.com sitesi yayını, Ankara, Şubat 2019, sf. 14
[49] Hürol Taşdelen, Amerikan Emperyalizminin Masonik Örümcek Ağı, www.huroltasdelen.com sitesi yayını, Ankara, Şubat 2019, sf. 25
