Yücel TANAY
Oryantalizm, “Öteki” olarak tanımladığı Doğu’yu yalnızca tanımak ve betimlemekle kalmamış; onu bilginin, iktidarın ve meşrulaştırmanın bir nesnesi haline getirmiştir. Edward Said’in teorileştirdiği bu kavram, Batı’nın Doğu’yu sömürgeleştirme sürecindeki zihinsel altyapısını açıklarken, günümüzde benzer bir teorik çerçevenin Doğu Türkistan bağlamında Çin Oryantalizmi (Sinik Oryantalizm / Çin-merkezcilik) üzerinden işlediği görülmektedir.
Çin oryantalizmi (Cultural Orientalism / Sinocentric Orientalism) ve devlet etnografyası, Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) Doğu Türkistan üzerindeki egemenliğini meşrulaştırmak, bölgeyi entegre etmek ve buradaki yerli Türk halklarını (özellikle Uygur ve Kazakları) yönetmek için kullandığı en güçlü ideolojik ve akademik araçlardır.
Bu doğrultuda Çin Devleti’nin Uygur, Kazak ve diğer Müslüman/Türk halklara yönelik sürdürdüğü etnografik, antropolojik ve sosyolojik çalışmalar, “Öteki’ni samimiyetle anlamak” arzusuyla mı yürütülmektedir, yoksa “Sömürgeci söylemi ve alan hakimiyetini meşrulaştırmak” amacına mı hizmet etmektedir?
“Parçala, Yönet ve Yut”: Sömürgeci İdari Yapılanma ve Coğrafi Kimlik Tahribatı
Doğu Türkistan’ı işgal altında tutan ve bu kadim Türk yurdunun adını Xinjiang (Yeni Sınır / İlhak Edilmiş Toprak) olarak değiştiren Çin yönetimi, 1955 yılında bölgede sözde “Uygur Özerk Bölgesi”ni ilan etmiştir.
Çin, bu sözde özerk yapı içerisinde bölgeyi Moğol, Kırgız, Kazak, Tacik ve Hui (Çinli Müslüman) gibi farklı topluluklara ait otonom nahiye, ilçe ve illere bölerek daha alt özerk birimler oluşturmuştur.
Bu idari yapılanma, esasen Sovyet Rusya’nın Batı Türkistan’da uyguladığı böl-yönet politikasının Doğu Türkistan’daki birebir yansımasıdır. Çin yönetimi; “Türk” ve “Türkistan” kavramlarını hafızalardan ve haritalardan tamamen silmeyi, Türkistan halkları arasındaki tarihsel ve kültürel bağları kopararak olası bir millî bağımsızlık hareketinin önüne geçmeyi hedeflemiştir. Dolayısıyla uygulanan bu strateji, doğrudan “Parçala, Yönet ve Yut” prensibine dayanan sömürgeci ve emperyalist bir metodolojidir.
Tianxia Doktrini, Çin Oryantalizmi ve Prof. Dr. Abdurreşit Celil Karluk’un Çinlilik ve Çin’de Ötekiler Analizi
Klasik Batı oryantalizminin merkezinde “Medenileştirme Misyonu” (Mission Civilisatrice) yer alırken; Çin oryantalizminde bunun köklü tarihsel, felsefi ve sosyolojik bir altyapısı bulunmaktadır.
Geleneksel Çin siyaset felsefesindeki Tianxia (Gökyüzünün Altındaki Her Şey) doktrini, dünyayı Çin İmparatoru’nun (Tianzi – Gök’ün Oğlu) ilahi, tekil ve hiyerarşik otoritesi altında evrensel bir medeniyet alanı olarak tanımlar. Bu kozmolojik ve hegemonik anlayışa göre Çin (Zhongguo – Orta Krallık) medeniyetin yegâne merkezidir; Çin’in çeperinde yer alan Doğu Türkistan gibi Türk coğrafyaları ile komşu halklar ise “barbarlar” (Yi, Di, Man, Rong) olarak kabul edilip ehlileştirilmesi, bağımlı kılınması ve merkez tarafından dönüştürülmesi gereken nesnelerdir.
Prof. Dr. Abdurreşit Celil Karluk, Çinlilik ve Çin’de Ötekiler adlı çalışmasında, ünlü Çinli sosyolog ve antropolog Fei Xiaotong’un “kartopu” teorisine dikkat çekerek Tianxia mantığının sosyolojik işleyişini ortaya koyar:
”Fei Xiaotong’a göre, Çinlilik aslında bir kar topu gibidir. Çevresindeki yabancıları kendine yapıştırmak suretiyle büyüyen, çekirdeğinde Huaxialığın bulunduğu, politik sınırları içindeki Çinli olmayan yabancıların sosyal ve kültürel olarak asimile edilmesi sürecidir. Çinliliği yaşatan Çinliler, kendilerini daima ötekilerden ayrı ve üstün tutmuşlardır.” (Abdurreşit Celil Karluk, Çinlilik ve Çin’de Ötekiler)
Prof. Dr. Karluk’un analizine göre bu süreç, iki temel kavram üzerinden işler:
Kültürel Çin: Çinliliği oluşturan bütün unsurların tamamen hâkim olduğu, farklılığın bulunmadığı homojen bir gerçekliktir.
Politik Çin: Tianxia vizyonu doğrultusunda Çin’in hegemonyasına dâhil edilen, Çin’e bağımlı veya dolaylı olarak yönetilen Çinli olmayan halkların (Doğu Türkistan vb.) yaşadığı bölgelerdir.
Çin tarihinde Kültürel Çin daima Politik Çin’i yutmak istemiş, bunun için stratejiler geliştirip ısrarla uygulamıştır. Politik Çin, Kültürel Çin’e dönüştüğünde ise sınırlar genişletilerek yeniden yeni bir Politik Çin inşa edilir. Günümüzde Çin Komünist Partisi (ÇKP) iktidarının Doğu Türkistan’daki uygulamaları, “İslam’ın Çinlileştirilmesi” (Sinicization of Islam), eğitim kurumlarında yabancı kaynakların yasaklanması ve küresel ölçekteki “borç diplomasisi/kredi tuzağı” gibi adımları, bu tarihsel dönüştürme mekanizmasının modern tezahürleridir.
Batılı Antropologların “İçsel Oryantalizm” Eleştirileri
Çin’in azınlık politikalarını antropolojik açıdan eleştiren Batılı akademisyenler, Pekin’in Doğu Türkistan’daki söylemlerinin klasik sömürgeci kalıpları nasıl yeniden ürettiğini göstermişlerdir:
Dru Gladney ve “İçsel Oryantalizm” (Internal Orientalism)
Uygur etnografyası üzerine öncü çalışmalarıyla bilinen Amerikalı antropolog Dru Gladney, Çin’deki azınlık temsilini “İçsel Oryantalizm” kavramıyla kavramsallaştırmıştır. Gladney’e göre:
Han Kimliğinin İnşasında “Öteki”: Çin devleti, Han çoğunluğunu “rasyonel, modern, birleştirici ve politik olarak olgun” olarak tanımlayabilmek için Doğu Türkistan halklarını “renkli, duygusal, egzotik ve geleneksel” olarak kurgulamak zorundadır. Han kimliğinin kendisi, icat edilmiş bu “azınlık egzotizmi” üzerinden tanımlanır.
Folklorlaştırma ve Erksizleştirme: Uygurların ve Kazakların zengin tarihi ve siyasi hak talepleri görmezden gelinerek; yerel kültür sadece “dans eden, rengârenk giysiler giyen ve şarkı söyleyen mülayim azınlıklar” imajına sıkıştırılır.
Darren Byler ve “Terör Kapitalizmi” ile “Şiddet İçeren Babalık” (Violent Paternalism)
Doğu Türkistan üzerine saha araştırmaları yürüten antropolog Darren Byler, Çin’in içsel oryantalizminin modern teknoloji, güvenlik sistemleri ve biyopolitika ile nasıl harmanlandığını ortaya koyar:
Terör Kapitalizmi (Terror Capitalism): Byler, devletin Doğu Türkistanlıları kitlesel veri toplama araçları (yüz tanıma, DNA örnekleri, akıllı telefon denetimleri) ve gözetim teknolojileriyle “potansiyel tehdit” olarak haritalandırdığını söyler. Bu süreçte yerli halk, Çinli teknoloji firmaları ve güvenlik sektörü için bir “deney ve kâr alanına” dönüştürülmüştür.
Violent Paternalism (Şiddet İçeren Babalık): Çin devletinin kendisini Doğu Türkistanlıların “şefkatli, eğiten ve modernleştiren babası” olarak sunmasını eleştiren Byler; bu oryantalist paternalizmin gerçekte aileleri parçalayan, insanları kamplara kapatan ve kültürel aktarımı koparan son derece şiddetli bir araç olduğunu ifade eder.
Doğu Türkistan Etnografyası: Bilgi Toplama mı, Kontrol Aygıtı mı?
Siyaset bilimci Gardner Bovingdon’un “L’ethnographie d’État en Xinjiang” (CEMOTI, 1999) başlıklı çalışmasında ortaya koyduğu üzere, Çin Devleti’nin bölgedeki etnografya ve antropolojiye olan ilgisi hiçbir zaman saf akademik veya entelektüel bir merak olmamıştır. Bovingdon’un “Devlet Etnografyası” olarak tanımladığı bu mekanizma, resmi ideolojinin bilimsel bir kılıf altında Doğu Türkistan’da uygulanmasını sağlar.
Medeniyet Hiyerarşisi Kurgusu
Çin oryantalizminin inşa ettiği Medeniyet Hiyerarşisi anlayışında; Han Çinlileri bu hiyerarşinin en tepesinde (modern, gelişmiş ve rasyonel) yer alırken, Doğu Türkistan’ın yerli halkları “korunması, eğitilmesi ve modernleştirilmesi gereken” daha alt basamaklardaki topluluklar olarak kurgulanır. Bu hiyerarşik bakış açısı, devletin yürüttüğü antropolojik müdahalelerin temel meşruiyet kaynağını oluşturur.
Dinî ve Kültürel Kimliğin Evcilleştirilmesi: “İslam’ın Çinlileştirilmesi”
Çin oryantalizmi, Doğu Türkistan’ın İslami ve Türk kimliğini Çin medeniyetinin bir alt unsuru haline getirmeyi hedefler. Pekin yönetiminin resmî politika haline getirdiği “İslam’ın Çinlileştirilmesi” projesi çerçevesinde; İslam dininin estetik, hukuki, mimari ve teolojik boyutları Çin Komünist Partisi ideolojisi ve Han-merkezci kültür sınırları içine sıkıştırılır.
Çin devletinin yayımladığı resmi “Beyaz Kitaplar” ve akademide üretilen resmi tezler, Doğu Türkistan kültürünün özünde her zaman Çin kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğunu, İslamiyet’in ise bölgeye sonradan “dayatıldığını” iddia eder. Hatta Kutadgu Bilig veya Divânu Lügati’t-Türk gibi klasik Türk kültür eserleri dahi resmi devlet söyleminde ve etnografik yayınlarda “Çin medeniyetinin zenginlikleri ve hazineleri” olarak etiketlenerek evcilleştirilmeye çalışılır.
“Radikallik” ve “Yabancılık” Söylemi
Çin oryantalist bakışı, Doğu Türkistan’daki dindarlığı veya Türk dünyasıyla olan tarihsel ve kültürel bağları “yabancı nüfuz”, “aşırılık” veya “çağ dışılık” olarak damgalar. Bölge halkının köklü kimliğinin “güvenlik tehdidi” olarak sunulması; yerel halkın dinsel ve kültürel pratiklerinden sistemli şekilde arındırılarak “seküler ve sadık Çin vatandaşları” haline getirilmesini akademik olarak rasyonalize eder.
“Egzotikleştirme” ve “Dişilleştirme” Stratejisi
Çin devlet medyası, turizm broşürleri ve resmi etnografik anlatılar, Doğu Türkistan halklarını sürekli olarak şarkı söyleyen, dans eden, renkli kıyafetler giyen, neşeli ve egzotik topluluklar olarak resmeder. Bovingdon, Gladney ve Byler’ın ortaklaşa vurguladığı gibi bu söylem, siyasi ve tarihi hak talepleri olan bir ulusu zararsız bir “folklora” indirgeme stratejisidir. Üstelik bu topluluklar eril Han iktidarının karşısında “dişil, pasif ve uysal” bir imajla kurgulanarak toplumsal kimlikleri nesneleştirilir.
Sömürgeci Bilgi Üretimi (Knowledge/Power)
Michel Foucault’nun belirteceği gibi; bilgi iktidardır, iktidar da bilgi üretir. Çinli akademisyenler ve etnologlar aracılığıyla Doğu Türkistan’ın dili, folkloru, dinî pratikleri ve aile yapısı detaylıca haritalandırılmıştır. Bu bilgi:
Bölge halkını “sistematik olarak okunabilir” hale getirmek,
Hangi dinî/kültürel sembollerin (sakal, başörtüsü, oruç, helal gıda anlayışı) “tehlikeli” sayılacağını tespit etmek,
Sosyolojik müdahale noktalarını belirlemek için kullanılmıştır.
“Evrensel Han / Modern Yurttaş” Kimliğine Entegrasyon
Etnografik çalışmalar “azınlıkların özgünlüğünü koruma” iddiası taşısa da, pratikte bu özgünlük müzeleştirilip içinin boşaltılmasına hizmet eder. Yerel kültür nesneleştirilirken, toplumsal yaşamın merkezine Han Çinlilerinin dili (Mandarin), yaşam tarzı ve devlet sadakati yerleştirilir.
Modern Dönem: “Güvenlikleştirme”, Uygulamalar ve Kamp Sistemi
Çin oryantalizmi, Tianxia felsefesi ve devlet etnografyasının ürettiği bu teorik altyapı, günümüzde Doğu Türkistan’daki kitlesel izleme, sahadaki baskıcı uygulamalar, asimilasyon ve “yeniden eğitim kampları” politikalarının zeminini hazırlamıştır.
Tıbbi / Klinik Söylem
Etnografik ve ideolojik söylemde, yerli halkın dini ve milli kimliği temizlenmesi gereken bir “ideolojik virüs” veya tedavi edilmesi gereken bir “hastalık” olarak tanımlanır. Kamplar ise birer cezaevi olarak değil, antropolojik bir “modernleştirme ve topluma kazandırma okulu” olarak dünyaya pazarlanır.
Mülksüzleştirme, Mahremiyet İhlali ve “Kardeş Aile” Projesi
Çin devletinin toplumsal dokuyu ve mahremiyeti parçalama politikalarının en somut adımlarından biri “Kardeş Aile” (Çifte Akraba / Pair Up and Become Family) projesidir. Bu uygulama altında bir milyondan fazla Han Çinli devlet memuru, Müslüman Uygur ailelerin evlerine zorunlu misafir olarak yerleştirilmiştir. Yatak odalarına ve mahrem yaşam alanlarına kadar sızan bu kontrol mekanizmasıyla Müslüman aile yapısı ve mahremiyeti doğrudan hedef alınmaktadır. Evdeki erkeklerin uydurma suçlamalarla toplama kamplarına veya cezaevlerine atılmasıyla savunmasız bırakılan Uygur kızları ve kadınları, devlet baskısı ve tehdidi altında Çinli erkeklerle evlenmeye zorlanmaktadır. Bu durum, yalnızca kültürel bir asimilasyon değil, aynı zamanda demografik bir genosit stratejisidir.
Dini Kutsalların Çiğnenmesi ve Beslenme Üzerinden Asimilasyon
Çin yönetiminin kültürel ve dini imha politikasının en aşağılayıcı boyutlarından biri, Doğu Türkistanlıların beslenme alışkanlıkları ve dini inançları üzerindeki zorbalığıdır. Hem toplama kamplarında hem de sosyal hayatta Uygur Türkleri inançlarına aykırı olarak domuz eti yemeye ve alkol tüketmeye zorlanmaktadır. Bunun ötesinde; Doğu Türkistan ve Uygur mutfak/sofra kültüründe hiçbir tarihsel ve dini karşılığı olmayan, Çin mutfağında tüketilen köpek eti, fare ve böcek gibi yiyeceklerin zorla yedirilmesi baskısı uygulanmaktadır. Dini hassasiyetlerin, helal-haram anlayışının ve kültürel tiksintilerin bu şekilde hedeflenmesi, bireyin psikolojik ve dini direncini kırmaya yönelik sistemli bir toplumsal aşağılama ve kimliksizleştirme metodudur.
Biyopolitik Şiddet, İnsan Ticareti ve “Helal Organ” Skandalı
Etnografik haritalandırmanın biyopolitik boyutu, toplama kamplarında ve cezaevlerinde tutulan Uygur tutsakların bedenlerinin nesneleştirilmesine kadar varmıştır. Herhangi bir hukuki süreç olmaksızın uydurma suçlarla alıkonulan yüz binlerce Doğu Türkistanlı mahkûm, zorunlu tıbbi testlere ve kan tahlillerine tabi tutulmaktadır. Uluslararası insan hakları raporlarına, BM uzman incelemelerine ve bağımsız Mahkeme (Uyghur Tribunal) bulgularına yansıyan ciddi iddialara göre; bu veri bankaları üzerinden rızasız organ nakli ağı işletilmektedir. Kamplardaki mahkûmların organları zorla alınarak küresel organ pazarına sunulmakta, üstelik bu organlar Körfez ve Orta Doğu ülkelerinden gelen zengin alıcılara pazarlanırken “Helal Organ” (alkol ve domuz eti tüketmeyen Müslüman bedenlerinden elde edilmiş) etiketiyle satışa çıkarılmaktadır. Bu ticari ve ideolojik vahşet, sömürgeci mantığın insan bedenini getirdiği en uç aşamayı temsil eder.
Kültürel Soykırım ve Müzeleştirme
Bölgedeki uygulamalar doğrudan kimlik imhasına odaklanır: Camilerin kubbelerinin ve minarelerinin yıkılarak Han mimarisine uyarlanması, dini sembollerin kamusal alandan silinmesi ve Uygur dilinde eğitimin kademeli olarak kaldırılması bu adımlardandır. Gerçek ve canlı kültürel pratikler kontrol altına alınıp yok edilirken; devletin onayladığı “steril” ve Çinlileştirilmiş Uygur kültürü (örneğin devlet kontrolündeki Muşam gösterileri) turistik birer nesne olarak sergilenir. Bu durum, antropolojide bir kültürün yaşayan bağlarından koparılarak “müzeleştirilmesi” olarak adlandırılır.
“Anlamak” mı, “Sömürgeleştirmek” mi?
Bir kültürü “anlamak”, o kültürün öznesiyle eşit düzeyde diyalog kurmayı, onun tarihsel ve toplumsal varlığını kendi koşulları içinde tanımayı gerektirir. Çin’in Doğu Türkistan’daki etnografik yaklaşımı ise şu sebeplerle “anlamak” çerçevesine girmez:
Kurtarıcı Rolü ve İç Sömürgecilik (Internal Colonialism)
Etnografik söylem, Çin devletini bölgeye altyapı, medeniyet ve modernlik getiren bir “kurtarıcı” olarak konumlandırır. Yerli halkın kendi dinamikleriyle modernleşemeyeceği iddia edilerek, Han Çinlilerinin bölgedeki demografik, siyasi ve ekonomik hakimiyeti meşrulaştırılır. Doğu Türkistan; zengin doğal kaynakları (petrol, doğalgaz, nadir toprak elementleri), Çin’in “Kuşak ve Yol” projesindeki jeopolitik konumu ve tarımsal potansiyeliyle Pekin için kritik önemdedir. Etnografik çalışmalar, bölgeye Han nüfusunun yerleştirilmesi ve demografik yapının değiştirilmesi sürecinde yerli halkın direncini kıracak araçları üretmeye odaklanır.
Toplumsal Mühendislik ve Nesil Aktarımının Kesilmesi
Etnografik saha analizleri ve resmi politika belgeleri, Pekin’in Doğu Türkistan’daki varlığını yerel halkın geleceğini yeniden tasarlayan bir devlet projesine dönüştürdüğünü göstermektedir. Okul öncesi dönemden itibaren yürütülen dil politikaları, yatılı okul ağları ve aile yapısına dönük müdahaleler, kültürel kimliğin ebeveynden çocuğa doğal aktarımını kesmeyi hedeflemekte; başta Uygur ve Kazaklar olmak üzere bölgenin otokton halklarını devlet aygıtına entegre etmeyi amaçlamaktadır.
Disiplin ve Islah Araçları: Yeniden Eğitim
Oryantalist söylem ve inşa edilen Medeniyet Hiyerarşisi, Doğu Türkistan halkını “tarihten gelen geri kalmışlığından ve geleneksel yapılarından sıyrılması gereken, iş gücüne ve modernliğe entegre edilmesi lazım gelen” bir kitle olarak resmeder. Bölgedeki kampların resmi adı olan “Mesleki Eğitim ve Öğretim Merkezleri”, tarihsel “barbarları ehlileştirme” anlayışının güncellenmiş halidir: “Sizi özgürleştirmek ve çağdaşlaştırmak için dönüştürüyoruz.”
Sonuç
Doğu Türkistan örneğinde Tianxia doktrini, Çin Oryantalizmi ve Batılı antropologların (Dru Gladney, Darren Byler) ile bölgesel uzmanların (Abdurreşit Celil Karluk, Gardner Bovingdon, Yücel Tanay) eleştirileri doğrultusunda devlet etnografisi; “Öteki”ni anlamak, onunla empati kurmak veya onun kültürel derinliğini kavramak amacı taşımamaktadır.
Aksine, ÇHC’nin kullandığı bu ideolojik ve akademik araçlar; kendisini “kurtarıcı” olarak sunarak Çin egemenliğini meşrulaştırmak, bölgeyi entegre etmek ve Uygur ile Kazak başta olmak üzere yerli Türk halklarını yönetmek ve asimile etmek üzere kurgulanmıştır. Prof. Dr. Abdurreşit Celil Karluk’un işaret ettiği üzere, “Kültürel Çin”in “Politik Çin”i yutma stratejisi; Sovyet Rusya’nın Batı Türkistan’daki idari parçalama modellerine paralel olarak uygulanan “Parçala, Yönet ve Yut” taktikleri, resmi “İslam’ın Çinlileştirilmesi” projeleri, “Kardeş Aile” uygulamalarıyla mahremiyet ihlalleri, zorla evlilikler, inanca ve mutfak kültürüne aykırı yiyeceklere zorlanma, tutsakların organlarının gasbedilerek pazarlanması, sahadaki baskıcı uygulamalar, Darren Byler’ın vurguladığı “terör kapitalizmi” ve “şiddetli paternalizm”, klinik/tıbbi güvenlikleştirme söylemleri, kültürel “müzeleştirme” ve Medeniyet Hiyerarşisi ile harmanlanarak mutlak bir denetim ve dönüştürme mekanizmasına evrilmiştir.
Kaynakça
1.Tanay, Yücel. “Tianxia ve Uygurlar: Çin’in Küresel Paradigması ve Türk Dünyası.” Haber Nida, https://habernida.com/tianxia-ve-uygurlar-cinin-kuresel-paradigmasi-ve-turk-dunyasi/
2.Karluk, Abdurreşit Celil. Çinlilik ve Çin’de Ötekiler: Çin Siyasasının “Ötekileri” ve Doğu Türkistan. İstanbul: Bilge Kültür Sanat.
3.Bovingdon, Gardner. (1999). “L’ethnographie d’État en Xinjiang.” CEMOTI (Cahiers d’Études sur la Méditerranée Orientale et le monde Turco-Iranien), Sayı 28, s. 295-318.
4.Byler, Darren. (2021). Terror Capitalism: Uyghur Dispossession and Masculinity in a Chinese City. Durham: Duke University Press.
5.Gladney, Dru C. (1994). “Representing Nationality in China: Refiguring Majority/Minority Identities.” The Journal of Asian Studies, Cilt 53, Sayı 1, s. 92-123.
6.Said, Edward W. (1978). Orientalism. New York: Pantheon Books.
7.Fei, Xiaotong. (1989). Zhonghua Minzu De Duoyuan Yiti Geju [Çin Milletinin Birlik İçindeki Çokluğu Patterni]. Pekin: Central Nationalities University Press.
