Azerbaycan Meselesi: Laiklik Tartışmalarında Gözden Kaçanlar

Tam boy görmek için tıklayın.

 

Dr. Yalçın MURGUL[i]

Azerbaycan’da son dönemde laiklik ve din ekseninde yaşanan gelişmeler, Türkiye’de büyük ölçüde kendi siyasal tecrübelerimizden hareketle değerlendiriliyor. Oysa Azerbaycan’ın kendine özgü modernleşme tarihi, toplumsal yapısı ve siyasal kültürü, Türkiye’deki tartışmaların kavramlarıyla kolayca açıklanamayacak kadar farklıdır. Aliyev yönetiminin din politikalarını yalnızca laiklik veya inanç özgürlüğü çerçevesinde ele almak da devletin dini örgütlenmelerle yıllardır kurduğu pragmatik ilişkileri, İran faktörünü ve ülkenin giderek derinleşen toplumsal sorunlarını gözden kaçırmamıza neden oluyor. Bu nedenle meseleyi biraz daha geniş bir tarihsel ve siyasal çerçevede değerlendirmekte yarar var.

Aliyevler döneminde Azerbaycan’da devlet, bağımsız dini örgütlenmeleri sınırlarken kendisine bağlı bir dini kurumsallaşmayı da desteklemişti. Bununla beraber dış kaynaklı dini grupların içeride örgütlenmesine çok sınırlı bir biçimde de olsa zaman zaman göz yumulduğu da bir gerçektir. Örneğin Vahhabilerin ve selefi örgütlerin uzun süredir Bakü çevresinde faaliyet yürüttüğü, hatta takipçilerine zaman zaman para yardımı yaptıkları biliniyor. İlginçtir ki Qarabag FK takımında bir Vahhabi yapılanmasının olduğu dahi iddia edilmişti. Bir dönem Nurcular da Azerbaycan’da okul ve kurs faaliyetleri yürütüyordu. Süleymancıların da burada Kuran kursları aracılığıyla hızla etkinlik kazandıkları biliniyor. Peki güçlü bir istihbarat geleneğine sahip olmasına rağmen Aliyev bunlara neden izin veriyordu? Buradaki ilk açıklama çeşitli sebeplerle Aliyev’in Azerbaycan’ın İslam ülkeleriyle arasını iyi tutmak istemesidir. Nitekim çoğu insanın varlığından bile haberdar olmadığı İslam Oyunları gibi organizasyonların Bakü’de düzenlenmiş olması ilginçtir. Ayrıca Fethullahçılar Azerbaycan’da önce Demirel’in sonra da AKP hükümetinin referansıyla eğitsel faaliyetler yürütme şansını yakalamıştı. Sahip oldukları imtiyazın karşılığında ise dış kaynaklı İslami gruplar, ülkede agresif yayılmacı bir tavır izlememişti. Fakat gün itibarıyla, Aliyev yönetiminin bu konuda kendisini eskisi kadar emniyette görmediği anlaşılmaktadır. Yıllardır masada olan laiklik temalı bazı uygulamaların şimdi yürürlüğe konmasının nedeni ise yüksek ihtimalle budur.

Aliyev’in buradaki temel hedeflerinden biri ise İran’ın bazı Şii topluluklar arasında gözle görünür hale gelen etkisini kırmaktır. Bakü’de bulunduğum dönemde ülkedeki bazı Mirlerin İranperest, yani İran yanlısı oldukları söyleniyordu. Ancak son yıllarda yaşanan şey, yerel Şiiliğin bazı yerlerde dışarıdan gelen daha örgütlü ve siyasileşmiş Şii akımların etkisi altında dönüşmesidir. İran’dan yayılan televizyon ve radyo yayınları ile Azerbaycan Türkçesinde yapılan din yayınlar yeni dini ağların ülkede oluşmasını kolaylaştırdı. Bir dönem Şii militanlığın merkezi olan Nardaran kasabasının Azerbaycan İslamcılığında özel bir yeri olsa da Azerbaycan’ın güneydoğusunun son yıllarda öne çıktığı görülüyor. Lenkeran, Astara ve Celilabad İran’la iltisaklı Şii ağların etkisinin güçlendiği yerler arasında. Özellikle Aşura törenleri bu bölgede zamanla daha siyasal bir nitelik kazandı.

Azerbaycan halkının dine yaklaşımı ise kendine hastır. Ülkede dinsel fanatizm pek zayıf olduğundan Sünni-Şii ayrılığı keskin değildir; bu anlamda Türkiye’de ve Dünya’nın birçok İslam ülkesinde olmayan nadide ve kıymetli bir dengenin Azerbaycan toplumunda sağlandığı söylenebilir.

Azerbaycan’da insanların büyük bölümünün inançlı olduğunu ve birçoğunun evinde ve camilerde ibadet ettiğini görmüştüm; lakin dünyevi ve ruhani arasındaki ayrımı yapma konusunda çok hassas olduklarına, gelenekleri sevmekle beraber taassuba karşı tarihsel tecrübelerini içselleştirdiklerine de şahit olmuştum. Bu yüzden Azerbaycan’ın İslam dünyasındaki ilk demokratik cumhuriyet olması, kadın haklarının yine İslam alemine göre erken sayılabilecek bir dönemde bir politik ve kültürel meseleye dönüşmesi, ve dinsel fanatizme karşı yayınlar yapmış olan Molla Nesreddin dergisi ülkede milli gurur unsurları olarak kabul edilmektedir.

Azerbaycanlılarda milliyetçi eğilimler çok güçlüdür; Azeriler Türk edebiyatını, sanatını ilgiyle takip ederler. Necip Fazıl’ı bir şair ve his adamı olarak, milliyetçi duygulara hitap ettiği ölçüde severler; ancak onların anlam dünyalarında 28 Şubat sürecinin, Anadolu çocukları romantizminin, “minareler süngümüz” gibi sözlerin bir karşılığı yoktur. Serbest seçimlerin olduğu bir demokratik yönetim geleneği de ülkede bulunmadığından, “tepki oyları” gibi analojilerin Azerilerin politik evreninde bir manası neredeyse bulunmaz.

Birinci Garabağ Savaşı’nda Azerbaycan’da ortaya çıkan milli yalnızlık duygusu ile travma, ülke halkının uluslararası ilişkilere bakışı üzerinde milli çıkara dayalı bir yaklaşımın etkili olmasına neden olmuştur. Bu yüzden Türkiye’de artık iç politikayı etkilemeye yönelik işlevselliği bağlamında ön plana çıkmaya başlayan Filistin sorunu gibi meseleler, “Çin emperyalizmi” gibi Türkiye’de popüler olan konu başlıkları Azerbaycanlılar için uluslararası ilişkilerde belirleyici kanaatler ortaya çıkarmaz.

Azerbaycan insanının kendine has bir yaşam anlayışı vardır; milli geçmişlerine ve dünya algılarına tepeden baktığınızı hissettiklerinde hangi görüşte olurlarsa olsunlar birleşirler ve size tepki gösterirler. Türkiye kaynaklı bazı sosyal medya hesaplarında, Azerbaycan’ın Rus emperyal ve Sovyet idarelerinin altında geçen yıllarına yönelik vurgunun Rus ve Sovyet modernleşmesine karşı bir çeşit özcülüğe, Azerbaycan Türklerinin o kendine has yaratıcılığını, düşünme ve idrak kabiliyetini hafife alan garip, biraz da uygarlık karşıtı bir tepkiye dönüştüğü görülüyor. Zeynelabidin Tağıyev’i, Üzeyir Hacıbeyli’yi, Mirza Fethali Ahundzade’yi, Cefer Cabbarlı’yı, Kerim Kerimov’u, Lütfizade’yi, Anar’ı, Rüstem İbrahimbeyli’yi, birçok Rus emperyal ordusu generalini ve sayısız ilim insanını ortaya çıkarmış bir sürece karşı geliştirilen sorunlu bir yaklaşım sıklıkla kendini gösteriyor. Yarattığı tüm sıkıntılara rağmen 150 yıllık modernleşme süreci Kafkasyalı yerli aydınların Şostakoviç, Turgenyev, Lev Landau gibi isimlerle temas etmesini sağlamıştı. Ayrıca Bakü, Arap emirlikleri misali sadece petrol kaynağı değildi; ilk renkli televizyon modelini geliştiren bir mucidin ve benzerlerinin yetiştiği bir endüstriyel merkezdi de.

Azerbaycan’daki güncel durum için ise şu söylenebilir: Azerbaycan’ın 2000’li yıllarda elde ettiği büyük gelirler toplumsal tabana gerektiği ölçüde yayılmadı ve ülkenin gelir kaynakları çeşitlenmedi, bilim nesli ise giderek zayıfladı. Ayrıca servetin, altyapı yatırımlarının ve hizmet sektörünün büyük bölümü Bakü ve civarına yığıldı; bu da Lenkeran gibi bölgelerdeki gelir sorununu kalıcılaştırdı. Böyle bir ortamda Azerbaycan toplumunda dar gelirliliğin ve geleceğe dair ümitsizliğin artık bir statükoya dönüşmesi ülkenin moral krizini derinleştirmektedir. Bu olumsuzluklar içinde siyasal muhalefet olanaklarının iyiden iyiye sınırlandırılması ise dini örgütlenmeleri alternatif siyaset ve kimlik alanları haline getirmektedir.

Not: Aşağıda görülen Molla Nasreddin dergisinin kapağındaki resimde, sağda yer alan kişi İsmail Gaspıralı’dır.

https://x.com/NMurgul/status/2111152611453727177/photo/1

[i] Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi Ve Kamu Yönetimi Bölümü, Kamu Yönetimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2026

medyagen