Kardeşlik Seçim Değil, Hakikâtimizdir ​(Yükümüz Gül Olsun)

Tam boy görmek için tıklayın.

 

Ali ŞAHİN

Türkiye’de ayrılıklar ve gayrılıklar kanunlarla çözülmez; kaldı ki kanunlarımızda ayrımcı bir hüküm de yoktur. Kim kendini ayrı hissediyorsa ayrıdır; kanunların böldüğü ya da ayırdığı tek bir yurttaşımız dahi yoktur.

Masa başında yapılan kanuni düzenlemelerle, siyasi hesaplarla ne terörün bitmesi mümkündür ne de gerçek kardeşliğin tesisi… Herkes şunu çok iyi anlamalıdır ki: Biz kardeşiz ve bu kardeşlik sonradan tercih edilen bir seçim değil, bu toprakların bize yüklediği kaçınılmaz bir hakikattir.

İçeride birlik çıkarla tesis edilmez; adaletle ve kardeşlikle tesis edilir. Adlî kanunlarda da kardeşliğimizi zedeleyen düzeltilmesi gereken bir madde de yok.

Hangi dünya görüşüne mensup olursa olsun; Türklüğü bir etnisite değil, bu coğrafyadaki tüm evlatları bünyesinde toplayan kapsayıcı ve köklü bir milli kimlik olarak gören Türk Milleti ortak paydasında buluşmalıyız. Hikmet geleneğimize ve töremize bağlı olarak bu vatanın tüm evlatları bir araya gelmelidir. Hem vatanımızda hem de gönüllerimizde tekrar “il tutmakta” ancak böyle muvaffak olabiliriz.

Dün bu ülkede siyasetin -katıldığımız ya da katılmadığımız- bu millete sunduğu bazı felsefeleri, uzun vadeli vizyonları ve sistemli projeleri vardı:

  • Necmettin Erbakan’ın “Adil Düzen” ve Ağır Sanayi Hamlesi;
  • Alparslan Türkeş’in “Dokuz Işık / Milliyetçi Toplumcu Düzen”, Tarım Kentleri ve Millet Sektörü;
  • Bülent Ecevit’in “Köykent” ve Ak Günlere vizyonu;
  • Turgut Özal’ın “Serbest Piyasa ve Dışa Açılma” hamlesi;
  • AK Parti’nin “2023 Hedefleri” ve Malazgirt’in 1000. yılına atıfla ortaya koyduğu “2071 Vizyonu”…

İyi veya kötü, her birinin bu millete vaat ettiği bütüncül bir modeli ve geleceğe dair büyük iddiaları vardı. Ellerine iktidar geçenler ne kadar vaatlerini yerine getirebildi malum. Bilinmesi gereken bir husus var ki; niyete Cenâb-ı Hak bakar, millet ise neticeye bakar. Sonuç başarısızsa, niyetinizin millet nezdinde pek bir ehemmiyeti kalmaz. Son derece güvenilir olsanız bile bu durum ancak tepkileri yumuşatabilir; fakat başarısızlığı tamamen örtmeye yetmez.

Bugün ise siyaset, millete ufuk çizen büyük projeler üretmek yerine, birbirinin başarısızlığından beslenen kurnazca bir anlayışa teslim olmuştur. Şimdilerde adına “devlet aklı” ya da “devlet projesi” denilerek önümüze konan söylemler dahi, gündelik laf yetiştirme ve “sadece rakibim başarısız olsun da ben öne çıkayım” sığlığından öteye geçemez hale gelmiştir. Oysa gerçek devlet aklı; milleti ayrıştıran değil, adaletle kucaklayan ve milleti yükten kurtaran akıldır. Bu sığ siyasetin ağır faturasını ise sebep olan şahıslar değil, ne yazık ki milletimiz ödemektedir. Başarısızlığı ilke edinenleri daha fazla millete yük etmeden siyasetten uzaklaştıracak yeni bir anlayışa, köklü bir tutum değişikliğine acilen ihtiyacımız vardır.

Artık devlet de milletiyle barışmalıdır. Cumhuriyet tarihimize baktığımızda; dar bir elit kesim dışında sağcısı, solcusu, milliyetçisi, dindarı, dinsizi fark etmeksizin bu milletin her evladı olmadık acılar çekmiştir. Üstelik bu acıları çektirenler, her defasında “Devletin bekası için yaptık” diyerek milleti susturmuş, hatalarını bu kılıfla örtmüştür.

Burada durup sormak gerekmez mi: On yıllardır her kural ihlali “beka” ve “devlet aklı” gerekçesiyle yapıldığı halde bu ülkede hâlâ bir beka sorunu varsa, demek ki burada yanlış giden bir şeyler, yerinin adamı olmayan birileri vardır! Açıktır ki yaşadığımız krizler kanuni değil, doğrudan bir yönetim basiretsizliğidir.

Birbirimizle kucaklaşalım; ev ve esnaf ziyaretleri yapalım, çayhanelerde ve kahvehanelerde yan yana oturalım, topluma birlikte kardeşlik fotoğrafları verelim. Bölücülerin, emperyalistlerin ve kendi saltanatının peşinde olanların oyunları ancak bu şekilde bozulur. Ülke genelinde dalga dalga yayılacak böyle bir toplumsal dayanışma, vatanımız üzerinde oynanmak istenen tüm kirli planları boşa çıkaracak en güçlü başlangıçtır.

Bu kucaklaşma sadece bugünü kurtarma çabası değil, evlatlarımıza bırakacağımız en büyük mirastır. Çocuklarımıza öfke ve nifak değil; adaletle, güvenle ve huzurla yaşayacakları bir Türkiye bırakmak boynumuzun borcudur.

Siyasi çıkar hesaplarıyla masaya oturanların, kanun düzenlemelerinden ya da terör odaklarından medet umanların yapamadığını biz başarabiliriz.

Bugün siyasetin yarattığı o hızlı akıntı, altımızdaki kadim taşları ve derinlerdeki o saklı güzellikleri görmemize mâni oluyor. Oysa bu toprağın mayası ayrılıkta değil, görünmez bağlarımızdaki o sarsılmaz birlikte saklıdır. Şimdi akıntıya kapılmayı bırakıp, birliğimizin ve kardeşliğimizin hakikatine dönme zamanıdır.

Bizim çağrımız; koruması gereken babanın (devletin) babalık yapamadığı, ananın (vatanın) ve evlatların (milletin) ezildiği o yetimhaneden sıyrılıp, hikmet kaynaklı töremizin adaletiyle bir araya gelen ve yıllar sonra birbirini bulan öz kardeşlerin kucaklaşmasıdır. Asıl kardeşliğimizi, öz adaletimizi ve birliğimizi yeniden hatırlama çağrısıdır.

Yazar
Ali ŞAHİN

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen