Gevheri der işler hata
Katırlar baskındır ata
Olur olmaz maslahata
Çocuklar karışır oldu
Halk türküsü, başlangıçta bir kişinin, hafızasında var olan halk işi ezgi ve söz kalıplarından yararlanarak, bazen sözü, bazen ezgiyi değiştirerek, bazen da yine halk işi olmak kaydıyla, özgün olarak ortaya koyup da, dilden dile dolaşırken değişikliğe uğrayan, zaman içinde kişisel izlerin silinmesi sonucu ortak özellik taşıyan ezgili ve biçimli sözlerdir.
Sözünü ettiğimiz bu değişime sürecine folklorik oluşum diyoruz. Böylece oluşan türküye halk türküsü, özgünlüğünü koruyup ilk şeklini devam ettiren türküye de Ahmet’in türküsü, Mehmet’in türküsü, Sadettin Kaynak’ın türküsü, Haydar Telhüner’in türküsü diyoruz. Her iki türün buluştuğu saha ise Halk Müziği ve Halk Edebiyatı sahalarıdır.
Bütün kargaşa halk müziği ile halk türküsü terimlerinin tam bilinmemesi ve birbirine karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. Halk müziği bir tür, bir tarzdır. Türk halk müziğinde esas olan, ortaya konulan ürünün halk işi olma özelliğidir. Halk işi olmak demek, sözün şiir biçimi dil ve anlatım bakımında halk şiiri özelliği taşıması; ezginin ise az da olsa milli ve yerel karakteri yansıtabilmesidir. Bu konu bugüne kadar pek kavranılmamış, halk müziği ürünlerine hep anonim (sahibi belli olmayan) düşüncesiyle yaklaşılmıştır. Halbuki hiçbir şey yoktan var olmaz.
Bugün anonim olan eserlerin bile başlangıçta bir yaratıcısı, bir bestecisi vardır. Zaman ve mekân içinde yayıldıkça anonimleşmişlerdir. Sonuç olarak diyebiliriz ki, türküler var oluşları bakımından anonim ve beste olmak üzere ikiye ayrılırlar.
Şunu hemen belirtelim ki bugün özellikle Radyo ve Televizyonlarda dinlediğimiz, ve mutlaka bir yöreye yamadığımız türkülerin çoğu beste türkülerdir.
Hemen birkaç örnek verelim:
Kırşehirli Neşet Ertaş’ın:
Seher vakti çaldım yârin kapısın vb.
Kâzım Birlik’in:
Bayramdan Bayrama vb.
Musa Eroğlu’nun:
Mihriban… vb.
Urfalı Cemil Cankat’ın:
Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar vb.
Zeki duygulu’nun:
Kervanım geçmiyor kardan vb.
Sadettin Kaynak’ın:
Fırat kenarının ince dumanı vb.
Erzurumlu Kemanî Haydar Telhüner’in:
Şafak söktü yine Sunam uyanmaz vb.
Seid Rüstemov’un:
Bahçamıza geldi bahar vb.
Süleyman Aleskerov’un:
Anacan bağrımı gan eylemişem men vb.
Üzeyir Hacıbeyli’nin:
Araz üste buz üste Tello vb.
Emin Sabitoğlu’nun:
Kimin ağrıyır canı / Çay vb.
Fikret Emirov’un:
Evleri var hana hana vb.
Adil Giray’ın:
Oduna çoh yanmışam vb.
Ve daha binlercesi beste türkülerdir.
Şunu bilmemiz gerekir ki sanatçı, geleneğin besleyici gücünden yararlanarak, yaratıcılığında halkı aşabilmeyi, ona layık olduğu daha iyiyi ve daha güzeli verebilmeyi, onu daha mutlu kılabilmeyi başaran kişidir. Günümüz sanatçısı geleneğin tutucu büyüsüne kapılmadan, çağını kavrayabilmeli, ondan çağdaş biçimde yararlanma yollarını bulabilmelidir. Bugünü, geleneğin değişmeyen biçimleriyle yorumlamaya kalkmak, taklit ya da tekrar etmek sanatı ve sanatçıyı toplumun gerisinde kalmaya mahkûm eder. Halk müziğinin, sadece “geçmişten gelen anonim nitelikteki türkülerden oluşan bir müzik olduğu” şeklindeki kısır ve yanlış düşünce Halk müziğimizi 100 sene geri bırakmıştır. Bu yanlış görüş terk edilip, günümüz insanının ruhuna seslenen türküler yapıldıkça, halk müziği daha dinlenilir hale gelecektir.
Yönetimi devr aldıktan sonra MESAM, Başkan Recep Ergül tarafından durmadan devrim niteliğinde faaliyetler yapmaktadır. Çeşitli müzik dallarında beste yarışması düzenlemek bu faaliyetlerden biridir. Bu nedenle müzikte devrim yapan sayın Başkanı ve Yönetim Kurulunu gönülden kutlarım. Hayırlı olsun.
