Ciğerdelen Osmanlı’nın serhat kalelerinden birisiydi. Ciğerdelen’deki askerî garnizon Uyvar ve Leva’dan Osmanlı topraklarına gelebilecek tehlikeleri önlemekle yükümlüydü. Ciğerdelen 1546’dan 9 Ekim 1683’e kadar Osmanlı’nın en uçtaki askeri garnizonlarından birisi olarak kaldı… 9 Ekim 1683’de Ciğerdelen’deki garnizon 30.000 kişiden oluşan Leh kuvvetlerine dayanamadı… Ciğerdelen Leh kuvvetlerinin eline geçti…
Cumhuriyet dönemi kadın romancılarından Safiye Erol, 1946 yılında “eski Türk ruhunun kuvvetli ve zayıf taraflarını ortaya koymak” amacıyla Ciğerdelen Kalesi’ni merkez yaparak Türkler’in Rumeli fetihlerini konu edinen Ciğerdelen adıyla bir roman kaleme aldı.
Ciğerdelen bir tarihi roman olması yanında, tarihten bugüne, bugünden geçmişe göndermeler yapan bir aşk romanıdır… Safiye Erol’un bu romanında 1943-1944 yıllarında birbirini çok seven iki Türk aydınını arasındaki aşk öyküsünün içinde bin altı yüzlü yıllarda Ciğerdelen’de geçen olaylar da aktarılır…
Unutulmaması gerekirken unutulmuş, unutturulmuş bir romandır Ciğerdelen…
Emel Esin, Ciğerdelen hakkında şunları söyler; “Safiye Erol’un kılıcının bir parıltısı ‘Ciğerdelen’ oldu. Bizim neslimiz için, ‘Ciğerdelen’ bir dönüm noktası idi. İşte milli kültür ölmemişti. Yeniden bahar oldu ve çınar taze filiz verdi.” Atsız, Ruh Adam’da Güntülü’nün ağzından, Ciğerdelen’in en iyi Türk romanı olduğunu ifade eder. ‘ İyi’, ‘güzel’, ‘önemli’ gibi tanımlamalar sübjektiftir. Ama Ciğerdelen’i okumuş her edebiyatsever onun iyi bir roman olduğuna şahadet edecektir.
Ama Ciğerdelen Türk Edebiyatındaki ideolojik kutuplaşmanın kurbanı olmuştur… Kitap okuru ile yeterince bulaşamamıştır… Yalnızca Ciğerdelen değil diğer romanları da aynı akıbete uğramış, kitap eleştirmenleri onu görmezden gelmiştir…
Selim İleri bir yazısında, edebiyat tarihimizin bazen bir “nankörlük tarihi” olarak da nitelenebileceğini belirttikten sonra “Adı hiç bilinmeyen, hakkı en fazla yenmiş olan bir yazar var; Safiye Erol aşkı en iyi anlatanlardan biri” sözleriyle onun edebi gücüne dikkat çeker. Murat Belge de Safiye Erul’un romanlarıyla tanıştıktan sonra “Bu kadar iyi yazmayı bilmiş bir kadını ben niçin bilmiyordum? Niçin Türkiye’de kimse Safiye Erol isminde bir yazardan haberdar değildi?” diyerek hayretini belirtir…
En iyisi Ciğerdelen’i, romandan bir iki alıntıyla, yani Safiye Erol’un cümleleriyle anlatmak;
“Ey benim Asya ile Avrupa kavşağı güzel yurdum! Ey benim tanrısal bir ibre gibi hem doğuya hem batıya ölçülü âhenkle cevelân uran Türk milletim! Yeryüzünde insanlığın bir baştan bir başa yarattığı birbirine zıt mânâların hepsini tadan, ayrıksı ve küskün âlemleri kendi vücudunda bir araya yoğurarak “yeni insan”ı kalıba dökmek namzetliğini nurdan çelik gibi alnında taşıyan yurt kardeşlerim!”
“Hiçbir garplı Kerem’in ardından gidemezdi, ben Türk olduğum için gidebildim. Son menzile ulaştım, gemimi yokluğun sınırlarından ge-çirdim. Hiçbir şarklı bu bölgeden geri dönemezdi, ben Türk olduğum için dönebildim. Kıtalar arasında sefer etmek, hem Asya’ya, hem Avrupa’ya yurdum diyebilmek bana dedeler mirasıdır. Doğu ülkemi gezdim dolaştım, oradaki zenginliklerden gemime seçme bir yük yükledim. Fakat dip-doğulunun ifrit suratlı Tanrı taslaklarına el vermedim. Dümen kırdım, batıya gidiyordum. O diyarların mahsulünü de seçe seçe devşirmeye alışkınım. Onların soysuzlaşmaya yüz tutmuş yaratıkları gözümde değer bulamaz. Beğenlik, övünlük metaı bir bakışta ayırt ederim. Hazinem kabaracak, yeryüzünde biricik olacak. Onu kendi döküm evimde eritip kendi görüşümün, anlayışımın mü-cevherlerini ortaya çıkardığım zaman isterim ki hem batıdaki, hem doğudaki dostlarım benim numunemde kendilerini, kendi eksiklerini, üstelik de yeni çağın müjdesini bulsunlar.”
“Alnımın terinden altın sarısı başaklar bitti, yüreğimin sızısından kan kırmızı güller açtı, savaşımın gücünden katı yapraklı buruk kokulu zafer defneleri yeşerdi. Buğdayımı, gülümü, defnemi bir araya düre-yim; kendime en yüce çelengi öreyim. Orta katta bir cihangir olarak oturup dinleneyim. Beni çağırdığın gün Pir Sultan köçeklerinin hafif kanatlı oyun adımlarıyla süzülerek sana gelirim.”
Yalnız Ciğerdelen değil onun okuduğum iki kitabını da (Ülker Fırtınası, Kadıköy’ün romanı) çok beğendim… Şimdi başka bir romanının okuyorum “Dineyri Papazı” o da güzel…
